PER ASPERA AD ASTRA..

Mustafa Ajlan ABUDAK

Nadir Dünya Hipotezi bir totoloji ve evrende nadir bulunan Akıllı Yaşam sıradan mıdır?

Bu soruyu yeni sordum ama konu ile ilgim bu güncemi oluşturmaya başladığım (2006) zamanlarda zihnimi meşgul ediyordu. Bu güncenin de oluşmasına neden olmuştu.

Hakim paradigma pozitivizm ya da post pozitivist bir aydınlanmanın eseri. Öyleyse, bu kabullerden yola çıkarak madde aklın biricik kaynağıysa ve bu ön kabul doğruysa, yani materyalist Darwinci söylemin iddiası doğru bile olsa, söylemin rastlantısal doğası sebebiyle, maddenin  akıl haiz olma özelliğinin madde var olmadığında bile onun için var olması gereklidir. Eğer bu geçerli olmazsa madde rastlantı sonucu bile olsa, bu içsel özelliğini (potansiyelini) ortaya çıkaramazdı. Çıkarır dersek simyayı da pozitif bir bilim olarak kabul etmemiz gereklidir.

Şimdi bu durumda elimizde iki önerme vardır;

1. Ya akıl maddeden önce vardır.

2. Ya da maddenin var olması için gerekli ön koşullardan biridir… çünkü potansiyel olarak madde onu içermektedir.

Akıl potansiyel olarak madde içinde yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkansızdır. Lucretius‘un dediği gibi mekanik süreçler için hiçlikten hiçlik doğar. Çünkü potansiyelin gerçekleşmesiyle biz, geriye dönük nedensellik ilkesini gerçekleştirip bu potansiyelin canlı mekanik kanıtlarını oluşturuyoruz. Peki, bu çıkarımları yapmamız çok mu zorlama olur? Potansiyel olarak var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, aklı meydana getirmiş olabilir mi?

Guillermo Gonzalez’in akıl yürütmesinde değindiği üzere;

Bizlerin belirli yetenekleri vardır. Örneğin, akarsuların üzerinden sıçrayabilir, düşen elmayı yakalayabiliriz. Bunlar Dünyaya dâhil olmamız için gereklidir.

‘… Fakat neden kavrama ve ayırt etme kabiliyetimizde vardır? Örneğin, atomların içersinde ve kara deliklerde neler oluyor bilmek isteriz? İşte bunlar günlük deneyimlerimiz olarak adlandırılan yüzeysel gerekliliklerimizin tamamen dışında, hatta iyi bir Darwinci hayatta kalma söylemi için son derece anlamsız olan şeylerdir…

Zekânın/Aklın ortaya çıkışı evrimsel bir rastlantı olabilir. Geoffrey Miller insan zekâsının, tahmin edilemez yönlerde ilerleyebilen cinsel seçilimin kontrolden çıkmasının bir sonucu olduğunu ileri sürer. Steven Pinker How the Mind Works (Akıl Nasıl Çalışır) isimli kitabında, yeterli karmaşıklık seviyesine ulaşmış olan bir yaşam formunda evrim sürecinin sonucunda zeki canlıların ortaya çıkacağına dair fikrin, temelinde “evrim merdiveni” düşüncesinin yer alması sebebiyle hatalı olduğunu savunur: Evrim belirli bir amaca ulaşmaya çalışmaz, sadece rastgele gerçekleşir. Belirli bir ekolojik niş için en kullanışlı adaptasyonu seçer. Dünya üzerinde, bu seçimin sonucunda konuşabilen bilinçli bir canlıya sadece bir defa ulaşılabilmiş olması, bu adaptasyonun sadece nadir durumlarda en iyi adaptasyon olduğunu gösteriyor olabilir. Öyleyse, elde edilmiş olan sonuç, yaşam ağacının mutlaka varacağı son nokta değildir.

Bu görüşlere paralel bir başka teoriye göre, yaşam için gerekli koşullar tüm kâinatta ortak olsa bile, hem yeniden üreyebilme, hem temel bileşenlerini çevresindeki ortamdan temin edebilme, hem de yaşamsal reaksiyonları için (ya da en azından, potansiyel olarak yaşamı destekleyebilecek bir gezegendeki ilk abiyogenez için) gerek duyulan enerjiyi herhangi bir formda elde edebilme kapasitesine sahip olan karmaşık bir molekül dizisinin ortaya çıkarak yaşamı oluşturması, oldukça seyrek bir durum olmalıdır.

Ek olarak, ilk yaşam formlarından insana ulaşan, doğrusal olmayan ve çeşitli yönlere budaklanan gelişim dikkate alındığında, prokaryot hücrelerden ökaryot hücrelere ya da tek hücreli organizmalardan çok hücreli organizmalara geçiş (“kambriyum patlaması“) gibi bazı önemli olayların da gerçekleşme ihtimali düşüktür.

Bir başka olasılık da, zeki yaşamın yaygın, ancak endüstriyel uygarlıkların nadir olmasıdır. Örneğin Dünya’da endüstrileşmenin ortaya çıkışı, temelde fosil yakıtlar gibi uygun enerji kaynaklarının varlığı sayesindedir. Evrenin başka bölgelerinde bu tür enerji kaynaklarının nadir olması ya da mevcut olmaması durumunda, oralarda ortaya çıkmış olabilecek zeki uygarlıklar, iletişime geçilebilecek teknolojik ilerlemeyi hiçbir zaman sağlayamayacaklardır.

Nadir Dünya hipotezi

Dünya üzerindeki yaşama ve onun oluşma sürecine özel bir önem verdiği ölçüde, antropik sapmanın bir türevi haline gelir. Antropik sapmanın bu versiyonunda, evrenin sadece insan zekâsının gelişimine uygun olduğu öne sürülür. Bu felsefi tutum, hemsıradanlık ilkesinin, hem de evrendeki herhangi bir yerin diğerine göre daha ayrıcalıklı olmadığını savunan Kopernik ilkesinin aksini savunur. [1]

Okumaya devam et

Reklamlar

FİBONACCİ’NİN KEŞFETTİĞİ TASARIM

ÖNDEN YÜKLEMELİ EVRİM BU DEĞİLSE NEDİR?

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bu kısa yazıda yeni bir araştırma (26 Kasım 2010) sonucunu sizlerle paylaşacağım. Başlıktaki sorum aslında artık bunu da inkar edecekseniz neyi kabul edebileceksiniz? şeklinde olmalıydı. Şimdi araştırmanın ne ile ilgili olduğuna bakalım. Bağlantısını aşağıda vereceğim bilimsel araştırmayı İngilizceye vakıf olanlar okuyup iyice belleyebilirler. Biz konuyla ilgilinen ortalama okuyucu için işin özünü açıklayalım.

Efendim bilim insanları oksijen atmosfer içeriğinde bulunmazken, en basit canlılardan biri olarak kabul edilen Trichoplax adhaerens‘in DNA’sında  HIF adı verilen bir gen setinin atmosferde oluşan oksijen seviyesindeki yükselmeler gibi hayvan yaşamındaki metabolik meydan okumaları yanıtlamasını sağlayacak  şekilde önceden orada olduğunu ortaya çıkarmış. Kısaca oksijen daha ortada yokken oksijen için bir sistem var. Hımmmmmmmmmm….teleolojik bir evrim düşüncesi git gide bilimsel delillerle doğru olma olasılığını arttırıyor.

Elbette bana inanmayın. Lütfen bilimsel verilere inanın;

NATURE-The hypoxia-inducible transcription factor pathway regulates oxygen sensing in the simplest animal,Trichoplax adhaerens

HOLİSTİK DÜŞÜNCE NEDİR?

Mustafa Ajlan ABUDAK

Derin karanlığın içinde irili ufaklı, uzaklı yakınlı yıldızlar, bulutsu alanlar…Sınırsızlığıyla büyüleyen bir evren. Evrenin o görkemli büyüklüğü karşısında küçücük hissetmişizdir kendimizi. Ama bununla çelişen başka bir duygumuz daha vardır: Bu muazzam bütünün bir parçası olduğumuz hissi. 1

Piaget, insanların doğuştan getirdikleri iki temel eğilim olduğu düşüncesindedir: Örgütleme ve uyum sağlama.

Örgütleme, süreçleri sistematik ve tutarlı sistemler haline getirme ve bu amaçla birleştirme, koordinasyon sağlama, fikirler ve eylemleri birleştirme eğilimidir. Başka bir ifadeyle karşı karşıya olduğumuz kavram ve olayları birbirleriyle tutarlı bütünler haline getirmeye çalışırız. 2

Biyolojik süreç nasıl homeostasis şeklinde denge kurmaya çalışıyorsa, aynı şekilde zihin de dengelenmeye ulaşmaya çalışmaktadır. Uyum sağlama ise, çevreye uyum sağlamayı ifade eder. İçinde bulunduğumuz çevreye uymaya çalışırız. Piaget, nasıl yiyecek yiyerek yiyeceği bedenimize katmaya çalışıyorsak, çocuğun da aynı şekilde bilgiyi zihnine katmaya çalıştığı düşüncesindedir. Niçin aklımız anlamak için bu şekilde dünyayı örgütler? Bu eğilimlere sahip olmamızın nedeni eğilimleri ve bizi ortaya çıkaran süreçler olmasın?

Soru sormak/sorabilmek insan aklının yegane ayrıcalığı. O zaman bizde holistik düşüncenin  izini sürerken araştırmamıza sorularla başlayalım. Bu örgütleme biçimleri beynimizde nasıl oluştu? Neden bu yollarla algılıyoruz ? Başka algılama/anlamlandırma yolları olamaz mıydı? Evrim sürecimiz bu şekilde gelişerek hem fiziksel hemde zihinsel evrimimizi mi sağladı? Yani süreçler kendilerini anlamlandırabilecek zekayı nasıl ortaya çıkardı? Her şey aklın sınırlarını zorlayan milyonlarca kutlu tesadüfün bileşkesiyle beyni inşa edecek şekilde mi gerçekleşti? Madem dünya ve evren tamamen anlamsız tesadüflerin seçkisi ile beyni ortaya çıkardı, beyin neden anlam arayacak şekilde evrildi?

Holistik düşünce; Var olan her birimin, evrenin bütün bilgilerine sahip bulunduğu gerçeğini açıklar. Evrendeki her şeyin aynı bütünün parçaları olduklarını, birbirlerinden haberdar olarak tek bir sistem şeklinde hareket ettiklerini ve birbirleriyle ilişki, iletişim ve etkileşim içinde bulunduklarını ortaya koyar. Var olan her birim, diğerlerini etkileme, değiştirme ve yönlendirme özelliğine sahiptir. Bu nedenle de, en küçük bir birim bile gereklidir, önemlidir ve değerlidir. Aydın Arıtan

ağ

Okumaya devam et

NEDEN TELEOLOJİK EVRİM ?

Mustafa Ajlan ABUDAK

Aşağıda teleolojik evrim fikrimi destekleyen 10 nokta üzerinde durmak istiyorum. Bu 10 noktanın hepside oldukça akla uygun açıklamalardır. Fakat burada bunların sadece akla uygun olduğunu değil, teleolojik evrimi ret eden düşünceden (Darwinizm) daha da akla uygun olduğunu iddia etmiş olacağım.

1. Bilimsel olarak elde edilen veriler nesnel gerçekliğin parçalarıdır.  Kanıt ise bu verilerden kotarılan bir yorumdan ibaret olan zihinsel bir yapılanmadır.

2. Evrime karşı gösterilen bir kanıt tasarımı desteklemez.

3. Evrim için önerilen kanıtlar teleolojiye karşı kanıtlar değildir.

4. Evrim ve tasarım birlikte var olabilir ve birbirlerini destekleyen süreçler meydana getirebilir. Teleolojik evrim sadece moleküler alanda değil sosyal ve psikolojik alanlarda hayat içerisinde var olan evrimsel süreçleri anlamamızda daha kapsayıcı cevaplar vermektedir.

5. Sübjektif çıkarımlarımızı bilime yamamak, bunu yapan zihninin giydiği deli gömleğini bilime giydirmeye çalışmaktır.

Okumaya devam et

YAN İŞLEV VE İNDİRGENEMEZ KARMAŞIKLIK

Mustafa Ajlan ABUDAK

Darwinizm taraftarlarının indirgenemez karmaşıklıklıkla ilgili çözümlerinin aslında gerçek bir çözüm oluşturamadığına dair bir  görseli açıklama için ekliyoruz.  İngilizce bilmeyen ilgililer için konu hakkında kısa bir özet yapmam gerekiyor. Yan işlev mekanizmlar akademik bilim savunucuları tarafından indirgenemez karmaşıklık için olası tek çözüm yolu olarak ortaya çıkmıştır. Araştırmalar ( Nick Maztke ) göstermiştir ki, bu mekanzimalar gerçekten homolog yapılar olarak belirli indirgenememez yapıları (bakterinin kamçısı) şeklen indirgeyebilmiştir.

== Yan İşlev (Co-Option) ve İndirgenemez Karmaşıklık ==

Türlerin Kökeni‘nde Darwin;

Eğer her hangi bir karmaşık bir organın, küçük, başarılı ve sayısız değişiklikle oluşamayacağı gösterilirse, teorim kesinlikle geçersiz olacaktır.”demektedir .(1)

Darwin’in kriterini karşılayan şey indirgenemez karmaşıklık sistemidir. İndirgenemez karmaşıklıkla söylemek isteilen birçok etkileşimli parçadan oluşan, temel bir görevi yerine getiren yâda katkıda bulunan tek bir sistemdir. Bu tür bir sistem, tedricen, küçük, başarılı öncü değişikliklerle üretilemez. Çünkü doğal seçilim işleyen bir görevi seçmeye dayanır. Bir indirgenemez karmaşık sistemin, eğer böyle bir şey varsa, doğal seçilim için tam bir bütün olarak çalışır halde aniden oluşması gereklidir.

İlk önce İndirgenemezlik kavramı nedir kısaca ona bakalım. Kavramın sahibi Michael Behe ;

İndirgenemez karmaşıklıkla kastettiğim birçok tam uyumlu parçadan oluşan tek bir sistemin-ki bu etkileşimli parçalardan her biri temel bir göreve katkı yapar-içersinden herhangi bir parçanın çıkarılmasıyla sistemin kesin olarak işlevinin durmasıdır. (2)

[[http://www.nature.com/nrmicro/journal/v4/n10/full/nrmicro1493.html]]Matzke’nin değerli araştırması bize indirgenemez gibi görünen bir mekanzimanın pekala şeklen indirgenebildiğini göstermiştir. Peki, bu indirgeme ile Darwinizm indirgenemez lafzını bertaraf edip sonuçta var olan tasarımsal argümanı tamamen çürütebilmiş midir ? Yoksa ;
Maztke ve arkadaşı Pallen’in çalışmaları ortaya koyduğu şuydu;

40′tan fazla “olmazsa olmaz” protein olduğunu iddia etmektedir. Halbuki Pallen ve Matzke’nin araştırmaları sonucunda vardıkları sayı 23′dir. Yani incelenen birçok bakteri kamçısının tamamında olan 23 adet farklı protein vardır. Geri kalan proteinlerin bazıları farklı bakteri türlerinin kamçılarında bazıları daha farklı bakteri türlerinin kamçılarında bulunmaktadır fakat tüm kamçılı bakteri türlerinin kamçılarında olan toplam 23 protein vardır. Bu proteinlerin bulunduğu bir listeye buradan da ulaşabilirsiniz.

Bu bilgi elbette Behe gibi diğer tüm akıllı tasarım savunucuları tarafından da kullanılmaktaydı ve yanlış olduğu ortaya çıktı. Ayrıca akıllı tasarım savunucuları 40 adet vazgeçilmez (olmazsa olmaz) proteinin 30 tanesinin hiç homologu olmadığını iddia ediyorlardı. Pallen ve Matzke yaptıkları incelemelerde farklı bakteri kamçılarında toplam 42 farklı protein buldular ve bunların 15 tanesinin bilinen bir homologu yok. Ama yukarda da belirttiğim gibi bakteri kamçısında vazgeçilmez 23 protein var ve bunların sadece 2 tanesinin homologu yok. Yani Behe, Dembski, Minnich, Meyer ve Luskin gibi en önemli AT savunucuları kitaplarında ve yazılarında 30 adet homologu olmayan proteinin bakteri kamçısı için vazgeçilmez olduğunu ve bu sebeple başka bir yapıdan evrimleşmiş olmasının mümkün olmadığını savunmaktaydı. Fakat bu bilginin dramatik bir şekilde yanlış olduğu ortaya çıktı.

Aslında bakteri kamçısı hakkında pek de birşey bilmedikleri gün yüzüne çıktı. Bakteri kamçısının diğer biyolojik yapılarda bulunmayan 30 proteine gereksinim duyduğunu düşünüyorlardı ama bu sayı bir anda “2“ye düştü. Bu da akıllı tasarımcıların bu kadar ateşli bir şekilde savundukları bir konuda bile ne kadar bilgisiz olduklarını göstermesi açısından oldukça önemli diye düşünüyorum. (3)

Ortada apaçık duran gerçek ister 40 proteinden ya da çok daha azından oluşan karmaşık yapı olsun bunların yapılarının varlığının ve öncüllerinden daha fazla karmaşık olduklarının tartışmaya mahal vermeyecek denli kesinleşmiş olmasıdır. Bu yapı ya da herhangi bir başka taksonomik yapı eninde sonunda 10-15-20-25 … proteinli işleyen bir şekilde ( kamçının) Darwinizm için gerekli olduğudur. Her basamak bir sonrakini müjdelemektedir. Sanki bir sonrakinin ortaya çıkacağını bilerek genom içersinden ona uygun olarak çözüm üretmektedir.

Peki, 10 proteinden misal 30 ya da 40 proteine giden bir yapı aynı zamanda gayesel bir şekilde doğal seçilim tarafından seçilerek daha optimize bir motor/yapı oluşturmuş olmuyor mu? Eğer oluşturuyorsa ki, Matzke’nin değerli çalışmasıyla bu ortadadır, evrim için gayesel ve doğrusal olan bu çıktıyı Darwinizm içinde nereye koyabiliriz ? Daha yetkin bir mekanizma oluşturmak doğanın içkin bir özelliği midir ?

Sorular artıkça Darwinizm temel kaideleri derinden sarsılmaktadır. Stephen Jay Gould bu temel kaideleri harkulade bir şekilde özetlemiştir;

Eğer doğal seçilim yaratıcıysa, ilk önermemize iki ek kısıtlama getirmemiz gerekir.

Değişiklikler rasgele olmalıya da en azından, tercihlili biçimde uyuma dönük olmalıdır.

İkinci olarak, değişiklikler, yeni türlerin ortaya çıkışındaki evrimsel değişimlere oranla küçük olmalıdır. Çünkü yeni türler birdenbire oıtaya çıkıyor olsaydı, doğal seçilimin yaptığı tek şey kendisinin üretmediği bir gelişimin yolunu açmak için önceki bireyleri ortadan kaldırmak olurdu. Kısacası, Darwin in basit görünen kuramı bazı inceliklerden ve ek koşullardan yoksun değildir. Yine de, bence kuramın kabul görmesinin önündeki engel bilimsel bir zorlukla değil. Darwin’in iletisinin felsefi içeriğiyle henüz terk etmeye hazır olmadığımız bir dizi kökleşmiş Batı düşüncesine meydan okumasıyla ilgilidir.

Birincisi, Darwin evrimin amacı olmadığını ileri sürmüştür. Bireyler genlerinin gelecek kuşaklarda temsil edilmesi için mücadele ederler o kadar. Dünya bir ahenk ve düzen sergiliyorsa, bu yalnızca bireylerin kendi çıkarlarını gözetmelerinin rastlantısal bir sonucudur – Adam Smith’in ekonomisinin doğaya uyarlanmış biçimi.

İkincisi, Darwin evrimin belirli bir yönü olmadığını savunmuştur: evrim mutlaka daha yüce varlıklara doğru ilerlemez.

Üçüncüsü, Darwin doğa açıklamasına tutarlı bir maddecilik felsefesi uygulamıştır. Madde tüm var oluşun zeminidir; akıl, ruh ve hatta Tanrı, sinirsel karmaşıklığın muhteşem sonuçlarına verilen adlardan başka şeyler değildir. (4)

Yan işlev mekanizmaları, protein yapıları ile karmaşıklık oluşturdukları için daha az karmaşıklıktan daha çok karmaşıklığa giden ‘‘ilerlemeci” yolda halihazırda Darwnizm için büyük sorun oluşturmaktadırlar. Bir başka açıdan bakarsak, bu mekanizmaların niçin giderek karmaşıklaşan yapıların oluşumunda kendi asli görevlerinin sürekli dışına çıkıp hiç bir amaç taşımaksızın organisazyon ve ilerlemeyi sağladığını sormak gereklidir? Niçin çevrenin oluşan mutasyonları seçilim baskısıyla organizasyona yöneltmesi tamamıyla rastlantısal olarak ilerlemeyi sağlar? Bunun bir evrimsel ilerleme olarak kabul edilmesi niçin tehlikelidir?

Proteinler optimize yapılar oldukları için ve her birinin 3D şekli kendi görevi ile doğrudan ilişkili olduğudan ötürü, proteinlerin birkaç tanesinin birleşerek daha üst bir karmaşıklığı, yan işlev süreciyle organize etmesi ve kendi asli görevlerinle ilişik olmayan daha karmaşık görevler üstlenmesi, sanki ilk ortaya çıkışlarının bu daha sonraki görevler için baştan optimize şekilde var olduğunu fısıldamaktadır.Yan işlev mekanizmasının ve Darwinizm söyleminin birbirlerine zıt evrimsel içeriğe sahip olduklarını göstermektedir. Görünürde Akıllı Tasarımın en önemli iddlarından birini geçersizleştiren araştırma, aslında doğrudan yönlendirilmiş evrim argümanını desteklemekte ve Darwinizmin açıkça görünen bazı temel gerçeklerle, bunların arkasında yatan daha büyük gerçekleri nasıl maharetle saklayabildiğini ortaya koymaktadır.

Canlıların temel bazı parçalara ya da içeriğe en başından sahip olmadan daha karmaşık üst yapılara doğru ilerleyebilmesi mümkün değildir. Bu yapılar ne kadar indirgenirse aslında Darwinizm temel kaideleri de bir o kadar indirgenmektedir.Darwinizm Evrimin olası tek açıklaması değildir, olamaz. Darwinizm bir bilimsel teori değil kökleri determinist aydınlanmada kalan bir ideolojidir.

Kaynakça;

1. Darwin, sayfa 154

2. M.Behe : http://www.arn.org/docs/behe/mb_mg1darwinianpathways.htm

3. Da Vinci müstear isimli blog yayımcısı ; http://bilimfelsefedin.blogspot.com/2006/10/bakteri-kams-bacterial-flagellum-zerine.html

4. Darwin ve Sonrası – Stephen Jay Gould- Doğa Tarihi Üzerine Düşünceler (İngilizce: Ever Since Darwin: Reflections in Natural History, 1977) Önsöz …

————-

Bu makalemize konu olan yan işlev (co-option) mekanizmalrıyla ilgili söylemimi destekleyen son (2011 yılına ait) iki bilimsel yayınla ilgili makalelerim aşağıdadır;

[[ÖNDEN YÜKLEMELİ EVRİM BU DEĞİLSE NEDİR?|https://akillitasarim.wordpress.com/2011/01/27/onden-yuklemeli-evrim-bu-degilse-nedir/]]

Orijinal makale; [[NATURE-The hypoxia-inducible transcription factor pathway regulates oxygen sensing in the simplest animal,Trichoplax adhaerens|http://www.nature.com/embor/journal/v12/n1/full/embor2010170a.html]]

[[SODYUM KANALLARI HAYVAN SİNİR SİSTEMİNDEN ÖNCE EVRİMLEŞMİŞ….|https://akillitasarim.wordpress.com/2011/05/26/sodyum-kanallari-hayvan-sinir-sisteminden-once-evrimlesmis/]]

Orijinal Makale; http://neurosciencenews.com/sodium-channels-evolved-before-animals-nervous-systems-neuroscience-research/

 


HOLİSTİK ÖĞRENME SÜREÇLERİ : BİYOLOJİK VE SOSYAL EVRİM

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bu makalemiz adından da anlaşılacağı üzere holistik bir bakış açısıyla biyolojik ve sosyal evrimde öğrenme kavramını ele alacak. Evrimsel iz düşümleri de  teleolojik deliller ışığında irdelenecek. Tüm bu bağlantıların salt tesadüften çok daha derin anlamlar taşıdığını anlamak için, ilk olarak sosyolojik bir kavram olan öğrenmenin tanımını ile başlamak yerinde olacaktır. Tamamıyla kabul edilmiş bir tanımı olmamasına karşın, öğrenmenin içeriğiyle ilgili genel bir uzlaşma vardır. Bir çok farklı tanımlaması katkısıyla genel bir çerçeve çizilmek istenirse, öğrenmeyi şu şekilde tanımlayabiliriz ;

Organizmanın yaşamını sürdürebilmesi için çevresindeki değişmelere başarılı olarak uyum sağlaması gerekmektedir. Etkin uyum sağlama öğrenmeyle mümkündür. Duruma uygun tepkiyi verme, çevreye nasıl uyum sağlanması gerektiğini öğrenme, yaşamın sürdürülebilirliği bakımından kritik öneme sahiptir.

İnsan ve diğer canlılar çevreye uyum için biyolojik olarak bazı temel mekanizmalara sahiptir. Otomatik olarak nefes alıp verir. Kan şekeri düştüğünde otomatik olarak kana şeker salgılanır. Bu otomatik uyum sürecine hemostatik mekanizma adı verilir. Bu mekanizmanın işlevi insanda fizyolojik dengeyi sürdürmektedir. Ayrıca insanın doğuştan getirdiği refleksler yaşamı sürdürmeyi yani kalımı sağlamaktadır. Ancak hemostatik mekanizma ve refleksler tüm gereksinimleri karşılamada ve her koşulda çevreye uyum sağlamada yetersiz kalmaktadır.

Okumaya devam et