MİLİTAN ATEİZMİN DERİN SORUNLARI

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bu güncede yazılarımın büyük çoğunluğu evrim ve onun hayatımıza yansımaları üzerine oluyor. Savunduğum gayesel (teleolojik ) evrim kısaca evrimin ilk canlı hücreden insana değin belirli bir amaç doğrultusunda yönlendirildiğidir. Bu amacı da maddeden akıl edebilen bir canlı var etmek şeklinde kısaca özetleyebilirim.

Biliyorsunuz ki, evrim konusu popüler medyada daha çok bazı uzmanların ezbere ve ideolojik tartışmalarına sahne olur. Bu tartışmalarda genelde güzide basınımızda evrimin bir başka kanıtı vs vs. şeklinde yapılagelen haberlerin ardından patlak verir. Sonra bu tartışmalar durulur, herkes dezenformasyonuna devam eder. Bu tür tartışmalar ülkemizde genelde utangaç ateistler ve din soslu yaratılışçılar arasında cereyan eder. Birbirlerinin amansız düşmanı olan bu iki ideolojik kamp, evrimi ideolojilerinin doğrudan ispatı için kullanmaktan asla çekinmez. Pozitivist bir determinizm naaşını kaldıralı çok olsada, ideolojiler hala bilim tarafından takdis edilmedikçe modern paradigmalar haline gelemezler. Bu sebeple bilim bir araç konumundan amaç konumuna indirgenerek temelde sınıfsal çatışmanın çekirdeğini oluşturan bir akide halini alır. Elbette bir kitlesel hipnoz enstrümanı olan medya, gücü o an elinde bulunduran hizibin ( 1900 öncesi ruhbanlar sonrası pozitivistler)  amacına hizmet ederek, beşerin yorumu olan ilahi yasalar ya da doğa yasalarınca tahakküm edilmiş akideleri, toplumun bilinçaltı ve üstüne enjekte etmekle yükümlüdür.

Bu oldukça sadeleştirilmiş giriş kısmından sonra, evrim ile ilgilenenlere bu yukarıdakilerden başka bir algılayışında eldeki verilere göre mümkün olabileceğini göstermek adına bu günceyi oluşturdum. Bu konudaki detaylandırılmış düşüncelerimi Blog Amaç kısmından okuyabilirsiniz.

Gelelim militan ateizm sorunsalına. Güncemde militan ateizmin günümüzdeki en ateşli savunucuları olan Richard Dawkins ve Daniel Dennett düşünceleri ve önemli kabul edilen eserleri hakkında bir makale yayınlamıştım. Ayrıca ateist retoriğinin nasıl bir felsefi patinaj (totoloji)  içerisinde bulunduğunu ileri sürdüğüm diğer bir kısa makale ile ateizm konusuna değinmiştim.

Bu makalelerde yüzeysel kalan bazı imalarımın geçen hafta Radikal gazetesinde Ezgi Başaran Hanımın gerçekleştirdiği bir söyleşi içerisinde İngiliz ateist düşünür Alain de Botton tarafından dürüstçe açıklandığına şahit oldum. Daha önce İngiliz Guardian gazetesinde,  Dawkins ve diğer militan ateizm şövalyelerinin yeniden silahlarını kuşandığı haberi ile bu röportajın bağlamı, bu yazıyı yazmamı sağladı. Şimdi ilk olarak şövalye Dawkins ve arkadaşlarının haykırışlarına kulak kabartalım…

İngiltere‘de aralarında Sir David Attenborough ve Richard Dawkins’in de bulunduğu önde gelen bilimadamları, hükümeti okullarda “yaratılışçılık” görüşünün öğretilmesine ilişkin kuralları sıkılaştırmaya çağırdı.

Guardian gazetesine göre bilim insanları “dini anlamda aşırı tutucu” çevreleri kamu fonlarıyla desteklenen okullarda bu görüşü bilimsel teoriymiş gibi tanıtmakla suçluyor. 30 kadar bilim adamının açıklamasında, “yaratılışçılık” ve “akıllı tasarım” gibi öğretilerin bilim dersi kapsamında olsun, olmasın öğretilmesinin kabul edilemeyeceğini belirtiliyor.

Açıklamada “Truth in Science” ve “Creation Ministries International” adlı iki kuruluşun İngiltere‘yi dolaşarak kendilerini bilim insanı gibi tanıtıp yaratılışçı görüşlerini bilim diye anlattıkları” söyleniyor. Bu anlayışlar, Dünya’daki canlıların evrim süreciyle değil zeki ve bilinçli bir varlık tarafından yaratıldığını savunuyor.

Richard Dawkins ay başında evrim teorisinin çocuklara beş yaşından itibaren öğretilmesi gerektiğini savunmuş, hatta evrimin bir olgu olduğunu teori olarak adlandırılmaması gerektiğini dile getirmişti.  İngiltere‘de ne kadar okulda yaratılışçılığın öğretildiğine ilişkin belli bir veri bulunmuyor.  Ancak Eğitim Bakanlığı, tüm okullların geniş ve dengeli bir eğitim öğretim müfredatı izlemesi gerektiğini, ancak yaratılışçılığın bilimsel bir olgu gibi öğretilemeyeceğini bildirdi.  2009 yılında Ipsos Mori şirketinin yaptığı bir araştırma İngiltere‘de yetişkinlerin yarıdan fazlasının “akıllı tasarım” ve “yaratılışçılık” kavramlarının bilim derslerinde evrimle yan yana öğretilmesi gerektiğine inandığını göstermişti.  Guardianaktardığına göre bu oran, ABD‘dekilerden dahi yüksek.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1063780&CategoryID=79

Şimdi haberimizdeki bilgileri inceleyelim. İlk önce Dawkins ve diğer şövalyelerin rahatsızlıklarının çok ciddi boyutta olduğunu anlıyoruz. Şövalyelerin isteklerini şöyle sıralayabiliriz; özgür düşüncenin anavatanı olmakla övünen İngiltere gibi bir diyarda, bazı farklı evrimsel düşüncelere sahip ya da anti evrimci olan kişilerin çabalarının sansürlenmesi (sıkılaştırma diye geçiyor.) ve çocuklara natüralist evrimin 5 yaşından itibaren anlatılarak beyin yıkama operasyonunun ağaç yaşken başlaması salık verilmiş. Ayrıca tüm natüralist tahakküme ve propagandaya rağmen, İngiltere gibi okumuş aydınlanmış ABD gibi muslukçu Joe’lardan oluşmadığı varsayılan bir ülkede, bu farklı düşüncelere verilen desteğin araştırma sonuçlarına artarak yansıması ateist militanları epey üzmüş.

Şövalyelerin bu demokratik toplumda bile düşünceye tahakküm koyma çabasını bilim adına sergilemesi, durumun ateizm için vahametini ortaya koymak için yeterli. Fakat bu son haykırış, belki de çaresizlikten yapılmış olabilir. Çünkü İngiltere gibi bir toplumda bu tarz elitisyen-jakoben toplum mühendisliği çabaları genelde ters teper. Oysa bizim gibi ülkelerde bu tip ideolojik sansür üniversitelerin resmi görevidir. Sanki dışarıda farklı mı?Genel kabule biat etmezseniz dışarıda tenure alamazsınız ülkemde de prof olamazsınız. (Guillermo Gonzalez vakasını dileyenler inceleyebilirler.)

Şimdi bir başka ateistin yukarıda açıkladığımız hezeyanlarla ilgili düşüncelerine bakalım. Alain de Botton militan ateizm analizindeki hemen her cümlesine katılıyorum. Özellikle yapıt-amaç ilişkisine değinirken teleolojik evrim içinde bir açıklama getiriyor aslında. Bu analiz üstüne pek fazla bir şey söylenmesini gerekli değil. Bu sebeple söyleşinin tam metnini okuyalım;

Fanatik ateizmin aşılması gerekli

Niye?

Kitapları dünyanın her yerinde çok satan popüler ıngiliz düşünür Alain de Botton son olarak ‘Ateistler İçin Din’i yazdı. Dünyada ilk kez Türkiye’de, Sel Yayıncılık’tan çıktı. ınanmayanların dinden nasıl faydalanabileceğini, biraz insanların dinin organize ettiği iç dünyalarını hangi sistematik yöntemlerle ikame edebileceğini sorguluyor.

Ailenizin Tanrı ve dinle olan ilişkisini nasıl tanımlarsınız? 
Tamamen sekülerdiler. Hiçbir şeye inanmaz, inanan herkesi de komik bulurlardı. Böyle insanlar onlara göre yeterince modern değildi. Bu tabii darkafalılık. Aptalca.

Kitapta onlardan etkilendiğinizi, bu yüzden 20’li yaşlarınızda inanç krizi yaşadığınızı anlatıyorsunuz. 
Geleneksel hikâye şöyledir: ınanmayan bir adam, bir anda fark eder ki aslında çok inançlıdır. Benim başıma gelen kesinlikle bu değildi. Hayatımda hiç ruhani bir yoksunluk hissetmedim, hiçbir zaman bir Tanrı’nın olduğuna inanmadım. Benimki daha çok şöyleydi: Dinlerin sunduğu fikirlere inanmak benim için imkânsız olmasına rağmen dinlerin aktiviteleri ilgimi çekmeye başlamıştı.

Ailenizin katı ateist olması nedeniyle yetiştirildiğiniz ortamla ilgili pişmanlıklarınız var mı? 
Çok değil ama açıkçası Richard Dawkins’in bir versiyonu babayla büyüdüm, o yüzden hatalar yapıldı.

Siz çocuklarınızı nasıl yetiştiriyorsunuz? 
Dikkatle. Geçen yıl Noel’i kutlamak istediler. Çünkü evde bir çam ağacı olmasını istiyorlardı. Ben de çam ağacının Noel’le ilgisini olmadığını anlattım. Sonra da Noel’de aslında gerçekten ne kutlandığını. “Gerçekten bunu kutlamak isteyen insanlar var ama biz onlardan değiliz. Ama yine de isterseniz, bir çaresine bakarız” dedim.

İngiltere niye ateistlerin en rahat ettikleri ülke? 
Ateizm ve agnostiklik Fransa, ıtalya ve Almanya’da da çok yaygın. ıngiltere’nin özel durumu şu: Bu ülke bazı çok güçlü ve saldırgan din düşmanlarının doğduğu yer. Belki bir psikanalist bu hali şöyle yorumlayabilir: “Bu adamlar din karşıtı olduklarını bu kadar bağırıyorlar çünkü kendi içlerinde çözemedikleri bir şey var. Ve belki olmak istemedikleri kadar dindarlar.” Dawkins’in “Tanrı saçmadır” deyip durması sence de biraz tuhaf değil mi? İnanmıyorsundur ama inananlarla dalga geçmenin manası yok.

Böyle kibirli olmak ateistler için bir marka tescili değil mi? 
Haklısın. Ateizmle ilgili zımni bir sınıf meselesi de var. Ama kimse “Tanrı’ya inanan kesim eğitimsizdir ve inançlı olmayanların tamamı iyi eğitimlidir” diyemez. Ama bir tür ateist var ki, büyük bir gururla dolaşır, bilimle ilgili müthiş bilgiler verirler. Bir davette herhangi bir dindar insanın keyfini kaçırırlar. Onlara münakaşacı ateistler diyorum, çünkü dindarların inançlarına karşı bir tür ‘haçlı seferi’ düzenliyorlar. Onları fanatik olmakla eleştirdiğinizde de “Hiç iki uçağı binalara doğru sürüp patlatan ateist gördünüz mü? Ateistler mi fanatik, dindarlar mı?” derler. O anda kendinizi saçmasapan bir tartışmanın içinde bulursunuz.

Kendinizi Christopher Hitchens, Sam Harris veya Dawkins’le karşılaştırdığınızda siz ılımlı ateist mi oluyorsunuz? 
Evet, çünkü ben bir ileri aşamaya geçmek istiyorum. Erken dönem fanatik ateizmden ilerlememiz gerekiyor. Ben de Tanrı kavramını reddediyorum ama ateizm sadece bundan ibaret olamaz. Bu çok sıkıcı. Diyelim ki; kimse Tanrı’ya inanmıyor, şimdi ne olacak? ışte bu benim başlangıç noktam, yani bir adım sonrasını düşünmek. Bana kalırsa birçok insan ‘soft ateist’… Yani Tanrı’ya inanmıyorlar ve şimdi ne yapacaklarını çözmeye çalışıyorlar.

41 yaşındasınız. Bugüne kadar inançsız olduğunuz için bir şey kaybettiniz mi? 
Hayır, hiç. Samimiyetle söylüyorum; yukarıda bir gücün var olduğunu reddettiğim için içsel olarak hiçbir eksiklik hissetmedim. Ama… Ki bu büyük bir ama… Dinler çok ilgimi çekiyor. Hiçbir zaman organize dinler kötüdür, bireysel ruhanilik ya da ibadet iyidir demedim. Evet organize dinlerin insanlığa büyük zararı dokunmuştur ama bir tutam Kabalah, bir tutam Budizm harmanlayıp bir mumla ibadete de karşıyım.

Şöyle sorayım öyleyse: Din, modern seküler toplumlarda nüfuzunu yitirdiği için insanlığın hangi ihtiyaçları karşılanmıyor? 
Bir adım geri git ve şunu sor: Dinlerin görevi nedir? ınsanların iç dünyalarını organize etmek. O iç dünya ki, ne pahalı şeyler alarak ne de statüyle tatmin olur. Modern toplumların insanlığın iç dünyasına en çok dokunduğu nokta belki sanat eserleri olabilir, onun dışında ne var?

Yani hayatın anlamı nedir sorusuna cevap mı kalmıyor dinler olmazsa? 
Halbuki öyle olmayabilir. Bazı insanların hayatından dini çekip alırsanız bir kılavuz noksanlığı ortaya çıkar. Din denilen şey, iç dünyanın eğitim sistemidir. O yok olunca neye değer vereceğimiz, diğer insanlara nasıl davranacağımız konuları içimizde çukurlar oluşturur. Bu çukurları doldurmak için din kadar sistematik bir yöntem geliştiremedik. O yüzden dinler hâlâ var ve etkili.

Peki insanların başkalarına yardım eden altruistik bir yanı, çocuklarını iyi yetiştirme özelliği doğasında yok mu, illa bir sistematik kurallar dizini mi gerekiyor? 
Elbette hepimizin muhteşem spontan tepkileri vardır hayata karşı. Ama eğer bu spontan iyilikler desteklenmezse hafızalarımızda tutunamaz. Bir çocuğun ilk kez kafasını kaldırıp gökyüzüne baktığı ve çok etkilendiği o an kıymetlidir. Dünyanın ne kadar büyük ve güzel olduğunu fark eder. Peki biz yetişkinler bunu ne kadar yapıyoruz? Halbuki dinler sana bazı içsel görevlerini yapmayı hatırlatır, hatta emreder. ıçimizdeki doğal değerler desteklenmeli.

Kitabınızda bunun bir Tanrı inancı olmadan nasıl mümkün olacağını anlatıyorsunuz ve seküler azizlerden, seküler tapınaklardan söz ediyorsunuz. Fransız Devrimi’nden sonra Jacques Louis David de önerdi ama karşılık bulamadı. Neden? 
Bence David’in fikirlerinin karşılık bulamamasının sebebi bir dizi kazadır, yoksa pekâlâ tutabilirdi. O dönemde bazı kültür adamları dine karşı ciddi fikirler üretiyordu. En önemlisi kültürün ayetlerin yerini alabileceğiydi. Fakat bunun nasıl mümkün olabileceğini anlatmıyorlardı. Kitabımda biraz buna kafa yordum ve dinlerin neden etkili olduğunu anlamaya çalıştım. Takvimler, sanat eserleri, mimari gibi destekleyici unsurlar gerek. Sence neden insanlar hâlâ kutsal kitapları okur? Bugüne kadar iç dünyayla ilgili daha iyi kitap yazılmamış olabilir mi? Proust, Dante bunu başaramamış olabilir mi?

Nedir peki? 
Sebep şu: Modern kitaplar bir dini metin gibi, hayatımızı değiştirecek beklentisiyle okunmazlar.

Pratik olarak bana bir seküler tapınak tarif eder misiniz? 
Bir dini mekâna girdiğini hayal et. Bir katedrale yahut Sultanahmet Camii’ne. Hayran kalırsın ve neden artık böyle etkileyici, içimizi titreten binalar yapamıyoruz diye sorgularsın. Halbuki önce şu soruyu sorman gerekir: Bu dini mekânların amacı nedir? Cevap: Tanrı fikrini göklere çıkarmak. Ama bir ateistin, Tanrı’ya inanmıyor diye, göklere çıkarmak isteyeceği hiçbir değer ya da fikir yoktur denemez. Diyelim ki; annelerin çocuk sevgisini övmek istiyorsun, bir mimara gidip ‘Bana tek görevi içine giren insanlarda şefkat duygusu yaratmak olan bir bina inşa et’ dersin. ıyi bir mimar böyle bir fikri bir binaya tercüme edebilir. Böyle bir bina seküler bir tapınaktır. Tapınak insanlarda bir fikir uyandırmak için yapılır, genel olarak bu Tanrı fikridir ama illa böyle olmak zorunda değil.

Dinin belirli ideolojilerle ikame edildiğini tarih boyunca gördük. Karl Marx denedi örneğin… Sizin önerdiğiniz ikame neden farklı? 
Ben yeni bir din ya da ideoloji önermiyorum. Demek istediğim inançsız kişilerin dinin ruhanilik dışında kalan kısımlarından öğreneceği şeyler var. Marx konusuna gelirsek… Doğu Almanya’da ateistik bir dinin yaratılmaya çalışıldığı doğru ve sonuç felaket oldu. Çünkü yanlış bir motivasyonla yapılmıştı. Örneğin Noel’i Aile ve Ev günü olarak değiştirmeye çalışmışlardı. Fabrikalara gidip neredeyse traktörlere tapınıyorlardı. Bir örnek daha; Avustralya’da Pardon Günü diye bir şey var. ısmi bile komik. Beyazların Aborjinlere yaptıkları nedeniyle özür diledikleri günmüş. Evet, böyle bir gün anılmalı ama daha estetik biçimde. Takvimleri sekülerleştirirken düşülen en büyük hata işte bu estetik sorunu. Halbuki dinler dönemin en önemli kültürel koreograflarından yardım alarak bir stille o takvimleri yaratmıştır. Böyle saçma şeylerle ıngiltere’de sıklıkla karşılaşıyorum.

Ne gibi? 
Hümanist duacılar adlı kişiler var. Bizim katedrallerimiz üniversitelerdir derler. Geçenlerde seküler bir arkadaşım evlendi ve nikâhına bu duacılardan birini çağırdı. Kaba olmak istemiyorum çünkü son derece iyi kadındı ama ortalama bir rahip onun 10 katı daha iyi iş çıkarırdı. Bizim hümanist duacı inşaat işçilerinin giydiğine benzeyen turuncu bir tulum giymişti, önce gözlüğünü kaybetti, sonra etrafı dağıttı. Yani her şey bir felaketti. Bir sürü ateist hâlâ kilisede evlenir çünkü her şey daha organize ve estetiktir. Ateistler bunun farkına varsa iyi olur.

İngiliz filozof Grayling de ‘Seküler ıncil’ diye kitap yayımladı, iyi insan olmanın Tanrısız kitabı gibi… şimdi siz ‘Ateistler ıçin Din’i yazdınız. Size ıngiltere’de bir şeyler mi oluyor? 
Bir kısım ateist düşünürün dine saldırmaktan vazgeçerek entelektüel cimnastik yapmaya başladığını söyleyebilirim. Biz şu anda din kadar etkili ama içinde ruhani olayların geçmediği ne gibi birikimler ortaya koyabiliriz, onu tartıyoruz. Bunun için de inananlara gülmek aşamasını bırakmak gerekiyordu.

Fransız ekonomist Attali “Gelecek, lego dinlerin olacak’ diyordu. Karma ve kişiye özel dinlerin doğacağını söylüyordu. Sizce? 
Bence önümüzdeki 50 yılda tektanrılı dinler devam edecek. Ama seküler hayatlara dinlerin kullandığı birçok ritüel nüfuz edecek.

Laik devletler insanların inanç sistemini etkilemedi

Laik devletler insanların inanç sistemini nasıl etkiledi? 
Hiç. Ben aydınlanmanın bir evladıyım ve kesin olarak devletin dinle ilişkisi olmaması gerektiğini düşünüyorum. Devlet inançlara karşı kör olmalı, hiçbir kararını kişilerin inançlarına göre vermemeli, öyle şekillenmemeli. Bu demek değil ki laik devletlerin vatandaşları dindar olamaz. 19. yüzyılda İngiltere’de devlete göre ‘yanlış dinin inancını’ taşıyorsanız, üniversiteden mahrum kalırdınız. Uygarlığın en büyük başarılarından biri laikliktir.

Sizce inanmayanlara da dindar insanlara gösterilen hassasiyet gösterilmeli mi? Ateizm bir tür din gibi sert eleştirilerden ari tutulmamalı mı? 
Ben daha çok herkes her şeyi eleştirebilir noktasındayım. Çünkü aslında eleştirilen şey ne kutsal kitaplar, ne de bazılarının kutsal saydığı veya saymadığı kişilerdir. Eleştirilen, insanların “Hayatın anlamı nedir” sorusuna verdiği cevaptır. Ve bunların eleştirilebiliyor olması da bir uygarlık belirtisidir.

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1063759&Yazar=EZG%DD%20BA%DEARAN&Date=19.09.2011&CategoryID=96

Ne dersiniz kitabı alıp okumalı ve ezbere yaşamlarımızdan biraz sıyrılmalıyız öyle değil mi?

Reklamlar