PER ASPERA AD ASTRA..

Mustafa Ajlan ABUDAK

Nadir Dünya Hipotezi bir totoloji ve evrende nadir bulunan Akıllı Yaşam sıradan mıdır?

Bu soruyu yeni sordum ama konu ile ilgim bu güncemi oluşturmaya başladığım (2006) zamanlarda zihnimi meşgul ediyordu. Bu güncenin de oluşmasına neden olmuştu.

Hakim paradigma pozitivizm ya da post pozitivist bir aydınlanmanın eseri. Öyleyse, bu kabullerden yola çıkarak madde aklın biricik kaynağıysa ve bu ön kabul doğruysa, yani materyalist Darwinci söylemin iddiası doğru bile olsa, söylemin rastlantısal doğası sebebiyle, maddenin  akıl haiz olma özelliğinin madde var olmadığında bile onun için var olması gereklidir. Eğer bu geçerli olmazsa madde rastlantı sonucu bile olsa, bu içsel özelliğini (potansiyelini) ortaya çıkaramazdı. Çıkarır dersek simyayı da pozitif bir bilim olarak kabul etmemiz gereklidir.

Şimdi bu durumda elimizde iki önerme vardır;

1. Ya akıl maddeden önce vardır.

2. Ya da maddenin var olması için gerekli ön koşullardan biridir… çünkü potansiyel olarak madde onu içermektedir.

Akıl potansiyel olarak madde içinde yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkansızdır. Lucretius‘un dediği gibi mekanik süreçler için hiçlikten hiçlik doğar. Çünkü potansiyelin gerçekleşmesiyle biz, geriye dönük nedensellik ilkesini gerçekleştirip bu potansiyelin canlı mekanik kanıtlarını oluşturuyoruz. Peki, bu çıkarımları yapmamız çok mu zorlama olur? Potansiyel olarak var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, aklı meydana getirmiş olabilir mi?

Guillermo Gonzalez’in akıl yürütmesinde değindiği üzere;

Bizlerin belirli yetenekleri vardır. Örneğin, akarsuların üzerinden sıçrayabilir, düşen elmayı yakalayabiliriz. Bunlar Dünyaya dâhil olmamız için gereklidir.

‘… Fakat neden kavrama ve ayırt etme kabiliyetimizde vardır? Örneğin, atomların içersinde ve kara deliklerde neler oluyor bilmek isteriz? İşte bunlar günlük deneyimlerimiz olarak adlandırılan yüzeysel gerekliliklerimizin tamamen dışında, hatta iyi bir Darwinci hayatta kalma söylemi için son derece anlamsız olan şeylerdir…

Zekânın/Aklın ortaya çıkışı evrimsel bir rastlantı olabilir. Geoffrey Miller insan zekâsının, tahmin edilemez yönlerde ilerleyebilen cinsel seçilimin kontrolden çıkmasının bir sonucu olduğunu ileri sürer. Steven Pinker How the Mind Works (Akıl Nasıl Çalışır) isimli kitabında, yeterli karmaşıklık seviyesine ulaşmış olan bir yaşam formunda evrim sürecinin sonucunda zeki canlıların ortaya çıkacağına dair fikrin, temelinde “evrim merdiveni” düşüncesinin yer alması sebebiyle hatalı olduğunu savunur: Evrim belirli bir amaca ulaşmaya çalışmaz, sadece rastgele gerçekleşir. Belirli bir ekolojik niş için en kullanışlı adaptasyonu seçer. Dünya üzerinde, bu seçimin sonucunda konuşabilen bilinçli bir canlıya sadece bir defa ulaşılabilmiş olması, bu adaptasyonun sadece nadir durumlarda en iyi adaptasyon olduğunu gösteriyor olabilir. Öyleyse, elde edilmiş olan sonuç, yaşam ağacının mutlaka varacağı son nokta değildir.

Bu görüşlere paralel bir başka teoriye göre, yaşam için gerekli koşullar tüm kâinatta ortak olsa bile, hem yeniden üreyebilme, hem temel bileşenlerini çevresindeki ortamdan temin edebilme, hem de yaşamsal reaksiyonları için (ya da en azından, potansiyel olarak yaşamı destekleyebilecek bir gezegendeki ilk abiyogenez için) gerek duyulan enerjiyi herhangi bir formda elde edebilme kapasitesine sahip olan karmaşık bir molekül dizisinin ortaya çıkarak yaşamı oluşturması, oldukça seyrek bir durum olmalıdır.

Ek olarak, ilk yaşam formlarından insana ulaşan, doğrusal olmayan ve çeşitli yönlere budaklanan gelişim dikkate alındığında, prokaryot hücrelerden ökaryot hücrelere ya da tek hücreli organizmalardan çok hücreli organizmalara geçiş (“kambriyum patlaması“) gibi bazı önemli olayların da gerçekleşme ihtimali düşüktür.

Bir başka olasılık da, zeki yaşamın yaygın, ancak endüstriyel uygarlıkların nadir olmasıdır. Örneğin Dünya’da endüstrileşmenin ortaya çıkışı, temelde fosil yakıtlar gibi uygun enerji kaynaklarının varlığı sayesindedir. Evrenin başka bölgelerinde bu tür enerji kaynaklarının nadir olması ya da mevcut olmaması durumunda, oralarda ortaya çıkmış olabilecek zeki uygarlıklar, iletişime geçilebilecek teknolojik ilerlemeyi hiçbir zaman sağlayamayacaklardır.

Nadir Dünya hipotezi

Dünya üzerindeki yaşama ve onun oluşma sürecine özel bir önem verdiği ölçüde, antropik sapmanın bir türevi haline gelir. Antropik sapmanın bu versiyonunda, evrenin sadece insan zekâsının gelişimine uygun olduğu öne sürülür. Bu felsefi tutum, hemsıradanlık ilkesinin, hem de evrendeki herhangi bir yerin diğerine göre daha ayrıcalıklı olmadığını savunan Kopernik ilkesinin aksini savunur. [1]

Neden bu hipotez savunuluyor? sorusunu benimde belgeselini çevirdiğim İmtiyazlı Gezegen The Previleged Planet yazarı materyalist linçe uğramış profesör Guillermo Gonzalez’den öğrenelim;

Bulduğumuz şey bizlerin galakside doğru yerde olmamız gerektiğidir.Bizler bir yıldızın sahip olduğu yaşanabilirlik kuşağının içindeyiz..Bizler büyük gezegenlerin küçük gezegenleri birçok kuyruklu yıldız ve göktaşından koruyacak şekilde var olduğu bir gezegenler siteminin parçasıyız. Bizler doğru tip bir yıldızın çevresinde yörüngedeyiz ve yerimiz ne çok sıcak ne çok soğuk. Bizler öyle bir gezegendeyiz ki uydusu onun dönüş eksenini sabitliyor.  Bizler karasal yüzeye sahip bir gezegendeyiz. Bu gezegenin kabuğu sadece tektonik hareketleri sağlayacak kadar kalın ve iç ısısı merkezdeki demirin sıvı halde kalmasını sağlayarak bu tektonik ile manyetik bir alan üretiyor. Öyle bir gezegendeyiz ki atmosferi kompleks yaşamın kendini sürdürmesine izin veriyor. Bizler yeterli suyu ve kıtaları bulunan bir gezegendeyiz. Bunlarda yaşamın çeşitliliğini destekleyerek bizim gibi canlıların var olmasını sağlayacak biyolojik çeşitliliği meydana getiriyor.

Bu sürekli önümüzde duran milyon dolarlık sorudur. ‘Eğer tüm bu değişkenler bir gezegeni yaşana bilinecek bir yer kılıyor ve bilimsel keşfin yapılabileceği en iyi yer yapıyorsa bu ne anlama gelir? Ve eğer bu evrende bu denli nadir bölgelerin bize benzeyen uygun gözlemcilerle sonuç olarak gözlem için en iyi yeri oluşturması ne anlama gelmektedir?

Don Brownlee ;

 ‘Tüm bu değişkenler eğer yeryüzü gibi bir yaşana bilirliğe sahip bir gezegeniniz olacaksa ve bu gezegen kompleks yaşama ve bizim gibi zeki canlılara ev sahipliği yapacaksa bir galakside bir yerde ve aynı zamanda var olmalıdır. Doğanın sanki yeryüzü benzeri gezegenler yapma isteği varmış gibi, doğal olarak hayat bunun üzerinde evrilirmiş ve doğal olarak üzerinde bizim gibi şeylerin olması gerekirmiş gibi genel bir duygu var hala. Bizim gibi insanların, bitki ve hayvanlara izin verecek koşullar ve bir gezenin üzerindeki çevresel koşullar oldukça nadir rastlanabilecek şeylerdir.

‘ .. Böylece bizde yeryüzünün gerçektende ne kadar özel ve oldukça nadir bir yer olduğunu göstermek üzere ‘Nadir Yeryüzü’ kitabını yazdık.

Geri kalan verileri ve birçok önemli bilim insanı konu hakkındaki görüşlerini belgeseli izleyerek yada tam metni okuyarak öğrenebilirsiniz;

https://akillitasarim.wordpress.com/2008/09/01/imtiyazli-gezegen-belgeseli-tam-metni/

Fakat, Dünya üzerindeki zeki, dil ya da alet icat eden veya kullanan tek türün insanlar olmadığına dair artan sayıdaki kanıtlar, bu fikir ile çelişir.[1]

Bu görüşün karşıtları, hipotezin bir totoloji olduğunu – evrende insan yaşamının gelişmesi için bir koşul gerekliyse, bu koşul zaten mevcut olmalıdır, çünkü insan yaşamı mevuttur – ve argumentum ad ignorantiama örnek teşkil ettiğini savunur. Buna göre, Nadir Dünya hipotezi, Dünya üzerinde yaşamın nasıl ortaya çıktığı ile nasıl ortaya çıkmış olabileceği sorusuna verilebilecek yanıtlardan birini birbirine karıştırmaktadır.[2] Dünya’daki belirli koşulların tekrarlanabilmesi ihtimali çok düşük olabilir; ancak karmaşık yaşam türlerinin gelişmesi için gerekli olan koşulların neler olduğu tam anlamıyla bilinmemektedir.

Akıl evrende başka yerde çıkmış olabilir mi?

Fermi paradoksu..

1950’de Los Alamos Ulusal Laboratuvarı‘nda çalışan fizikçi Enrico Fermi, öğle yemeğine giderken iş arkadaşları Emil KonopinskiEdward Teller ve Herbert York ile günlük konular hakkında sohbet ediyordu. Bilimadamları, o günlerde artan UFO raporları ile kaybolan çöp kutularını yağmacı uzaylıların çaldığını gösteren bir karikatür hakkında konuşuyorlardı. Konu daha sonra, insanların gelecek on yıl içinde herhangi bir maddenin ışık ötesi hıza ulaştığını görme ihtimaline geldi. Teller’a göre milyonda bir olan bu ihtimal, Fermi için neredeyse onda birdi. Sonra sohbet başka konularla devam etti ama yemek sırasında Fermi birden bire “Neredeler?” (ya da alternatif anlatımlara göre “Herkes nerede?”) diye sordu.[3]

Evrenin yaşının büyüklüğü ve muazzam sayıda yıldızın varlığı ile birlikte, hayat için Dünya’nın tipik bir gezegen örneği olduğu varsayımı da göz önüne alındığında, dünya dışı yaşamın yaygın olması gerekir.[4] Bu önermeyi 1950’de bir öğle yemeği sırasında tartışan fizikçi Enrico Fermi şu soruyu sormuştu: “Eğer Samanyolu dahilinde yüksek sayıda ileri dünya dışı uygarlık mevcutsa, neden uzaylılara ait uzay araçları ya da sondalar gibi kanıtlara rastlamıyoruz?” Konunun daha detaylı incelendiği tartışmalar, Michael H. Hart‘ın 1975 tarihli bir makalesiyle başladı. Bu sebeple paradoks, zaman zaman Fermi-Hart paradoksu olarak da adlandırıldı.[5] Konuyla ilişkili bir başka soru da Büyük Sessizlik olarak bilinir:[6] “Uzayda yolculuk zor olsa bile, eğer dünya dışı yaşam yaygınsa, en azından bu uygarlıklara ait radyo sinyallerini duymamız gerekmez mi?”

Fermi paradoksunu, dünya dışı yaşamın var olduğuna ilişkin kanıtları bulmaya çalışarak, ya da böyle bir uygarlığın insan algısının dışında var olabileceğini savunarak çözmeyi deneyenler oldu. Bu çalışmalara karşı çıkanlar ise, zeki dünya dışı yaşamın var olmadığını ya da insanların asla temas kuramayacağı kadar nadir olduğunu savundu.

Devamı;

http://tr.wikipedia.org/wiki/Fermi_paradoksu

Jay Richards’ın  sözleri ile makalemizi bir sona bağlayalım ;

 Modern bilimin kurucuları olan Kopernik, Kepler, Galileo ve Newton bizzat evrenin bir aklın ürünü olduğuna inanıyorlardı. Bir başka deyişle, bizim gibi varlıklar için akıl edilebilirdi çünkü kendisi de bir aklın ürünü-mü-ydü ?

Nadir Dünya hipotezi ve Kepler’in sıradanlık ilkesi arasında bu okumadan sonra karar sizin. Dünyamız hem akıllı yaşam ile kuşatılmış,hemde evreni keşfedebileceğimiz en uygun yerlerden biri olabilmiştir. Sanki her şey bir amaç için yer almış ve buna göre tasarlanmış gibidir…Bu bir yanılsama mı yoksa aklımızın evriminde de rol oynayan bir patikalar bütünü mü? Keşfettiğiniz yeni bilgileri de bu makale altında bizle paylaşırsanız sevinirim.

Makale;

https://akillitasarim.wordpress.com/2008/09/01/imtiyazli-gezegen-belgeseli-tam-metni/

Wikipedia Kaynakça;

  1. ^ Inside Animal Minds, National Geographic, March 2008
    1. ^ Athena Andreadis. “E. T., Call Springer-Verlag!” SETI League Publications, 2000
    2. ^ a b Eric Jones, “Where is everybody?”, Fermi’nin sorusunun öyküsü, Los Alamos Technical report LA-10311-MS, March, 1985.
    3.     ^ Sagan, Carl. Cosmos, Ballantine Books 1985
    4.     ^ Wesson, Paul (June 1992). “Cosmology, extraterrestrial intelligence, and a resolution of the Fermi-Hart paradox” (PDF).Royal Astronomical Society, Quarterly Journal 31: 161–170. ISSN0035-8738http://articles.adsabs.harvard.edu/cgi-bin/nph-iarticle_query?1990QJRAS..31..161W&data_type=PDF_HIGH&whole_paper=YES&type=PRINTER&filetype=.pdf. Erişim tarihi 2007-05-06.
    5.     ^ Craig, Andrew (2003). “”Astronomers count the stars””BBC NewsBBC. 8 Nisan 2006 tarihinde erişilmiştir.