HOLİSTİK BİR TARİHSEL BAKIŞLA DARWINİZM NEDİR?

YADA KAPİTALİZMİN DOĞASI ÜZERİNE..

Totoloji, bir bileşik önermenin kendini oluşturan önermelerin her değili için daima doğru sonuç vermesi durumu. Bir şeyi kendi kapsamıyla tanımlayan tanımlardır. Bu tür tanımlar yeni bir bilgi vermez. Örneğin, ‘Ev evdir.’, ‘adam gibi adam’, ‘totoloji gibi totoloji’ gibi tanımlar kendi başlarına yeni bilgi vermez.

Mustafa Ajlan ABUDAK

Makalenin ismi Darwin’i anlamak olabilirdi. Makalenin içeriği çok geniş olduğundan mümkün mertebe kısa ve okuyucuyu bilgilendirici olması için disiplinler arası bütüncül (holistik) bir bakış gerekliydi. Darwin kadar günümüz bilimsel düşüncesini, sosyal yapısını etkilemiş az insan vardır. Onun çığır açan düşünceleri ve bu düşüncelerin etkilerini incelemek için onu kısaca tanımak, yaşadığı dönemi bilmek ve teorisini bu bilgiler ışığında ele almak gerekir. Bunun dışındaki tüm çabalar ya ideolojik olur ya da psikolojik.

Roy Weintraub’un, bilimsel teoriler ile ilgili söylediği şu söz makalenin çerçevesini oluşturmaktadır:  “ Tüm teoriler birer otobiyografidir.”

Darwin kendi evrim teorisini kurgularken, tüm bilim insanları gibi, ilk olarak içerisinde bulunduğu sosyal süreci gözlemleyerek teorisini kurgulamaya başlamıştı. Bu nedenle, Darwin’nin fikirlerini incelemeden önce onun zihnine şekil veren zamanı ve sosyal koşulları incelemek, onu anlamak için yapılması gereken ilk adım olmalıdır. Çünkü her deha zamanının eseridir ve esiridir.

Bu konuda ülkemizde belki en yetkin kişi, o dönem edebiyatını ve toplumunu hayatı boyunca inceleyen Mina Urgan hanımefendidir. Mina Urgan’ın belirttiği gibi (Urgan, M. (2003). İngiliz edebiyatı tarihi. İstanbul: YKY) kavramsal olarak çelişki ve çatışmalarla dolu olan Viktorya dönemini yine bu yapıyı aktaran olgular ve  kelimeler aracılığıyla vermektedir ki bunları aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:

1. Ailevi değerlerle saygıdeğer olma merakı ve bunun getirdiği ikiyüzlülük,

2. Toplumsal durumlardan ve bireysel koşullardan aptalcasına memnunluk,

3. Cinsel konularda yapay çekingenlik ve sevgisiz evliliklerin kutsal bulunması,

4. Dar kafalılık ve dinsel yobazlığa karşın, Hristiyanlığın dibini oyan bilimsel araştırma ve gelişmeler,

5. Para ve madde severlik ve alt sınıfların ve parasızların saygın bulunmaması,

6. Plansız gelişen sanayileşme ve haksızlıklarla dolu çalışma şartları ve adaletsiz ekonomik düzen,

7. Sanata duyulan düşmanlık ve edebiyatın salt eğlence aracı olarak algılanması. 2

Bu maddeler arasında konumuzla yakından alakalı olanlar: 4. , 5. ve 6. maddelerdir. Darwin devrinin insanı olarak, özellikle babası ve eşi ile ilgili özel yaşamında bu maddelerin tümünden az ya da çok etkilenmiştir. Bu başka bir makale konusu olabilir. Biz ilgili maddelere değinelim.

4. madde Viktorya dönemini özetleyen bir maddedir. Gerçekten de ikiyüzlü bir taassubun toplumun her katmanını sarması, bunun sosyal dokuya olan etkilerini devrin yazarlarının eserlerinde (Charles Dickens vb.) görebiliyoruz. Bu gergin sosyal dokunun asıl sebebi, sanayi devrimi ile gelen toplumsal değişim hızının daha önce hiç tecrübe edilmemiş kadar hızlı ve sarsıcı olması olduğunu düşünüyorum. Bu aşırı değişimin bir tür toplumsal gelişim ve refah olarak sunulması ve rasyonelleştirilmesi çok zordu. Bu değişim hızı, İngiltere gibi kast benzeri geleneklere sahip toplumların üzerine inşa edildiği sosyal dokuyu oldukça zorluyordu. Bunun sonucunda, geleneklere sıkı sıkıya tutunan ama bir yandan da değişime perde arkasından ayak uydurmaya çalışan bir toplumsal hayat vardı.

5. Madde de ise fay hattında oluşan en derin felsefi kırılmanın ilk izlerini görebiliriz. Binlerce yıldır hüküm süren Stoik felsefenin inşa ettiği kültürel yapı, Sanayi Devrimi ile gelen üretim (pek tabi tüketim) çılgınlığıyla yerini Epükürcü Hedonizme bırakıyordu. Edmund Burke, Bernard Mandeville, Herbert Spencer, David Ricardo gibi düşünürler, Viktorya döneminin bu değişim değirmenini rasyonelleştirmek için oldukça büyük çaba harcamışlardır.

6. Madde Sanayi Devrimi’ nin en acımasız yüzü olan kırsalın şehre taşınması ve burada köleleştirilmesini konu edinir. Tarlalarda lordlar (ormanın doğuştan liderleri) için çalışma devrinden, fabrika sahibi kodamanların (seçkinlerin-seçilmişlerin-kayrılmışların) fabrikalarında çalışmak, madenlerde çürümek devrine geçiştir. Çoğunluğu köylü, kadın ve çocuklardan oluşan bu iş gücü Londra, Manchester gibi şehirlerde küçük gettolarda altyapısız ve sağlıksız yaşam koşullarına yaşam savaşında ölerek (elenmek) görevlerini yerine getirmektedir. Diğer yanda ise sermayesine bu insanların emeği, kanı ve hayatlarıyla sermaye katan lordların ve seçilmiş burjuvaların genele göre oldukça şatafatlı hayatına tanık olunur. Karl Marx bile bu hayatın bir ürünüdür.

Darwin, bu toplumsal yapıda mavi kanlılar olarak adlandırılan seçkinler zümresine ait bir ailenin oğluydu. (Tarlada ya da açık alanda çalışmadıkları ve güneş görmedikleri için solgun beyaz tenli olmaları ve ince tenlerinin altındaki damarların oldukça mavi gözükmesi sebebiyle bu adı alırlarmış.) Dedesi Erasmus Darwin oldukça meraklı, entelektüel birikim sahip biriydi. Torunu onu da geçecekti. Beagle öyküsünü zaten herkes biliyor. Burada değinilmesi gereken nokta, bu yolculuktan önceki Darwin’in zihinsel taslağıdır. Bunu oluşturan ilk ve en önemli şey olan sosyal dokuyu kısaca yukarıda aktardık. Bu tipik bir hiyerarşik hayat mücadelesidir. Diğer etkili etmenler sırasıyla ait olduğu sınıfsal topluluk ve okuduğu kitaplardı. Bu kitaplardan en önemlileri Thomas Robert Malthus’un tek kayda değer çalışması olan Nüfus Artışı Hakkında Araştırma ve Charles Lyell’in Jeolojin’in Prensipleri adlı eserleridir. Eski bir vaiz olan Malthus’un Nüfus Artışı Hakkında Araştırma adlı kitabında kısaca şundan bahsediliyordu; Malthus’un çalışmasına göre uygun şartlarda herhangi bir popülasyon, besin maddelerinin artışından daha hızlı bir oranda artar ve böylece zamanla kişi başına düşen besin miktarı azalır. Bu fikrinin temeli şudur: uygun şartlarda herhangi bir kısıtlayıcı faktör (salgın vb.) yoksa popülasyon geometrik dizi biçiminde artar (2, 4, 8, 16, 32, 64, …), oysa besin maddeleri aritmetik dizi biçiminde artar (1, 2, 3, 4, 5, 6, …). Doğada aradaki bu fark, popülasyonda bazı bireylerin ölümlerine neden olur ve bir denge sağlanır. Bu düşünceleri nedeniyle Malthus geç evlenmek, az sayıda çocuk sahibi olmak vb. hareketlerin teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Yine Malthus’a göre toplumsal sefaletin en büyük nedeni alt sınıflardı ve bu yüzden bu tür bir nüfus planlaması üst sınıflardan ziyade alt sınıflara uygulanmalıydı. Fakir halk kesimlerine yapılan (özellikle kamusal) yardım programlarına karşı çıkmıştır. Her türlü toplumsal müdahaleye ve yardıma muhalif olmuştur. 3

Diğer önemli eser Jeolojinin Prensipleri ise Darwin’e kısaca ” geçmiş bugünün anahtarıdır ” olarak özetlenebilecek düşünceyi verdi. Bir avukat olan Lyell, bu eseriyle bugün etkili olan yeryüzü güçlerinin geçmişte de etkili olduklarını ve bunların dünyayı şekillendiren esas güçler olduklarını ortaya koydu. Bunun bilim dünyasına en önemli katkısı Dünya’nın yaşının skolastiklerce sanıldığı gibi 5000 yıl değil 5 milyar yıl olduğunu ortaya çıkarak süreci başlatmasıydı. Bilim dünyasını zihinsel olarak bu denli etkilemiş az eser verilmiştir. Bu eser dönüm noktalarından biriydi.

Darwin, bu iki eseri halihazırdaki toplumsal süreç ve yolculuğundaki gözlemler ile harmanladı. Darwin’in dehası ise bu noktada devreye girdi. Lyell’ın prensibinde geçmiş geleceğin anahtarıydı. Darwin, bu jeolojik süreçler nasıl Dünya’ya şekil veriyorsa, bu süreçlere tabi olan canlılara da  niçin benzer süreçler şekil vermiş olmasın? sorusunu doğru bir şekilde sormuştu. Buraya kadar oldukça başarılı olan temellendirme, bu çıkarımı sosyal dokuda o an gözlemlenen durumu nedenselleştirmek için kullanılınca, birden başka bir şeye dönüştü. Rasyonelleştirmeyi yaparken yaptığı en kritik hata insan aklının, Viktorya dönemindeki bu dokunun inşa edilişindeki rolünü ortadan kaldırmak ve onu ormanda gözlemlediği yaşam mücadelesindeki edilgen bir konuma koymaktı. Oluşturduğu evrim teorisinde de canlılar edilgen bir konumdaydılar. İnsanın sahip olduğu akıl ise tamamen rastlantının kutlu bir sonucuydu. Böylece bu teorik edilgenlik, Viktorya döneminde yaşanan maddiyat perverlik  ve alt sınıfların saygın bulunmaması, plansız gelişen sanayileşme ve haksızlıklarla dolu çalışma şartları ve adaletsiz ekonomik düzenin doğada da gözlemlenen bir durum olduğunu iddia ediyordu. Doğanın rastlantısal çevre koşullarınca kayrılmış doğanlar seçkinleri, yani ormanın efendilerini, besin zincirinin altındaki diğerleri ise köle ve köylüleri oluşturuyordu. Şans size önceden yaşam çizgisi belirlenmiş bir yol sunuyordu. Bunu kabul etmekten başka çareniz yoktu. Bu doğal bir sonuçtu.

Darwin’in evrimsel süreçlerinde, çevre şartlarına uyum göstermekte zayıf olanlar doğal olarak elenir. Fakat çevre koşullarına uyum sağlamada şansın kutlu doğasıyla avantaj kazananlar, hayatta kalır, neslini sürdürebilir ve bir sonraki nesle bu rastlantısal kazanımlarını aktarabilirdi. Kısaca o verili an, salt şansın yardımıyla, çevreye uyum sağlama imkanı elde edenler (Asli olarak aktif olan canlı değil çevredir.Çevre canlıyı seçer.) hayatta kalabiliyordu. Hayatta kalmanın itici gücü şanstı. Şans denilen bu rastlantısallık belirli bir çevrede, belirli bir zamanda, o canlıya çevredeki rakiplerine göre avantaj sağlıyor ve onu bulunduğu çevresel koşullar içerisinde seçilmiş-üstün-kayrılmış-uyumlu kılıyordu. Bu kutlu senaryonun her bir tür için sürekli işlemesi, avantajların birikerek ilerlemesi ile de yeni türler ortaya çıkıyordu.

Seçilmiş olmak için yani gerekli değişiklikleri sağlamak  için ilk koşul en az bir önceki nesilde bunu sağlanmış olmasıydı. (miras) Doğal Seçilim, uzun devirler sonucunda tedrici bir şekilde birikerek (kapital) bazı canlıları diğerlerine göre bu farklılıklar yoluyla kayırmış, onları bulundukları ortama göre ”uyumlu-seçkin” kılmıştı. Bu kuram, devrin yeni ruhu olan kapitalizmle ve onun en önemli ilkesi Görünmez El ile de oldukça uyumluydu.

Görünmez El, toplumdaki tüm bozuklukları, ahlaksızlıkları, haksızlıkları (verili bir topluma göre metafiziksel, etiksel mutasyonlar) sonunda bir şekilde toplumun yüksek menfaati olan hayatta kalma adına içkin bir şekilde düzenliyordu. Bireysel günahlarımız toplumun gelişimindeki itici güç haline gelmişti. Sanki evrim ve piyasa içinde içkin bir mekanizma yapılan hatalardan bir öğrenme süreciyle daha özgün sonuçlar çıkarıyordu.

Darwin’in Doğal Seçilimi kısaca, popülasyon içinde o an için var olan şansız, güçsüz bireylerin doğanın acımasız koşullarında şansız mutasyonlar geçirmeleri yada şanslı mutasyonlara sahip olamamaları sebebiyle elenmesidir. Bu elenme aslında genetik kusurlar-hatalar olan mutasyonların (günahların) çevre tarafından seçilip seçilmemesine bağlıydı. Bu bir uygunluk sorunuydu. Seçim ve uygunluk kelimelerinin her ikisini burada birbirinin yerine kullanabiliriz. Seçilen uyumludur. Uyumlu olan seçilir. Görüldüğü gibi bu döngü tam bir totolojidir ve bu totoloji Darwin evriminin bel kemiğini oluşturur.

Bir başka deyişle daha iyi uyum sağlamış, bu uyum sağlama sayesinde avantaj elde etmiş bireylerin de hayatta kalmasını sağlayan yukarıda bahsettiğim içkin bir nedene sahipti. Bu içkin ilerleme ilkesi temelde felsefi olarak da sorunluydu. Bu ilerleme ilkesi doğada kabul edildiğinde Darwin’in teorisi bir bakıma William Paley‘in Doğadaki Saatçi fikrinin güncellenmesi konumuna düşecekti. Fakat Doğal Teoloji fikri o dönemde o kadar kabul görmüş ve baskın bir fikirdi ki, Darwin kitabının ilk baskısında (o bile inanılmaz büyük tepki almıştı) kendi Epikürcü evrim teorisini kitabında olanca açıklığıyla ortaya koyamadı. Darwin daha sonra günümüzdeki takipçilerince de anti tez olarak ortaya konulacak bir Kör Saatçi fikrini savunuyordu. “Doğal Seçilim Yoluyla Türlerin Kökeni ya da Hayat Kavgasında Avantajlı Irkların Korunumu Üzerine’’ 6. Baskısına kadar dönemin ruhunu koruyan ama aynı zamanda Epikürcüleri-Kör Saatçiyi felsefi olarak destekleyen düzenlemeler yaptı.

Bunlardan en önemlisi Jean-Baptiste Lamarck ‘ın ‘varlık merdivenleri’nde ilerleme (evrim) olduğunu söyleyen fikirlerini dışlamasıydı. Bu yeni bir şey değildi. Lamarck’ın çağdaşı Cuvier canlılar dünyasında ‘hiyerarşik bir skala’ olmadığını, canlılar dünyasının en aşağıdan en yukarıya dizilmeye uygun olmayacak kadar çok çeşitli olduğunu söyledi. Lamarck, canlılara içkin olan ve onları kompleksliğe götüren bir eğilim olduğunu ve bunun, Yaratıcı’nın canlılara bahşettiği bir unsur olduğunu söyledi. Görüldüğü gibi, sistematik bir şekilde Evrim Teorisi’ni ilk ortaya koyan kişi olarak gösterilen Lamarck, Tanrı’nın varlığını da kabul eden bir evrim görüşü savunmuştur. Bu da Evrim Teorisi’nin mutlak olarak ateist bir görüş olduğu iddiasının yanlışlığını gösteren önemli bir durumdur. Lamarck’a göre, en basit canlılar ‘kendiliğinden oluş’ yoluyla oluşuyordu ve daha sonra en kompleks canlılar baştaki bu ‘kendiliğinden türeyen’ canlılardan evrimleşiyordu. İnsan en yüksek mükemmelliği temsil ettiği için, canlılar insana yaklaştıkları ölçüde mükemmeldi. İnsan evrimin en son ürünüydü ve maymunumsu canlılardan evrimleşmişti. Böylelikle Lamarck, Darwin’den önce maymunumsu canlılardan insanın evrimleştiğini açıkça söyledi. 4 Fakat Lamarck, devrin Epikürcü-materyalist bilim dünyasına hitap etmiyordu.

Kısaca Darwin, evrim bir ilerlemedir deseydi bilimsel olarak yeni bir şey söylememiş olacaktı. İlerlemiş demekle bir gelişimi, ilerlemeyi kabul etmek, kendisini de derinden etkileyen diğer bir yazar olan William Paley‘i ve tasarım teorisini kabul etmek olurdu. Rakibi Alfred Russel Wallace dolaylı olarak bunu yaptığı için, yani teleolojik evrime – tasarıma kapı açtığı ve ayrıca sıradan bir İskoç olduğu için Kraliyet Akademisi’ndeki Epikürcülerce sürekli dışlanmıştır.

Çek ekonomist Tomáš Sedláček kitabı ” Economics of Good and Evil ” ‘da Sosyal Darwinizm de bir totolojidir demektedir;

 Darwin’in Doğal Seçilim olgusu devrin ekonomik karakterine şekil veren Hedonist faydacılık olgusuna benzer şekilde problemliydi. Her ikisi de insan davranışının sosyal ve doğal gelişiminin nedenini açıkladıkları iddiasındaydılar. Bir başka deyişle, eğer piyasa (doğa) en iyi uyum sağlayanı seçmediğinde, durum neye benzeyecekti? Gerçekten de bu biraz totoloji demekti. Hayatta kalanlar daima en iyi uyum sağlayanlardır. Fakat en iyi uyum sağlayanı nasıl anlatabilirdik? Evet, hayatta kalanlar…Bu nihai değerlendirmeyle bilebileceğimiz şey sadece daha sonradan sonuca göre şekillenecek olandır. Öyleyse, bu ünlü sözü biraz farklı bir şekilde aktarırsak, ancak şunu söyleyebilecektik: Hayatta kalanlar hayatta kalmaya en yetkin olanlardır. Diğer bir deyişle, hayatta kalanlar hayatta kalanlardır. (uyum sağlayan kelimesi yerine) Ve öyleyse bu, en iyi uyum sağlamış olarak ilan edilen herkes için geçerlidir. İşte tamda bu yüzden bu teori ile hemfikir olmak zorunludur. Çünkü ona mantıksal olarak karşı çıkamazsınız. Böylelikle, Sosyal Darwincilik herkesçe kabul edilmiş bir önermedir. Sosyal Darwinizm bir totolojidir. 5

Tümevarım hakimiyetini sarsan kişi olan Karl Popper’ın yanlışlanabilirlik ilkesine göre Darwin’in Evrimi bilimsel açıdan da çıkmazlara sahiptir. Popper ‘ın bu ilkesi:

Bütün sistemleri zorlu bir sınamadan geçirerek, sonunda nispeten elverişli sistemi seçmek amacıyla, her kuramı yanlışlamaya tabi tutmaya dayanır. Çünkü Popper’e göre, tümevarım ilkesinin geçersizliği nedeniyle, kuramlar hiçbir zaman deneysel olarak doğrulanamaz. Ama yanlışlanabilir. O halde, bir teorinin bilimsel olabilmesi için yanlışlanabilir olması gereklidir. 6

Darwin’in Evrim teorisinin en önemli ilkesi Doğal Seçilim’dir . Bu kavramın kendisi yanlışlanabilirlik açısından yukarıdaki önermelerden de anlaşılacağı üzere başlı başına sorunludur. Popper’in kuramına göre bilimsel yöntem şudur: bilimsel bilgi olarak adlandırdığımız şey, doğası gereği geçici niteliktedir. Bir bilim insanı deney yapacak ve gözlemlerine dayalı ampirik genellemelerde bulunacaktır, ardından bu genellemeler bir kuram/teori biçiminde ortaya koyulur. Eğer kuram açık ve tam olarak değil kavramsal olarak ortaya konmuşsa, Popper için bu metafiziksel bir araştırma programıdır.

Darwin’in Evrim teorisi, belki de felsefi olarak Spinoza’dan beri Aydınlanmacıların, nedenleri evrenin kendisine ve kendisinden olana bağlama isteğinin tezahürüydü. Popper, bilimsel bilginin  yaşanabilirlik ilkesine uygunluğunu sorgulayarak bilim dünyasının teorilere olan imanının da bir metafiziksel arayış olduğunu ortaya koymuştur. Bunun en açık tezahürünü Darwin’in evrim teorisinde görmek mümkündür.

Scott Adams, bizlere bilimsel bilginin ilk basamağı gözlem ve nedenler hakkında basit bir durumu hatırlatıyor :

Evrim aslında nedenleri açıklamaz. Evrim bir gözlemdir. Şeyleri kategorize etmek için kullandığımız bir yoldur. Evrim ‘nedenler’ hakkında bize bir şey söylemez, söyleyemez. 7

Darwin’in Evrimi yoluyla nedenler hakkında görüş ortaya koymanın sonu totolojidir. Bu tıpkı çevre yolunda zevk olsun diye başlangıç noktası ile bitiş noktasının aynı yer olduğu bir yolculuğu yapmaya benzer. Darwin’i sosyal olarak inşa eden düşünceler bugün Sosyal Darwinizm‘de bir çatı olarak birleştirilmiştir. Darwin’in böyle bir düşünce yapısı yoktu diyenler, hem Viktorya dönemi İngiltere’sini hemde Darwin’in evrim teorisini bilmemektedirler, daha kötüsü bilip yapıyorlarsa bazı çıkar gruplarının piyonlarıdırlar.

 Darwin, kapitalizmin doğduğu bir çağda, çağının gerekliliklerine uyarak yani yaşadığı dönemin toplumsal dinamiklerini doğaya uygulayarak, Sanayi Devriminin getirdiği maddi ve manevi yıkımları rasyonelleştirmeye çalışmış gözükmektedir. Bunu yaparken, belkide farkında olup yada farkında olmadan Kilise otoritesi ile mücadele eden bilime Epikürcü bir kapı aralamıştır. Hayatının büyük çoğunluğunu agnostik olarak geçiren bir kişinin, Viktorya dönemi kapitalizmini bilimsel metot ile onaylamaya çalışması,  ait olduğu sınıfın çıkarlarına uyumlu ve o çevrede kabul görüp seçilmişler içinde birinci kişi olmak istemesinin bir sonucu olabilir mi? Kraliyet Akademisi Darwin’i tüm gücüyle destekleyerek bilime mi yoksa yeryüzünün gördüğü en büyük koloni imparatorluğuna sahip Kraliçe’ye mi hizmet etmişti?

Devrin tüm ideolojilerinin yegane isteği bilimsel bir sağlama ile topluma seslenmekti. O devrin aydınlanmacı kapitalistlerinin isteği belkide Mandeville‘in bahsettiği kovandaki düzenin sürmesi yada kraliçe ve tebaasına hizmet eden işçi arıların (İngiliz işçi ve köylüleri, şimdinin sarı tenli yada geçmişin siyahi toplumları) koloniler şeklinde yaşam mücadelesine devam etmesiydi. Zamanın ruhunun getirdiği ağır koşullardan dolayı ölenler hayat mücadelesine uyum sağlayamayanlardı. Darwin’nin dünyasında doğa ” içkin bir nedensellikle ” onları kayırmıyordu…

Kaynaklar

1.http://tr.wikipedia.org/wiki/Totoloji_(mant%C4%B1k)

Weintraub, How Economics Became a Mathematical Science , 6.

2.http://tr.wikipedia.org/wiki/Victoria_devri

3.http://tr.wikipedia.org/wiki/Thomas_Robert_Malthus

4.http://tr.wikipedia.org/wiki/Jean_Baptiste_Lamarck

5. Tomas Sedlacek –  Economics of Good and Evil The Quest for Economic Meaning from

Gilgamesh to Wall Street

Social Darwinism : Natural Selection and Tautology Thereof p. 275.

6. http://tr.wikipedia.org/wiki/Karl_Popper

7. Edgar Andrews . Who made God ? Searching for a theory of everything p. 17-18

Image credit: http://imagecache2.allposters.com/images/LIFPOD/5577080.jpg

Reklamlar