HOLİSTİK BİR TARİHSEL BAKIŞLA DARWINİZM NEDİR?

YADA KAPİTALİZMİN DOĞASI ÜZERİNE..

Totoloji, bir bileşik önermenin kendini oluşturan önermelerin her değili için daima doğru sonuç vermesi durumu. Bir şeyi kendi kapsamıyla tanımlayan tanımlardır. Bu tür tanımlar yeni bir bilgi vermez. Örneğin, ‘Ev evdir.’, ‘adam gibi adam’, ‘totoloji gibi totoloji’ gibi tanımlar kendi başlarına yeni bilgi vermez.

Mustafa Ajlan ABUDAK

Makalenin ismi Darwin’i anlamak olabilirdi. Makalenin içeriği çok geniş olduğundan mümkün mertebe kısa ve okuyucuyu bilgilendirici olması için disiplinler arası bütüncül (holistik) bir bakış gerekliydi. Darwin kadar günümüz bilimsel düşüncesini, sosyal yapısını etkilemiş az insan vardır. Onun çığır açan düşünceleri ve bu düşüncelerin etkilerini incelemek için onu kısaca tanımak,yaşadığı dönemi bilmek ve teorisini bu bilgiler ışığında ele almak gerekir. Bunun dışındaki tüm çabalar ya ideolojik olur ya da psikolojik.

Roy Weintraub’un , bilimsel teoriler ile ilgili söylediği şu söz makalenin çerçevesini oluşturmaktadır:  “tüm teoriler birer otobiyografidir.”

Darwin kendi evrim teorisini kurgularken, tüm bilim insanları gibi, ilk olarak içerisinde bulunduğu sosyal süreci gözlemleyerek teorisini kurgulamaya başlamıştı. Bu nedenle, Darwin’nin fikirlerini incelemeden önce onun zihnine şekil veren zamanı ve sosyal koşulları incelemek, onu anlamak için yapılması gereken ilk adım olmalıdır. Çünkü her deha zamanının eseridir ve esiridir.

Bu konuda ülkemizde belki en yetkin kişi, o dönem edebiyatını ve toplumunu hayatı boyunca inceleyen Mina Urgan hanımefendidir. Mina Urgan’ın belirttiği gibi (Urgan, M. (2003). İngiliz edebiyatı tarihi. İstanbul: YKY) kavramsal olarak çelişki ve çatışmalarla dolu olan Viktorya dönemini yine bu yapıyı aktaran olgular ve  kelimeler aracılığıyla vermektedir ki bunları aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:

1. Ailevi değerlerle saygıdeğer olma merakı ve bunun getirdiği ikiyüzlülük,

2. Toplumsal durumlardan ve bireysel koşullardan aptalcasına memnunluk,

3. Cinsel konularda yapay çekingenlik ve sevgisiz evliliklerin kutsal bulunması,

4. Dar kafalılık ve dinsel yobazlığa karşın, Hristiyanlığın dibini oyan bilimsel araştırma ve gelişmeler,

5. Para ve madde severlik ve alt sınıfların ve parasızların saygın bulunmaması,

6. Plansız gelişen sanayileşme ve haksızlıklarla dolu çalışma şartları ve adaletsiz ekonomik düzen,

7. Sanata duyulan düşmanlık ve edebiyatın salt eğlence aracı olarak algılanması. 2

Bu maddeler arasında konumuzla yakından alakalı olanlar: 4. , 5. ve 6. maddelerdir. Darwin devrinin insanı olarak, özellikle babası ve eşi ile ilgili özel yaşamında bu maddelerin tümünden az ya da çok etkilenmiştir. Bu başka bir makale konusu olabilir. Biz ilgili maddelere değinelim.

4.Madde Viktorya dönemini özetleyen bir maddedir. Gerçekten de ikiyüzlü bir taassubun toplumun her katmanını sarması,bunun sosyal dokuya olan etkilerini devrin yazarlarının eserlerinde (Charles Dickens vb.) görebiliyoruz. Bu gergin sosyal dokunun asıl sebebi, sanayi devrimi ile gelen toplumsal değişim hızının daha önce hiç tecrübe edilmemiş kadar hızlı ve sarsıcı olması olduğunu düşünüyorum. Bu aşırı değişimin bir tür toplumsal gelişim ve refah olarak sunulması ve rasyonelleştirilmesi çok zordu. Bu değişim hızı, İngiltere gibi kast benzeri geleneklere sahip toplumların üzerine inşa edildiği sosyal dokuyu oldukça zorluyordu. Bunun sonucunda, geleneklere sıkı sıkıya tutunan ama bir yandan da değişime perde arkasından ayak uydurmaya çalışan bir toplumsal hayat vardı.

Okumaya devam et

TELEOLOJİK EVRİM E-KİTAP

PDF formatında indirmek > https://docs.google.com/file/d/0B3FJ-O1l2FLsdHdEVFhWSk5MN0k/edit?usp=docslist_api

EPUB formatında indirmek için:

 https://docs.google.com/open?id=0B3FJ-O1l2FLsQjd6aVNXYUlqZEk

 2. EPUB link https://t.co/3gWiKvG

Yanlışları olmayan bir teori ise gerçek dışıdır, çünkü dışımızdaki gerçek tamamlanmış bir bütün değildir, değişerek, dönüşerek kendini sürekli açmakta. Bu nedenle dünyayı açıklama iddiasındaki her teorinin, her bilimsel tezin eksikli olması ve yanlışları da barındırması kaçınılmazdır. Şaşmaz yanılmaz doğrular aramakla yanlış çıktı diye bir teorik yaklaşımı ve bir pratiği toptan kenara koymak da aynı anlama gelir. 1 Nabi Yağcı.

Akıllı Tasarım, çoğu Darwinci evriminin bir çeşit inanç refleksi halinde düşündüğü üzere evrime toptan bir itiraz değildir.  Aksine evrimi ve bugün kabul edilen mekanizmalarını  (Darwin-Wallace) ortak ata ve adaptasyon temelinde   (Akıllı Tasarım teorisi kurucularından Michael Behe ) en başından bilimsel bir gerçek olarak  kabul etmektedir.

Akıllı Tasarım / Teleolojik Evrim evrimin gayesel bir içerik taşıdığını iddia edenevrimselbir yaklaşımdır.Canlı genomlarında ki bilginin kökeninin ancak tasarımla açıklanabileceğini iddia eder.  İlk canlı organizmadaki temel tasarımın, tanık olduğumuz tüm canlılığı ortaya çıkaran kaynak kodu içerdiğine, evriminde bu kaynak kodu kullanarak ve onun çevresinde bir öğrenme süreci olarak belirli bir amaç doğrultusunda, genomun içerisinden, gene genomun çevre koşullarına uymasını sağlayacak  şekilde gerekli verileri ürettiğini, seçtiğini, derlediğini iddia eder. Doğal seçilim, mutasyon ve diğer evrimsel mekanizmaların kendilerininde aslında temel tasarımı şekillendiren süreç mekanizmasındaki parçalar olduğunu savunur.

William Paley , Darwin’ide oldukça etkilemiş olan akıl yürütmesinde son derece basit ve genel geçer bir sonuç çıkarımında bulunarak şunu söylemektedir;

Bir çalılıktan karşıya geçerken, ayağımı bir taşa doğru attığımı farz edelim. Bana, nasıl olup ta o taşın oraya geldiği ya da orada bulunduğu sorulsaydı, bildiğim her şeyin dışında, muhtemelen bir şekilde önceden beri orada olduğunu söylerdim…

Ancak, yerde bir saat bulduğumu farz etseydik bu durumda o saatin nasıl olup ta orada olduğunu sorgular ve neticede daha önceki cevabımı veremezdim. Aksine, saatin parçalarının birbirleriyle olan uyumu ve bir sistemi oluşturacak şekilde bir araya gelmiş olmaları bize belli bir zamanda, belli bir yerde ve belli bir amaç için bir ya da birden fazla sanatkârın saati tasarlayıp yapmış olduklarını düşündürürdü.

Bilimin görevi mutlak felsefi cevaplar vermek değildir.  Daima söylendiği gibi hayat içersinde herkes ve herşey değişiyor. Her fikir kendini yeni veriler ışığında geliştiriyor, dönüştürüyor…o zaman şimdi bizde şu soruların soralım ve cevaplarını bulmaya çalışalım; Neden evren ve evrimsel süreçler aklın onları nedenselleştirebileceği kadar akla hitap ediyor? Eğer, akıl denilen çıktı evrimsel bir kaza sonucu varsa, kendi varlığını anlama yolunda akıl evreni de bir kazalar bütünü olarak görerek kendi varlığı anlamsız kılmak için mi bilimle uğraşıyor?(Materyalist Paradigma) Yoksa bilim yoluyla evreni kendine daha anlamlı kılabilmek için mi? (Teleolojik Paradigma) Bu sorulardan hangisi akla hitap ediyor?

EVRİM, BİLGİSİZLİK VE HURAFELER

Mustafa Ajlan ABUDAK

Evrim konusunda Türkiye’de yoğun bir bilgi çarpıtma hüküm sürmekte. Bu yüzeysel bilgi ile fikir üretme cesaretine sahip ortamda, Yaratılışçıların ısrarla anlamadıklarına, Darwincilerin de kendi savundukları teorinin merkezini bile bilmediklerine şahit oldukça,  kısa bir bilgilendirmenin oldukça gerekli olduğunu düşündüm. Evrim kelimesi makalede Darwin Evrimi anlamında kullanılmıştır. Koyduğum  mavi renkli vurgular Teleolojik Evrim ve Darwin Evrimi arasındaki temel farklara dikkat çekmek içindir. Vurguların tersi düşünülür ise Teleolojik Evrim kısaca özetlenmiş olur.

Elimden geldiği kadarıyla, evrim konusundaki tartışmalara olabilecek en geniş perspektifi sunmak, iddiaları ve söylemleri her yönüyle aktarmak ve siz okuyucular için yine var olabilecek en geniş güncel bilgilendirmeyi sunmak gayretindeyim.

Elde edilen bilimsel bulguların ışığında, okuyucuların algılayışlarını yeniden değerlendirmesine olanak veren , varsa  daha önce edinilmiş yanlış anlama ve hatalı kabüllerini terk etmeye yönelten metinler olmasına çalışıyorum. Bir doğrunun ya da sonuç çıkarımının salt savunulması değil, elde edilen verilerin ışığında ne gibi çıkarımlar yapabileceğimizi sorguluyorum. Bu çıkarımların kesinlikle gerçeği temsil ettiğini iddia etmiyorum, sadece aktardığım şekilde olma olasılığının diğer olası açıklamalara göre daha olası olduğunu savunuyorum.

Nabi Yağcı’nın bir makalesinde dediği gibi;

 Yanlışları olmayan bir teori ise gerçek dışıdır,çünkü dışımızdaki gerçek tamamlanmış bir bütün değildir, değişerek, dönüşerek kendini sürekli açmakta. Bu nedenle dünyayı açıklama iddiasındaki her teorinin, her bilimsel tezin eksikli olması ve yanlışları da barındırması kaçınılmazdır. Şaşmaz yanılmaz doğrular aramakla yanlış çıktı diye bir teorik yaklaşımı ve bir pratiği toptan kenara koymak da aynı anlama gelir.

Evrim kelimesi yani evolution latince evolvere-volvere kelimesinden türemiştir. Anlamı ‘açılmak, serilmek, ilerlemek, gelişmek’ şekillerinde kullanıla gelmiş. Darwin’in teorisinin ait olduğu Viktorya döneminde de kullanıldığı anlam gelişmek, ilerlemektir. Darwin, Lamarck sonrası bilim dünyasında doğal teolojininde desteklediği bu görüşe tamamen zıt bir teori ile meydana çıktı. Fakat teorisinin kabul görmesi için asla epikürcü söylemi öne çıkarmadı. Bunu onun yerine yapacak birçok fanatik materyalist Kraliyet akademisinde mevcuttu. Bu sebeple Türlerin Kökenin ilk baskısında (24 Kasım 1859) teorisinin bu merkez kısmını ustaca metin içinde sakladı. Böylelikle teorisine geleceği kesin olan kilise tepkisini bir nebzede olsa hafifletmiş ve en büyük rakibi olan İskoç Alfred Russel Wallace’ın önüne geçmiş oldu. Bu başka bir makale konusudur. Darwin, evrim kelimesinin etimolojisine aykırı olan natüralist evrim teorisini 6. Basımdan itibaren yıllar içinde olgunluğa ulaştıracaktı.

Aşağıdaki metinde sizleri Darwin’in evrimin dayandığı kesin temelleri ve yaratılışçıların Darwin evrim teorisine saldırırken kullandıkları saçma sapan argümanlar konusunda bilgilendireceğim. Tabi bazı Darwin yanlısı kişilerde bu metni okurken savundukları teoriden ne derece habersiz olduklarını görmüş olacaklar.

Okumaya devam et

PAVLOV’UN ZİLİ DARWIN İÇİN ÇALDI

Mustafa Ajlan ABUDAK

Hayat içerisinde ilk bakışta çoğu şey birbiriyle doğrudan alakalı gibi görünmez. Her disiplinin kendini incelediği alanın sınırlarında tutmak zorundaymışçasına dışa kapalı bir jargon üretmeye çalışır. Kendini kategorik olarak diğerlerinden ayrıştırmaya çabalar. Buda tüm disiplinlerin birbirleri arasındaki holistik (bütüncül) bağları örüntüleri görmemizi engelleyen bir algılama tek tipleştirmesidir. Fakat insan beyni holistik çalışır. Çünkü bu şekilde evirilmiştir.

Daha önceki yazılarımı takip edenler evrimi bir öğrenme süreci olarak gördüğümü bilirler. Tıpkı psikososyal evrimimizde olduğu gibi belirli zaman dilimlerinde belirli meydan okumalara karşı örgütleme ve uyum sağalama çerçevesinde bir (Maslow’un bahsettiği kendimizi gerçekleştirme) telos’a (hedef-amaç) ilerliyorsak, tüm canlılarda biyolojik evrimde zaman içerisinde karşılaştıkları meydan okumalara karşı mutagenetik süreçler yoluyla çözüm üreterek en önemli yaşamsal gereklilik olan hayatta kalmayı gerçekleştirebiliyorlar. Biyolojik evrim hususunda bu birey bazında gerçekleşip popülasyon genelinde üreme yoluyla içselleştirilmedikçe, kazanılmış bir özellik haline gelemez. Evrimsel ilerlemeyi sağlamış birey, bunu sağlamamış bireyle biyolojik ya da sosyal etkileşime geçmedikçe bu kazanımı bir sonraki nesile aktarması neredeyse imkânsızdır. Birey çevrenin meydan okumalarına karşı zavallı pasif bir edilgen organizma değil, o çevreden gelen tüm meydan okumalara karşı biyolojik ve psikososyal çözümler üretmeye çalışan aktif bir öğrenendir. Öyleyse şunu sorabiliriz; çevresel meydan okumalara karşı balıklar ve sürüngenlerden insana değin beyin denilen organı sürekli olarak daha karmaşık ve daha etkin hale getirdiyse, bu çevresel meydan okumalar neden-sonuç ilişkisinde beyin gibi bir yapının ortaya çıkmasını sağlayacak şekilde düzenlenmiş olabilir mi? Yoksa hayatı başlatan yazılım en baştan taşıdığı bilgiyi anlamlandıracak bir donanımı inşa etmeye mi çalışmıştır?

Bugüne değin alışageldiğimiz dünyada yukarıdaki son soruya verilebilecek cevap şudur; Bir yazılım asla donanımdan önce var olamaz. Bu naif pozitivist şiar geçen sene J.Craig Venter ve arkadaşları tarafından tarih sahnesine gömüldü. İlk sentetik canlı (PDF) dünyaya geldi; Mycoplasma genitalium. DNA yazılımı derlenerek yeni bir tür meydana geldi. Tamamen laboratuvar ortamında üretilen bir bakteri genomu canlı bir bakteri hücresine verildi ve sonuçta, laboratuvarda sentezlenen yeni genomun yönettiği, kendi kendine çoğalabilen hücreler elde edildi. Kodlanan DNA sentetik olmayan türün DNA’sını değiştirmiş oldu.        Kısaca yazılımı donanımı inşa etti.

Madem bir sentetik hücreyi şu anki teknolojimiz ile gerçekleştirip tasarladık. Biz tasarımcı olsak ne yapardık?

 Eğer bizler organizmaları tasarlamak ve uzak zamanda tasarım amaçlarını gerçekleştirmelerini sağlamak istiyorsak, hayatın kendisini içerisinde bulduğu çevrenin sürekli bir değişim ve düzensizlikler yaşadığını hatırlamak zorundayız. Gerçekten de eğer uzak zamanı hesaba katarsak, olası asteroit çarpışmaları gibi potansiyel yıkıcı değişiklikleri de hesaba katmalıyız. Bunun anlamı, gerçekleştireceğimiz tasarımlarımızın, geniş bir yelpazede var olan yaşamsal meydan okumalara karşı yeterince değişken ve uyumlu olarak yaşam formunun içeriğine yerleştirilmelidir. Ve böylesine bir uyumu sağlayan evrimsel mekanizmaların rastlantısal doğasının gereği, evrim önden yüklemeli durum tarafından yapılandırılan bu tip rastlantısal süreçlerce açıklanan bir süreç olacaktır. (1)

Okumaya devam et

MİLİTAN ATEİZMİN DERİN SORUNLARI

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bu güncede yazılarımın büyük çoğunluğu evrim ve onun hayatımıza yansımaları üzerine oluyor. Savunduğum gayesel (teleolojik ) evrim kısaca evrimin ilk canlı hücreden insana değin belirli bir amaç doğrultusunda yönlendirildiğidir. Bu amacı da maddeden akıl edebilen bir canlı var etmek şeklinde kısaca özetleyebilirim.

Biliyorsunuz ki, evrim konusu popüler medyada daha çok bazı uzmanların ezbere ve ideolojik tartışmalarına sahne olur. Bu tartışmalarda genelde güzide basınımızda evrimin bir başka kanıtı vs vs. şeklinde yapılagelen haberlerin ardından patlak verir. Sonra bu tartışmalar durulur, herkes dezenformasyonuna devam eder. Bu tür tartışmalar ülkemizde genelde utangaç ateistler ve din soslu yaratılışçılar arasında cereyan eder. Birbirlerinin amansız düşmanı olan bu iki ideolojik kamp, evrimi ideolojilerinin doğrudan ispatı için kullanmaktan asla çekinmez. Pozitivist bir determinizm naaşını kaldıralı çok olsada, ideolojiler hala bilim tarafından takdis edilmedikçe modern paradigmalar haline gelemezler. Bu sebeple bilim bir araç konumundan amaç konumuna indirgenerek temelde sınıfsal çatışmanın çekirdeğini oluşturan bir akide halini alır. Elbette bir kitlesel hipnoz enstrümanı olan medya, gücü o an elinde bulunduran hizibin ( 1900 öncesi ruhbanlar sonrası pozitivistler)  amacına hizmet ederek, beşerin yorumu olan ilahi yasalar ya da doğa yasalarınca tahakküm edilmiş akideleri, toplumun bilinçaltı ve üstüne enjekte etmekle yükümlüdür.

Bu oldukça sadeleştirilmiş giriş kısmından sonra, evrim ile ilgilenenlere bu yukarıdakilerden başka bir algılayışında eldeki verilere göre mümkün olabileceğini göstermek adına bu günceyi oluşturdum. Bu konudaki detaylandırılmış düşüncelerimi Blog Amaç kısmından okuyabilirsiniz.

Gelelim militan ateizm sorunsalına. Güncemde militan ateizmin günümüzdeki en ateşli savunucuları olan Richard Dawkins ve Daniel Dennett düşünceleri ve önemli kabul edilen eserleri hakkında bir makale yayınlamıştım. Ayrıca ateist retoriğinin nasıl bir felsefi patinaj (totoloji)  içerisinde bulunduğunu ileri sürdüğüm diğer bir kısa makale ile ateizm konusuna değinmiştim.

Bu makalelerde yüzeysel kalan bazı imalarımın geçen hafta Radikal gazetesinde Ezgi Başaran Hanımın gerçekleştirdiği bir söyleşi içerisinde İngiliz ateist düşünür Alain de Botton tarafından dürüstçe açıklandığına şahit oldum. Daha önce İngiliz Guardian gazetesinde,  Dawkins ve diğer militan ateizm şövalyelerinin yeniden silahlarını kuşandığı haberi ile bu röportajın bağlamı, bu yazıyı yazmamı sağladı. Şimdi ilk olarak şövalye Dawkins ve arkadaşlarının haykırışlarına kulak kabartalım…

Okumaya devam et

TEORİNİN SONU: VERİ MADENCİLİĞİ BİLİMSEL METODU GEÇERSİZ KILDIĞINDA

Chris ANDERSON– Wired baş editörü

Çeviren: Mustafa Ajlan ABUDAK

” Tüm modeller yanlıştır, fakat bazıları yararlıdır. “

İstatistikçi George Box tarafından 30 yıl önce ilan edilmişti ve haklıydı. Fakat ne gibi bir seçeneğimiz vardı? Sadece modeller, kozmolojik denklemlerden insan davranışı teorilerine varıncaya değin çevremizi saran dünyayı, her ne kadar mükemmel olmasa da sürekli açıklayabilir görünüyordu. Şimdiden sonra, devasa bollukta veri çağında büyüyen Google gibi şirketler, yanlış modellere yetinmek zorunda değildir. Gerçekten de, bu şirketler modellerle asla yetinmek zorunda değiller.

60 yıl önce, dijital bilgisayarlar bilgiyi okunabilir kıldı. 20 yıl önce, internet bu bilgiyi erişilebilir hale getirdi. 10 yıl önce, ilk arama motoru zincirleri bu bilgiyi tek bir veri tabanı yaptı. Şimdi Google ve benzer şirketler tarihte en çok ölçümün yapıldığı bir çağda, bu devasa gövdeye insan âleminin bir laboratuvarı şeklinde davranıyorlar. Onlar Petabayt Çağının çocukları.

Petabayt Çağı farklı çünkü daha fazlası farklı. Kilobaytlar disketlerde saklanırdı. Megabaytlar ise sabit disklerde. Terabaytlar disk dizilerinde saklandı. Petabaytlar ise bulutta saklanıyor. İlerleme boyunca hareket ettiğimizde, klasör analojisinden dosya dolapları analojisine oradan da kütüphaneye gittik. Petabaytlara geldiğimizde ise örgütsel analojilerimiz tükendi.

Petabayt boyutunda, bilgi üç ya da dört boyutlu bir sınıflandırılmış hiyerarşinin konusu değildir.  Boyutsal olarak bilinemez bir istatistik yapı sergiler. Bu tamamen farklı bir yaklaşımı gerekli kılar, bilginin bütünlüğünü tahayyül edebilen bir bilgi sınırının kaybını bizden talep eder. Bizleri veriyi matematiksel olarak öncelemek ve bağlamını daha sonra oluşturmaya zorlar. Örneğin, Google reklam dünyasını uygulamalı matematikten başka bir şey yapmayarak fethetti. Google bunu yaparken reklamcılığın gelenekleri ve kültürüyle alakalı bir şey biliyormuş gibi davranmadı. Sadece daha iyi verinin, daha iyi analiz araçlarıyla günün galibi olacağını varsaydı. Ve Google haklıydı.

Okumaya devam et

HOLİSTİK DÜŞÜNCE NEDİR?

Mustafa Ajlan ABUDAK

Derin karanlığın içinde irili ufaklı, uzaklı yakınlı yıldızlar, bulutsu alanlar…Sınırsızlığıyla büyüleyen bir evren. Evrenin o görkemli büyüklüğü karşısında küçücük hissetmişizdir kendimizi. Ama bununla çelişen başka bir duygumuz daha vardır: Bu muazzam bütünün bir parçası olduğumuz hissi. 1

Piaget, insanların doğuştan getirdikleri iki temel eğilim olduğu düşüncesindedir: Örgütleme ve uyum sağlama.

Örgütleme, süreçleri sistematik ve tutarlı sistemler haline getirme ve bu amaçla birleştirme, koordinasyon sağlama, fikirler ve eylemleri birleştirme eğilimidir. Başka bir ifadeyle karşı karşıya olduğumuz kavram ve olayları birbirleriyle tutarlı bütünler haline getirmeye çalışırız. 2

Biyolojik süreç nasıl homeostasis şeklinde denge kurmaya çalışıyorsa, aynı şekilde zihin de dengelenmeye ulaşmaya çalışmaktadır. Uyum sağlama ise, çevreye uyum sağlamayı ifade eder. İçinde bulunduğumuz çevreye uymaya çalışırız. Piaget, nasıl yiyecek yiyerek yiyeceği bedenimize katmaya çalışıyorsak, çocuğun da aynı şekilde bilgiyi zihnine katmaya çalıştığı düşüncesindedir. Adaptasyon süreci, akomodasyon ve asimilasyon arasında karşılıklı etkileşime bağlıdır. Akomodasyon ve asimilasyon arasındaki etkileşim, kişisel ihtiyaçlarımız ve çevrenin dayatmaları arasındaki uzlaşının sonucudur. Uyum sağlar, benzerleşir, çevremize ve birbirimize uyum saglarız.

Adaptasyon, akomodasyon ve asimilasyon süreçleri… Niçin aklımız anlamak için bu şekilde dünyayı örgütler? Bu eğilimlere sahip olmamızın nedeni eğilimleri ve bizi ortaya çıkaran süreçler olmasın?

Soru sormak/sorabilmek insan aklının yegane ayrıcalığı. O zaman bizde holistik düşüncenin  izini sürerken araştırmamıza sorularla başlayalım. Bu örgütleme biçimleri beynimizde nasıl oluştu? Neden bu yollarla algılıyoruz ? Başka algılama/anlamlandırma yolları olamaz mıydı? Evrim sürecimiz bu şekilde gelişerek hem fiziksel hemde zihinsel evrimimizi mi sağladı? Yani süreçler kendilerini anlamlandırabilecek zekayı nasıl ortaya çıkardı? Her şey aklın sınırlarını zorlayan milyonlarca kutlu tesadüfün bileşkesiyle beyni inşa edecek şekilde mi gerçekleşti? Madem dünya ve evren tamamen anlamsızsa beyin neden anlam arayacak şekilde evrildi?

Holistik düşünce; Var olan her birimin, evrenin bütün bilgilerine sahip bulunduğu gerçeğini açıklar. Evrendeki her şeyin aynı bütünün parçaları olduklarını, birbirlerinden haberdar olarak tek bir sistem şeklinde hareket ettiklerini ve birbirleriyle ilişki, iletişim ve etkileşim içinde bulunduklarını ortaya koyar. Var olan her birim, diğerlerini etkileme, değiştirme ve yönlendirme özelliğine sahiptir. Bu nedenle de, en küçük bir birim bile gereklidir, önemlidir ve değerlidir. Aydın Arıtan

ağ

Okumaya devam et