AKILLI TASARIM VE EVRİMİ İLİŞKİLENDİRMEK


Mike GENE

Birçok kişi evrim ve akıllı tasarımın birbirine tamamen zıt açıklamalar olduğu izlenimine sahip. Sonuç olarak, bu oldukça sık olarak karşılaşılan şey, insanların evrimi dışlayarak akıllı tasarım olgusunu göstermeye çalışmalarıdır. Bu fikre cevabende, bilim insanları için evrimsel açıklamalar yoluyla akıllı tasarımı reddetmek üzere bir sahne kuruluyor. Buna rağmen konunun doğrusu, evrim ve akıllı tasarımın birlikte var olabileceğidir. Bunlar birbirini karşılıklı olarak tamamen dışlayan fikirler değildirler. Nihayetinde evrimle ya da evrim yoluyla tasarım gerçekleştirebilirsiniz.

Tasarım Matris’inde (The Design Matrix) açıkladığım üzere; Kopyalama bir tasarımı geleceğe taşıyan yoldur. Nitekim mutasyonun kaçınılmaz doğası ve etkileri sayesinde büyük zaman dilimleri içersinde kopyalama, evrimle sonuçlanacaktır. Böylece iyi bir tasarımcı bu ” problemi”  ele alacak ve bunu kullanılabilir ya da faydalanabilinir bir şeye dönüştürecekti. Bu akıllı tasarım ve evrimin birbirleriyle ters düşmek bir yana birbirlerini tamamlayabileceğini gösteren  bir örnektir. Hayat tasarlanmış olabilir ve evrimde ”doğal seçilim yoluyla” bunu takip etmiş olabilir. Daha da fazlası, hayat öylesini bir şekilde tasarlanmış olabilir ki, Darwin evrimi farklı tasarım görevlerini yerine getirir, bunun anlamı evrim tasarım tarafından donatılmış bir içeriğe sahiptir. (Yan-işlev mekanizmaları gibi çeviri ekidir.) Ya da bizzat evrim mekanizmalarının kendileri tasarlanmış olabilir. Peki, bu çekici olasılıkları nasıl değerlendirmeyi ummalıyız?

Orjinal metin

 

Reklamlar

11 thoughts on “AKILLI TASARIM VE EVRİMİ İLİŞKİLENDİRMEK

  1. madem AT evrim ile ilişiklendirilebilir o zaman neden Dover duruşmasında Michael Behe( AT’ın kurucusu) ile Ken Miller(Katolik bir evrimci) karşı karşıya geldi?

  2. Dover davasındaki olay AT’nin içeriği ile ilgili olmaktan öte Amerikan eğitim sisteminde Darwinizme alternatif olarak okutulup okutulamayacağı ile alakalıdır. ABD’de temeli yaklaşık yüzyıl öncesine dayanan bir davadır.Scopes davası olarakta bilinir.(Edward J. Larson’nun 1998 pulitzer ödülü almış bu dava ile ilgili kitabını tavsiye edebilirim. İzdüşüm yayınları) Dover bunun rövanşı niteliğindedir. Amerikada ateistler ve evangelist-baptistler arasındaki mücadelenin yeni safhasıdır. (Hatta maalesef AT’nin kendiside bu şekilde yeni yaratılışcılık olarak görülmektedir ki bu AT’nin Paley’den bile çok öncesine uzanan tarihsel gelişimini bilmemekten yada görmek istememekten kaynaklanır.Parası ve gücü olan bir kısım yaratılışcılar AT’nin söylemini o yönde kullanıyor diye tasarım düşüncesi kesinlikle budur demek olsa olsa fikirsel bir sığlık ve cehaletin eseridir.) Özetle, hakim paradigma klasik dogmatizmini sergilemiş ve kendi dışındaki herhangi bir olası açıklamaya tahammülsüzlüğünü göstermiştir. Aslında bu paradigmaların doğal yapısında vardır.Sorgulanılması veya alternatif açıklamaların sergilenmesine tahamül gösterilemez.Bu yönüyle bilimsel paradigmalar Klise dogmalarına benzer. (Kurumsal olarak da bu görevi üniversiteler üstlenmiştir.) Bu yüzdendir ki evrimi anlama süreci, batı dünyasında sürekli tıkanmakta ve yaratılışcı söylem bu oluşan boşlukları iyi değerlendirmektedir. Buda sonu gelmez tartışmalar içine gömülmüş hamasetlikle sonuçlanmaktadır.

    Ken Miller’ın Hristiyanlığı meselesini sitede yorum köşesinde birkaç kez detaylıca ele almıştım.Kendisi aslında kanımca katıksız bir panteistir. Kitabı Darwin’s God okursanız bunu açıkça ve rahatlıkla görürsünüz. Hristiyanlık onun için bir sosyal kod , hatta ahlak ve erdemselliğin evriminin nihai bir sonucu gibi gözükmektedir. Onu sorgusüz sualsiz Vatikana biat etmiş biri olarak görmeyin. Söz ettiğim kitabın internetteki özetindeki şu alıntılar bile onun dini görüşlerini ortaya koymak açısından yeterli olacaktır;

    There are always a few who find me after class and want to pin me down. They ask me point-blank: “Do you believe in God?”

    And I tell each of them, “Yes.”
    Puzzled, they ask: “What kind of God?”

    Over the years I have struggled to come up with a simple but precise answer to that question. And, eventually I found it. I believe in Darwin’s God.

    http://www.findingdarwinsgod.com/excerpt/index.html

    Darwinin kendisinin hayatının büyük bir kısmında agnostik olduğu ama 10 yaşındaki kızı ölünce artık kendini ateizme verdiği bilinmekte.Yukarıdaki linki okursanız Miller’ın genel olarak bilinen ve kabul edilen Tanrı kavramının çok ötesinde azcık Kant ve büyük oranda Spinoza düşüncelerinden etkilenmiş bir panteist olduğunu kavrayabilirsiniz.

    Gelelim AT ile evrimin ilişkilendirilmesine.Bu kanımca son derece doğal bir ilişki çünkü evrim doğrusal bir zamanda ilerler. Büyük Patlama ya da evreni başlatan ilk nedenden bu yana evrim kaçınılmaz olarak ‘sürmektedir’. Eğer kozmik olarak raslantısallığın değirmeninde nasıl olupta teleolojik bir sonuç çıkarılabildiğini görmek isteyenler.İmtiyazlı Gezegen Belgeselinin tam metnini okuyabilirler;

    https://akillitasarim.wordpress.com/2008/09/01/imtiyazli-gezegen-belgeseli-tam-metni/#more-148

    AT temel argümanı bu evrilmenin teleolojik yani gayesel bir amaç taşıdığıdır.Evrilme şuan içinde bulunduğumuz konuma doğru kademelendirilerek ve aklın algılayabileceği şekilde nedenselleştirilerek meydana getirilmiştir.İşin diğer bir şaşırtıcı tarafı bu evrilme aklın algılayabileceği şekilde , makro ve mikro seviyede keşfedebileceği hiyerarşi ile gerçekleşmiştir.

    Benim darwinci ateistlere sorduğum ama cevap alamadığım soru belkide size bu konuda bir yol açabilir;

    Evrenin içersindeki madde kullanılarak, yaşamın yine bir üstün aklın yönlendirmesi sonucu yeryüzünde var edilmesi , fikrimizce ‘doğal’ bir sonuç çıkarımıdır.Madde aklın biricik kaynağıysa ve bu ön kabul varsa ozaman yine aklımıza doğal olarak şu sorular gelmektedir.

    Materyalist Darwinci söylemin iddiası doğru bile olsa, söylemin rastlantısallık iddiası sebebiyle, maddenin ( maddeden oluşan insan kastedilmiştir) akıl özelliğinin madde var olmadığında bile onun için var olması gereklidir. Eğer öyle olmasa idi madde rastlantı sonucu bile olsa, bu içsel özelliğini (potansiyelini) ortaya çıkaramazdı. Şimdi bu durumda elimizde iki önerme vardır. Ya akıl maddeden önce vardır, ya da maddenin var olması için gerekli ön koşullardan biridir…çünkü potansiyel olarak madde onu içermektedir.

    Akıl potansiyel olarak madde içinde yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkânsızdır. Lucretius‘un dediği gibi mekanik süreçler için hiçlikten hiçlik doğar. Çünkü potansiyelin gerçekleşmesiyle biz, geriye dönük nedensellik ilkesini gerçekleştirip bu potansiyelin canlı mekanik kanıtlarını oluşturuyoruz. Peki, bu çıkarımları yapmamız çok mu zorlama olur? Potansiyel olarak var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, aklı meydana getirmiş olabilir mi ?

    Umarım azda olsa yardımcı olabilmişimdir.Eğer genel olarak AT içinde neyi savunduğumuzla ilgili detaylı bilgi isterseniz;

    https://akillitasarim.wordpress.com/blog-amac/

    okuyabilirsiniz. İyi günler…

  3. michael behe nin ede of evolution kitabında common descent üzerine yazdıklarını bazı yabancı sitelerde bölüm bölüm okudum, sizden ricam bu kitabın en azından bu bölümlerini Türkçeleştirip yayınlayabilir misiniz.Bu arada Michael Behe nin neden böyle çark ettiğini anlamış değilim, demek ki zamanında onunla çalışan diğer bilim adamlarının söyledikleri doğruymuş.

    Her geçen zaman da farklı kavramlar ortaya atılıyor, yeni tezler hazırlanıyor ve işin acı tarafı bunların hiçbiri hiçbirşeye yaramıyor.En son sanırım dawkins’in çıkarmış olduğu birikimli seçilim saçmalığı idi.ama bundan da vazgeçilir ve yeni uydurmalar bulunur.
    Değinmek istediğim nokta yönlendirilmiş patika da bunlardan birisi ve bu kavram ortaya atma çılgınlığı sona erdiğinde İnşallah yaratılış tek olgu olucak.

  4. Sayın Can Bey

    Şuan buna pek zamanım yok yakında vatani göreve gideceğim. Sizin okuduklarınızı bilmiyorum ama Michael Behe’nin kitaplarını ve birçok makalesi okumuş biri olarak Behe’nin çark ettiği bir durum olduğunu düşünmüyorum. Ortak ata fikrini hiç bir zaman reddetmedi…Son kitabında da sadece Darwinizmin mekanizmalarının tasarım taklidi yapabilen kabiliyetlerinin sınırlarını göstermeye çalışmış.Yani Bu mekanizmaların zannedildiği gibi tüm yaşamın çeşitliliğini ve evrimin bizzat kendisini temsil ettiği yolundaki paradigmaya karşı bir kitaptır.

    Farklı kavramlar derken bu bilimin ilerledikçe elde edeceği doğal bir sonuç.Öyle olmalı ki yenilikleri anlama kapasitemiz artsın.Behe’nin önemi indirgenemez komplekslikle daha önce Darwincilerin aklına bile gelmeyen yada getirmek istemeyip görmezden geldikleri moleküler evrim konusunu irdelemesidir. Behe belkide ilk olarak bu yapıların indirgenemeyeceği yüzünden evrilmeyeceğini söyledi yada evrildiyse bile bunun kabul edilen Darwinci yollarla olamayacağını belirtti.İlk çıkarımının yanlış olduğu PZ.Meyers’ın çalışmalarıyla kanıtlandı.Fakay Meyer’sın çalışmasının sonuçlarında ortaya çıkan yan işlev (co-option) mekanizmalarının giderek artan bir şekilde moleküler evrende ortaya çıkmasıyla aslında Darwincilerin ”evreka” çığlıkları oldukça sıkıntılı bir hal almaya başladı. Bunun nedeni yan işlev mekanizmalarının gerektirdiği olağanüstü karmaşıklık ve optimisazyonlarıydı.Bu konuyla ilgili blogta epey detaylı açıklamalar yaptım. Bugün bu tür yan işlev mekanizmalarıyla evrilmiş yaklaşık 30’dan fazla durum ortaya çıkarıldı ve giderek bu sayı artmakta.Yani birbirleriyle işlevsel olarak yakından uzaktan alakası olamyan orta derecede karmaşık yapılara sahip proteinler , birden birleşerek (ki çok kırılgan ve olağanüstü hassas yapılarına rağmen) asıl görevleri dışında başka daha karmaşık bir görevi yerine getirecek proteini oluşturmaktadırlar.

    Bu ilk bakışta şansın yada kutlu tesadüflerin muhteşem sanatı ile açıklanabilir gibi görülmektedir.Mesela bu tip bir yada iki mekanizma olsaydı, gerçekleşmesi olağanüstü zor olan bu durumlar için bile burda şans bir mana ifade edebilirdi.Fakat bu yapılar bırakın bir iki olmayı yukarıda söylediğim gibi araştırmalar ilerledikçe yüzlere yaklaşacağı görülmektedir.Öyleyse ister istemez evrimin dışardan mutasyonun katkısıyla seçilmiş bir yapının işlerliğini kullanmadan , organizmanın kendi bilgi yapısı içersinde halihazırda var olan yapıların sanki ilerde ortaya çıkabilecek bir görev için önceden planmlanmış bir şekilde var olduğu ve evrim için gereken kritik dönemeçe gelindiğinde birleşerek kritik görevi yerine getirecek proteini oluşturup hayatta kalmayı sağladığını görüyoruz.Buda evrimin yönlendirildiği iddiamız için oldukça sağlam bir zemin oluşturmaktadır. Çünkü gayesel bir süreç taşımayan hiç bir yapı birbiri ardına şansın doğasının bile üzerindeki olasılıkları gerçekleştirerek rasgele bir çözümden optimun sonuç çıkaramaz.Bunu bu kesinlikte söylememin nedenide bizaat proteinlerin oluşumu ve görevleri ile ilgili bilinenlerdir. Görülüyor ki evrimin esas ilerleyişi gen duplikasyonundan daha çok proteinlerin işlevleri ve özelleşmiş görevleri başarıyla yerine getirmesiyle sağlanmıştır.Bu bilimsel gerçeği red edenler bilimi redederler.

    Size yan-işlevi daha önce açıkladığım bir makalemden DNA ve Tasarımdan bir alıntıyla durumu örnekleyeyim;

    Gökdelenin var olan planı üzerinden (DNA) anlaşılan bu gökdelenin bir mimarı, yapanı , tasarlayanı vardır.Tüm süreçler onun tarafından yönlendirilmiş ve madde içersine yeni çözümler oluşturabilme potansiyeli, yine bu tasarımcı tarafından eklenmiştir.(Mesela yapı içersinde esnek ve geri dönüşümlü malzeme kullanılmıştır. Gerektiğinde yeni eklemeler yapılabilmesi için binanın temeldeki statik direnci en başında ihtiyaç duyulandan çok daha yüksek tutulmuştur. Modüler bir tasarıma sahip çok işlevsel mobilyalarla dekore edilmiştir.) Böylelikle şans ve raslantısallık belirli sınırlar içersinde üretken olabilir ve yine yapım aşaması için gerekli olan çözümleri ”var olan bilgi yapısından” üretebilir. (Diyelim ki gökdelenin camları öyle bir özellik içersin ki bunların ısı tutma kabiliyeti hem içersini sıcaktan korusun hemde bu tutulan ısı yönlendirilerek elektrik enejisine çevrilsin ve binanın soğutulmasında tutun elektirik gerekli her bölgesinde kullanılsın .Böylelikle hem zaman içersinde gerekli olan değişim ve ihtiyaç giderme gerçekleştirilir , hem de stabilite muhafaza edilir. Var olan tasarım fazla değiştirilmeden yeni çözümler elde edilmiş olur.)

    Gelelim yaratılış mevzusuna tüm canlıların birden var olduğunu düşünüyorsanız zaten tartışabilinecek bir durum yok.Bu bilimsel bir yaklaşım değildir, bir inançtır.İnanç bilimin sağlamasına ihtiyaç duymaz meğerki ateist değilseniz…

    Umarım konuları yeterince açık aktarabilmişimdir.İyi çalışmalar..

  5. Selam,

    Anladığım kadarıyla “evrim ve akıllı tasarımı ilişkilendirmek” derken evrimin aslında var olduğunu evrimin bir tasarıcı tarafından yönlendirildiğini iddia ediyorsunuz.

    Bu zandan yola çıkarak size bir takım sorular sormak ve bu soruların bende uyandırdığı düşünceleri paylaşmak istiyorum.

    1-)Madem evrimi bir Akıllı tasarıcı yönlendirdi bunu hangi metodlar, araçlar vede yöntemlerle yaptı?

    Şunu biliyoruzki doğaüstü olarak adlandırılan hiçbirşeyi bilim insanlarına kabul ettirilemez. Yani anlatacağınız şey bilimsel yollarla gözlemlenebilir olmalıdır. Daha doğrusu bu işe kalkarsanız evrime “rastgele mutasyonlar vede doğal seçilim” dışında yeni mantıklı argümanlar eklemelisiniz ve bu argümanlarda fikriniz(AkıllıTasarım) gereği bir tasarıcıyı göstermeli. Sonuçta evrimi ele alıp dahada komplex bir şekilemi dönüştüreceksiniz?

    2-) Diyelimki 1. konuda belirttiğim şeyi başardınız yani evrim ve akıllı tasarımı ilişkilendirdiniz ve artık bunun mekanizmalarınıda ispatladınız. Bu mekanizmalar elbetteki doğa kanunlarıyla işleyen hiçbir doğaüstülük taşımayan şeyler olacaktır. Bu doğaüstü olmayan ve doğa kanunlarının dışına çıkamayan yeni evrim mekanizmalarını gören insanların neden hala bir “Akıllı tasarıcıya” inanacağını düşünüyorsunuz. Çünkü bu mekanizmlarda evrimin şu andaki iddia edilen mekanizmaları gibi bilime göre doğa kanunlarının emri altında olacaktır. İnsanlar herzamanki gibi diyeceklerdirki “bu böyle olduğu için şu şöyle olmuştur(sebep-sonuç ilişkisi).” Yani bir tasarıcıya inanma gereği duymayacaklardır.

    Bu iki sebep sonucunda siz kendi Akıllı tasarım teorinizi yıkıp daha gelişmiş bir evrim teorisine ulaşmış olmıcakmısınız?

    İnançlı bir insan olduğumu sölemem gerekiyor ve bu yazdıklarım sadece konu hakkında fikir sahibi olmak amaçlıdır.

    • Sayın Bahadır Bey

      Aslında kusura bakmazsanız bende iki saptamada bulunayım. İlk olarak blogun içersindeki tüm makaleleri okumuş olsaydınız bu tip bir soruyu sormazdınız.Sayın Mike Gene’den yapılan çevirileri okuyun yeter.Sonda inançlı olduğunuzu belirtmişsiniz bu bizi yada makaleyi okuyanları ilgilendirmez hatta size vereceğim cevabı bile ilgilendirmez bu tamamen sizin özeliniz.Bu alana(inanç-iman ) müdahale çabası bu blogun yada diğer sitelerimin amacı asla değildir.

      ”Şunu biliyoruzki doğaüstü olarak adlandırılan hiçbirşeyi bilim insanlarına kabul ettirilemez. ”

      Birşeyi bilmemiz onun varlığından emin olmamaız demek değildir. Bilim insanlarını bir şeyi kabul ettirip ettirmekmekle ilgilenmiyoruz.(amaç kısmını okursanız bizi daha iyi anlayacağınızı umarım) Bizler sadece eldeki verilerle başka şekilde bir bakış acısının evrimi algılama çabasıyız.Darwinci dayatma diyebileceğim evrim algısının son çeyrek asırdır elde edilen verilerle sarsıldığını ve artık Darwinizmin bilimden daha çok ”ideoloji” ye hizmet ettiğini düşünüyoruz. Doğru bir noktadan çıkan teorinin sapabileceği kadar saptırıldığı kanaatindeyiz.Bununda ard amacını burda sergiliyoruz. Yani toplum mühendisliği kısmını.(Pozitivizm -Ateizm-Naturalizm)

      Bilim felsefesini kullanarak verileri mümkün olduğunca bir ön kabule yaslanmadan değerlendirme gayretindeyiz.Çıkacak sonuçların inanç vesaire ile çelişik olması bunu kabul etmemeiz yada yadsımamaız manasına asla gelmez.Fakat şuan elde bu tip bir deneysel-gözlemsel veri var diyede kesinleşmiş fizik yada metafizik yargılarda bulunamayız.Çünkübilimin içeriği buna izin vermez ve bilimin asli görevi bizim inanç dünyamızın şekillendirip sağlamasını yapmak değildir. Bu konuda agnostikliğe yakınız. (Bu hem bilimin bağımsız düşünceye olan namusu hemde inançın formülleşmelere karşı olan Gaybe (bilinmezliğe) dayalı yapısı gereğince gereklidir) Gerçeğe elden geldiğince elde edilen verileri Darwinci paradigmanın söylemi ile karşılaştırarak ulaşmaya çabalıyoruz.Sonuçta ne bir bilimadamı kimliğimiz var nede akademik bir şanımız. Mavi çizgili pijama giyen adamın sesiyiz diyebilirsiniz.

      Bilimsel gözlemle ilgili Popper (blogta bu makalemizde var) okumanız sizin bu kadar bel bağladığınız olguların hem bilimin kendisi için hemde Darwinizm için ne hazin sonuçlar doğrabileceğini gösterecektir.Biz Evrendeki M akro ve Mikro dünyalardaki oluşumların oldukça açık bir şekilde ”Tasarımı” sergilediğini gösterme çabasındayız.Elbette Tasarım dendiğinde bunun arkasında ”doğal” olarak bir Tasarımcının varlığı gereklidir.Dawkins gibiler bu noktaya kadar bizle hem fikir olsalarda ”tasarlanmış gibi ” demekten kendilerini alamazlar.Çünkü ön kabul eldeki veriyi sağlıklı değerlendirmeye izin vermemektedir.Siz diyeceksiniz ki sizde inançlısınız sizde buna binaen bir Tasarımcı kimliği inşa ediyorsunuz kendi özelinizde.Evet haklısınız ama ben bunu sadece kendim için yapıyorum.Bloglarımda yada com. sitemizde asla bu ”Tasarımcı” kimliği ile ilgili ne bir ima ne bir gönderim nede bir yönlendirmede bulunuyoruz.Burada paylaştığımız düşüncelere katılanlar kendilerince bir sonuca varacaklardır.Bununda bizi herhangi bir şekilde ilgilendiren bir tarafı yoktur.

      ”Bu iki sebep sonucunda siz kendi Akıllı tasarım teorinizi yıkıp daha gelişmiş bir evrim teorisine ulaşmış olmıcakmısınız?”

      Burada genetoplumsal bir kalıplaşmış bilgisizlik sergiliyorsunuz.Kabahatliside siz değilsiniz. Evrim = Darwin yada Darwinizm sanısı maalesef çok kalıplaşmış bir bilgisizliktir.Bununda kabahati görsel işitsel medyadaki dezinformasyon propagandasıdır.(Batıdaki Klise-Üniversite çekişmesinde Poplüler Medyanın Açık şekilde Klise karşıtı olması sebebiyle ) Evrim sürecine Darwinin yaptığı katkı tarihteki ”en büyük” katkıdır.Fakat Evrim Darwinizmin 150 sene önceki kalıplarına hapsedilemeyecek kadar büyük bir gerçekliktir.Öyle olmasaydı modern sentez adı altında rasgele mutasyonuDarwinizmin içeriğine eklemlemek zorunda kalınmazdı.Demek ki teori olarak Evrim ne Darwinle başlamıştır nede Darwinle bitecektir.Akıllı Tasarım ise Aristonun idealizminden beridir çeşitli şekillerde daima var olmuştur.(Hristiyanlıkla birlikte doğal teoloji adı altında bizde İbn-i Haldun geleneği ve İbn-i Sina sonrasında vücudi tekamül) Bizim savunduğumuz görüş Lucretius,Demokritos,Epicuros atomcu görüşü ile Aristo idealizminin bir uzlaşısıdır.Bu konudaki ilhamı gene bizzat Aristonun kendinden aldık.Aristo tüm büyük tartışmaların ” Aurea mediocratis” yani-Orta Yolla” çözüldüğünü söyler.Bunun bugünkü verilerle ve insanlık tarihindeki sosyal iktisadi ilmi gelişmelerle ne denli geçerli bir söylem olduğuna şahit oluyoruz. (özeti için gene Amaçlar kısmına müracat edin daha açık olarakta Yunan mitolojisindeki Icarusun hikayesini okumanızı öneririm.) Geçeğin Siyah Beyazda değil arada kalan 24 gri tonda saklandığını biliyoruz.Çünkü o gözlem yapan gözler ne mutlak bir karanlıkta nede mutlak bir ışıkta görebilirler…

      Umarım bir fikir sahibi olmuşsunuzdur.Fakat önce detaylı bir bilgi sahibi olmayı denemenizi isterim(özellikle Blog ve söylem hakkında) İyi günler..

  6. Sayın Mustafa Ajlan ABUDAK,

    İlk yorumumu yazmadan önce amaç bölümünüzü okumadığımdan dolayı duyduğum üzüntüyü belirtmek istiyorum. Herkesede blogun amacı bölümünü tekrar tekrar okumasını tavsiye ederim.

    Amaç bölümünde yazılanlara bende katılıyorum. Özellikle Robert Boyle’un açıklamasındaki şu bölüm biliminsanlarının üzerinde çokça düşünmesi gereken derin bir fikri taşıyor.

    “Benim savunduğum felsefe, yalnızca cismani şeylere ulaşır ve ilk nedenlerle doğanın daha sonraki gidiş yolu arasında ayrım yaparak, maddeye hareketi gerçekten Tanrının verdiğini öğretir. Ancak, bunu başlangıçta, tasarladığı dünyayı oluşturacak madde parçalarını bu şekilde ayarlayacak biçimde, değişik hareketlerini yönlendirerek yapmış ve hareketin kurallarını ve maddi şeyler arasındaki doğa yasaları dediğimiz bu düzeni kurmuştur. Aynı felsefe, evren bir kez Tanrı tarafından yaratılıp hareketin yasaları konulduktan ve bütün bunlar Tanrının ebedi toplayıcılığıyla, genel takdiriyle bir araya getirildikten sonra, dünya görüngülerinin madde parçalarının mekanik özellikleriyle fiziksel olarak üretildiğini ve bunların birbirlerine karşı mekanik yasalara göre işlediklerini de öğretir.”

    Bana göre bu görüş islam medeniyetinin yüzyıllar boyunca tarihe adını yazdırmış bilimadamlarını nasıl yetiştirdiğinide açıklıyor.
    Yani eğer İbni Sina ile konuşma fırsatımız olsaydı ve ona günümüz bilimindeki “sebep-sonuç ilişkisine dayalı kendikendine oluşma” hakkında sorular sorabilseydik bize bilimin Allahın “adetullahını” öğrettiğini, gördüğümüz mekanizma ve doğa kanunlarının Allahın emirleri olduğunu anlatacağını sanıyorum.

    Eğer bu yoldan ayrılmazsak “mekanizmi ve dini, her iki tarafa da daha yüksek bir statü bahşeden tutarlı bir sistem içinde düzgünce evlendirmiş” olacağız.

    Yanlış anlaşılmaması gereken birkaçşey var
    -Bu fikir bize biliminsanı olmak için inanmak gerektiğini söylemiyor, aksine inanan insanlarında biliminsanı olabileceğini ve inanmayanlarla bilim noktasında(metod,yöntem noktasında) hiçbir farklarının olmayacağını öğretiyor. İnançlı biliminsanlarıda sebep-sonuç ilişkisini göz önünde bulunduracak, aynı metodlarla teoriler oluşturacaklar. Bunu yaparkende herhangi bir dini çıkarsamada bulunmayacaklar yada çıkarsamada bulunsalar bile bunu bilimsel veri olarak insanlara sunmayacaklar. Yani inananlara biliminsanı olmak için temiz bir yol açılıyor.
    -Akıllı tasarım ise diğer uçnokta olan inançsızlık temelli bilim anlayışı ile mücadele ediyor.Ve bilimin sizinde belirttiğiniz gibi “şuan elde bu tip bir deneysel-gözlemsel veri var diyede kesinleşmiş fizik yada metafizik yargılarda bulunamayız.Çünkübilimin içeriği buna izin vermez ve bilimin asli görevi bizim inanç dünyamızın şekillendirip sağlamasını yapmak değildir.” diyerek bilimi olması gereken yola sokuyor.

    Ama Akıllı tasarım fikrinin bir yenilgiye uğraması yada kısmen hatalı noktalarının ortaya çıkması asıl bahsedilen inançlı insanların bilimi ele alış şeklinin hatalı olduğunu göstermez.

    Sonuç olarak bizlerde aklımızdaki din-bilim ayrımını en iyi şekilde yapıp argümanlarmızı buna göre seçip, düşüncelerimizi buna göre şekillendirirsek ortadaki çatışmalara son vermiş olacağız.

    Çalışmalarınızda başarılar dilerim, hatalı olduğumu düşündüğünüz noktalarda uyarılarınıza herzaman açığım.

  7. hocam biyoloji öğretmeniyim.yazılarınızı beğeniyorum.merak ettiğim şöyle bir soru var.glikoliz ,krebs,ortinin devri,calvin çemberi,mitoz,mayoz gibi kendi içinde bütünlük arzeden metabolik olayların evrimine dair neo darwinistler nasıl bir açıklama getiriyolar sizce.cevaplarsanız sevinirin.

  8. Teşekkürler Bekir Bey..

    Bunları aslında bildiğinizi tahmin ediyorum, belkide burda tartışılmaya açılması içinde soruyor olabilirsiniz. Bu tip süreçlerin geneline bakış işlev temellidir. Yani ortam gereksinmeyi tetiklemiş evrim bunu üretmiştir. Bu apriori kabul moleküler biyolojide rastlanan genel Darwinizm şeklidir. Nasıl sorunua yanıtın neden ve niçin sorununa yanıt vermediğini bildiğimiz için bu Darwinist kalıplar daha fazla irdelemeyeyim. Zaten bazılarını içeriğini (krebs) bende ytekin bir şekilde bilmiyordum. Sayenizde inceleme olanağım oldu.Viki konu üzerinde ince detay talep edenlere yeterince veri sağlıyor.

    Darwinizm yanlılarının genel rahatsızlığının ;

    ”Henüz daha tam açıklayamadık yada indirgeyemedik ama bilim zaten böyledir.Birikimli bilgi süreci, er veya geç bu yapıları indirgeyecektir. Herşey Darwinizmin kör saatçisinin eseridir. ” şeklinde olması belkide ortak bir zeminde fikir alış verişini engelleyen en önemli sorunumuzdur.

    Bu dogmatik konsensüs mesela indirgenemezlik komplekslikdede sergilendi bakteri kaçsını indirgeyebildiler ve haleluya çektiler ama sonra görüldüki bu indirgeme bile kendi içinde yan işlev (co-option) mekanizmlarına gereksinim duyuyor. Bunların tasadüfen oluşması bakteri kaçsının oluşmasından çok daha zor. Çünkü orta yada üst seviye özelleşmiş protein yapıları görev almış ve bilindiği üzere bu yapıların işlevleri şekilleri ile doğrudan alakalıdrı ve çok özelleşmiş yapılardır. Bu özelleşmiş yapıların birleşerek ana görevlerinden oldukça farklı yan işlevleri gerçekleştirmelerini tesadüfi süreçler ve zorunlulukla açıklamak naturalist yaklaşımın bile pek içine sindiremediği bir durumdur. Çünkü bu tür açıklamalar eninde sonunda ”teleolojiye” kapı açacak ve buda tasarımı ister istemez ”de facto” şekilde kabul etmek anlamına gelecektir. Dikkat edin yan işlev (co-option) konusunda fazla konuşmamaktadırlar…

    Uzun süredir makale arayışındaydım.Birde son 1 yıldır okuduğum metinlerin hazmetme ve sentez aşaması uzun sürdü .Bir propagandacılık amacı ile değil bir kişisel serüvenin paylaşılması adına çaba olduğu içinde , yayınlarım arasında süre olarak epey uzun zamanlar olabiliyor. Araya askerlik görevide girdi. Fakat nihayet belli başlı bir yayın akışı şeması konsunda karar verdim.

    Son zamanlarda çok makale elime geçti fakat hangisini çevirmeliyim yada yayınlamalıyım konsunda çok uzun süredir düşünmekteyim. Sonuçta çok teknik makaleler ile herkesin bir çıkarımda bulunabileceği bilimsel açıklamların dengesini tutturmak kolay değil. Ben bilim insanı değilim, pijamasıyla merak ettiği konuyu sorgulayan ve anlamaya çalışan haddini aşmış bir köylü çoçuğuyum.(ajitasyon için değil yetkinliğimin kısıtlılığını belirtmek için özellikle yazdım)

    Burada Darwincilerin yaptığı gibi bir jargon arkasına sığınıp bilirkişicilik oynamak gibi bir tavır asla sergilenmeyeceği için bu konu üzerinde hassasiyet gösteriyorum. Çok kısa bir zaman içersinde tersine mühendislik ve tasarımın moleküler biyolojideki yankılarını konu alan 3 makaleyi yayına sunacağım. Bunlar bahsettiğiniz süreçlerde yer alan protein ve enzim temelli evrimsel çözümlerin neden teolojiyi desteklediğine dair bilimsel araştırmaların içersindeki verilere dayanarak bir bakış acısı sunmaya gayret göstereceğim…

    İyi günler…

  9. ben de evrim ve akıllı tasarımın birlikte var olduğunun kanısındayım.evrim vardir fakat bu evrensel tanrının var olmadığı anlamına gelmez.buca sey kendiliğinden olamaz.biyoloji,astronomi ve diğer pozitif bilimlerde görülen ince fakat müthiş dizayn dahice programlanmıştır.hepsini tasarlayan aynı dahidir fakat evrimselliken hiç de uzak diyil.su an okulda solunum konusunu işliyoruz.glikoliz evresi bütün canlılarda aynı,bu bile evrimin varlığını kanıtlıyor.arkadaşlarım saçmaladığımı söylüyorlar.bense benimle aynı görüşte olan insanların var olduğunu düşünüyorum.siz de onlardan mısınız…

    • Evet genelleyici bir cevap olur fakat bahsettiğiniz her şey bizim sitede açıklamaya çalıştığımızla neredeyse aynı şeyleri ifade ediyor. Dilerseniz bu konuda ilgili yazılarınızı sitede yayınlayabiliriz.Bundan mutluluk duyarız.iletişim için ajlan.abudak@gmail.com İyi günler..

Yorumlar kapatıldı.