EVRİM KARŞITLARINA DERSLER: ARA FORM BULUNDU

Çizim: Radikal Gazetesi

Habere geçmeden önce Darwin’in evrim teorisinin evrim kelimesindeki kastedilen anlam, bizim bugün kullandığımız evrim evolution Latince evolvere-volvere kelimesinden türeyen anlam kesinlikle değildir. Evrim kelimesinin anlamı ‘açılmak, serilmek, ilerlemek, gelişmek’ gibi anlamlar içerir ve genelde bu kavramları içeren olay ve olgular için kullanılır. Bu haberde de açıkça bu şekile kullanılmış, ilkelden daha gelişmiş yapıya doğru açık bir ” ilerleme ” den bahsediliyor. Evrim teleolojik anlayışa göre ilerleme ve gelişmedir. Darwin evrimi ise bu tip bir kullanıma yani basitten karmaşığa tedrici bir ilerlemeyi öngörmez. Bu açıklamaya baştan karşı çıkar. Darwin tüm evrimi rastlantının kutlu doğasının doğal seçilim sayesinde ortaya çıkardığı sonuçlar olarak görür. (Temel nedeni ” ilerleme ve gelişmenin” teleoloji-teolojiye kapı açması ve bu yapıların telenomi ile naturalist ideoloji ile açıklanamaması) Organizmanın bir amacı varsa bile o sadece hayatta kalma olabilir. Buda zorunlu olarak daha gelişmiş, daha üst taksonomik bir yapı inşa etmez. Zaten hayat ağacı metaforu, Lamarck’tan aldığı teolojik bir metafordur. Kısaca Darwinci Evrim daha düşük canlılardan daha yüksek olanlara doğru bir ilerleme değildir ve zorunlu olarak karmaşıklığın yükselmesi ile sonuçlanmazBir popülasyon daha basit bir forma, daha küçük bir genoma doğruda evirilebilir fakat tersine evrim yanlış bir kullanımdır. 1-2

  1. ^“Is the human race evolving or devolving?”Scientific American. July 20, 1998. see also biological devolution.
  1. ^ Moran, Nancy A. (2002). “Microbial MinimalismGenome Reduction in Bacterial Pathogens”. Cell 108 (5): 583–6.

Şimdi habere geçmeden iki makalemin okunması faydalı olur diye düşünüyorum.

https://akillitasarim.wordpress.com/2012/08/04/evrim-bilgisizlik-ve-hurafeler/

https://akillitasarim.wordpress.com/neden-teleolojik-evrim/

Radikal Gazetesi haber metni;

Güney Afrika’da bulunan ve insan türünün muhtemelen atalarından birine ait kemikler üzerinden tasarlanan en bütünlüklü model insan ve maymunlara dair özellikleri birlikte barındırıyor.
Daha önce bilinmeyen insan benzeri bir türe ait iki milyon yıllık kemik kalıntıları 2008 yılında Johannesburg yakınlarında bulunmuştu.

Yeni değerlendirmeler, Australopithecus sediba (Au. sediba) adlı bu türün, insanlarınki gibi leğen kemiği, el ve dişleri ve şempanzeninkine benzer ayakları olduğunu ortaya koyuyor. MH1 olarak anılan gençlik çağındaki erkek iskeleti, MH2 olarak bilinen kadın iskeleti ve MH4 olarak bilinen kaval kemiği anatomisi ile ilgili altı ayrı araştırma raporu yayımlandı.

Bulgular Science adlı dergide yayımlandı.

Kemikler, Johannesburg’un kuzeydoğusundaki İnsanlığın Beşiği Dünya Mirası alanında bulundu. İskeletlerin, erozyonla çatısı çöken bir mağaranın zemininde bulunduğu belirtiliyor. Bilim adamları, kadın ve erkek iskeletlerinin anne ve çocuğa ait olabileceğini söylüyor. Trajik bir kaza sonucu mağaraya düşerek öldükleri ya da arada sıkıştıkları tahmin ediliyor.  Ölümden sonra cesetlerin bir havuzda yıkandığı ve iskeletlerin başka hayvanların iskeletleriyle birlikte betonlaştığı belirtiliyor. Çukurda, bazı kedi türlerine, sırtlanlara, antiloplara, kuşlara ve farelere ait kemikler de bulunuyor. Malapa’daki bu bireyler, australopithesin olarak bilinen, dik yürüyen, insana benzeyen türe ait olarak değerlendiriyorlar. Bu türün, Afrika’da 4 milyon yıldan iki milyon yıla kadar olan dönemde yürüdükleri biliniyor.

Au. sediba’nın bacak anatomisi konusunda antropolog Jeremy DeSilva tarafından yapılan analizde, bu türün kendilerine has bir şekilde yürüdüğü sonucuna varıldı. Bu türün küçük topuklarının insandan çok şempanzeye benzediği, bu nedenle de içe doğru bir açıyla yürüdüğü ve ayaklarının kısmen bükülmüş şekilde yürüdüğü belirtiliyor. Bu anatomi ve ilkel yürüme biçimi, bu türe hem dik yürüme, hem de ağaçlara tırmanmak için uygun özellikler sağlıyor. Araştırmacılar, Au. sediba’nın diğer australopithesinlere oranla, ağaçlara tırmanmaya daha elverişli bir anatomiye sahip olduğunu da belirtiyor.

Okumaya devam et

Reklamlar

EVRİMSEL EKONOMİK KRİZ

Mustafa Ajlan ABUDAK

Ekonomistler genelde istatistiklere deterministçe tapan bir topluluktur. Biyologlar da verilerden daha çok verilerin teoriye ne kadar uyduğuna bakan zihinlere sahiptir. Konumuz öncelikli olarak evrimsel ekonomi olduğuna göre ilk önce kısa bir durum tespiti ile başlamak yararlı olacaktır. Eski dünyanın falcıları, müneccimleri ve matematikçileri yıldız namelere nasıl bakıp geleceği okumaya çalışıyorsa, bugünün ekonomistleri de serbest piyasa sanılan bir alandan gelen verileri analiz ederek gelecekte ne olacağını bulmaya çalışıyorlar. Tabi bu yaptıkları bir anlamda serbest piyasa dedikleri meta-ekolojik alanın öyle pek serbest bir alan olmadığını da göstermekte. Sistemin esas paradoksu zaten ‘geleceğin öngörülebilmesi’ mümkün olsa serbest bir piyasadan bahsedemeyecek olmamız. Fakat asıl sorun ekonomiyi istatistikler, rakamlar ve analizlerden ibaret gören, onun hayatla olan içkin bağını unutan, insanları denklemdeki değişkenler olarak algılayan zihin yapısı. Ekonomiyi oluşturan insanlardır ve insanları da oluşturan duygular, düşünceler ve inançlardır. Bunları sayısallaştıramazsınız. Sayılar zihninizin dış dünyayı kendine anlamlı kılmak için ”uydurduğu” sembollerdir. Bu ideografik sembollerin doğayı tercüme etmesi, sizin bu metni İngilizce diline tercüme etmenize benzer yani tamamıyla anlam aktaramaz sadece kapsar, fikir verir.

Kapitalizmin iki temel direği vardır. İlki krizdir. Krizler kapitalizm için DNA’ daki mutasyonlara benzemektedir. Kimi zaman yıkıcı etkileri olur, kimi zaman sistemin işleyişine doğrudan etkide bulunmaz. Fakat kimi zamanda krizler, bunlardan yararlanılabilecek ortamda olan sistem parçalarına inanılmaz fırsatlar sağlar; onların seçkin bir konuma gelmesine yardımcı olur. İkinci önemli dayanak noktası ise simülasyondur. Geleceği yani kimseye ait olmayan olası zaman-mekânı bugünden satarak gelecekten yaptığı enerji transferi ile yine bugünü inşa etmeye çalışır. Tıpkı cuma gecesi alkol alan ve enerji patlaması yaşayan birinin aslında cumartesi gününden enerji çalmasına benzeyen bir durumdur. Yapılan görece sabit olan (haftalık) enerji akışını alkol alarak hızlandırmaktır yani cumartesi sabahı enerjisini cuma gecesine likit olarak aktarırsınız.  Antik metinlerde faiz ve alkolün sürekli yasaklanması ve bunlara dikkat edilmesi gerektiğinin ısrarla belirtilmesi boşuna değildir. 1

Matematik soyut bir yapay dil olarak somut dünyayı bu denli etkilediğinden beri, doğadaki her şeyi bu dile tercüme ederek akıl etmeye çalışan insanlık, en büyük hayal kırıklıklarını bu tercüme esnasında yaşaya gelmektedir. Ekonominin ve hayatın sadece Darwinist bir şekilde güçlü olan kazanır ilkesi ile işleyeceğini sananlar, bugün sosyal Darwinizmin çocuğu olan kapitalizmin kendi kendini imha etmesi (kanser olması) karşısında çaresiz gözükmektedir. Ekolojiyi iyi incelenmeyen, hayata ve doğaya bütüncül (holistik) değil,  güçlünün, ayakta kalanın ve sözde seçilmişin tarafından bakan zihin şeması, elbette doğanın kayırdığını düşündüğü ırkları diğerlerinden üstün tutacaktır. Doğada teleolojik yani gayesel ve içkin bir amaç varmış ki böyle olmuş derseniz de, o zamanda bunu ideolojik olarak reddedeceklerdir. Farkı oluşturanın coğrafi farklılıklar olduğunu anlamamız için Magellan’a kadar beklememiz gerekmişti. Kısaca modern yapılandırılmış zihin setine göre serbest piyasa ve orman kanunsuzdur, kuralları yaşam mücadelesi ( ya da daha güçlü olan) belirler.

Bu yaşam mücadelesinde eğer Dünyayı tek bir canlı organizma olarak görürsek, ve içindeki tüm diğer ekolojik canlılığı da vazgeçilmez parçalar olarak algılarsak ne olur? Yaşam mücadelesini, her bir üyenin ekolojide içerisinde ve döngüdeki görevini yerine getirmesi  olarak algılar, bunu sağlayan tüm unsurların toplamının da yaşam olduğunu düşünürsek, mücadele ile işbirliği kümeleri ne derece kesişir? Birinin varlığının diğerine bağlı olduğu bu büyük ortak yaşam alanı bize ekonomik alanda da bir şeyler fısıldamıyor mu?

Okumaya devam et

BİR BAŞKA DAWKINS YALANI: GENETİK KODUN EVRENSELLİĞİ

Çeviren: Mustafa Ajlan ABUDAK

En azından en son yayınladığı Kör Saatçi’den   (1986) beri, Richard Dawkins genetik kodun yeryüzündeki tüm canlılarda ortak olduğunu iddia etmektedir. Bu, Dawkins’in yazdığına göre Darwin’in evrensel hayat ağacının temellerini oluşturan gezegendeki her canlının ‘ortak bir atadan geldiğinin ’ ( 1986, sayfa 270) neredeyse kesin bir kanıtıdır.

Daha güncel olarak, Dawkins bu iddiasını 2009’da yayınladığı en iyi satan listelerine girmiş kitabı Yeryüzündeki En Büyük Gösteri’de tekrarlamıştır. ( s. 409) :

… Genetik kod evrenseldir, tüm hayvanlarda, bitkilerde, mantarlarda, bakterilerde, virüsler de benzerdir. 64 harfli sözlükten oluşan,  üç harfli DNA’nın  20 amino aside tercüme edildiği ve ‘burada başla’ ‘burada bitir’ anlamına gelen bir noktalama işaretinin kullanıldığı, yaşam krallığının neresine bakarsanız bakın aynı 64 harfli sözlüğü görebileceğiniz  yegane kod. ( bu genellemeyi bozmayacak birkaç çok küçük istisna dışında)

Bu son vurgulanan istisna kısmına geleceğiz ama daha önce Dawkins’in genetik kodun neden evrensel olduğunu düşündüğüne bir göz atalım.

Sebep ilginçtir. Genetik koddaki herhangi bir mutasyon (içerdiği genlerdeki mutasyonlara kıyasla) sadece bir yerde değil tüm organizmada ani yıkıcı etkilere sahip olabilir. Eğer bu 64 harfli sözlükteki herhangi bir kelimenin anlamı değiştirilecek olursa, bu değişen harf farklı bir amino asit üretecek, buda vücuttaki tüm proteinlerin değişmesi anlamına gelecektir. Sıradan bir mutasyondan farklı olarak bu bir felaketi ifade eder. (2009, s. 409-10)

Şimdi de Dawkins iddiasındaki evrenselliği ve kod niçin evrensel olmalı argümanını akılda tutun ve daha sonra buraya bir göz atın;

The Genetic  Codes

Basit bir sayma sorusu: ‘bir ya da iki’ 17’ye eşit midir? Bu sayı bilinen değişik genetik kodların sayısı olarak Ulusal Biyoteknoloji Veri Merkezince (NCBI) derlenmiştir. Herhangi bir ölçüme göre, Dawkins elde edilen sayının onda birine bile yaklaşamamış durumdadır.

‘Bir ya da iki’ bu yüzden bir yalan, sadece doğru değil demek ‘

‘Bir, İki, ya da On yedi, Kimin umurunda- Bunlar sadece küçük farklar! ‘

Okumaya devam et

TEORİNİN ÇEKİRDEĞİNDEKİ ÇELİŞKİ

Videoda bahsi geçen açıklamaların tam metni;

Mustafa Ajlan ABUDAK

Dijital ve Nükleotit Kodların Evrimsel Dinamikleri : Mutasyondan Korunma Perspektifleri

1. Dijital ve nükleotit kodların eşitliği: her ikisi de bir alfabeye dayanır ve semantik yapıdadır.

2. Her iki kod türü de mutasyona karşı içsel koruma mekanizmalarına sahiptir.

Her 8 bit verinin 1 biti mutasyon belirlenmesi için ayrılmıştır. Bunun biyotik karşılığı, geniş bir repertuvarda DNA içerisinde bulunan tamir enzimleridir.

3. Dijital kodların adaptasyonu rastgele süreçlercedir.

Dijital kodlar evrimsel programlama adı verilen teknik vasıtasıyla , daha önceden belirlenmiş parametrelerin belirlenmiş sınırlar çerçevesinde, belirlenmiş program modülleri tarafından derlenip seçilerek,  rastgele süreçlerce adapte edilebilir.

Bir dijital rakamın tam anlamıyla rastgele değişikliğe uğraması, bir veri siciminden rastgele  kopyalanması veya  kodda başka bir yere dahil edilmesi imkansızdır. Çünkü, mutasyon tanımlamakla görevli bit bu şekilde oluşacak hataları, semantik hata yada telaffuz hatası olarak belirleyecektir. Buda yedek kodun devreye girip, hatalı kısmın düzeltilmesine sebep olan içkin mutasyon korumasını devreye sokacaktır.

Okumaya devam et

HOLİSTİK DÜŞÜNCE NEDİR?

Mustafa Ajlan ABUDAK

Derin karanlığın içinde irili ufaklı, uzaklı yakınlı yıldızlar, bulutsu alanlar…Sınırsızlığıyla büyüleyen bir evren. Evrenin o görkemli büyüklüğü karşısında küçücük hissetmişizdir kendimizi. Ama bununla çelişen başka bir duygumuz daha vardır: Bu muazzam bütünün bir parçası olduğumuz hissi. 1

Piaget, insanların doğuştan getirdikleri iki temel eğilim olduğu düşüncesindedir: Örgütleme ve uyum sağlama.

Örgütleme, süreçleri sistematik ve tutarlı sistemler haline getirme ve bu amaçla birleştirme, koordinasyon sağlama, fikirler ve eylemleri birleştirme eğilimidir. Başka bir ifadeyle karşı karşıya olduğumuz kavram ve olayları birbirleriyle tutarlı bütünler haline getirmeye çalışırız. 2

Biyolojik süreç nasıl homeostasis şeklinde denge kurmaya çalışıyorsa, aynı şekilde zihin de dengelenmeye ulaşmaya çalışmaktadır. Uyum sağlama ise, çevreye uyum sağlamayı ifade eder. İçinde bulunduğumuz çevreye uymaya çalışırız. Piaget, nasıl yiyecek yiyerek yiyeceği bedenimize katmaya çalışıyorsak, çocuğun da aynı şekilde bilgiyi zihnine katmaya çalıştığı düşüncesindedir. Niçin aklımız anlamak için bu şekilde dünyayı örgütler? Bu eğilimlere sahip olmamızın nedeni eğilimleri ve bizi ortaya çıkaran süreçler olmasın?

Soru sormak/sorabilmek insan aklının yegane ayrıcalığı. O zaman bizde holistik düşüncenin  izini sürerken araştırmamıza sorularla başlayalım. Bu örgütleme biçimleri beynimizde nasıl oluştu? Neden bu yollarla algılıyoruz ? Başka algılama/anlamlandırma yolları olamaz mıydı? Evrim sürecimiz bu şekilde gelişerek hem fiziksel hemde zihinsel evrimimizi mi sağladı? Yani süreçler kendilerini anlamlandırabilecek zekayı nasıl ortaya çıkardı? Her şey aklın sınırlarını zorlayan milyonlarca kutlu tesadüfün bileşkesiyle beyni inşa edecek şekilde mi gerçekleşti? Madem dünya ve evren tamamen anlamsız tesadüflerin seçkisi ile beyni ortaya çıkardı, beyin neden anlam arayacak şekilde evrildi?

Holistik düşünce; Var olan her birimin, evrenin bütün bilgilerine sahip bulunduğu gerçeğini açıklar. Evrendeki her şeyin aynı bütünün parçaları olduklarını, birbirlerinden haberdar olarak tek bir sistem şeklinde hareket ettiklerini ve birbirleriyle ilişki, iletişim ve etkileşim içinde bulunduklarını ortaya koyar. Var olan her birim, diğerlerini etkileme, değiştirme ve yönlendirme özelliğine sahiptir. Bu nedenle de, en küçük bir birim bile gereklidir, önemlidir ve değerlidir. Aydın Arıtan

ağ

Okumaya devam et

DARWIN’İN İSPİNOZLARI HESAP YAPMAYI BİLİYOR MUYDU?

Barry CIPRA 17 Şubat 2010 ScienceMag

Çeviren : Mustafa Ajlan ABUDAK

Evrim yeni türler ortaya çıkarırken doğrusal cebir mi kullanıyor? Evrimsel biyologlarve uygulamalı matematikçilerden oluşan bir takım araştırmacının gerçekleştirdiği analizler durumun bu olabileceğini gösteriyor. En azından evrimin en önemli sembollerinden biri için:  ispinozların gagaları.

Charles Darwin 1895 yılında Galapagos adalarına gerçekleştirdiği ziyaretinde, ispinozların gagalarındaki çeşitlilik onu şaşırtmış ve merakını tetiklenmişti. Darwin ispinozların gagalarının yediklerine göre ince bir şekilde ayarlanmış gibi olduklarını fark etmişti: küçük ve noktalı gagalar böcek yemeye eğilimliydi, örneğin,  kalın ve sağlam gagalara sahip olanlar ise bitkisel besleniyorlardı. Bu buluş onun doğal seçilim yoluyla evrim teorisini formüle etmesine yardım etmişti.

Bu uyum sergilemelerin (adaptasyonların) arkasında bir matematiksel örüntü olup olmadığını merak eden doktora öğrencisi Otger Campàs ve yüksek lisans öğrencisi Ricardo Mallarino bulunduğu Harvardlı bir grup,   genus Geospiza içindeki 6 tür ve genus Camarhynchus içerisindeki 3 türünde dahil olduğu Darwin ispinozlarından 13’ünün gaga yapılarını analiz etti. Araştırmacılar, Harvard Karşılaştırmalı Zooloji Müzesinde yer alan itinayla dijitalleştirilmiş profil örneklerini kullanarak, geometrik objelere etki eden en basit matematiksel islevler olarak da bilinen doğrusal dönüşümlerin, ispinozların üst gagalarını temsil eden iki boyutlu egrileri ortak bir forma ne ölçüde indirgeyebilecegini anlamaya çalıştılar.

Matematiksel olarak, herhangi iki eğri bir çeşit dönüşümle birbirleriyle ilişkilendirilmiştir. Fakat doğrusallık çetin bazı sınırlamalar oluşturur. Doğrusallık iki boyutlu bir düzlemde, şekillerin sadece ölçekleme ve kırpılma ile şekillendirilmesine olanak tanır. Kabaca tanımlarsak, ölçeklendirme dönüşümleri, iki dikey aksı açıp sıkıştıran fakat onları yine dikey tutan bir işlemdir. İki gruplandırılmış küme , kırpılma yoluyla tek bir grup haline gelirler. Araştırma ekibi bunu Proceedings of the National Academy of Sciences ‘ta bir rapor halinde yayımlamışlardır.

Okumaya devam et

NEDEN TELEOLOJİK EVRİM ?

Mustafa Ajlan ABUDAK

Aşağıda teleolojik evrim fikrimi destekleyen 10 nokta üzerinde durmak istiyorum. Bu 10 noktanın hepside oldukça akla uygun açıklamalardır. Fakat burada bunların sadece akla uygun olduğunu değil, teleolojik evrimi ret eden düşünceden (Darwinizm) daha da akla uygun olduğunu iddia etmiş olacağım.

1. Bilimsel olarak elde edilen veriler nesnel gerçekliğin parçalarıdır.  Kanıt ise bu verilerden kotarılan bir yorumdan ibaret olan zihinsel bir yapılanmadır.

2. Evrime karşı gösterilen bir kanıt tasarımı desteklemez.

3. Evrim için önerilen kanıtlar teleolojiye karşı kanıtlar değildir.

4. Evrim ve tasarım birlikte var olabilir ve birbirlerini destekleyen süreçler meydana getirebilir. Teleolojik evrim sadece moleküler alanda değil sosyal ve psikolojik alanlarda hayat içerisinde var olan evrimsel süreçleri anlamamızda daha kapsayıcı cevaplar vermektedir.

5. Sübjektif çıkarımlarımızı bilime yamamak, bunu yapan zihninin giydiği deli gömleğini bilime giydirmeye çalışmaktır.

Okumaya devam et