SORGULANAMAYAN TEORİ BİR İNANÇTIR. SORGULANAMAYAN İNANÇ İSE DOGMA..

Mustafa Ajlan ABUDAK

Yorumcu : Yazılarınız gerçekten çok başarılı sizi tebrik ederim. Blogu uzaktan takip ediyorum ve tartışmalara şahitlik ediyorum. AT dışında evrimci iddilara da cevap veriyor musunuz?

 

Evrim konusunda Türkiye’de yoğun bir bilgi çarpıtma hüküm sürmekte. Bu yüzeysel bilgi ile fikir üretme cesaretine sahip ortamda, Yaratılışçıların ısrarla anlamadıklarına, Darwincilerin de kendi savundukları teorinin merkezini bile bilmediklerine şahit oldukça elimden geldiği kadarıyla, evrim konusundaki tartışmalara olabilecek en geniş perspektifi sunmak, iddiaları ve söylemleri her yönüyle aktarmak ve siz okuyucular için yine var olabilecek en geniş güncel bilgilendirmeyi sunmanın gereklilik olduğunu düşündüm.

Elde edilen bilimsel bulguların ışığında, okuyucuların algılayışlarını yeniden değerlendirmesine olanak veren , varsa  daha önce edinilmiş yanlış anlama ve hatalı kabullerini terk etmeye yönelten metinler olmasına çalışıyorum. Bir doğrunun yada sonuç çıkarımının salt savunulması değil, elde edilen verilerin ışığında ne gibi çıkarımlar yapabileceğimizi sorguluyorum. Bu çıkarımların kesinlikle gerçeği temsil ettiğini iddia etmiyorum, sadece aktardığım şekilde olma olasılığının diğer olası açıklamalara göre daha olası olduğunu savunuyorum.

Nabi Yağcı üstadın bir makalesinde dediği gibi;

  Yanlışları olmayan bir teori ise gerçek dışıdır, çünkü dışımızdaki gerçek tamamlanmış bir bütün değildir, değişerek, dönüşerek kendini sürekli açmakta. Bu nedenle dünyayı açıklama iddiasındaki her teorinin,her bilimsel tezin eksikli olması ve yanlışları da barındırması kaçınılmazdır. Şaşmaz yanılmaz doğrular aramakla yanlış çıktı diye bir teorik yaklaşımı ve bir pratiği toptan kenara koymak da aynı anlama gelir. 1

AKILLI TASARIM (teleolojik evrimi savunan) dışındaki evrimci iddiaları ”Teolojik Darwinizm” diyebileceğim bir çerçevede ele alabiliriz. Aslında evrim algısının iki ana kolda değerlendirebiliriz. Birisi herkesin malumu olan Darwin’in evrim teorisidir. Diğer evrim teorileri de paradigma haline gelen Darwin’in teorisine karşıt olarak evrimi açıklamaya çalışırlar. Modern akademik çevrelerde ve hatta toplum içersinde Evrim = Darwinizm gibi bir algının elbette Evrim= Ateizm gibi bir başka çarpık algının yerleşik olduğunu unutmamalıyız. Darwin’in evrim teorisi içersinde de birçok farklı algı mevcuttur. Darwin’in teorisini oluştururken esinlendiği ve karşısına dikildiği doğal teoloji (tasarımcılar) ise Darwin’in teorisinden daha çok alt kola sahiptir. Darwinizm kendini baştan bir felsefeye (materyalizm) bağladığı için teoriden daha çok sağlama çabası şeklinde bir evrim algısıdır. Bunu desteklemeyen tüm algılar en baştan red edilmeli ve yok sayılmalıdır. Bu bakımdan Katolik Kilisesinin dogmaları ile aralarında felsefi açıdan büyük bir fark yoktur. Bunun temel nedeni, Darwinizmin kapalı bir sitem olması yani yukarıda bahsettiğimiz gibi  sadece materyalist felsefenin  evrim propagandası olmasıdır. Materyalist felsefe dışındaki bir açıklamanın, Darwinciler tarafından kabulü mümkün değildir. Bunu aşmak içinde bazı inanan bilim insanları Darwinizm ile Tanrı kabulünü bir şekilde birleştirerek bir ara yol oluşturmaya çalışmıştır. Çünkü Darwinizm bir teori  olarak yer çekimi kanunundan daha büyük bir ”amentüye” sahiptir. Buna hakim bilimsel algı ya da paradigma deniyor.

İşte inançlı bilim adamları Darwinizm ve Tanrı inanışlarını birleştirerek , evrimi hem topluma kabul ettirmekte kolaylık sağlamayı  amaçlamış, hemde Darwinizm evrimsel süreçleri açıklarken kullandığı zorunlu ”teleolojik gönderimlerin kaynağını ne olmalıdır” sorununu da kendilerince ortadan kaldırmışlardır.  Bu içeriği savunanlara teistik evrim yanlısı  da denmektedir. Evrimi Tanrının kullandığı yaratma ve şekil verme  mekanizması olarak görselerde, bunun açıklamasını ” Tanrı fikrini apriori olarak tümüyle dışlayan Darwinizm”  ile yapmaya çalışırlar. Bu  elbette hem felsefi hemde bilimsel açıdan tutarsız ve çarpıktır.  İşin ilginç yanı, popüler evrim algısı olan Darwinizmin,  toplumsal ve  akademik çevrelerde de benzer bir şekilde  içselleştirilmesidir. Akademik çevreler bu yolla kendilerini yığın felsefesi ve inançlarından ayrıştırır. Bu çarpık algıyı bilimi kullanarak içselleştirir yani bir nevi ” din ”haline getirirler . Bu genel ortak algı sebebiyle, toplumsal olarak, evrimin inançsızlığın bir manifestosu ve bilim adamlarının tümünün ateist olduğu şeklindeki çarpık inanışa dönüşür.

Bu bakımdan teolojik-teistik evrim burada savunduğum teleoloıjik evrim ile karıştırılabilir. Kavramları tam bilmeyenler için aralarında neredeyse hiç bir fark yoktur. Aslına bakılırsa farkı meydana getiren temel bir bakış açısı farklılığıdır. Buda tüm algıyı ve sonuçlarını derinden etkiler. İlerleyen paragraflarda buna değineceğim. Demek ki elimizde Tanrı fikrini dışlayan materyalist felsefenin güdümünde bir evrim anlayışı olarak Darwizm vardır. Birde evrimi tamamen bu materyalist yolla açıklayan Teistik Darwinizmi savunan evrim yanlıları vardır. İlki için yeterince eleştiri sunduğumuza göre, biraz da  AT dışındaki ”ereksellik ” tınılı teolojik evrimci iddiaları inceleyelim.

Bunların genelde panteizm ve deizm içerikli çarpık ve zorlama sentezler olduğunu görüyoruz.  (Theodosius Dobzhansky, Francis Collins, Kenneth Miller) Çoğu belirgin bir şekilde Batı felsefe geleneğinde yer alan büyük isimler olan  Spinoza ya da Kant’dan etkilenmiştir. Günümüzde belirli bir dini inanış ekseninde evrime yaklaşanların, genelde insani ilkeleri kendi propaganda amaçları doğrultusunda kullanması ile karşı karşıyayız. Akıllı Tasarımın Evangelist Hiristiyanlarca temsil edilen kolu (Yeni Yaratılışcılık)  bunun en büyük örneklerindendir. (Bu elbette bu şekilde savunulabilir amatutarlı bir retorik olarak görmüyorum.) Bu kol maalesef Akıllı Tasarımın sanki tümünü temsil ediyormuş gibi Darwinciler tarafından Akıllı Tasarıma karşı söylem oluşturmada kullanılmaktadır.  Bu dezenformasyon elbetteki bilinçli bir çarpıtmadır. Fakat bunlar arasında esas bahsetmemin gerektiği kol teistik evrimcilerdir. Burada savunduğum teleolojik evrim ile karıştırılması en kolay olan yaklaşım da budur. Bunların Hiristiyan bilim insanları olması, elbette belli açılardan yeni yaratılışcılıkla söylemlerini kesiştirebilir. Fakat tamamıyla zıt oldukları alanlar daha çoktur.  Teistik Evvrimcilerin bazı fikirsel tutarsızlıklarını makale başında verdik. Şimdi Yeni Yaratılışcılar ve Teistik Evvrim yanlılarının ortak noktasını ele almaya çalışalım.

Bu çevreler evrimi ” insan merkezli bir evren ” anlayışı çerçevesine oturtmaya gayret gösterir. Benim savunduğum evrimsel düşünce de ilk bakışta buna oldukça yakın bir iddiayı savunur gibi gözükebilir. Fakat süreçlere daha bütüncül ve kimliksiz bakmanın, bilimi temel almış düşünce için elden geldiğince nesnel olması gerektiğini biliyoruz. Bu evren-insan merkezli fikir yani sonunda insanı tanrılaştıran-logos- düşünce ile oldukça zıt bir ayrımlara varmak kaçınılmaz. Bunun Batı dünyasının en eski entelektüel hastalıklarından biri olduğunu düşünüyorum. Bu düşünce biçimi Stoiklerin tüm felsefe alanını etik ve metodik etkileyişinin kaçınılmaz tezahürleridir. Mitolojilerini ve kültürlerini insan benzeri tanrılar ve söylenceleri ile geliştiren toplumların inanan kesimleri bilime  böyle mitolojik misyonlar yükleyebilmektedir. Tanrı inancına sahip olmayan diğerleri de buna karşıt olarak, bilimi ateizm dininin kutsal amacı konumuna indirgemiştir.

Kısaca insan merkezli bir evren düşüncesi ile temel fark savunduğumuz düşüncenin aklın evrende evrim yoluyla canlılığı nihai bir hedef (aklı meydana çıkarma) ile yönlendirildiğini ima eder. Oysa akıllı tasarıma zarar verdiğini söylediğimiz evanjelist düşünce evrenin tanrı tarafından logos olarak yaratıldığı daha sonra tanrının dünyaya gelerek(ete kemiğe bürünerek) insanlığı kurtarmak ereği ile evrene anlam verdiği kabulü ile kendini bağlamıştır. Her şeyi bu kabulü doğrulamak adına senaryolaştırmışlardır.

Gelelim teleolojik düşüncenin içeriğine, yine kısaca şu şekilde tanımlayabilir; doğa içerdiği kurallar doğrultusunda aklı ortaya çıkarıp evrime bir rahim görevi üstleniyor iken , zamanımızda akıl içinden çıktığı ekolojiye hükmetmektedir. Yani bir anlamıyla kendi evrimimizi kendimiz şekillendirmeye başladık. Bu şekilde geriye dönük nedensellikle yani tersine mühendislikle doğa içerisinde var olan ve teknolojimizi binlerce kat aşan ‘‘tasarımların” varlığını gözlemleyebiliyoruz.   Buda bizi tercihler noktasında son bir karar noktasına vardıracaktır.

Şimdi tekrar ana konumuza dönerek konuyu bir sonuca bağlarsak, tasarımcıların yaratılışçı ekolü ” akılı” önce insana daha sonra insanı kamile ( nebilere ) daha sonrada tanrı haline gelen insan ile ilişkilendirdiğini  görmekteyiz. Mesela Michael Denton’da bu eğilim açıkça gözlenir. Kısaca peygamberleri ya da dini liderleri ”tanrı” statüsüne yükselterek teolojiyi ereksellik ile (teleolojiyle) nihai sonda birleştirirler.  Ben elbette bu bir fikirde değilim. Yani teleolojik nedenler teolojiyi sadece kısmen destekler düşüncesindeyim. Tanrının varlığını kanıtlamayı amaç edinen bir teleoloji, ateizmi kanıtlamaya çalışan Darwinizmin konumuna düşer. Birde buna subjektif dini algılar bindirilirse, bilimin evreni ve evrimi anlama macerasına teleolojik düşüncenin katkısından söz etmemiz oldukça güçleşir. İlk önce erekselliğin olması teolojinin oluşması için zorunludur. Teoloji teleolojiyi oluşturamaz.  O zaman bulutlara bakan ve türlü hayvanlar, büstler, şekiller ile bunlara anlam yükleyen bir zihnin sübjektif algılarından öteye gidemeyiz.

Son söz olarak AT dışındaki evrim iddialarını ister bilim felsefesi açısından ister ateist ister inanç eksenli  olsun tutarlı bulmadığım iddialar olarak değerlendiriyorum. Bu konuda yani felsefi girdinin süreçleri şekillendirmesi mi yoksa  süreçlerin felsefi düşünceyi şekillendirmesi mi gerektiği hususunda, Darwincilerin  birçok iki yüzlülüğünü teleoloji ve telenomi adlı makalede ortaya koyduk. Darwinzmi savunanların, maalesef  Darwinizmin kendisinden bile habersiz olmaları gibi bir absürtlükle de mücadele ediyorum. Yaratılışçıların durumunun ise daha içler acısı olduğunu düşündüğümden o tarafa pek değinmiyorum. Yaratılışcılarla felsefi yaklaşım benzerliğinden başka bir ortak noktamız yokken, Darwinizm yanlıları ile bilimsel olarak daha çok ortak yanımız olması bunun bir göstergesidir. Felsefe daha üst bir bilişsel yapı olduğu için olsa gerek, söylemimizi incelemeden bizi yeni yaratılışcılıkla suçlayan kişilerin  olması , fikirden önce bilginin ne kadar gerekli olduğunu ortaya açıkça koyan bir durumdur.

Son olarak, teleolojik evrim dışında kalan diğer evrim anlayışlarına eleştiri getirdiğimiz yazımızı kendi evrim anlayışımızın çok küçük bir özetini yaparak bitirelim.

Kanıtlar zihnimizin dışındaki olgular değil olguların zihnimizdeki yansımalarıdır. Anlam arayan insan beyninin anlamsız süreçlerin çıktısı olduğunun neden-sonuç ve tümevarım ile anlamlı kılmaya çalışmak bir seçenekse, anlam arayan beynin anlamlı bir kaynağın tezahürü olabileceğini de olgu ve kanıtlardan yola çıkıp tümdengelim ile yordamak akla daha uygun diğer bir seçenek olabilir.

Bu sebeple eldeki verilere göre olası seçenekler arasından olası en doğru evrim algısı kanaatimce, teleolojik süreçlerle yönlendirilmiş (doğrudan veya  dolaylı ) gelişme ve ilerlemeyi sağlayan (Darwinizm nefret ettiği kelimeler) ve sonunda aklı ortaya çıkarmayı hedef almış (hem somut bir ürün hem de evrensel erekselliğin kaynağı olarak) bir süreçler bütünü (ekolojik-biyolojik sosyal-tarihsel-bilişsel) şeklindedir. 

 

Bu makale teknik anlamda ilgililere daha yardımcı olabilir; Önden Yüklemeli Evrim Nedir?

 

 

 

 

1 Nabi Yağcı – Taraf gazetesi 16 Nisan 2011 Solun zamanı geliyor mu?

Reklamlar

9 thoughts on “SORGULANAMAYAN TEORİ BİR İNANÇTIR. SORGULANAMAYAN İNANÇ İSE DOGMA..

  1. Kendi subjektif din algılarımızı bilim üzerinden subjektif kanıtlamalara doğru gitmesi kanımca hem bilimin objektifliğine hemde dini süreçlerdeki gaybın bilininemezlik prensibine ters düşer.Bilim nihayi bir felsefi sonuç çıkarımı için zorlanamaz, bir sonuç çıkarımına ulaşmak bilimin asli görevi asla değildir. (Materyalist ya da Yaratılışcılık)’

    Mustafa Bey,öncelikli olarak toplum olarak büyük bir eksik veya yanlış bir din anlayışımız var. Bunun nedenlerine girmemekle birlikte ;Dinin ve bilimin ve kainatın tamamen birbirinden farklı olgular olduğu,bunların sahalarının bitamamiha ayrı tutulması gerektiği ,birbirlerinden beslenmesinin doğru olmayacağı gibi yanlış kanaatlar…Din,kainat kitabının manzum bir şeklidir,Yani kainat kitabını kim yazmışsa dinide aynı zat yazmıştır. Şöyle ki;Kainatta büyük bir temizlik geçeği var.Bunu hücrede lizozomlar,peroksizomlar,kanda lökositler,akciğerlerimiz,dış alemde saprofitler,karıncalar,kurtlar,ormanlar,,,gerçekleştiriyor,Semavi tahrif olmamış dinlere de bakarsanız temizliği şiddetle emreder,Temizlik imandandır der.Çünkü temizlik kainatın olmazsa olmazlarındandır. Kainata bakıyoruz her şey adaletli bir şekilde gerçekleşiyor,yani belli ölçüler ,miktarlar var…her canlıya hayatının devamı için gerekli olan her şey verilmiş, Dine de bakıyorsunuz insanlara şiddetle adaletli olmayı.insanların haklarını karşılıklı olarak gözetmeyi emreder…

    Eşya der ki:eğer ben gayeli ,nizamlı, ölçülü tasarımlı isem tesadüfen,rastlantısal buluşmalarla olamam.Benim bir tasarımcım vardır der.Dinde o tasarımcının adını koyar ve der ki.O tasarımcı Allah dır der. ve hakeza.Örnekleri onlara çıkarabilirsiniz. Sizce bunlar subjektif çıkarımlar mı? Bunlara subjektif demek eşyayı inkar gibi bir şeydir,Sofistlerin neden kendilerinin ve her şeyin inkarına gittiklerini biliyorsunuz değil mi?

    ‘Kendi subjektif din algılarımızı bilim üzerinden subjektif kanıtlamalara doğru gitmesi kanımca hem bilimin objektifliğine hemde dini süreçlerdeki gaybın bilininemezlik prensibine ters düşer.’

    Evet Kuranın mü’minleri tavsif ederken kullandığı sıfatlardan biride onların gaybe iman etmesidir.Peki biz görünmeyen şeylere körü körüne inandığımız için mi Kur an bizi methediyor sizce.Haşa,,, O zaman bakmıyor musunuz,düşünmüyor musunuz,devenin hilkatine,incire,zeytine,bahar mevsimine,yağmurlara,bulutlara ,ana rahminde ceninin teşekkülüne vesaire,,,bu tür kainatta tefekküre emreden ayetlere ne diyeceğiz?Bu bir tezat değil mi sizce?Değil tabiî ki! Gaybe iman etmek demek , şehadet alemini reddetmek ,onun üzerinde tefekkür etmemek demek değildir kesinlikle,Aksine Kuran mü’minleri akılları bozulmadığı,vehimlerine esir olmadığı,sanat üzerinden,tasarım üzerinden sanatkara,tasarımcıya intikal ettikleri sadece kafa gözlerini değil akıl gözlerini,basiretlerini kullandıkları için için tebrik eder medheder.

    Bilim nihayi bir felsefi sonuç çıkarımı için zorlanamaz, bir sonuç çıkarımına ulaşmak bilimin asli görevi asla değildir. (Materyalist ya da Yaratılışcılık)

    Bu da kusura bakmayın ama çok klasik ve ezber bir cümle bence…Yani Allah aşkına kainat cümlesinin sadece yüklemimi var! Neden bu cümlenin -en azından-gizli öznesini görmezden, düşünmezden gelelim!Neyin hatırı için Mustafa bey! Kanaatımca bunun temelinde sizi tenzih ederim ama üzümü ye bağını sorma pragmatik felsefesi yatıyor.Kainat ağacının meyvelerini yiyelim,istifade edelim,tefekkür edelim,yazalım çizelim ama bağ bahçe sahibine gelince duralım.bu bir meziyet olamaz.Bu olsa olsa materyalist felsefenin dayatmasının bir yansıması olur o kadar. Bakın acı bir kahvenin kırk yıl hatırı olur derler. Neden?Çünkü bozulmamış bir insan fıtratı kendisine yapılan ikrama karşı hem bu ikramı yapan zatı merak eder hem de ona karşı bir mukabelede bulunmak ister.Biz kainatın tefekkürü ile bırakın acı kahveyi aklımız kalbimiz ile ne tatlı ilim irfan fikret balları tadıyoruz değil mi?Tadalım ama hatır saymayalım,bunlar sadece kuru bir bilgi yığınından ibaret kalsın öylemi? Hayır! Bu insani bir davranış olmaz..

    Ayrıca neden kendimizi böyle bir mecburiyet içinde hissedelim ki!Sanatı tefekkür edelim tamam ama sanatkara intikal etmeyelim.Neden?Etmemiz bize ne kaybettirir ne kazandırır sizce. Hiç düşündünüz mü?Bence hiçbir şey kaybetmeyiz ama çok şey kazanırız. Bakın önünüzde iki makine var. diyorlar ki şu makineyi kör,sağır,geri zekalı bir insan yaptı.Hadi bunu inceleyin…
    Bu makineyi ise mükemmel, harika bir mühendis yaptı. Hangisini daha aşkı merakla inceleriz? Beynin yüzde bilmem kaçı aydınlandı! Peki neden kalan kısmında aydınlanmayı bekleyen sırlar olsun ki! Bize o kısımların çözülmesi için araştırma aşkını veren ney sizce? Hücre için bildiklerimiz bilmediklerimizin yanında ne kadardır acaba? İşte insanlar dilleriyle ikrar etmese de kainat kitabının şu ana kadar tefekkür ettikleri kısmı onlara şu kanaatı veriyor ki bu kainat nihayetsiz ilim sahibi bir ustanın elinden çıkmıştır. O zaman bulunmayı bekleyen sırlar için haydi ileri fizikçiler,kimyacılar,biyologlar…Çalışın,araştırın. Çünkü bu kainat mutasyonlarla tasadüflerle rastlantısal buluşmalarla olmadı olamazda olsa idi vücuda gelemezdi de!

    Beni sabırla okuduğunuz için teşekkürler…

    • Yorumunuzu yayınlayıp yayınlamamayı düşündüm bir süre daha sonra fikir hürriyetine binayen burada birçok ateist fikir beyan ederken inançlı birininde kendi bakış açısıyla olayları yorumlaması adına yayımlamaya karar verdim. Genelde bilindiği üzere din merkezli bir polemiğin içine girmem.Girenleride pek tasvip etmem.Bunun zanna dayanan insanlığın zanları üzerinden hakikatin biricik yorumları olarak kendi subjektif algılarını birbirlerine dayatmaları şeklinde görüyorum.Bunu ister ateist ister inançlı biri yapsın ikiside aynı düzelemde birleştiklerinden, birbirlerini anlamak yerine suçlamak, hakaret etmek ve yok saymakla tartışma yaptıklarını zannediyorlar..

      Yazınızda katılmadığım kısımlar var.Fakat dediğim gibi bunu aramızda polemik malzemesi yapacak değilim.Sadece Rastlantıyla alaklı yanlış algılamanızı düzeltmek adına şu makaleyi okumanızı önerebilirim;

      https://akillitasarim.wordpress.com/2010/05/06/tanri-zar-atar/

      Hayırlı çalışmalar ve günler dileklerimle..

  2. Mustafa bey,öncelikli olarak yorumumda hakarete yer vermedim,vermemde.Neden hakaret edeyim ki!Siz gerçekten takdir ettiğim,tanışmak istediğim birisisiniz.
    Ayrıca ben din üzerinden değil fıtrat üzerinden konuştum dikkat ederseniz.Fıtratın ise dini olmaz.Katılmadığınız noktaları yazarsanız sevinirim.

    • Sizde beni yanlış anlamışsınız..Nazik sözleriniz için teşekkür ederim. Ben sadece polemiğe ve hele bunun din üzerinden olanına karşıyım.

      Şimdi siz kendi fikirlerinizi yazabilirsiniz.Bunda da herhangi bir beis görmüyorum.Fakat iş birileriyle bu subjektif çıkarımları tartışmaya ve birbirini ikna etmeye çalışmaya döndüğünde,eleştiri bir maç havasına dönüyor.Bilgi paylaşımı ya da birbirinden öğrenmek yerine gol attım oldu psiklojisine herkes giriveriyor. Sitemde bilimsel veriler üzerinden yapılan felsefi-ilmi sonuç çıkarımları dışında yer vermeyi sevmiyorum. Daha üst yapıdaki dini yorumların sahibini bağlayacağını ve burada dini bir propaganda yapılmadığını belirtmek isterim. Evet ben dini bir inanışa sahibim ama bu sadece beni ilgilendiren bir çıktı. Tanrı fikri ise evrensel bir olası söylem. Tüm insanlığın paylaştığı bir fikir birlikteliği değil. Genel felsefi manada ve tarihsel süreç içersinde tanrı kelimesi tasarımcı demekten daha anlaşılır bir içeriğe sahip.Fakat tasarımcı birden çok olduğuna inanılıyorsa (uzaylılar gibi) elbette bu değiştirilebilir.Bu fikre inananın bilebileceği bir durum.

      Ben burada kendi seçimimin yegane ve üstün bir akıla sahip olan ve herşeye şekil verip tasarlayan bir Tanrı olması bakımından Tasarımcı yerine Tanrı demekteyim. Bu sadece benim özelimde bir tercih.Bağlı olduğum teleolojik düşüncenin farklı kollarında farklı tercihlerede saygılıyım.Benimkisi beni onlarınkisi onları ilgilendirir. Eldeki veriler üzerindeki yorum ve düşünce üretmemizi temelden değiştirecek bir durum sergilemediği içinde bu kullanımın bence bir mahsuruda yoktur. Bunun özelde nasıl adlandırılacağına dair ise benim herhangi bir yönlendirmem mevzu bahis olamaz.Bilimin asli görevi felsefi-metafiziki bir sona varmak ve ad koymak değildir.Fakat inanan insanlar buradaki verilerden kendi düşünceleri için yaralanabilir.Bunları inanışlarındaki bazı olgularla örtüştürebilir. Bu sitenin temelde karşıt olduğu teleolojik olmayan ( gerçeğin üstünü örtmeye çalışan) materyalist süreçlerdir.Elbette bunun dini olarak ateizmde karşı olduğumuz felsefi çıktıdır. Fakat bu şuan eldeki verilere göre aldığım posizyondur. Verilerin bizi nereye götüreceğini bilemeyiz.Elimizdeki en gerçek şey şüphe etmektir..böylece gerçeğe daha yaklaşmamız olası hale gelir.

      Blog amaçtada ısrarla belirtiğim gibi..

      Elde edilen bilimsel bulguların ışığında, okuyucuların algılayışlarını yeniden değerlendirmesine olanak veren , varsa daha önce edinilmiş yanlış anlama ve hatalarını terk etmeye yönelten metinler olmasına çalışıyoruz. Bir doğrunun yada sonuç çıkarımının salt savunulması değil, elde edilen verilerin ışığında ne gibi çıkarımlar yapabileceğimizi sorguluyoruz. Bu çıkarımların kesinlikle gerçeği temsil ettiğini iddia etmiyoruz, sadece aktardığımız şekilde olma olasılığının diğer olası açıklamalara göre daha olası olduğunu savunuyoruz.

      Katılmadığım noktalar elbette var.Fakat bunun burada yayınladığımız makalelerle ilgisi yok.Bu sebeple blogta yer almasına lüzumda görmemekteyim.

      İyi çalışmalar..

  3. Basit bir soruya karşın ayrıntılı cevaplar vermek zorunda değildiniz bir yorum da yeterliydi.Çok teşekkür ederim.

  4. Sayin Mustafa Bey,

    ne demisler, “mantigin bittigi yerde inan baslar”. Din ile evrimi birlestirmeye yönelik düsüncelerinizi okudum, bana elbette herseyi sadece ve sadece ayetlerle anlatmaya calisan (kendileri kafa yormadigi icin ve bazi sorulari sorma cesareti gösteremeyenler, cünkü aldiklari cevaplar onlara düsüncelerinin yanlisligini gösterebilir) kisilere göre cok daha semaptik karsiladim. Ama siz bilimde birtakim bilinmeyenler oldugu icin “yine de en iyisi bir Tanri inanisimiz olsun, ne olur ne olmaz” düsüncesiyle mi hareket ediyorsunuz. Yani bilimin daha cevap veremedigi tüm bilinmezliklere karsi bir joker mi tutuyorsunuz elinizde?
    Ayrica bu evrenin, kainatin mükemmel bir tasarimla yapildigi ölcüsünü nereden aliyoruz? Hersey bir fonksiyonla calistigi icin mi?. Yani simdi diger bir Galakside bildigimizin tersine hayvanlar insanlardan daha hakim bir durumda olsa, ya da misal gece gündüz olaylari, zaman kavrami cok cok farkli olsa, kadinlar degilde erkek cinsler sadece dogum yapabilse .. yada sadece tek cins var olsa .. o zamanda mükemmel bir tasaramdan söz edecek miyiz. Herhalde Evet, insanoglunun inanmaya ihtiyaci oldugu sürece herseyde bir ölcü bir adalet görülecektir. Düzenin ölcüsü nedir?.

    Ben bazen kendimi disariya cekip dindarlarin hal ve hareketlerini takip ederim. Bunun korku ve ihtiyactan geldigi ap acik. Cogu seyler insanlar tarafindan insanlar icin ürtilmis ürünlerdir, kanim böyle. Evrim ise insanin ihtiyaci disinda tabiat zincirinin carkidir. Ister bir Tanri anlayisi ile birlestirilsin isterse birlestirilmesin bu Tanriyi zaten ilgilendirmez.

    Benim inanis tarzimin “Daisizm oldugunu” okudum. Megerse ben bir daisiztmisim. Yani bende ihtiyac ve korkudan bir Tanriya inaniyorum ama Tanrinin herzaman heryerde heran insanlara tabiata, olympusda oturan bir Zeus gibi, müdahale ettigine inanmiyorum. Bu cark bir sekilde dönüyor, insanlar ister kafa yorsunlar ister inansinlar isterse inanmasinlar bu Tanriyi irdelemiyor..
    Saygilar

    • Dikkatlice blog amaç okunursa bu tip sorulara gerek kalmayacağını düşünüyorum. Özetle;

      Elde edilen bilimsel bulguların ışığında, okuyucuların algılayışlarını yeniden değerlendirmesine olanak veren , varsa daha önce edinilmiş yanlış anlama ve hatalarını terk etmeye yönelten metinler olmasına çalışıyoruz. Bir doğrunun yada sonuç çıkarımının salt savunulması değil, elde edilen verilerin ışığında ne gibi çıkarımlar yapabileceğimizi sorguluyoruz. Bu çıkarımların kesinlikle gerçeği temsil ettiğini iddia etmiyoruz, sadece aktardığımız şekilde olma olasılığının diğer olası açıklamalara göre daha olası olduğunu savunuyoruz.

      https://akillitasarim.wordpress.com/blog-amac/

      Yorumlarınız için teşekkürler..

  5. Mustafa Bey,

    bu arada ayni sey evrim icin de gecerli. Dinciler isterse inkar etsinler isterse etmesinler. Evrim olayi süreklilik icinde. Yavaslamis ama modifikasyonlar sürekli oluyor. Yok demekle evrim durdurulmuyor, ortadan kalkmiyor, evrim olayini ilgilendirmez yani insansin maneviyati .. Yani yaradiscilar ol dedi ve oldu deselerde evrimi ortadan kaldiramazlar. Teoriyi cürütecek bilimsel kalitlar, insanligin gelisini anlatan baska bir bilimsel aciklama gelmedikce Evrim kapi gibi yerinde duracak. Aksine daha yeni bir skelet tipi bulundu ara canli, ne insana benziyor nede hayvana ama insana daha yakin kemikleri var, bunu da mi Tanri yapti, kimbilir belkide ..

Yorumlar kapatıldı.