TELEOLOJİK EVRİM E-KİTAP

PDF formatında indirmek > https://docs.google.com/file/d/0B3FJ-O1l2FLsdHdEVFhWSk5MN0k/edit?usp=docslist_api

EPUB formatında indirmek için:

 https://docs.google.com/open?id=0B3FJ-O1l2FLsQjd6aVNXYUlqZEk

 2. EPUB link https://t.co/3gWiKvG

Yanlışları olmayan bir teori ise gerçek dışıdır, çünkü dışımızdaki gerçek tamamlanmış bir bütün değildir, değişerek, dönüşerek kendini sürekli açmakta. Bu nedenle dünyayı açıklama iddiasındaki her teorinin, her bilimsel tezin eksikli olması ve yanlışları da barındırması kaçınılmazdır. Şaşmaz yanılmaz doğrular aramakla yanlış çıktı diye bir teorik yaklaşımı ve bir pratiği toptan kenara koymak da aynı anlama gelir. 1 Nabi Yağcı.

Akıllı Tasarım, çoğu Darwinci evriminin bir çeşit inanç refleksi halinde düşündüğü üzere evrime toptan bir itiraz değildir.  Aksine evrimi ve bugün kabul edilen mekanizmalarını  (Darwin-Wallace) ortak ata ve adaptasyon temelinde   (Akıllı Tasarım teorisi kurucularından Michael Behe ) en başından bilimsel bir gerçek olarak  kabul etmektedir.

Akıllı Tasarım / Teleolojik Evrim evrimin gayesel bir içerik taşıdığını iddia edenevrimselbir yaklaşımdır.Canlı genomlarında ki bilginin kökeninin ancak tasarımla açıklanabileceğini iddia eder.  İlk canlı organizmadaki temel tasarımın, tanık olduğumuz tüm canlılığı ortaya çıkaran kaynak kodu içerdiğine, evriminde bu kaynak kodu kullanarak ve onun çevresinde bir öğrenme süreci olarak belirli bir amaç doğrultusunda, genomun içerisinden, gene genomun çevre koşullarına uymasını sağlayacak  şekilde gerekli verileri ürettiğini, seçtiğini, derlediğini iddia eder. Doğal seçilim, mutasyon ve diğer evrimsel mekanizmaların kendilerininde aslında temel tasarımı şekillendiren süreç mekanizmasındaki parçalar olduğunu savunur.

William Paley , Darwin’ide oldukça etkilemiş olan akıl yürütmesinde son derece basit ve genel geçer bir sonuç çıkarımında bulunarak şunu söylemektedir;

Bir çalılıktan karşıya geçerken, ayağımı bir taşa doğru attığımı farz edelim. Bana, nasıl olup ta o taşın oraya geldiği ya da orada bulunduğu sorulsaydı, bildiğim her şeyin dışında, muhtemelen bir şekilde önceden beri orada olduğunu söylerdim…

Ancak, yerde bir saat bulduğumu farz etseydik bu durumda o saatin nasıl olup ta orada olduğunu sorgular ve neticede daha önceki cevabımı veremezdim. Aksine, saatin parçalarının birbirleriyle olan uyumu ve bir sistemi oluşturacak şekilde bir araya gelmiş olmaları bize belli bir zamanda, belli bir yerde ve belli bir amaç için bir ya da birden fazla sanatkârın saati tasarlayıp yapmış olduklarını düşündürürdü.

Bilimin görevi mutlak felsefi cevaplar vermek değildir.  Daima söylendiği gibi hayat içersinde herkes ve herşey değişiyor. Her fikir kendini yeni veriler ışığında geliştiriyor, dönüştürüyor…o zaman şimdi bizde şu soruların soralım ve cevaplarını bulmaya çalışalım; Neden evren ve evrimsel süreçler aklın onları nedenselleştirebileceği kadar akla hitap ediyor? Eğer, akıl denilen çıktı evrimsel bir kaza sonucu varsa, kendi varlığını anlama yolunda akıl evreni de bir kazalar bütünü olarak görerek kendi varlığı anlamsız kılmak için mi bilimle uğraşıyor?(Materyalist Paradigma) Yoksa bilim yoluyla evreni kendine daha anlamlı kılabilmek için mi? (Teleolojik Paradigma) Bu sorulardan hangisi akla hitap ediyor?

Reklamlar

HIGGS BOZONU NEYİ BOZDU?

Mustafa Ajlan ABUDAK

‘‘Higgs Boson’’ diye adlandırılan paçacıklarla ilgili teori, 1960’lı yıllarda Edinburgh Üniversitesi teorik fizikçilerinden Peter Higgs tarafından ortaya atıldı. Atomların nasıl kütle kazandığına kafa yoran Peter Higgs, sonunda ‘‘bozon’’larla ilgili teoriyi geliştirdi. Peter Higgs’e göre evren bir çeşit enerji tarafından yaratıldı. Bu enerjiye fizikte ‘‘Higgs Field’’ (Higgs Alanı) dendi. Bu enerji, Büyük Patlama (Big Bang) sonrası ortaya çıkan parçacıklarla etkileşime girdi. Bu etkileşim sonucu ‘‘Higgs bozon’’ diye anılan parçacıklar açığa çıktı. Söz konusu parçacıklar ise maddeye kütle kazandırdı. ‘‘Bozonlar’’ olmasa ya da farklı bir şekilde ortaya çıksalardı, belki de yıldızlar, gezegenler ve yaşam oluşmayacaktı. Higgs’in varoluşla ilgili bu teorisi, o günlerde ‘‘Physics Letters’’ isimli fizik dergisi tarafından reddedildi. Ancak bir yandan da teorinin doğruluğunu test etmek için çalışmalar yapıldı. Bazı bilim adamlarının ‘‘Tanrı’nın partikülleri’’ diye adlandırdığı bozonlar, hemen büyük patlama sonrasında ortaya çıkmışlardı ve artık mevcut değillerdi. Bu nedenle bilim adamları 6 milyar Sterlin harcayarak laboratuvarda ‘‘Big Bang’’ ortamı yarattılar.

2 TRİLYON DERECE ISI

Araştırma, İsviçre’nin Cenevre kentinde Türk üniversitelerinin de gözlemci olduğu Avrupa Partiküler Fizik Merkezi’nde (Cern) yapıldı. Deneyler sırasında elektron ve pozitron gibi atom içi parçacıklar, ışık hızına yaklaştırdılar. Sonra parçacıklar birbirine çarptırılarak imha edildi. Bu sırada ısı iyice arttı, güneşin 100 bin katına yani 2 trilyon dereceye çıktı ve devasa bir enerji oluştu. Ve yeni parçacıklarla birlikte bozonlar açığa çıktı. Bilim adamları bu deneyler sırasında ilk kez maddeye kütle giydiren bosonları görüntülemeyi de başardılar. Bilim adamları, bu partiküllerin yüzde 99 oranında bozon olduğuna inanıyor. Ancak yine de bir yanılgı var, testlerin tekrarlanması gerekiyor. Eğer gerçekten ‘‘varoluş teorisi’’ doğrulanırsa emekliye ayrılmış olan 71 yaşındaki fizikçi Peter Higgs’in Nobel alacağına kesin gözüyle bakılıyor. Araştırmaya liderlik eden Londra’daki Imperial Koleji öğretim üyelerinden Fizikçi Prof. Peter Dornan, ‘‘Bu keşif, 21’inci yüzyılın en önemli buluşlarından biri olacak’’ dedi. 30 yıllık araştırmalar ve milyonlarca dolarlık deneyler sonrasında varoluşla ilgili teori doğrulandı. Bilim adamları, maddeye kütle kazandıran parçacıkları keşfettiler. Uzmanlara göre, bu parçacıklar sayesinde, madde kütle kazanıp yıldızlar, gezegenler ve yaşam var oldu. 1

Okumaya devam et

RARE EARTH: NADİR YERYÜZÜ

BBC’nin muhteşem belgesellerinden Yeryüzü: Gezegenin GücüEarth: The Power of The Planet) adlı serinin  Nadir Yeryüzü (Rare Earth) bölümünün 6 parçalı halinin ilk kısmı. Bu bölüm Yeryüzünde  aşırı karmaşık ve çeşitlilikte yaşamın oluşması için gerekli olağanüstü koşulların neler olduğu ve bunların nasıl olup hem hayatı hemde evrimi düzenlediği ile alakalı. Geri kalan 5 bölümü https://akillitasarim.wordpress.com/izlem/ kısmından diğer videolarla birlikte izleyebilirsiniz.

HOLİSTİK DÜŞÜNCE NEDİR?

Mustafa Ajlan ABUDAK

Derin karanlığın içinde irili ufaklı, uzaklı yakınlı yıldızlar, bulutsu alanlar…Sınırsızlığıyla büyüleyen bir evren. Evrenin o görkemli büyüklüğü karşısında küçücük hissetmişizdir kendimizi. Ama bununla çelişen başka bir duygumuz daha vardır: Bu muazzam bütünün bir parçası olduğumuz hissi. 1

Piaget, insanların doğuştan getirdikleri iki temel eğilim olduğu düşüncesindedir: Örgütleme ve uyum sağlama.

Örgütleme, süreçleri sistematik ve tutarlı sistemler haline getirme ve bu amaçla birleştirme, koordinasyon sağlama, fikirler ve eylemleri birleştirme eğilimidir. Başka bir ifadeyle karşı karşıya olduğumuz kavram ve olayları birbirleriyle tutarlı bütünler haline getirmeye çalışırız. 2

Biyolojik süreç nasıl homeostasis şeklinde denge kurmaya çalışıyorsa, aynı şekilde zihin de dengelenmeye ulaşmaya çalışmaktadır. Uyum sağlama ise, çevreye uyum sağlamayı ifade eder. İçinde bulunduğumuz çevreye uymaya çalışırız. Piaget, nasıl yiyecek yiyerek yiyeceği bedenimize katmaya çalışıyorsak, çocuğun da aynı şekilde bilgiyi zihnine katmaya çalıştığı düşüncesindedir. Niçin aklımız anlamak için bu şekilde dünyayı örgütler? Bu eğilimlere sahip olmamızın nedeni eğilimleri ve bizi ortaya çıkaran süreçler olmasın?

Soru sormak/sorabilmek insan aklının yegane ayrıcalığı. O zaman bizde holistik düşüncenin  izini sürerken araştırmamıza sorularla başlayalım. Bu örgütleme biçimleri beynimizde nasıl oluştu? Neden bu yollarla algılıyoruz ? Başka algılama/anlamlandırma yolları olamaz mıydı? Evrim sürecimiz bu şekilde gelişerek hem fiziksel hemde zihinsel evrimimizi mi sağladı? Yani süreçler kendilerini anlamlandırabilecek zekayı nasıl ortaya çıkardı? Her şey aklın sınırlarını zorlayan milyonlarca kutlu tesadüfün bileşkesiyle beyni inşa edecek şekilde mi gerçekleşti? Madem dünya ve evren tamamen anlamsız tesadüflerin seçkisi ile beyni ortaya çıkardı, beyin neden anlam arayacak şekilde evrildi?

Holistik düşünce; Var olan her birimin, evrenin bütün bilgilerine sahip bulunduğu gerçeğini açıklar. Evrendeki her şeyin aynı bütünün parçaları olduklarını, birbirlerinden haberdar olarak tek bir sistem şeklinde hareket ettiklerini ve birbirleriyle ilişki, iletişim ve etkileşim içinde bulunduklarını ortaya koyar. Var olan her birim, diğerlerini etkileme, değiştirme ve yönlendirme özelliğine sahiptir. Bu nedenle de, en küçük bir birim bile gereklidir, önemlidir ve değerlidir. Aydın Arıtan

ağ

Okumaya devam et

SORGULANAMAYAN TEORİ BİR İNANÇTIR. SORGULANAMAYAN İNANÇ İSE DOGMA..

Mustafa Ajlan ABUDAK

Yorumcu : Yazılarınız gerçekten çok başarılı sizi tebrik ederim. Blogu uzaktan takip ediyorum ve tartışmalara şahitlik ediyorum. AT dışında evrimci iddilara da cevap veriyor musunuz?

 

Evrim konusunda Türkiye’de yoğun bir bilgi çarpıtma hüküm sürmekte. Bu yüzeysel bilgi ile fikir üretme cesaretine sahip ortamda, Yaratılışçıların ısrarla anlamadıklarına, Darwincilerin de kendi savundukları teorinin merkezini bile bilmediklerine şahit oldukça elimden geldiği kadarıyla, evrim konusundaki tartışmalara olabilecek en geniş perspektifi sunmak, iddiaları ve söylemleri her yönüyle aktarmak ve siz okuyucular için yine var olabilecek en geniş güncel bilgilendirmeyi sunmanın gereklilik olduğunu düşündüm.

Elde edilen bilimsel bulguların ışığında, okuyucuların algılayışlarını yeniden değerlendirmesine olanak veren , varsa  daha önce edinilmiş yanlış anlama ve hatalı kabullerini terk etmeye yönelten metinler olmasına çalışıyorum. Bir doğrunun yada sonuç çıkarımının salt savunulması değil, elde edilen verilerin ışığında ne gibi çıkarımlar yapabileceğimizi sorguluyorum. Bu çıkarımların kesinlikle gerçeği temsil ettiğini iddia etmiyorum, sadece aktardığım şekilde olma olasılığının diğer olası açıklamalara göre daha olası olduğunu savunuyorum.

Nabi Yağcı üstadın bir makalesinde dediği gibi;

  Yanlışları olmayan bir teori ise gerçek dışıdır, çünkü dışımızdaki gerçek tamamlanmış bir bütün değildir, değişerek, dönüşerek kendini sürekli açmakta. Bu nedenle dünyayı açıklama iddiasındaki her teorinin,her bilimsel tezin eksikli olması ve yanlışları da barındırması kaçınılmazdır. Şaşmaz yanılmaz doğrular aramakla yanlış çıktı diye bir teorik yaklaşımı ve bir pratiği toptan kenara koymak da aynı anlama gelir. 1

AKILLI TASARIM (teleolojik evrimi savunan) dışındaki evrimci iddiaları ”Teolojik Darwinizm” diyebileceğim bir çerçevede ele alabiliriz. Aslında evrim algısının iki ana kolda değerlendirebiliriz. Birisi herkesin malumu olan Darwin’in evrim teorisidir. Diğer evrim teorileri de paradigma haline gelen Darwin’in teorisine karşıt olarak evrimi açıklamaya çalışırlar. Modern akademik çevrelerde ve hatta toplum içersinde Evrim = Darwinizm gibi bir algının elbette Evrim= Ateizm gibi bir başka çarpık algının yerleşik olduğunu unutmamalıyız. Darwin’in evrim teorisi içersinde de birçok farklı algı mevcuttur. Darwin’in teorisini oluştururken esinlendiği ve karşısına dikildiği doğal teoloji (tasarımcılar) ise Darwin’in teorisinden daha çok alt kola sahiptir. Darwinizm kendini baştan bir felsefeye (materyalizm) bağladığı için teoriden daha çok sağlama çabası şeklinde bir evrim algısıdır. Bunu desteklemeyen tüm algılar en baştan red edilmeli ve yok sayılmalıdır. Bu bakımdan Katolik Kilisesinin dogmaları ile aralarında felsefi açıdan büyük bir fark yoktur. Bunun temel nedeni, Darwinizmin kapalı bir sitem olması yani yukarıda bahsettiğimiz gibi  sadece materyalist felsefenin  evrim propagandası olmasıdır. Materyalist felsefe dışındaki bir açıklamanın, Darwinciler tarafından kabulü mümkün değildir. Bunu aşmak içinde bazı inanan bilim insanları Darwinizm ile Tanrı kabulünü bir şekilde birleştirerek bir ara yol oluşturmaya çalışmıştır. Çünkü Darwinizm bir teori  olarak yer çekimi kanunundan daha büyük bir ”amentüye” sahiptir. Buna hakim bilimsel algı ya da paradigma deniyor.

İşte inançlı bilim adamları Darwinizm ve Tanrı inanışlarını birleştirerek , evrimi hem topluma kabul ettirmekte kolaylık sağlamayı  amaçlamış, hemde Darwinizm evrimsel süreçleri açıklarken kullandığı zorunlu ”teleolojik gönderimlerin kaynağını ne olmalıdır” sorununu da kendilerince ortadan kaldırmışlardır.  Bu içeriği savunanlara teistik evrim yanlısı  da denmektedir. Evrimi Tanrının kullandığı yaratma ve şekil verme  mekanizması olarak görselerde, bunun açıklamasını ” Tanrı fikrini apriori olarak tümüyle dışlayan Darwinizm”  ile yapmaya çalışırlar. Bu  elbette hem felsefi hemde bilimsel açıdan tutarsız ve çarpıktır.  İşin ilginç yanı, popüler evrim algısı olan Darwinizmin,  toplumsal ve  akademik çevrelerde de benzer bir şekilde  içselleştirilmesidir. Akademik çevreler bu yolla kendilerini yığın felsefesi ve inançlarından ayrıştırır. Bu çarpık algıyı bilimi kullanarak içselleştirir yani bir nevi ” din ”haline getirirler . Bu genel ortak algı sebebiyle, toplumsal olarak, evrimin inançsızlığın bir manifestosu ve bilim adamlarının tümünün ateist olduğu şeklindeki çarpık inanışa dönüşür.

Okumaya devam et

TELEOLOJİ ve TELENOMİ

Dr. Caner TASLAMAN

Derleyen : Mustafa Ajlan ABUDAK

Yayınlarımızla ilgilenenler için sitemizin başlığı olan ” Teleoloji ” konusunda temel bilgilendirmenin gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bazı yanlış anlamalar ve yapılan itirazların üstünkörü bilmekten kaynaklı olduğuna şahit oldum.

İlk önce elbette ” Teleoloji nedir? ” sorusuna genel bir çerçeve çizmek yararlı olacaktır. Teleoloji, yaşamı ve evreni ereklerle temellendiren ve açıklayan düşünce biçimidir. Nedensellikten farklı ve ona karşıt olarak teleoloji, her şeyin temelinde bir ereksellik/amaçlılık bulunduğunu, bir erekle belirlenmiş ya da bir ereğe yönelmiş olduğu fikrinden hareket eder.

Böylece bir nedensellik varsa bile, teleolojiye göre bu ereksel nedenlerden meydana gelir, yani varılmak istenen ereğe doğru yönlendiren ve oraya götüren neden.. Böylece teleoloji, bir erekçilik düşüncesi olarak şekillenir; buna göre her şey yalnızca bir ereğe yönelmiş olmakla kalmaz, aynı zamanda bir erek tarafından belirlenmiştir ve her şey bir ereklilik yasasına göre olup bitmektedir.

Şimdi teleolojik düşüncenin kökenlerine doğru  fikirsel bir yolculuğa çıkalım…

Okumaya devam et

YER DEMİR GÖK MANYETİK ALAN ve HAYAT OLASI…

Yeni araştırmalar Dünya’nın manyetik alanının  varlığının bilinenden 250 milyon yıl kadar daha geriye dayandığı göstermektedir. Böylece alanın, dünya üzerindeki ilk canlı yapıları, güneşin en zararlı kozmik radyasyonundan koruyabilecek kadar yaşlı olabileceği de ortaya çıkmakta. Alan bu nedenle, güneşin en zararlı kozmik radyasyonundan, gezegenin ilk yaşam biçimlerini koruyabilecek kadar yaşlı olabilir.

Yeryüzünün manyetik alanı/kalkanı bundan 3.45 milyon yıl önce doğdu. Bu cümle New York’tan Rochester Üniversitesi ve Güney Afrika KwaZulu-Natal Üniversitesi’nden oluşan bir araştırma ekibinin Mart ayında Science’da yayımlanan makalesinde yer almaktadır.

Bu tarih hayatın en erken gelişim evrelerine yani Yeryüzünün gezegenler arası enkaz tarafından durmadan yumruklandığı ve atmosferin oksijenle dolduğu sürece denk gelmektedir. Bundan önceki birkaç çalışma , manyetik alanın, gezegenin atmosferini ortadan kaldırıp suyun buharlaşmasına neden olarak  hayatı gezegen yüzeyinden kazıyacak güneşin ölümcül radyasyonuna karşı zorunlu bir kalkan olduğunu ortaya atmıştı.

Toronto Üniversitesi’nden araştırmaya katılmayan Jeofizik uzmanı David Dunlop;

Kanımca bu harikulade bir çalışma, gerçek bir dönüm noktası. Bu araştırma, yeryüzünde hayatın başlangıç sınırını ölçülmesi beklenilebilecek en uzak geçmişe itmektedir.

 

Okumaya devam et