İFADELERİN GRAMETİK AYRIMI

ŞAKİR KOCABAŞ

Rahmetli (2006) büyük alim Şakir Kocabaş‘ın yakın zamanda okuduğum değerli eseri                     ” İfadelerin Grametik Ayrımı ”  içerisinden yapılan bir alıntıyla uzun bir süre sonra buluşuyoruz. Şakir Kocabaş ile ilgili detaylı bilgiyi http://www.sakirkocabas.com/ sitesinden ulaşabilirsiniz. Ayrıca bu büyük bilim insanının yayınlanmış ya da tamamlanamamış tüm eserlerine doc. formatında şu adresten ulaşmanız mümkün; http://www.sakirkocabas.com/published.html

Bu eserinde Şakir Kocabaş, gramer yapılarını kullanırken yaptığımız derin hatalar ve bunların düşünce iklimine yansımalarını oldukça açık bir şekilde gösteriyor. Yayıncılığa başladığımdan beri aşağıdaki metinde yer alan hatalı kullanımların bazılarından kendiminde müzdarip olduğunu görüyorum. Bu bloga yorum yazan Darwinci ve Yaratılışcı arkadaşların, nasıl bir zihinsel yapısıyla  tartışmalara yaklaştığını gramer ve semantik olarak ortaya koymak bir zorunluluk oldu.  Beynin yazılımı olan dile ait hatalarımızın  üretilen düşüncelerin sağlıklı çıktılar vermesini engellediğinin göstermesi , kendimize yönelik bir muhasebeyi gerekli kılıyor. Konuyla ilgilenen insanlar olarak , yapılan grametik ve anlamsal hatalarımızın , bu derece yetkin bir şekilde ortaya konulmasının , ileride teleoloji ve evrim ile ilgili yayınlarımın daha iyi şekilde anlaşılmasına katkı sağlayacağı aşikardır. Şimdi sizleri kendimize dair  bir öz eleştiri okumasına davet ediyorum.

GRAMATİK SORUŞTURMALAR

I

“Bohr’la yaptığımız ve gece geç saatlere kadar süren, sonunda ümitsizlikle biten tartışmaları hatırlıyorum. Bu tartışmaların sonunda yürüyüş için yakındaki bir parka gittiğimde, kendime tekrar tekrar şu soruyu soruyordum: Tabiat, atomik deneylerde göründüğü gibi saçma olabilir mi?”[1]

Gerçeklik ve onun “resimleri” veya “bilimsel tasvirleri” arasında bir karışıklığa düşmemek için ne yapmalıyız?


Bir bilimsel teori, olaylarla karşılaştırmada kullanılan bir benzeşim modelleri sistemidir desek yerinde bir ifade kullanmış olur muyuz? Bu, belki fizik ve kimya teorileri için uygun bir ifade olabilir, diyeceksiniz. Fizik ve kimyada bir teori ile söylemek istediğimiz şey en genel bir biçimde “Şöyle şöyle olur” tarzında ifade edilebilir. Peki “Şöyle şöyle olmuştur” şeklinde genelleştirebileceğimiz bazı jeolojik ve astronomik “teoriler” hakkında ne diyebiliriz? Burada yaptığımız iş, modeller yardımıyla açıklama mı yoksa sadece tasvir mi olmaktadır? Bu iki ifade biçimi arasında dikkate değer bir farklılık olmalı mı?
Mesela “Evrim Teorisi”nde biz: “Şöyle şöyle olmuştur…” mu, yoksa: “Olaylar şuna şuna benzer şekilde gerçekleşmiştir…” mi demekteyiz? Bu ikisi arasındaki fark son derece önemlidir.
Bu “teori”lerde yaptığımız iş hem önermelerle tasvir, hem de modellerle açıklama mı olmaktadır?
Hal ifadeleri (olay tasvirleri) için “doğru” veya “yanlış” terimini kullanıyoruz. Halbuki bir model (emsal) için açıklamak istediğimiz olaylarla karşılaştırmalarda uygun olup olmadığına göre, “yerinde” (uygun), veya “yerinde değil” diyebiliriz, fakat “doğru” veya “yanlış”tır diyemeyiz. “Bu model burada işe yaramıyor” diyebiliriz.

Bilimsel teoriler için “modeller sistemi” terimini kullanmakta kazancımız nedir?
Birincisi; bununla, benzeşimlerde genellikle olaylarda karşılığı bulunmayan boş veya fazladan bağıntıların bulunduğunu göz önünde tutarak, olayların tek ve tam bir açıklamasını ortaya koymuş olduğumuzu öne sürmek zorunda kalmamaktayız.
İkincisi; modellerimizi açıklamasını yapmakta kullandığımız olaylarla karıştırmamak için özel bir dikkat göstermek zorunda kalmaktan kurtulmamız. Diğer bir deyişle, açıklama ile açıklaması yapılan arasında karışıklığa düşmekten kurtulmamız.
Böylece artık “Tabiat Kanunları” veya “Fizik Kanunları” şeklinde ifadeler kullanmak yerine, “Newton’un Birinci Hareket Bağıntısı” veya “Termodinamiğin İkinci Bağıntısı” diyeceğiz.

——–
1   Heisenberg (1971), s. 43.

II

Şu ifadeyi göz önüne alalım:
1  “Güneş Sistemi, Samanyolu (Galaksi) içindeki bir devrini 250 milyon yılda tamamlar.”
Bu ifade matematiksel bir ifade midir? Yoksa tecrübi bir ifade (önerme) midir?
Farzedelim ki “1” ifadesi şöyle yeniden formüle edilmiş olsun:
2    “Güneş Sistemi, Samanyolu içinde, bir devrini 250 milyon yılda tamamlamak üzere bir yörüngede hareket etmektedir. “
Şimdi “1” ve “2” ifadeleri arasında ne fark vardır?
İlk bakışta denilebilir ki “2” ifadesi bir hal ifadesi (olay tasviri) biçimine sahiptir ve (bu nedenle) ya doğrudur veya yanlıştır. Düşün!
Şu ifadeyi düşünelim:
3    “Ben bu taşı bıraktığımda, bu yükseklikten şu kadar saniye sonra yere değecek. “

Farzedelim bu, bir yerçekimi problemine örnek olarak verilmiş olsun. “3” ifadesi bu deneyden önce verildiğinde buna hal ifadesi (olay tasviri) diyebilir miydiniz? Eğer diyebilir idiyseniz deneyi durdurduğum takdirde bunun doğru veya yanlışlığına NASIL karar verirdiniz? Bu, aynı cümlede hem bir geçmiş zaman tecrübesinin hem de bir şimdiki zaman tecrübesinin ifadesi mi?
Şimdi farzedelim ki deneyi yaptım ve “3” ifadesiyle öngörülen sonucu elde ettim. Bu durumda: “3 ifadesi deneyden önce doğru idi” diyebilir misiniz?
Yoksa: “Deneyden sonra doğruluk kazandı” mı dersiniz?
Deneyden sonra ben bu deneyi “3”deki biçimde tasvir etmez, bunun yerine şöyle bir şey derdim: “Bu taşı şu yükseklikten bıraktığım zaman şu kadar saniye sonra yere değecek, dedim ve şu kadar saniye sonra yere değdi.”
Bir hal ifadesinin (olay tasvirinin) ifade biçimi işte budur.
Farzedelim deneyde öngörülen sonucu alamadım. Bu durumda: “‘3’ ifadesi yanlıştır” denebilir mi? Eğer bu denebilirse şöyle bir şey de denebilir: “‘Napolyon Waterloo savaşını kazanacak’ demek yanlıştır.” [1]
Burada: “Ben ‘3’ ifademde yanıldım” veya: “ ‘3’ ile ortaya koyduğum öngörüde yanıldım” denilebilir.
Bütün söylemek istediğim şu ki; “3” ifadesi bulunduğu şekliyle bir önerme değil, olaylarla karşılaştırılacak bir modeldir.
Gelecek hakkındaki bütün hükümlerimiz aynı gramerde değildir.
Hipotetik ifadeler geleceğe ışık tutmada kullanılan modellerdir.
Farzedelim gelecek hakkında kullandığımız bütün ifadeler zaman içersinde hep gerçekleşti. Diyebilirsiniz ki: “Gelecekte ne olacağını bayağı iyi biliyoruz.”

Peki bu ne demektir?

——-
1  Bu karşılaştırmayla hipotetik ve tecrübi ifade gramerlerinin nasıl birbirinden ayrı olduğunu göstermek istiyorum. Diğer bir deyişle, hipotetik ve tecrübi ifadeler arasındaki gramer farkını gözardı edecek olursak: “‘Napolyon Waterloo savaşını kazanacak’ sözü yanlıştır” şeklinde, anlamsız sözler bizi anlamsız sorulara, bunlar da bizi anlamsız cevaplar peşinde koşmaya götürür.

Bu demektir ki, geleceğe ışık tutmada kullandığımız modeller şimdiye kadar olaylarla iyi bir uyum göstermiştir. Şu da denilebilir ki bu modelleri seçmede başarılı olmuşuzdur. Pekala: “Gelecekte de aynı şekilde başarılı olacağız” diyebilir miyiz? Eğer diyebilirsek, bu, başarılarımız hakkında yeni bir model mi olacaktır?

III

Suçluları yakalamak için polisin kullandığı robot çizimleri göz önüne alalım. Farzedelim ki bir olaydan sonra, bir tanık suçluyu tasvir etmiş ve bu tasvir üzerine polisin hazırladığı bir robot resim üzerinde karar kılmış olsun. Farzedelim ki polis daha sonra suçluyu yakalamış olsun. Bundan sonra da biz, suçlunun bir fotoğrafını ve tanığın kabul ettiği robot resmi alalım ve tanığı çağırmış olalım. Şimdi, bununla suçlunun fotoğrafı arasındaki benzersizlikten hareket ederek tanığın yalan söylediğini ileri sürebilir miyiz?

“Bu robot resim yanlıştır” diyebilir miyiz?
“Bu robot resim hatalıdır” diyebilir miyiz?
“Bu robot resim kötüdür” diyebilir miyiz?
Bir robot resminin bir şahısa benzerliği, bir fotoğrafın benzerliği gibi değildir. Bunun gramatik bir ifade olduğunu gözden kaçırıp: “Ne var yani! Biz şahısa benzerliği onun fotoğrafından daha fazla olabilecek bilgisayar-çizimli resimler düşünemez miyiz?” demeyin.
Biz bir şahıs için, onun fotoğrafına bakarak: “Bu onun fotoğrafı değildir” diyebiliriz. Ancak o zaman böyle bir ifade yanlış bir ifade olmuş olur. Halbuki: “Bu onun robot resmi değildir” demek bu durumda anlamsızdır.
Bilimsel çalışmalarda da sanki biz, sonunda olayların tam bir resmi olarak kabul edilecek mükemmel bir robot resim (teori) kurmaya (veya bulmaya?) çalışıyoruz gibi görünüyor.
Şu ifadeyi göz önüne alalım:
“Bu teori (mesela Einstein’ın Genel Relativite Teorisi), fiziksel olayların gerçek bir resmidir.”
Şimdi ben: “Bu teori (Einstein’ın Genel Relativite Teorisi) fiziksel olayların açıklaması olarak ortaya konulan bir modeller sistemidir, (emsaldir)” desem, bununla aynı zamanda, aynı olaylar için başka bir modeller sistemi geliştirmenin mümkün olduğu düşüncesini de getirmiş oluyor muyum?

IV

Wittgenstein, gramer hatalarından kurtulmanın, eski kelimelerin yerine yenilerini koymakla halledilecek kadar kolay bir iş olmadığını görmüştü: “Şimdi artık bu iş kolay – yani kelimeler hakkındaki yanlış anlamalar, eski kelimeler yerine yenilerini kullanmak suretiyle önlenebilir – diye düşünebilirsiniz. Ancak bu iş bu kadar basit değildir. Bununla birlikte, yanlış anlamalar bazı durumlarda bu şekilde önlenebilir.” [1]

——————
1  Diamond (1976),  s. 15.

Düşünün:
Bir satranç oyunu seyrediyorsunuz. Oyunculardan birine şu taşı (mesela fili) neden şu haneye oynadığını soruyorsunuz. Size bu taşı böyle oynamanın daha avantajlı olduğunu söyledi diyelim. Fakat mesela atı neden şu haneye (bitişikteki kareye) oynamadığını sorsanız, o da bunun oyun kuralları dışında olduğunu söylese bu iki açıklama, kategorik olarak birbirinden farklı olacaktır. Çünkü birincisi oyun içersinde bir hareketin kazançlı olup olmadığı hakkında, ikincisi ise oyunun kuralları hakkında…
Bir hal ifadesi ile bununla aynı gramer biçimine sahip teorik bir ifade arasındaki fark, bazı durumlarda, böyle bir ifadeye “Teoriye göre …” ön-ekini ilâve edip edemeyeceğimize göre anlaşılabilir. Aynı şekilde, bir matematik ifadesi ve bununla aynı gramer biçimine sahip bir hal ifadesi arasındaki ayırım da bu ifadeye “Tarife (tanımlamaya) göre…” ön-ekini ilâve edip edemeyeceğimize göre ortaya konabilir. [1]

V

Darwin’in “Evrim Teorisi” etrafındaki başlıca gramer problemi, onun “teorik” ifadelerinin tarihsel ve tecrübi ifadeler (önermeler) biçiminde ortaya konmuş olmasıdır. Bu nedenle de şöyle bir takım sorularla karşılanmıştır:
“Bu prosesin (sürecin) gerçekten vuku bulduğunu kimse gözlemlemiş midir?”,
“Şimdi gerçekleşmekte olduğu görülüyor mu?”
Bu “teori”deki ifadeler tarihs ifadelerine benzemekte değil midir?
Fakat biz tarih için “bilimsel teori” diyor muyuz?
Şunu diyebiliriz: “Biz tarihi, insan topluluklarının bir teorisi olarak görmüyoruz ve tarihs ifadeleri de teorik ifadeler değildir.”
Tarihte biz: “Olaylar şuna şuna BENZER şekilde oldu…” demekte değiliz.
Gene tarihte biz, “Sümerler Teorisi” veya “Babil Kültürü Teorisi” gibi ifadeler kullanmıyoruz.
Babilliler hakkındaki bilgimize temel olan “kanıt”ları düşünün ve “Evrim Teorisi” için ileri sürülen “kanıt”lara (yani çeşitli fosiller, iskelet yapıları, gen, hücre ve doku benzerlikleri, vs.) ile karşılaştırın.
Kimyada şöyle bir soru sorabilir miyiz:
“Şu kimyasal reaksiyonun (tepkimenin) kanıtları nelerdir: Zn + 2HCl = ZnCl2 + H2 ?”?
Öteki bilim alanlarında ise çok daha başka “kanıt”lardan bahsediyoruz. (Rüyaların ruhsal bozuklukların “kanıt”ı olmasını düşünün).
Aynı kelimeyi biz çok farklı anlamlarda kullanabiliyoruz. “Süreç” (process) kelimesinin kullanışını göz önüne alalım.
Kimyasal süreçler, sosyal süreçler, tarihs süreçleri, evrim süreçleri, biyolojik süreçler, psikolojik süreçler, düşünce süreçleri, vs.
Bu “kanıt”lar ve “süreç”ler arasındaki benzerlik ve farklılıkları düşünün.

——-
1  Diamond (1976),  s. 111 ile karşılaştırınız.

VI

Şu ifadeyi düşünelim:
“Bunu bize bilim öğretti.”
Bunu şu ifadeyle karşılaştırın:
“Bunu bize Allah öğretti.”
Bizim teorilerimizin bizden bağımsızlığı, mantık ve matematiğimizin bizden bağımsızlığından daha fazla değildir.
Teoriler hakkında yapılan en yaygın hatalardan biri, hipotetik ve tecrübi ifadeleri birbirinden ayırabilme yeteneksizliğinden ortaya çıkan hatadır.
Teoriler birer emsal veya modeller sistemidir[1], tasvir veya olayların resmi değildir. Bunu söylemekle bir kavramsal değişim içine girmiş oluyoruz. Bu kavramsal değişikliğin bir sonucu olarak: “Bu benzeşim modeline nereye kadar güvenebiliriz?” veya: “Bu benzeşimin sınırları nelerdir?” gibi sorular Popper’ın: “Bu teoriyi nasıl yanlışlayabiliriz?” veya: “Bu teori yanlışlanmış mıdır?” gibi sorularının yerini alacaktır.
Birçok durumda biz, daha önce anlamadığımız olguları, halen bildiğimiz şeyler yardımıyla anlamaya ve açıklamaya çalışırız. Ancak bu, “anlama”yı “benzeşim kullanma”ya indirgemek demek değildir.
Biz hal ifadeleriyle en genel anlamda şunu deriz:
“Durum şu şudur” veya: “Olaylar şöyle şöyledir.”
Teorik, hipotetik ve ampirik ifadelerle ise söylemek istediğimiz şudur:
“Durum şunun şunun GİBİDİR” veya: “Olaylar şunun şunun GİBİ gerçekleşir.”
Teorik, hipotetik ve ampirik ifadeler için şöyle demek anlamlıdır:
“Hipoteze göre…” veya:
“Teoriye göre…” veya:
“Tecrübelerimize göre…”
Matematik (ve mantık) ifadeleri için ise:
“Tarife (tanıma) göre…” demek anlamlıdır.
Matematikteki “Guruplar Teorisi”ni ve Cantor’un sonsuz-aşırı (transfinite) sayılar sistemini ve bunların olaylarla nasıl karşılaştırılabilineceğini düşünün.
Matematiksel yapılar için “teori” kelimesini kullanmak (birçok durumlarda) matematiksel ifadelerin teorik ifadelerle karıştırılmakta olunduğunun göstergesidir.
Bir teorinin doğruluğundan ve yanlışlığından bahsetmek anlamsızdır. Bu gramatik ifadeyle söylemek istediğim şey şudur ki, ben bir teori için “doğru” veya “yanlış” yerine (şu şu karşılaştırmalar için) “uygun” veya “uygun değil” terimlerini kullanırım.

——-
[1]  Amerikalı bilim felsefecisi  T. Kuhn, bilimsel teoriler için belki de ilk defa “emsal” (paradigm) kelimesini kullanmakla birlikte bunun gramatik sonuçlarının, yani bilimsel teoriler için “emsal” veya “benzeşim modelleri sistemi” teriminin tutarlı bir şekilde kullanılmasının bütün lisan içinde büyük bir kavramsal düzenleme gerektirdiğinin pek de farkında görünmemektedir. (Bakınız: Lakatos  (1979).

Eğer Popper’ın yanlışlama (falsification) prensibini fazla ciddiye alacak olursanız, şöyle bir takım sorularla karşılaşmaktan kurtulamazsınız: “Newton mekaniği ‘yanlışlandı’ diye onu yasaklamamız mı gerekmektedir? Onu bu yüzden bazı basit mekanik problemlerinin çözümünde bile kullanmaktan kaçınmamız mı gerekir? Bir deneyci bize şu şu durumlarda onu uygulamanın kendisi için daha uygun olduğunu, bazı durumlarda (mesela yüksek hızla hareket eden cisimler üzerine yapılan çalışmalarda) ise uygun olmadığını söylese, ona ne diyebiliriz?”
Bir teori seçiminde kriterlerin [1] önemlilik sırası, bir durumdan diğerine göre veya belli bir zamanda eldeki araçlara göre değişebilir.
İki bilgisayar düşünün; biri Newton mekaniğine göre, diğeri ise Einstein’ın Genel Relativite mekaniğine göre programlanmış olsun. Burada belki “basitlik” kriteri önemini kaybedecek veya büsbütün başka bir anlam kazanacaktır.
Teoriler hakkında “uygun” kelimesini kullanmakla, farklı zaman ve durumlarda kriterlerin ve onların önemlilik sırasının değişik olabileceğini hesaba katmış oluyorum.
Eğer: “Saf matematik çalışmaktan maksat nedir?” sorusu anlamlı bir soru olsaydı, buna şu cevabı verirdim: “(Gelecekte) bilimsel açıklamalarda kullanılan modellerde kullanılabilecek yeni (yapısal) örnekler ortaya koymak (icat etmek).”
Wittgenstein’ın, felsefi soruşturma metodunu, cebirdekinden çok kimyada uygulanan metoda benzetmesinde belli bir düşüncesi vardı. [2]
Onun felsefi soruşturma metodu esas olarak, ifadelerin birbiriyle karşılaştırılması ve zıtlaştırılması ve bunların kullanış içersindeki benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymaktır.
Cebir yardımıyla biz aritmetik ifadelere açıklık ve basitlik kazandırırız. Halbuki kimyada bir araştırma metodumuz vardır; cisimlerin benzerlik ve farklılıklarını bulmak için onları, çeşitli özellikleri (kristal yapı, kimyasal tepkime vs.) açısından birbirleriyle karşılaştırma teknikleri.

VII

Şu ifadeleri karşılaştıralım:
“Allah doğru yolu gösterir,”
“Bilim doğru yolu gösterir.”
Ve şimdi de şunları:
“Allah dilediğine doğru yolu gösterir,”
“Bilim dilediğine (?) doğru yolu gösterir.”
Temel inançların “bilime” veya “bilimin” temel inançlara karşıt olduğunu düşünmek insanı birleşik bir zihin karışıklığına sokar ki, böyle bir karışıklığın sonuçları iki şekilde gözlemlenebilir:
Teorik terimleri temel inançların grameri içinde kullanmak.
Temel inanç terimlerini teorik (hipotetik) bir gramer içinde kullanmak.

————–
1  Uyarlılık, tutarlılık, kapsam genişliği, basitlik, doğurganlık. Bakınız: Kuhn (1977), s. 218.
2  Bakınız: Lee (1978), s. 218.

“Şu şu bilimsel teori, bu hayat tarzını (inanç sistemini) destekliyor” demek: “Bu teori, bu inanç sistemi üzerine kurulabilir” demekten başka bir mana ifade etmez. Diğer bir deyişle: “Bu hayat tarzı (inanç sistemi) içinde bu teoriyi kabul etmek anlamsız değildir” demektir.
“Bilimsel (teorik) olarak şu imkansızdır ki…” demek: “Teorimizin, şu şu durum veya olaylarla karşılaştırmada uygun, tutarlı bir yorumunu bulamıyoruz” demektir.
Psikolojide belli bir teoriye “inanan” birini düşünün. Bu kimse “dini davranışları” bu psikolojik “teori”nin terimleriyle açıklamak istiyor olsun:
“Şu şu insanlar, bu psikolojik durumların, bu psikolojik sebeplerin veya belirli bazı ‘psikolojik süreçler’in sonucu olarak şu şu inançlara sahip olmaktadırlar.”
Bu teoriyi inanç haline getiren bu kişiye soralım:
Bu “teori”ye neden inanmakta olduğunuzu açıklar mısınız?
“Benim bu teorik sisteme inanmamın sebebi, şu şu psikolojik durumlardan veya süreçlerden geçmiş olmamdır” demek ister misiniz?
Yoksa şöyle demeyi mi tercih edersiniz: “Efendim, bu tek akılcı ve bilimsel yoldur, öyle değil mi?”?
Ne var ki, bu teorik bir açıklama olmayacaktır. İşte burada (teorik) açıklamaların temeline inmiş oluyorsunuz.
Lisanınızın temellerinin sorguya çekilmesini ister misiniz? Lisanınızın temellerinin sorulara konu olması demek, teorilerimizin olaylarla herhangi bir karşılaştırmaya girmeksizin sorguya çekilmesi demek olacaktır.
“Bunları anlayamıyoruz.” [1]
“Şu insanların hayat tarzını anlayamıyorum” demek: “Onların hayat tarzını benimkiyle veya bildiğim bir hayat tarzı ile karşılaştıramıyorum” demektir. Bu aynı zamanda: “Onların lisanlarının (ve hipotetik açıklamalarının) temellerini bilmiyorum” demektir.
Şu ifadeyi göz önüne alalım:
“Akıl bize ölümden sonra hayat olmadığını söylüyor.”
Burada şöyle bir soru sormak abestir:
“Neden akıl size bunu söylüyor?” Fakat bu sorunun abes olması bu ifadenin mecazi bir ifade olmasından DEĞİL, bir temel inanç ifadesi olmasından.
Burada benim, bir yandan temel inanç ifadelerinin teorik bir temele oturtulamayacağını söylerken, öte yandan bunlara mantıksal bir temel bulmaya çalıştığımı zannedebilirsiniz. Bu, iki bakımdan yanlış bir düşünce olacaktır. Birincisi, mantıks ifadeleri ancak diğer mantıks ifadelerine temel olabilir. İkincisi ise, temel inan. ifadeleri, bir hayat tarzını yansıtan bütün lisanlarda bir mantıksal-yere sahiptir.
“Allah, kainatı (evreni) yarattı” ifadesi teorik veya hipotetik bir ifade değildir.
Aynı şekilde: “Kainat yalnızca birtakım evrim süreçlerinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır” demek de teorik veya hipotetik bir ifade (açıklama) değildir.
Demek isterdim ki: “Eğer ‘evrim’i bütün kapsamı ile anlayabiliyorsan, yaratılışı da anlarsın.”
Fakat bu karşılaştırmada insan kolayca aldanabilir.
—————–
1  Wittgenstein  (1953),  s. 223.

“Tabiat, (veya evrim süreçleri) kuşlara uçma yeteneği vermiştir (sağlamıştır).”
Bu cümleyi nasıl anlıyorsunuz? “Neden Tabiat (veya evrim süreçleri) kuşlara uçma yeteneği vermiştir?” sorusunu sorduğumuzda ve sonunda hipotetik olmayan bir “açıklama” ile karşılaştığımızda: “Biz bunu anlamıyoruz” diyor muyuz?
Bu bir anlama meselesi mi yoksa bir inanç meselesi mi?
Yaygın bir gramer hatası; temel inanç sorusuna hipotetik bir cevap aramaya kalkmak. Gene yaygın diğer bir gramer hatası; hipotetik bir soruya (yani hipotetik açıklama gerektiren bir soruya) dini bir cevap aramaya kalkmak.
“Neden iki hücre bir araya gelip birleşik bir organizma meydana getirdi?”
“Çünkü böyle yaşamanın daha kolay olduğunu buldular.”
Eğer bu soru hipotetik bir soru olarak soruluyorsa, yukarıdaki cevap bununla aynı gramerde değil (yani hipotetik bir cevap değil).
Şu ifadeyi göz önüne alalım: “Evrim burada bu yolu seçti…”
Eğer bu ifade, herhangi bir soruya bir cevap teşkil etseydi (olsaydı), soru şöylece ifadelendirilebilirdi: “Evrim burada ne yaptı?” Hemen diyebilirsiniz ki: “Bu, bir açıklamalar zincirinin yalnızca mecazi bir ifadesidir.” Ancak, o zaman da bunu bir açıklamalar zincirine çevirmeniz ve bu açıklamaların çevrimli olmamasını sağlayabilmeniz gerekecektir.
“Rüzgar ve hava değişimi, fırtınalar ve yer sarsıntıları, kıtlık ve hastalıklar, ve bunlarla birlikte, mevsim değişiklikleri gibi, yeryüzünün ve gökyüzünün düzenli olayları hep tanrılara ve kötü ruhlara atfedilmiştir. Bizler bu tür animistik düşünceden kendimizi yavaş yavaş kurtarmaktayız.” [1]
Teorik açıklamalar dini açıklamaların yerini alacak demek, gözleri görmeyen bir adam için, işitme yeteneği geliştikçe, işitme ile ilgili ifadeler görme ile ilgili ifadelerin yerini alacak demeye benzer.
Eğer biri: “Biz bilimsel açıklamalarımızda kendimizi animistik düşünce ürünlerinden kurtardık” demek isterse, ben de ona derim ki: “Bilimsel (hipotetik) açıklamalarına başlar başlamaz, bunların temelindeki ‘animistik düşünce’lerinin ürünlerini de birlikte ortaya koymuş olmaktasın.”
Burada da gene demek istediğim şu: Temel inanç ifadeleri, bir hayat tarzını yansıtan bütün lisanlarda bir mantıksal-yere sahiptir.
“Yaratılış-bilimci”nin temel problemi, onun “evrimci” ile aynı gramatik hatalar tuzağının karşı tarafına yakalanmış olmasıdır.
Bir yandan bir taraf (yani “evrimci”) bazı ifadelerinde, çaresizlik içinde “evrim”, “tabiat”, “süreç” gibi kelimeleri dini bir gramer içinde kullanırken, “Yaratılış-bilimci” de bazı ifadelerinde, “Tanrı”, “yaratılış” gibi dini terimleri teorik bir gramer içinde kullanmaya çabalamaktadır.
“Yaratılış-bilimci”: “Ben şuna şuna İNANMAKTAYIM, ve şunlar şunlar da benim olaylarla karşılaştırılabilecek teorik açıklamalarım” diyeceği yerde: “Sen (‘evrimci’) şu, şu olaylar senin sisteminle çelişmektedir; o halde benim yolumu kabul etmen gerek” demek istemektedir.

—————-
1   O’Connor  (1971),  s. 9.

“Evrimci” de: “Ben şunlara İNANIYORUM; bunlar da benim olaylarla karşılaştırılabilecek teorik açıklamalarım” diyeceği yerde, “Sen şunu şunu kendi sisteminde açıklayamamaktasın, o halde benim yolumu kabul etmen gerek” demek istemektedir.
Farzedin ki birisi şöyle dedi: “Dini ifadeler, kişinin varoluş endişelerinin (veya anlamsızlık duygusunun veya varlık güvensizliğinin) ürünleridir.”
Bu ifadeye, “hipoteze göre” ön-ekini ilâve etmeden önce, bunun hipotetik bir ifade anlamında kullanılıp kullanılmadığını sorun, Eğer hipotetik bir ifade olarak söylenmişse, olaylarla nasıl karşılaştırılabileceğini sorun.
Eğer hipotetik değilse, buna, “inanıyorum ki” ön-ekini ilâve edip edemeyeceğinize bakın.    Ancak, eğer bu ve benzeri cümlelerde “dini” kelimesinin, aynı gramer içersindeki bir yığın cümleyi dışarıda bırakarak, gramatik olarak şaşırtmacalı bir şekilde kullanıldığını görememekte iseniz, bu analizin bir faydası olamayacaktır.
Şu matematiksel ifadeyi göz önüne alalım: f (x) = x³ + 3ax² + 3a²x + a³. Şimdi, öyle bir matematikçi (!) düşünün ki, bu ifadedeki x bağımsız değişkeni yerine “a” değerini şöylece koymak istiyor olsun:

f (x) = a³ + 3ax² + 3 a³ + a³.

Böyle bir değer koymanın  sonuçlarını “dini”  kelimesinin yukarıdaki cümlede kullanılış tarzı ile karşılaştırabilirsiniz.
Biri bana gelse ve hiçbir şeye inanmadığını söylese, derim ki: Ya neye inandığını bilmiyor (farkında değil), ya da “inanmak” kelimesinin nasıl kullanıldığını bilmiyor.

VIII

Temel inançları ve ibadetleri antropolojik, psikolojik, ekonomik vs. hipotezlerle (veya teorilerle) “açıklama”ya kalkmak, bir bakıma, bizim neden şu şu formül mantık aksiyomlarına veya şu matematik kavramlara ve tekniklere (toplama, çıkarma, çarpma gibi) sahip olduğumuzu hipotezlerle açıklamaya kalkmaya benzer ki böyle bir soru sonunda şu cevapla noktalanır:
“Biz böyle yapıyoruz.”
“Şu şu nörolojik model, neden bizim düşüncelerimizde şöyle bir mantıksal yapıya sahip olduğumuzu açıklamaktadır.”
Burada şunu sormak isterim: Sizin bu modeliniz hangi yapıya sahiptir? Çünkü açıklamada (yani nörolojik modelde) kullanılan yapı, düşüncelerimizde kullandığımız söylenenle aynı mantıksal yapı olacaktır.
Temel inanç ifadeleriyle hipotetik ifadeler arasındaki ayırımı açıklığa kavuşturmak üzere, içinde bir hal ifadesinin hipotetik bir ifade ile karşı karşıya getirildiği şahane bir örnek verebiliriz.
Farzedelim ki şöyle dedim: “İşte şurada bir ağaç var.” Şimdi, “hipotezci” gerçekten de orada bir ağaç olup olmadığını, etrafa bakmak suretiyle değil, benim beynimin içine bakmak veya bazı modeller ve teknikler (EEG vs.) kullanarak beyin durumumu temsil etmek suretiyle anlamaya çalışıyor. Ve sonunda bir “açıklama” ile ortaya çıkarıyor: “Beyin durumunuzun gösterdiğine göre, orada gerçekten bir ağaç var”!

IX

“Evrim Teorisine inanıyorum” demek ne anlama gelir?
Eğer biri size gelse ve: “‘Evrim Teorisine inanıyorum’ demek anlam ifade ediyorsa, ‘Newton Mekaniğine inanıyorum’ demek de anlam ifade eder” dese ona ne cevap verirsiniz?
Hareket halindeki çeşitli cisimlere ait hesaplamalarda uygulamakta olsanız bile “Newton Mekaniğine inanıyorum” demezsiniz, neden?
Relativite (izafiyet) teorisine karşıt olarak: “Newton Mekaniğine artık inanmıyorum” da demezsiniz.
Şu halde: “Evrim Teorisine inanıyorum (veya inanmıyorum)” demek nasıl anlamlı olabilir?
Şu karşılıklı konuşmayı göz önüne alalım:
“Marksist Teoriye inanıyorum.”
“Peki, Newton Mekaniğine inanıyor musunuz?”
“Efendim, Marksizm bir teori değil, kendisinden teoriler üretilebilen tek metottur.”
Bir gramatik illüzyon, içindeki temel inanç ifadesinin, teorik (bilimsel) ifade olarak gösterildiği bir illüzyondur.
Belli bir tür gramer kaydırmacasına örnek olarak, Hacivat-Karagöz’den şu lisan oyununu verebilirim. Oyun her iki tarafın kendi cümlesini diğerinin peşinden tekrarlama kuralı ile başlar. Fakat Hacivat, bu tekrarlamalar sırasında adım adım bazı kelimeleri değiştirir ve sonunda bütün cümleyi Karagöz’ün tasdikinden geçen bir hakaret ifadesine dönüştürür. Bu hal, Karagöz durumu farkedinceye kadar sürer:
Mersin Karagöz. Süpürge sapı Hacivat.

Mersin Karagöz. Süpürge sapı Hacivat.
Mersin mersin Karagöz. Süpürge sapı Hacivat.
Meersiin Karagöz. Süpürge sapı Hacivat.
Meğersiin Karagöz. Süpürge sapı Hacivat.
Meyersiin Karagöz. Süpürge sapı Hacivat.
Neyersiin Karagöz. Süpürge sapı Hacivat.
Ne yersin Karagöz. Süpürge sapı Hacivat.

Ne yersin Karagöz. Süpürge sapı Hacivat.

X

Şu ifadeyi göz önüne alalım: “Neden insanlar birbirini öldürür?”
Sorulduğu şartlara bağlı olarak, bu soruya verilebilecek cevapların çeşitliliğini düşünün.
Bu soruya verilebilecek hipotetik cevaplar çeşitli bilim dallarına göre değişebilir ve açıklamalar:
1.   Biyolojik nedenlere,
2.   Çevre etkilerine,
3.   Psikolojik nedenlere,
4.  Sosyal nedenlere, vs. bağlı olarak yapılabilir.

Ayrıca bu tip açıklamalar sadece nedensel yapılar içinde değil, öteki açıklama yapıları içerinde (probabilistik, relativistik ve diyalektik açıklama yapıları içinde) de ortaya konabilir. Eğer (hipotetik) bir açıklama arıyorsanız, cevabın da hipotetik olması gereklidir. Bu soruyu şimdi de şunlarla karşılaştırın:
“İnsanlar neden ölür?”,
“İnsanlar neden dünyaya gelir?”
Bu son sorular kolaylıkla temel inanç soruları olarak alınabilir.

XI

Hızlı bir şekilde akan büyük bir nehir düşünün. Farzedelim ki, bunun akış yolu üzerinde bir yerde bir baraj inşa edilmiş olsun. Ve buradaki bir hidro-elektrik güç istasyonu vasıtasıyla suyun kinetik enerjisini elektrik enerjisine dönüştürüyor olalım. Gene bu enerjiyi güç hatları vasıtasıyla şehirdeki güç merkezine, oradan da, çeşitli maksatlarla (makinaları çalıştırma, ısıtma aydınlatma, vs.) kullanılmak üzere şehir içindeki fabrikalara, hastanelere, evlere, vs. dağıtıyor olalım. Böylece elektrik enerjisini tekrar çeşitli enerji biçimlerine çeviriyor olalım.
Şimdi biz düğmeye bastığımızda birisi: “Işığın yanması ve nehirin akması aynı şeydir” dese buna ne dersiniz? (Freud bunun gibi bir şey mi demek istedi?)
Farzedelim birisi: “Hayır esas olan enerjidir, nehirin kendisi değil. Aslında o, enerjinin akış (hareket?) ortamlarından sadece bir tanesidir. Enerji çeşitli görünümler alabilir (elektrik, kimyasal, elektromanyetik, atomik, vs.). Önemli olan enerji akışını bir yerde yakalamaktır. Bunun mutlaka nehir üzerinde olması gerekmez. Güneş ışınlarının enerjisi suyu buhar halinde havaya yükseltir, ve sonra bu, yağmur olarak yere düşer ve nehir yatağında birikir, vs.” dedi.
Düğmeyi çevirdiğimizde bize ışık veren nedir? Şehirdeki güç merkezi mi, yoksa nehir üzerindeki baraj mı, yoksa nehir mi, yoksa güneş mi,…?
Burada, öyle görünüyor ki aynı soruya birbirinden farklı, ve hepsi de aynı şekilde doğru çeşitli cevaplar verebilmekteyiz.
Ancak, burada bir soru mu, yoksa sorular mı var?
Bir pozitivist, teorik terimri temel inanç grameri içinde kullanmaktan vazgeçtiği takdirde, açıklamalarında ona karşı söyleyebileceğin hiçbir şey yoktur  ve zaten de o, lisanla ifade açısından, bir pozitivist olmaktan çıkmıştır.Teorik veya ampirik açıklamalarını, olgularla karşılaştırılabilecek modeller (emsal) veya modeller sistemi olarak ifade ettiği sürece ona karşı söylenecek bir söz yoktur.Ama eğer, başlangıçta böyle bir karşılaştırmayı inkar ediyorsa, o zaman bu demektir ki, “açıklama”larını, hipotetik (veya teorik) bir gramer içinde ortaya koymak istememektedir.Neden hipotetik gramer içinde ortaya konan teorik veya ampirik ifadelere karşı çıkamazsınız diyorum? Bir benzeşim modeline karşı çıkamazsınız, ancak onun olaylarla karşılaştırılma biçimini kabul etmeyebilirsiniz.

“Bu yerinde bir karşılaştırma değil” veya: “Bu model burada elverişli değil” diyebilirsiniz.
Fakat burada, “yerinde değil” veya “elverişli değil” ne demek olur? Bu modelin, karşılaştırmalarda bu şekilde kullanılması, bir hayat tarzının bir parçasını sergilemekte değil midir?
İnsan “yıldırım” olgusu ile ilgili mümkün teorik açıklamaları engellemeksizin: “Yıldırımları Allah yaratıyor” diyebilir. Fakat eğer ben bir temel inanç ifadesini, teorik açıklamaları engelleyecek şekilde kullanıyorsam, o zaman bunu teorik bir gramer içinde kullanıyorum demektir ve o zaman da bu, bir temel inanç ifadesi olmaktan çıkmış olmaktadır.
Aynı şekilde, teorik kavramlar da dini açıklamaları engelleyecek şekilde kullanılabilir. (İçinde, “Doğal Ayıklama” (Natural Selection) ve “Evrim Süreçleri” terimlerinin kullanıldığı cümlelerden bazılarını düşünün).
“Bir materyalist (veya pozitivist), teorik terimleri dini gramer içinde kullanmaktan kurtulmak için ne yapmalı?” sorusunu çelişkili bir cevap beklemektedir.
“Allah ağaçları yarattı” ifadesi ile,
“Allah elektronları yarattı” ifadesi bütünüyle aynı gramer içinde olamaz.
Çünkü, alternatif bir teorik sistemde, “elektron” kavramının yerini başka bir takım kavramların alabileceğini, hatta bu sistemde bunun bir benzerinin bile olmayabileceğini düşünebiliriz. O zaman da bu yeni teorik sistemi emsal olarak kabul ettiğimiz takdirde: “Allah elektronları yarattı” ifadesi toptan boş veya anlamsız bir ifade olacaktır.
Farzedelim ki ben, belli bir fiziksel olay üzerine teorik açıklamalarda bulundum. Sonra bir açıklama ve açıklama-sorusu zinciri sonunda öyle bir noktaya ulaştım ki orada artık: “Bunu açıklayamıyoruz” veya “Bunun açıklamasını bilmiyoruz” dedim. Bunu teorik açıklamalarımın bir temeli olarak düşünebilirsiniz. Farzedelim bunun yerine ben: “Bunun açıklamasını bilmiyoruz, ama bilim bize öğretecek” (veya “ilerde bunun açıklamasını bulacağız”) dedim. Bu son ifade(ler), daha önceki ifadelerimden farklı bir gramere sahiptir. Çünkü önceki ifadelerime, “Öyle inanıyorum ki …” ön-ekini ilâve etmek anlamsızdır (“Öyle inanıyorum ki, bunun açıklamasını bilmiyoruz”!) Halbuki son ifadelerim için öyle değil.

XII

“Şurada görmekte olduğum masa, fizikçilerin bize anlattığı gibi değildir (yani o atomlardan, moleküllerden ibarettir, vs.)”
Bu masa hakkında, doğrudan (herhangi bir araç veya model kullanmadan) edinilmiş bir tecrübemiz (bilgimiz) var; öte yandan madde hakkında, şu masayı da kapsayan genel bir teorik bir bilgimiz var.
Şimdi soruyorsunuz: “Ben aynı varlığın, neden birbirinden farklı iki ayrı resmine sahibim? Benim doğrudan edindiğim tecrübeye (veya bilgiye) göre masada bir hareketlilik yok, halbuki onun atomları ve molekülleri devamlı bir hareket halinde!”
Derim ki bizim burada birbirinden farklı iki “tablomuz” yok. Ve bu doğrudan ve dolaylı bilgimiz birbiriyle çelişiyor olamaz. (Bunlar ayrı gramatik düzenlere aittirler).

Dilerseniz şunu deyin: “Bunun atomları saniyede şu kadar kere varlıktan yokluğa dönüşüyor.” Hatta şunu da diyebilirsiniz: “Bunun atomları devamlı şu uzaklıktaki bir yere gidip gelmekte.”
Ancak şunu da demeliyim ki, masa hakkındaki doğrudan kazanılmış bilgim, dolaylı olarak elde ettiğim bilgiden bütünüyle bağımsız değildir. (Bunun tersini de söyleyebilirim).
“Bu masanın büyük bir kısmı boş, çünkü bunun atom çekirdekleri ve elektronları, sıkıştırıldıkları takdirde, aslında belki gözle görülmeyecek kadar küçük bir yer işgal eder.”
Bu ifade, bir hipotetik sistemin ifadesidir. İnsan kolayca, bunun bir “olay”ı ifade ettiğini sanır ve bunu hal ifadeleriyle karıştırılabilir.

Şununla karşılaştırınız:
“Bu odada bir masa var.”
Diyebiliriz ki, önceki ifade, (bir hipotetik sistemin terimleri ile) karışık bir terimler sözlüğüne sahiptir, halbuki son ifade öyle değil.
Birçok durumlarda, bir hal ifadesi ile bir hipotetik sistemin bir hipotezinin yorumunu birbirinden ayırmak imkansız (hatta anlamsız) olabilir.

XIII

Gödel’in aritmetik ifadelerini ve bunların bazı “meta-matematik” ifadeleri temsil etmede nasıl kullanıldığını düşünelim.
Yalnızca B. Russell ve A.N. Whitehead’in “Principia Mathematica”sı üzerine eğitim görmüş biri bu ifadeleri, sadece bazı matematik bağıntıların ifadesi olarak görecektir.
Gödel sisteminde yapılmak istenen, aritmetiğin terimlerini ve gramerini, “meta-matematik” ifadeleri temsil etmede kullanmak. Böylece, bir aritmetik ifade ile aynı zamanda hem sayılar hakkında bir aritmetik bağıntıyı ifade etmiş olmakta, hem de bir “meta-matematik” cümleyi (yani aritmetik cümleler hakkındaki bir cümleyi) temsil etmiş olmaktasınız. Şimdi deniyor ki bu aritmetik cümlelerin yorumu, bizi “meta-matematik” cümlelere götürmektedir.
Ben derim ki: Bu aritmetik ifadeler Gödel’in “meta-matematik” sisteminin birer yorumu olarak KULLANILMAKTADIR; onların “herhangi bir yorumu” onun “meta-matematik” sisteminin bir parçası olmakta değildir. Ve bu şekilde kullanılmakla da onlar artık, “Principia Mathematica”nın bir parçası olmaktan çıkmıştır. Sanırım Wittgenstein, “Remarks on the Foundations of Mathematics” isimli kitabında bunu demek istemektedir.

“Rüyaların psikoanalitik yorumu”nu düşünelim. Bu kabaca, üç safhada yapılmaktadır:
1  Rüyanın gündelik lisanda tasviri,
2  Bu tasvirin “psikanalizin” sembolik diline çevrilmesi,
3 Bu tadil edilmiş tasvirin rüyanın yorumu olarak gündelik lisan üzerine yansıtılması.
Derim ki: Burada yapılan bu “yorum” rüyanın yorumu değil, fakat sizin bu hipotetik sisteminizin, rüyanın gündelik lisan içindeki tasviri üzerine yansıtılmış bir yorumudur.
Buradaki farkı göreceksiniz; Gödel’in yorumları, genişletilmiş bir aritmetik gramer içinde yapılmaktadır. Halbuki ikinci örnekte birbirinden farklı iki gramer söz konusudur.

Bilimsel bir deyişle…
Bu ifade ile karşılaştığınız zaman, günlük hayatta bir olayın veya tarihi bir olayın bir tasvirinin bir modelle (hipotezle) karşılaştırılmasını beklersiniz. Bu da, gündelik lisandan, bir bilim diline (hipotetik lisana) geçişi gerektirir. Sonra da gündelik lisanda ifade edilmiş olan bu tasvir, söz konusu teorik veya hipotetik sistemin bir hipotezinin yorumu olacaktır. Bunun aksi değil.
Belirli bir ekonomik veya sosyal teori, günümüz olaylarının, veya tarihin yorumu DEĞİL, fakat günümüzün olaylarını veya tarihi olayları ifadede, bazı teorik sistemlerin terimleri ile ortaya konmuş olan cümleler, bu teorilerin (hipotezlerinin) birer yorumudur.
Böylece: “Falan filan bilimsel teori, tarihin (veya tabiatın, veya toplumsal hayatın) yorumudurdemek gramatik bir saçmalığın ifadesidir…

Reklamlar