BENCİLLİK EVRİMSEL OLARAK SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL

Darwinci eğilimlerin tersine, evrim önceden zannedildiği gibi köpek köpeği yer dünyası benzeri bir süreç olmayabilir. (Richard Dawkins gibi ateistlerce popülerleştirilen Gen Bencildir kanısı) Bencil canlı bir süre hayatta kalmayı başarabilir, fakat yeni oyun teorisi araştırmasına göre, uzun vadeli hayatta kalma işbirliği gerektirmekte. (Bunu birkaç makalemde dolaylı olarak dile getirmiştim. En altta bağlantıları vereceğim.)

Oyun teorisyenleri  geçen yıl Ulusal Bilimler Akademisi Tutanağında yer alan oyun teorisinin klasik bir durumu olan, iki hükümlünün daha az ceza almak için birbirleriyle iş birliği yapmak yada birbirlerine ihanet etme fırsatını konu edinen, ekonomi, psikoloji ve evrimsel biyolojide geniş çaplı olarak araştırılan Tutsak İkilemi oyunu hakkında yeni bir taktik bakış içeren makale yayınlandığında, bilindik Darwinci eğilimleri terk ettiler.

Sıfır belirleyici  yada SB adı verilen bir taktik kullanarak, ( matematiksel modelde belirleyici olarak anılan değerin sıfır olarak düzenlenmesi.) makale  bencil oyuncuların işbirliği yapan oyuncuları yenilebileceğini gösteren, ”ödüllerin tek taraflı adil olmayan  paylaşımını” yürürlüğe koyan iddiayı tartışmaya açtı. Tutsak İkilemi biyolojik fenomenleri açıklamakta kullanıldığından beri, şu soru ortaya çıkmıştı. Evrim bencilleri mi kayırıyor?

Bencillik evrimsel olarak sürdürülebilir değildir. Michigan State Üniversitesi mikrobiyoloji ve genetik profesörü Christoph  Adami ve onun araştırma ortağı Arend Hintze, akabinde SB taktiklerinin evrimin işbirlikçilere göre bencilleri kayırdığını kanıtladığına dair şüphelere sahiplerdi. Nature Communications‘ta bugün yayınlanan bir makalede, çalışmalarında oluşturdukları simülasyona göre, SB taktikleri evrimsel olarak kararlı değiller ve sonuç olarak, bencil oyuncular hayatta kalmak istiyorlarsa işbirlikçi olmalılar.

” Adami basın açıklamasında : eğer cimri ve bencilseniz, evrimin sizi cezalandıracağını bulduk. Kısa bir süre için belirli bir rakip dizgesi karşısında, bazı bencil organizmalar başarı gösterebilir. Fakat bu durum sürdürülebilir değildir.”

Okumaya devam et

HOLİSTİK BİR TARİHSEL BAKIŞLA DARWINİZM NEDİR?

YADA KAPİTALİZMİN DOĞASI ÜZERİNE..

Totoloji, bir bileşik önermenin kendini oluşturan önermelerin her değili için daima doğru sonuç vermesi durumu. Bir şeyi kendi kapsamıyla tanımlayan tanımlardır. Bu tür tanımlar yeni bir bilgi vermez. Örneğin, ‘Ev evdir.’, ‘adam gibi adam’, ‘totoloji gibi totoloji’ gibi tanımlar kendi başlarına yeni bilgi vermez.

Mustafa Ajlan ABUDAK

Makalenin ismi Darwin’i anlamak olabilirdi. Makalenin içeriği çok geniş olduğundan mümkün mertebe kısa ve okuyucuyu bilgilendirici olması için disiplinler arası bütüncül (holistik) bir bakış gerekliydi. Darwin kadar günümüz bilimsel düşüncesini, sosyal yapısını etkilemiş az insan vardır. Onun çığır açan düşünceleri ve bu düşüncelerin etkilerini incelemek için onu kısaca tanımak,yaşadığı dönemi bilmek ve teorisini bu bilgiler ışığında ele almak gerekir. Bunun dışındaki tüm çabalar ya ideolojik olur ya da psikolojik.

Roy Weintraub’un , bilimsel teoriler ile ilgili söylediği şu söz makalenin çerçevesini oluşturmaktadır:  “tüm teoriler birer otobiyografidir.”

Darwin kendi evrim teorisini kurgularken, tüm bilim insanları gibi, ilk olarak içerisinde bulunduğu sosyal süreci gözlemleyerek teorisini kurgulamaya başlamıştı. Bu nedenle, Darwin’nin fikirlerini incelemeden önce onun zihnine şekil veren zamanı ve sosyal koşulları incelemek, onu anlamak için yapılması gereken ilk adım olmalıdır. Çünkü her deha zamanının eseridir ve esiridir.

Bu konuda ülkemizde belki en yetkin kişi, o dönem edebiyatını ve toplumunu hayatı boyunca inceleyen Mina Urgan hanımefendidir. Mina Urgan’ın belirttiği gibi (Urgan, M. (2003). İngiliz edebiyatı tarihi. İstanbul: YKY) kavramsal olarak çelişki ve çatışmalarla dolu olan Viktorya dönemini yine bu yapıyı aktaran olgular ve  kelimeler aracılığıyla vermektedir ki bunları aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:

1. Ailevi değerlerle saygıdeğer olma merakı ve bunun getirdiği ikiyüzlülük,

2. Toplumsal durumlardan ve bireysel koşullardan aptalcasına memnunluk,

3. Cinsel konularda yapay çekingenlik ve sevgisiz evliliklerin kutsal bulunması,

4. Dar kafalılık ve dinsel yobazlığa karşın, Hristiyanlığın dibini oyan bilimsel araştırma ve gelişmeler,

5. Para ve madde severlik ve alt sınıfların ve parasızların saygın bulunmaması,

6. Plansız gelişen sanayileşme ve haksızlıklarla dolu çalışma şartları ve adaletsiz ekonomik düzen,

7. Sanata duyulan düşmanlık ve edebiyatın salt eğlence aracı olarak algılanması. 2

Bu maddeler arasında konumuzla yakından alakalı olanlar: 4. , 5. ve 6. maddelerdir. Darwin devrinin insanı olarak, özellikle babası ve eşi ile ilgili özel yaşamında bu maddelerin tümünden az ya da çok etkilenmiştir. Bu başka bir makale konusu olabilir. Biz ilgili maddelere değinelim.

4.Madde Viktorya dönemini özetleyen bir maddedir. Gerçekten de ikiyüzlü bir taassubun toplumun her katmanını sarması,bunun sosyal dokuya olan etkilerini devrin yazarlarının eserlerinde (Charles Dickens vb.) görebiliyoruz. Bu gergin sosyal dokunun asıl sebebi, sanayi devrimi ile gelen toplumsal değişim hızının daha önce hiç tecrübe edilmemiş kadar hızlı ve sarsıcı olması olduğunu düşünüyorum. Bu aşırı değişimin bir tür toplumsal gelişim ve refah olarak sunulması ve rasyonelleştirilmesi çok zordu. Bu değişim hızı, İngiltere gibi kast benzeri geleneklere sahip toplumların üzerine inşa edildiği sosyal dokuyu oldukça zorluyordu. Bunun sonucunda, geleneklere sıkı sıkıya tutunan ama bir yandan da değişime perde arkasından ayak uydurmaya çalışan bir toplumsal hayat vardı.

Okumaya devam et

ZİHİN VE KOZMOZ

       Mustafa Ajlan ABUDAK

    ATEİST BİR PROFESÖR DARWIN KARŞITI NASIL OLUR?

Thomas NAGEL‘ın son kitabı Zihin ve Kozmoz (Mind & Cosmos) ABD bilim çevresinde ses getirmeyi başardı. Kendisi indirgemeci görüşe olan karşıtlığı ile tanınan bir hukuk profesörü. Bu kitabıyla bilincin ortaya çıkması husunda bilim dünyasındaki hakim paradigma olan Neo-Darwinci görüşlere karşı bir argüman oluşturmakta. Tanınan bir ateist olması ise, kitabının mahiyeti ile ilgili ayrıca merak uyandırmakta.

Bir bilim insanının felsefi ya da dini tercihinin yaptığı çalışmaların değerlendirilmesinde önemli olmaması gerektiğini düşünüyorum. Fakat dünya birçok düşünsel ve fikirsel kamplara ayrılmış durumda ve sanki bir fikrin ve düşüncenin çekirdeğindeki önermenin savunulması, onu savunan kişiyi de facto olarak o düşünceyi taşıyan ister felsefi, ister siyasi, ister dini, ister ekonomik olsun, tüm alt grupların savunucusu ve destekçisi olarak kabul edilmesine yol açıyor.

Toptancılık eğilimi maalesef kendini eğitimli ve elit gören akademik dünyanın genelinde görülen bir metastaz. Bu, akademinin Plato’dan beri ilk kez tamamıyla elitlerin elinden alındığı bir bilgi devrimin içinde yaşadığımız halde, akademik olarak eğitim almayanlara düşünce hakkı bile vermek istemeyen bir tür otokratik refleks. Belki de bu sebeple doğal olarak bir düşüncenin sahibi olmasını beklediğimiz kişilerden ” ezber bozan yaklaşımlar ” duymak, hem şaşırtıcı hemde bu ezberi taşıyanlar için yapı sökücü bir nitelik içeriyor. Bu bakımdan da fikri destekleyen açıklamalardan daha fazla, bu fikri savunan veya eleştirenlerin ilgi alanına girebiliyor. Buda onu daha geniş bir perspektifte değerlendirilmesi için bir fırsat sunuyor.

İşte Thomas NAGEL’ın kitabı  Zihin ve Kozmoz yukarıda bahsettiğimiz niteliğe sahip bir yayın gibi durmakta. Bu sebeple kitabı okumuş ve incelemiş birinden (Casey LUSKIN-Discovery Institute) profesörün ID yani Akıllı Tasarım (Teleolojik Evrim) hakkındaki düşüncelerini kitaptan yapılan alıntılarla incelemek faydalı olabilir.

Okumaya devam et

EVRİM ÖNGÖRÜLEBİLİR Mİ? ŞAŞIRTICI BİR DERECEYE KADAR CEVAP EVET

Mustafa Ajlan ABUDAK

Evrim elde edilen verilerin sürekli desteklediği üzere holistik bir öğrenme sürecidir. Bunu daha önceki birçok yazımızda neden bu şekilde algıladığımıza değinmiştik. Bir daha kısaca özetlemek gerekirse ;

Eğer bizler organizmaları tasarlamak ve uzak zamanda tasarım amaçlarını gerçekleştirmelerini sağlamak istiyorsak, hayatın kendisini içerisinde bulduğu çevrenin sürekli bir değişim ve düzensizlikler yaşadığını hatırlamak zorundayız. Gerçekten de eğer uzak zamanı hesaba katarsak, olası asteroit çarpışmaları gibi potansiyel yıkıcı değişiklikleri de hesaba katmalıyız. Bunun anlamı, gerçekleştireceğimiz tasarımlarımızın, geniş bir yelpazede var olan yaşamsal meydan okumalara karşı yeterince değişken ve uyumlu olarak yaşam formunun içeriğine yerleştirilmelidir. Ve böylesine bir uyumu sağlayan evrimsel mekanizmaların rastlantısal doğasının gereği, evrim önden yüklemeli durum tarafından yapılandırılan bu tip rastlantısal süreçlerce açıklanan bir süreç olacaktır. Gerçekten de daha önceden de önerdiğim gibi evrim bir öğrenme süreci olarak görülebilir.

Eğer bu evrimsel değişen mekanizmaları rastlantısal değil de bunun yerine yönlendirilmişse, demek ki oluşabilecek tüm potansiyel çözümler ve meydan okumalar, esas hücrenin içerisine kodlanarak daha sonra nihai bir kararlılıkla milyonlarca yıl kendisine ihtiyaç duyuluncaya kadar üretilmiştir. Tasarım Matrisi’nde Mike Genenin açıkladığı gibi:

Belki de bir tasarımcı daha iyi bir çözüm geliştirdi. Popülasyon hücrelerini bilgisayar olarak ele alalım. Bu popülasyon en azından “hayatta kal” adlı genetik bir program tarafından birbirine bağlanan bir sinirsel ağ yapısı olarak düşünülebilir. Artık her bir hücreye çevreyi denetleyen ve çevresel meydan okumalara karşı genomda özel değişiklikleri planlayan bir bilgisayar kurmaya gerek yoktur. Bu asli görev rastlantısal şekilde oluşan mutagenetik süreç yoluyla çevresel meydan okumalara karşı çözümleri masaya koyarak, bunlardan işe yarayanların popülasyonu değiştiren ve de popülasyon tarafından değiştirilmesiyle sonuçlanan bir süreçle gerçekleştirilir. Popülasyon içerisindeki değişimleri takip eden doğal seçilim tasarımcının olasılıklar denizindeki yıkımlara karşı uyum sağlama, öğrenme yetenekleri ile donanmış hücreleri çalıştırarak gerçekleştirmiş olabileceği bir strateji türüdür.

Buna ek olarak, yanal gen transferi ve gen duplikasyonu mekanizmalarını ele alın. Bunlar evrim ve uyum sağlamanın varlığından emin olunması adına oldukça akılcı yollardır. Her iki mekanizmada önden yüklemeli bir evrimi yankılamaktadırlar.

Kitabı Tasarım Matrisi’nde yine  Mike Gene:

Gen duplikasyonu yukarıda bahsedilen tasarım sorunlarını basit bir yolla çözer. Çünkü hücreler kendini çoğaltırken aynı zamanda mutasyona uğratıp yeni çözümler ararken, temel tasarlanmış yapıyı koruyabilir. Temel yapıda korunduğu müddetçe, yeni işlev için oluşan yol da korunup çoğaltılabilir. Bu önden yüklemeli tasarımcı için harikulade bir çözümdür. Tek bir süreçle bizler hem orijinal tasarımı üretip çoğaltabilir ve ilk tasarımı silmeden, ikincil tasarımlar için var olan şemayı düzenleyip yeni açılımlar ortaya koyabiliriz. İstikrar (stability) ve değişim. Hepsi tek bir paketin içerisinde mevcuttur. 1

Evrim, çoğunlukla bir dizi rastgele değişiklikler gibi algılanmıştır, fakat aslında yeni araştırma sonucuna göre, evrim oldukça geniş bir yelpazedeki türlerin paylaştığı çevresel bir baskıya karşı üretilen basit ve tekrar eden genetik çözüm tarafından yönlendirilmektedir.

Princeton Üniversitesi, Science dergisinde türlerin genlerinin bilgisinin – ve bu genler tarafından kodlanan proteinlerin dış koşullardan ne derecede etkilendiğini – dış faktörlerin yönlendirmesiyle öngörülebilir evrimsel patikaları belirlemede kullanılabildiğini gösteren bir araştırma sonucu yayınladı. Evrim öngörülebilir mi? Princeton Üniversitesi Evrimsel Biyoloji ve Ekoloji Fakültesi doçenti kıdemli araştırmacı Peter Andolfatto göre:  Şaşırtıcı bir dereceye kadar evet.

Okumaya devam et

BAZI BİLİM İNSANLARI ‘ÇÖP DNA’ YA SALDIRDI

Encode bulgularını destekleyen Dr Ewan Birney  Fotoğraf: Antonio Zazueta Olmos/Antonio Olmos

Robin McKie 24 Şubat 2013

Çeviren: Mustafa Ajlan Abudak

BAZI BİLİM İNSANLARI ”ÇÖP DNA”NIN HAYAT İÇİN ZARURİ OLDUĞU İDDİASINA SALDIRDI

2012’nin bilimsel süprizi buydu. Araştırmacılar daha önce “çöp” diye nitelendirilen fakat aslında vücutlarımızın çalışmasında gerekli olan insan DNA’sının uzun kısımlarını bulmuşlardı. Hücrelerimizin sadece birkaç gen tarafından kontrol edildiği varsayımı yanlıştı.

İnsan genomunu araştıran uluslararası kurum olan Encode projesindeki bilim insanları DNA’mızın büyük kısmının işlevi olduğunu savunuyordu.

Fakat bu fikir, şimdilerde Encode’dun “absürd” fikirlerinin evrimsel biyoloji hakkında hiçbir şey bilmeyenlerin çalışması olduğunu söyleyen diğer bilim insanları tarafından şaşılacak derecede iğneleyici saldırıların hedefi durumunda.

“Çöp DNA’nın ölümü ile ilgili haberler oldukça abartılmış ” diye ısrar etmekteler.

Bilim insnalarını bölen tartışma temel olarak soruların en temlinden kaynaklı – DNA büyük kısmı amaçtan yoksun mu ya da bu kısım hücrelerimiz içinde etkin bir rol oynuyor mu? Tartışma Genom Biyolojisi ve Evrim adlı yayında yer alan çarpıcı bir dile sahip eleştiri ile tetiklendi.

Encode iddialarının hepsi yanlıştır. Başlangıç olarak söylemek gerekirse, istatistikleri korkunç ” makalenin ana yazarı Profesör Dan Graur,Houston Üniversitesi, Texas, Observerer şu açıklamaları

 Bu bilim insanlarının çalışması değil. Bu berbat şekilde eğitilmiş bir grup teknisyenin çalışması.

Çalışmaları Nature,Science, Genom Biyolojisi ve diğer bilim dergilerinde 30 dan fazla makale ile geçen Eylül yayınlanmış Encode bilim insanları eleştirileri red etmekteler.

 Cambridge yakınlarındaki Avrupa Bioinformatik Enstitüsün’den 5 yıllık araştırmanın müdürü Dr Ewan Birney:

 Bize karşı gerçekleştirilen saldırıların doğası oldukça haksız ve yakışıksız, çalışmamız hastalık duyarlılığını anlamakta çok önemli bir role sahip.

2000 yılında insan genomu dizildiğinde, sadece 26,000 gen protein yapımında ve büyüme kontrolünü yönetiyor gözüküyordu, ve DNA’mızın %98’i silinmişti.

Okumaya devam et

TELEOLOJİK EVRİM E-KİTAP

PDF formatında indirmek > https://docs.google.com/file/d/0B3FJ-O1l2FLsdHdEVFhWSk5MN0k/edit?usp=docslist_api

EPUB formatında indirmek için:

 https://docs.google.com/open?id=0B3FJ-O1l2FLsQjd6aVNXYUlqZEk

 2. EPUB link https://t.co/3gWiKvG

Yanlışları olmayan bir teori ise gerçek dışıdır, çünkü dışımızdaki gerçek tamamlanmış bir bütün değildir, değişerek, dönüşerek kendini sürekli açmakta. Bu nedenle dünyayı açıklama iddiasındaki her teorinin, her bilimsel tezin eksikli olması ve yanlışları da barındırması kaçınılmazdır. Şaşmaz yanılmaz doğrular aramakla yanlış çıktı diye bir teorik yaklaşımı ve bir pratiği toptan kenara koymak da aynı anlama gelir. 1 Nabi Yağcı.

Akıllı Tasarım, çoğu Darwinci evriminin bir çeşit inanç refleksi halinde düşündüğü üzere evrime toptan bir itiraz değildir.  Aksine evrimi ve bugün kabul edilen mekanizmalarını  (Darwin-Wallace) ortak ata ve adaptasyon temelinde   (Akıllı Tasarım teorisi kurucularından Michael Behe ) en başından bilimsel bir gerçek olarak  kabul etmektedir.

Akıllı Tasarım / Teleolojik Evrim evrimin gayesel bir içerik taşıdığını iddia edenevrimselbir yaklaşımdır.Canlı genomlarında ki bilginin kökeninin ancak tasarımla açıklanabileceğini iddia eder.  İlk canlı organizmadaki temel tasarımın, tanık olduğumuz tüm canlılığı ortaya çıkaran kaynak kodu içerdiğine, evriminde bu kaynak kodu kullanarak ve onun çevresinde bir öğrenme süreci olarak belirli bir amaç doğrultusunda, genomun içerisinden, gene genomun çevre koşullarına uymasını sağlayacak  şekilde gerekli verileri ürettiğini, seçtiğini, derlediğini iddia eder. Doğal seçilim, mutasyon ve diğer evrimsel mekanizmaların kendilerininde aslında temel tasarımı şekillendiren süreç mekanizmasındaki parçalar olduğunu savunur.

William Paley , Darwin’ide oldukça etkilemiş olan akıl yürütmesinde son derece basit ve genel geçer bir sonuç çıkarımında bulunarak şunu söylemektedir;

Bir çalılıktan karşıya geçerken, ayağımı bir taşa doğru attığımı farz edelim. Bana, nasıl olup ta o taşın oraya geldiği ya da orada bulunduğu sorulsaydı, bildiğim her şeyin dışında, muhtemelen bir şekilde önceden beri orada olduğunu söylerdim…

Ancak, yerde bir saat bulduğumu farz etseydik bu durumda o saatin nasıl olup ta orada olduğunu sorgular ve neticede daha önceki cevabımı veremezdim. Aksine, saatin parçalarının birbirleriyle olan uyumu ve bir sistemi oluşturacak şekilde bir araya gelmiş olmaları bize belli bir zamanda, belli bir yerde ve belli bir amaç için bir ya da birden fazla sanatkârın saati tasarlayıp yapmış olduklarını düşündürürdü.

Bilimin görevi mutlak felsefi cevaplar vermek değildir.  Daima söylendiği gibi hayat içersinde herkes ve herşey değişiyor. Her fikir kendini yeni veriler ışığında geliştiriyor, dönüştürüyor…o zaman şimdi bizde şu soruların soralım ve cevaplarını bulmaya çalışalım; Neden evren ve evrimsel süreçler aklın onları nedenselleştirebileceği kadar akla hitap ediyor? Eğer, akıl denilen çıktı evrimsel bir kaza sonucu varsa, kendi varlığını anlama yolunda akıl evreni de bir kazalar bütünü olarak görerek kendi varlığı anlamsız kılmak için mi bilimle uğraşıyor?(Materyalist Paradigma) Yoksa bilim yoluyla evreni kendine daha anlamlı kılabilmek için mi? (Teleolojik Paradigma) Bu sorulardan hangisi akla hitap ediyor?

EVRİM, BİLGİSİZLİK VE HURAFELER

Mustafa Ajlan ABUDAK

Evrim konusunda Türkiye’de yoğun bir bilgi çarpıtma hüküm sürmekte. Bu yüzeysel bilgi ile fikir üretme cesaretine sahip ortamda, Yaratılışçıların ısrarla anlamadıklarına, Darwincilerin de kendi savundukları teorinin merkezini bile bilmediklerine şahit oldukça,  kısa bir bilgilendirmenin oldukça gerekli olduğunu düşündüm. Evrim kelimesi makalede Darwin Evrimi anlamında kullanılmıştır. Koyduğum  mavi renkli vurgular Teleolojik Evrim ve Darwin Evrimi arasındaki temel farklara dikkat çekmek içindir. Vurguların tersi düşünülür ise Teleolojik Evrim kısaca özetlenmiş olur.

Elimden geldiği kadarıyla, evrim konusundaki tartışmalara olabilecek en geniş perspektifi sunmak, iddiaları ve söylemleri her yönüyle aktarmak ve siz okuyucular için yine var olabilecek en geniş güncel bilgilendirmeyi sunmak gayretindeyim.

Elde edilen bilimsel bulguların ışığında, okuyucuların algılayışlarını yeniden değerlendirmesine olanak veren , varsa  daha önce edinilmiş yanlış anlama ve hatalı kabüllerini terk etmeye yönelten metinler olmasına çalışıyorum. Bir doğrunun ya da sonuç çıkarımının salt savunulması değil, elde edilen verilerin ışığında ne gibi çıkarımlar yapabileceğimizi sorguluyorum. Bu çıkarımların kesinlikle gerçeği temsil ettiğini iddia etmiyorum, sadece aktardığım şekilde olma olasılığının diğer olası açıklamalara göre daha olası olduğunu savunuyorum.

Nabi Yağcı’nın bir makalesinde dediği gibi;

 Yanlışları olmayan bir teori ise gerçek dışıdır,çünkü dışımızdaki gerçek tamamlanmış bir bütün değildir, değişerek, dönüşerek kendini sürekli açmakta. Bu nedenle dünyayı açıklama iddiasındaki her teorinin, her bilimsel tezin eksikli olması ve yanlışları da barındırması kaçınılmazdır. Şaşmaz yanılmaz doğrular aramakla yanlış çıktı diye bir teorik yaklaşımı ve bir pratiği toptan kenara koymak da aynı anlama gelir.

Evrim kelimesi yani evolution latince evolvere-volvere kelimesinden türemiştir. Anlamı ‘açılmak, serilmek, ilerlemek, gelişmek’ şekillerinde kullanıla gelmiş. Darwin’in teorisinin ait olduğu Viktorya döneminde de kullanıldığı anlam gelişmek, ilerlemektir. Darwin, Lamarck sonrası bilim dünyasında doğal teolojininde desteklediği bu görüşe tamamen zıt bir teori ile meydana çıktı. Fakat teorisinin kabul görmesi için asla epikürcü söylemi öne çıkarmadı. Bunu onun yerine yapacak birçok fanatik materyalist Kraliyet akademisinde mevcuttu. Bu sebeple Türlerin Kökenin ilk baskısında (24 Kasım 1859) teorisinin bu merkez kısmını ustaca metin içinde sakladı. Böylelikle teorisine geleceği kesin olan kilise tepkisini bir nebzede olsa hafifletmiş ve en büyük rakibi olan İskoç Alfred Russel Wallace’ın önüne geçmiş oldu. Bu başka bir makale konusudur. Darwin, evrim kelimesinin etimolojisine aykırı olan natüralist evrim teorisini 6. Basımdan itibaren yıllar içinde olgunluğa ulaştıracaktı.

Aşağıdaki metinde sizleri Darwin’in evrimin dayandığı kesin temelleri ve yaratılışçıların Darwin evrim teorisine saldırırken kullandıkları saçma sapan argümanlar konusunda bilgilendireceğim. Tabi bazı Darwin yanlısı kişilerde bu metni okurken savundukları teoriden ne derece habersiz olduklarını görmüş olacaklar.

Okumaya devam et