HOLİSTİK DÜŞÜNCE


Mustafa Ajlan ABUDAK

Derin karanlığın içinde irili ufaklı, uzaklı yakınlı yıldızlar, bulutsu alanlar…Sınırsızlığıyla büyüleyen bir evren. Evrenin o görkemli büyüklüğü karşısında küçücük hissetmişizdir kendimizi. Ama bununla çelişen başka bir duygumuz daha vardır: Bu muazzam bütünün bir parçası olduğumuz hissi. 1

Piaget, insanların doğuştan getirdikleri iki temel eğilim olduğu düşüncesindedir: Örgütleme ve uyum sağlama.

Örgütleme, süreçleri sistematik ve tutarlı sistemler haline getirme ve bu amaçla birleştirme, koordinasyon sağlama, fikirler ve eylemleri birleştirme eğilimidir. Başka bir ifadeyle karşı karşıya olduğumuz kavram ve olayları birbirleriyle tutarlı bütünler haline getirmeye çalışırız. 2

Biyolojik süreç nasıl homeostasis şeklinde denge kurmaya çalışıyorsa, aynı şekilde zihin de dengelenmeye ulaşmaya çalışmaktadır. Uyum sağlama ise, çevreye uyum sağlamayı ifade eder. İçinde bulunduğumuz çevreye uymaya çalışırız. Piaget, nasıl yiyecek yiyerek yiyeceği bedenimize katmaya çalışıyorsak, çocuğun da aynı şekilde bilgiyi zihnine katmaya çalıştığı düşüncesindedir. Adaptasyon nörolojik ve fiziksel olgunlaşmayı takip eden istekli hareketlerle birlikte refleksif hareketlerin kullanımıyla başlar. Adaptasyon süreci, akomodasyon ve asimilasyon arasında karşılıklı etkileşime bağlıdır. Akomodasyon ve asimilasyon arasındaki etkileşim, kişisel ihtiyaçlar ve çevrenin istekleri arasındaki dengenin sonucudur.

Adaptasyon, akomodasyon ve asimilasyon süreçleri …Niçin aklımız anlamak için bu şekilde dünyayı örgütler? Bu eğilimlere sahip olmamızın nedeni eğilimleri ve bizi ortaya çıkaran süreçler olmasın?

Soru sormak/sorabilmek insan aklının yegane ayrıcalığı.O zaman bizde holistik düşüncenin  izini sürerken araştırmamıza sorulara başlayalım. Bu örgütleme biçimleri beynimizde nasıl oluştu? Neden bu yollarla algılıyoruz ? Başka algılama/anlamlandırma yolları olamaz mıydı? Evrim sürecimiz bu şekilde gelişerek hem fiziksel hemde zihinsel evrimimizi mi sağladı? Yani süreçler kendilerini anlamlandırabilecek zekayı nasıl ortaya çıkardı? Her şey aklın sınırlarını zorlayan milyonlarca kutlu tesadüfün bileşkesiyle beyni inşa edecek şekilde mi gerçekleşti? Mağdem dünya ve evren tamamen anlamsızsa beyin neden anlam arayacak şekilde evrildi?

Bizlere, var olan her birimin, evrenin bütün bilgilerine sahip bulunduğu gerçeğini açıklar. Holistik düşünce; evrendeki her şeyin aynı bütünün parçaları olduklarını, birbirlerinden haberdar olarak tek bir sistem şeklinde hareket ettiklerini ve birbirleriyle ilişki, iletişim ve etkileşim içinde bulunduklarını ortaya koyar. Var olan her birim, diğerlerini etkileme, değiştirme ve yönlendirme özelliğine sahiptir. Bu nedenle de, en küçük bir birim bile gereklidir, önemlidir ve değerlidir. Aydın Arıtan

Holistik (bütüncül) düşünce nedir? Sorusuna yukarıdaki gibi bir kısa ve öz bir açıklama aslında yetmeyebilir. Genel bir çerçeve çizmek ve holistik düşünce kavramı ile ilk kez karşılaşan bir okuyucu için ise çok gereklidir.Çünkü bütüncül düşünce de denilen holistik düşünce ”çerçeve” nin ta kendisidir.Sınırları olan duyularımız ve aklımızla sınırsız gibi görünen bir yapı olan evreni anlamaya çalışmak zorundayız. Burada her parça değerli olduğu gibi parçanın bütün içerisinde anlamlı olması ancak parça-bütünü kapsayan bir yaklaşımla irdelenirse mümkün olabilir. En sevdiğiniz kekin içersindeki yumurtayı görebilmek mümkün değildir. Onun kekin olmasa olmaz bir parçası olması ama keke karışan yumurtanın varlığının geri ”döndürelemez” doğasından ötürü gösterilemeyecek te olması ”yumurtanın” kekin içerisinde olduğunu algılayan dilimiz ve tabi ki beynimiz için gerekli bir gözlem değildir. Kekin içinde yumurta olduğunu sadece ‘hissedebiliyoruz” yani evet orada yumurta var ama onu ne görüyor nede kekin içerisinden geri döndürüp eski haline sokabiliyoruz. Entropi ile tersinemezlik ilkesi buradaki.Yumurtanın varlığını anlamamız ve inanmamız için yumurtayı görmeyi beklemiyoruz değil mi? Yumurtanın tadı bize  yumurtanın kendi varlığa dair zihinsel kanıt sağlıyor.Görmesek dahi yumurta orada, bunu bilebiliyoruz.

Teleolojik evrim yaklaşımı (yönlendirilmiş evrimsel süreçler) ve holistik düşünce evrim üzerine tuttuğum düşünsel elektron mikroskopları diyebileceğim felsefi araçlardır. Holistik düşünce, teleolojik yaklaşımın olası açıklamalar içerisinde doğru olma olasılığı en fazla olan yaklaşım olduğunu fısıldayan bir akla anlamlı kılma yöntemidir. Bu akıl için belkide tıpkı gözlemlediğimiz evrim gibi bize nedenler hakkında bir şey söyleyemez. Fakat bize evrenin varlığına dair genel bir cevap,insanın varlığına dair bir anlam, tarihin akışı için ise bir rasyonel pusula sağlar. Evreni rastlantının sisli doğasıyla akla anlamlı kılmaya çalışmaktan ziyade, bilimin sağladığı veriler vasıtasıyla evrenin anlamını bulmak,kanımca daha akla yatkın bir düşünsel çabadır.

Evrim elde edilen verilerin sürekli desteklediği üzere holistik bir öğrenme sürecidir. Bunu daha önceki birçok yazımızda neden bu şekilde algıladığımıza değinmiştik. Bir daha kısaca özetlemek gerekirse ;

Eğer bizler organizmaları tasarlamak ve uzak zamanda tasarım amaçlarını gerçekleştirmelerini sağlamak istiyorsak, hayatın kendisini içerisinde bulduğu çevrenin sürekli bir değişim ve düzensizlikler yaşadığını hatırlamak zorundayız. Gerçekten de eğer uzak zamanı hesaba katarsak, olası asteroit çarpışmaları gibi potansiyel yıkıcı değişiklikleri de hesaba katmalıyız. Bunun anlamı, gerçekleştireceğimiz tasarımlarımızın, geniş bir yelpazede var olan yaşamsal meydan okumalara karşı yeterince değişken ve uyumlu olarak yaşam formunun içeriğine yerleştirilmelidir. Ve böylesine bir uyumu sağlayan evrimsel mekanizmaların rastlantısal doğasının gereği, evrim önden yüklemeli durum tarafından yapılandırılan bu tip rastlantısal süreçlerce açıklanan bir süreç olacaktır. Gerçekten de daha önceden de önerdiğim gibi evrim bir öğrenme süreci olarak görülebilir.

Eğer bu evrimsel değişen mekanizmaları rastlantısal değil de bunun yerine yönlendirilmişse, demek ki oluşabilecek tüm potansiyel çözümler ve meydan okumalar, esas hücrenin içerisine kodlanarak daha sonra nihai bir kararlılıkla milyonlarca yıl kendisine ihtiyaç duyuluncaya kadar üretilmiştir. Tasarım Matrisi’nde açıkladığım gibi:

Belki de bir tasarımcı daha iyi bir çözüm geliştirdi. Popülasyon hücrelerini bilgisayar olarak ele alalım. Bu popülasyon en azından “hayatta kal” adlı genetik bir program tarafından birbirine bağlanan bir sinirsel ağ yapısı olarak düşünülebilir. Artık her bir hücreye çevreyi denetleyen ve çevresel meydan okumalara karşı genomda özel değişiklikleri planlayan bir bilgisayar kurmaya gerek yoktur. Bu asli görev rastlantısal şekilde oluşan mutagenetik süreç yoluyla çevresel meydan okumalara karşı çözümleri masaya koyarak, bunlardan işe yarayanların popülasyonu değiştiren ve de popülasyon tarafından değiştirilmesiyle sonuçlanan bir süreçle gerçekleştirilir. Popülasyon içerisindeki değişimleri takip eden doğal seçilim tasarımcının olasılıklar denizindeki yıkımlara karşı uyum sağlama, öğrenme yetenekleri ile donanmış hücreleri çalıştırarak gerçekleştirmiş olabileceği bir strateji türüdür.

Buna ek olarak, yanal gen transferi ve gen duplikasyonu mekanizmalarını ele alın. Bunlar evrim ve uyum sağlamanın varlığından emin olunması adına oldukça akılcı yollardır. Her iki mekanizmada önden yüklemeli bir evrimi yankılamaktadırlar.

Kitabım Tasarım Matrisi’nde yine yazdığım üzere ;

Gen duplikasyonu yukarıda bahsedilen tasarım sorunlarını basit bir yolla çözer. Çünkü hücreler kendini çoğaltırken aynı zamanda mutasyona uğratıp yeni çözümler ararken, temel tasarlanmış yapıyı koruyabilir. Temel yapıda korunduğu müddetçe, yeni işlev için oluşan yol da korunup çoğaltılabilir. Bu önden yüklemeli tasarımcı için harikulade bir çözümdür. Tek bir süreçle bizler hem orijinal tasarımı üretip çoğaltabilir ve ilk tasarımı silmeden, ikincil tasarımlar için var olan şemayı düzenleyip yeni açılımlar ortaya koyabiliriz. İstikrar (stability) ve değişim. Hepsi tek bir paketin içerisinde mevcuttur. 3

İşte biyolojik evrimimizde evrenin evrimini takip eden bir süreç.Toplam olarak kozmozun evrimi her bir süreçin diğeriyle doğrudan ya da dolaylı bir birlikteliğinin olasılıklar havuzundan hayatı var kılmasını mümkün olacak şekilde değişimlerle ortaya çıkmasını sağlamış. Geriye dönük nedensellikle biz bunun nedenlerini arayan maddi sonuçlar oluyoruz. Fakat bunu yaparken evrimin kendisini kullanamıyoruz. Çünkü Evrim bir gözlemdir. Şeyleri kategorize etmek için kullandığımız bir yoldur. Evrim ‘nedenler’ hakkında bize bir şey söylemez..söyleyemez…

Makalelerde zorunlu bir sonuç çıkarımını savunmuyorum. Hissedilen, gözlemlenen ama tam anlamıyla rasyonelleştirilmekte güçlük çekilen kuvantum alanı gibi gri alanın gerçeğe dair daha çok veri taşıdığını düşünüyorum. Holistik düşünce, tavşan deliğinden aşağı gidebilmek için gerekli olan ilk adımdır. Bilim dünyası bugün geldiği noktada “Her şeyin Teorisi”ni açıklamaya çalışıyor. Asıl sorun, bu noktanın da ötesinde ne olduğuna dair hiçbir fikirleri olmadığı gerçeğidir.Sonunda holistik bakmanın kaçınılmazlığını kabul etseler de hala eski paradigmalarına esaretten kurtulabilmiş değiller. Hikayede Alice ile Cheshire Kedisi arasında şöyle bir konuşma geçer :

Alice : Buradan gitmek için bana hangi yolu izlemem gerektiğini söyler misin?

Cheshire Kedisi : Nereye gitmen konusunda iyi bir anlaşamaya bağlı bu.

Alice : Neresi olduğunun önemi yok!

Cheshire Kedisi : O zaman hangi yol olduğunun da bir önemi yok.

Alice : Sonunda herhangi bir yere varsın da.

Cheshire Kedisi : Elbette varacaksın. Eğer yeterince uzun yürürsen…

Biyolojik ve sosyal evrimimiz, hemostatik dengemizin tarih içerisinde çevrenin yıkıcı etkilerinden teleolojik bir yapıcı eylem üretmesini sağlayan öğrenme süreçleridir. Bir kaostan denge ve ahenk çıkması ancak  tanık olduğumuz tüm tasarımı/tasarıma benzeyen yapıları ortaya çıkaran kaynak bir kod ile mümkündür.  Bilgi çevresini bir öğrenme süreci olarak belirli bir amaç doğrultusunda, hayatın çevre koşullarına uymasını sağlayacak  şekilde, gerekli verileri kaostan üreterek, bunları seçerek  bir süreçler bütünü şeklinde evrenin evrimini akla şematik olarak nedenselleştirilebilir kılmıştır. Biyolojik evrimimiz bizim sosyal evrimimizi şekillendirdiği gibi bunun tersi de evrimsel tarihimizin yadsınamaz bir parçası olmuştur. Çevre ve doğa koşulları kendi evrimimiz üzerinde mutlak belirleyici faktör olmaktan çıkmıştır.Çünkü artık doğrudan biz çevre ve doğal koşulları doğrudan etkiliyoruz.

Evrim tasarımın akla anlamlı kılınabilmesinin tek ve yegane yoludur. Evrimin reddi akıl edebilmenin reddidir…

Holistik düşüncenin sağladığı temel katkı, teleolojik süreçlerle yönlendirilmiş (doğrudan veya dolaylı) gelişme ve ilerlemeyi sağlayan ve sonunda aklı ortaya çıkarmayı hedef almış (hem somut bir ürün hem de evrensel erekselliğin kaynağı olarakbir süreçler bütününü (ekolojik-biyolojik sosyal-tarihsel-bilişsel) inceleyen bir metodolojidir. Holistik düşünce evrenin dinamik evrimini parça bütün ve bütün parça ilişkisiyle akla anlamlı kılma çabasıdır.

Kaynakça;

1. Turna Çınar/ Radikal Kitap : http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=1036467&CategoryID=40

2.Wikipedia ve Teung 1982, Tüzün 2000, Bacanlı 2006

3.Mike Gene/ The Design Matrix

İlgili diğer yazımız;

https://akillitasarim.wordpress.com/2010/04/23/holistik-ogrenme-surecleri-biyolojik-ve-sosyal-evrim/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s