TASARIM DÜŞÜNCESİ VE DARWİNİN İKİLEMİ

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bu makalemizden sonra önemli bazı çeviri makaleleri vereceğiz. Özelikle kozmolojik tasarım delilleri ve tasarım çıkarımını nesnel olarak nasıl yapılabileceğine dair bazı önemli yazılar arka arkaya yayınlanacak. Bu sebeple bu makalenin daha önceki makalelerin genel bir özeti olmasına çalıştım. Darwinizm ile alakalı itirazlarımızın temelde nelere dayandığı ve tasarım çıkarımının yapılırken nelerin dikkate alındığı hakkında kısa ve öz bilgilendirmeler olmasına gayret ettim. Umarım takip edecek olan makalelerin anlaşılmasında bir kolaylık ve Akıllı Tasarım düşüncesi hakkında daha bilgilendirici bir metin sunmayı başarabilmişimdir.

Akıllı tasarım tarihte resmi olarak diyebileceğimiz ilk çıkışını ünlü İngiliz doğa bilimci ve teolog William Paley‘in kitaplarıyla yapmıştır.Darwin’ide öğrenciliği sırasında derinden etkileyen bu yapıtların özetini vermemiz gerekirse Paley şöyle demektedir;

” Bir çalılıktan karşıya geçerken, ayağımı bir taşa doğru attığımı farz edelim. Bana, nasıl olup ta o taşın oraya geldiği ya da orada bulunduğu sorulsaydı, bildiğim her şeyin dışında, muhtemelen bir şekilde önceden beri orada olduğunu söylerdim…

Ancak, yerde bir saat bulduğumu farz etseydik bu durumda o saatin nasıl olup ta orada olduğunu sorgular ve neticede daha önceki cevabımı veremezdim. Aksine, saatin parçalarının birbirleriyle olan uyumu ve bir sistemi oluşturacak şekilde bir araya gelmiş olmaları bize belli bir zamanda, belli bir yerde ve belli bir amaç için bir ya da birden fazla sanatkârın saati tasarlayıp yapmış olduklarını düşündürürdü.”

Akıllı Tasarım belki de en genel açıklamasıyla evrende gördüğümüz her şeyin ve elbette yeryüzündeki canlılığın kökeninin en iyi şekilde, bilinçli ya da Türkçemize geçen tanımıyla akıllı bir tasarlayıcının varlığı ile açıklanabileceğini savunmaktadır.

Bu söylemin gücü tamda bilimsel çıkarımın kendisinden kaynaklanır. Bilim ilk olarak gözlemlenebilir ve test edilebilir bilginin eldeki çıkarımlarla karşılaştırılmasıyla bir sonuca varabilir. Genelde vardığı sonuçlarda nihai olamaz çünkü bilimin eldeki teknoloji ile bilebilme kapasitesi sınırlıdır. Peki, Darwin oldukça itinalı bir gözlemle seçilimin evrimdeki rolünü belirginleştirmişken niçin hala teorisi bu kadar itiraz görmekte ve eleştirilmektedir?
Saygıdeğer bir evrim biyoloğu  olan  Graham Bell şöyle demektedir;

‘’Bir ampul zihinde önceden kavramsal olarak oluşturularak ve tasarlanarak üretilmiştir. Buradan yola çıkarak insanoğlunun tasarladığı ve işlettiği herhangi bir cihazdan çok daha karmaşık yapılara sahip böceklerin ve papatyaların bu tip bir yol ile meydana gelmiş olduklarını düşünmek oldukça rasyonel bir çıkarım olacaktır.” 1

Görüldüğü gibi burada doğrudan dini bir gönderim yoktur. Sadece gözlemden yola çıkarak analojilerle canlı dünyasındaki tasarımları kendi dünyamızdaki tasarımlarla karşılaştırarak onların kökenini anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmaktayız. Öyleyse analojilerle çıkarımlar yapmak ne derece sağlıklı ya da doğru sorumuz akla gelmektedir. Çünkü benzerliklerden yola çıkarak varılan benzer sonuçlar, bizlere verileri anlamakta ne denli yardımcı olabilir diye düşünebiliriz. Daha önceki yazılarımızda değindiğimiz gibi bilim dünyası bu analojileri Akıllı Tasarım hareketinin ivme kazandığı 90‘lı yılların başından itibaren giderek artan bir şekilde kullanmaktadır. Bir başka değişle kullanmak zorundadır. Çünkü elde edilen veriler, bunların tıpkı bizlerin tasarlayıp kullandığımız makinelerin küçük birer canlı kopyası olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Biz benzetimler yoluyla doğadaki tasarımları taklit ederek “makineler” oluşturuyorsak, hatta bu doğadaki tasarımları anlamak ve açıklamak için kendi yaptığımız makineleri referans alıp, analojiler kurmak zorunda kalıyorsak, acaba canlıların bir tasarım sonucu oluştuğunu düşünmek bir halüsinasyon mudur? Yoksa aklın kategorik olarak en basit şekilde yani Ockhamlı’nın usturasını kullanarak elde edeceği bir sonuç çıkarımı mıdır ?

Kısaca, bu ustura herhangi bir şeyi açıklamak üzere öne sürülen birden fazla açıklama söz konusu olduğunda, açıklanmak durumunda olanı, en az sayıda açıklayıcı ilke ve kabulle açıklayan ve olabildiğince çok şeyi açıklamayı başaranın seçilmesi içerir; en basit açıklama, gerçekliği olduğu şekliyle tarif eden en muhtemel açıklama olma durumundadır. G.Bell’in yaptığını da bundan başka bir şey değildir.

Bilim dünyasının en geniş veritabanlarından biri olan PubMed veritabanında 1965′lerden 2005′lere değin bu konuda yapılan bir araştırmayı, Mike Gene‘nin The Design Matrix kitabının 89-99 sayfalar arasındaki Makinelere Hoş geldiniz adlı bölümde göstermektedir. M.Gene veritabanı içersinde “moleküler makineler” tanımın bu yıllar arasında yapılan tüm akademik çalışmalarda ne kadar kullanıldığını araştırmış. 1965 yılından 85 yılına değin bu konuda nerdeyse bir kullanım, gönderme yada bilimsel araştırma yok olduğunu görmüş. 86-90 yılları arası hafif kıpırdanmalar olmuş 40 küsur makalede bu terim kullanılmış. 1991′den itibaren ise roket fırlatılmış. 91 yılında 100 üzerinde makale bu konuya değinmiş daha sonra 96-2000 arası 200 üzerinde makale konuyla daha da çok ilgilenmiş. 2001-2005 arası ise roket hızını alamamış 613 hit almış moleküler makineler bilimsel literatür içersinde. Moleküler makineler lafzının bugüne değin kayıtlı bilimsel araştırmalar içersinde aldığı hitin %90′nı 1991-2005 yılları arası ulaşılmış.

Akıllı yaşam ve doğanın birbirilerinden habersiz aynı çözümleri ürettiği görülmektedir. Biri bunu oldukça kesin bir yönlendirilmişlikle gerçekleştirebilirken, bugünkü bilimin hakim paradigması materyalist Darwinciliğe göre doğa bunu doğal seçilim ve mutasyonla gerçekleştirmektedir. Kısaca burada Dawkins’in tanımıyla kör bir saatçiden bir Tissot yapmasını ve bunu taksonominin her safhasında milyonlarca kere kusursuzca gerçekleştirdiği düşünenlerle, üstün bir akla sahip bir saat yapımcısı olduğunu düşünenler arasında bir mücadeleden bahsediyoruz.

Peki, Darwin’de kendi teorisini hangi temel yolla oluşturmuştu? İtinalı ve detaylandırılmış gözlem…

Madem Darwinizm salt gözlemlenen şeyler de gerçeğin kökeni hakkında bizler için bir yoldan bahsediyor. Bu yollun bizlere ne denli kesin bilimsel verileri sağlayabilir olduğu üzerine bir düşünmeliyiz. Acaba sadece gözleme dayanıp ne denli kesin kanıtlar elde edebiliriz ?

20.yy bilim felsefecileri arasında mümtaz bir yeri olan Carl Gustav Peter Hemper konu ile ilgili bizlere olağanüstü bir mantık örgüsü sunmaktadır.

Carl Hemper’a göre “Bütün kuzgunlar siyahtır!”

Bu önermeyi iki şekilde ispatlayabiliriz:

a) Çok sayıda kuzgun görüp, hepsinin de siyah olduğunu tespit ederek,

b) Siyah olmayan şeylerin, aynı zamanda kuzgun da olmadığını görerek.

Bilinen şu ki çok sayıda siyah kuzgun ve yine çok sayıda siyah olmayan, aynı zamanda kuzgun da olmayan cisim vardır. Siyah olmayan tüm cisimler incelenmeden bu fikre varamayız. Kırmızı cisimler için bu uygulama yapılmamışsa “bazı kuzgunlar kırmızı yâda beyaz ” da olabilir. Bu sebeplerden Hempel paradoksu, “Tümevarım”ın itibarını sarsmıştır. ”

Kuş gözlemcisi örneğini ele alalım. Örnekte kişi tüm ömrünü kuzgunları gözlemlemekle geçirebilir. Gördüğü her kuzgun siyahtır, milyonlarcasını görmüş olabilir. Öyleyse, gözlemlerine dayanarak, bütün kuzgunların siyah olduğunu bir mantıksal önerme olarak ortaya koyabilir mi? Hayır, yapabileceği tek şey gördüğü tüm kuzgunların siyah olduğunu söylemektir. Gerçekte, göreceği bir sonraki kuzgunun siyah olacağı tahmini doğru çıkabilecektir ama henüz bunu kanıtlamış değildir ve deneyleri geleceği gösteremediği için hiçbir kesinlik temeli yoktur. ‘‘Ampirik” gözlemlerden kaynaklanan ‘‘ bütün kuzgunlar siyahtır ” saptaması nesnel bir doğrudan çok, kuşları gözleyenin gördüklerine dayanan öznel bir görüştür. Gözlemci, gerçekte tümevarım yöntemini kullanmıştır. Gözlemsel olarak öyle gideceğini hissediyor ya da sanıyor. Ancak kuzgunları sonsuza dek gözlemlemeyi sürdürebilseydi, her an kıyıda köşede bir beyaz kuzgun olabileceği için, tüm kuzgunların siyah olduğunu söyleyemeyecektir.

Demek ki, ne kadar hassas olursa olsun gözlemle elde edilen veriler bizlere kesin tartışılmaz gerçekliğe götüremez. Bunu bilim adına talepte edilmesi saçmadır. Fakat bu yolla kesin bir gerçekliğe ulaşmak ve çıkarımda bulunmak bilimsel değil kişisel bir seçimdir. Bu, Bacon tarafından açıklanan bilimsel, ampirik yöntemin bir örneğidir. Gerçekte, mantık terimleriyle belirtecek olursak, mantıksal yapıya tümevarımın mantıkdışı ve öznel bir süreci sokulmadığı sürece ampirik yöntemin olgusal önermeler (gerçeğe ilişkin sözler) getirmesi mümkün değildir. Ne kadar gözlem yapılırsa yapılsın, bir ampirik önermenin doğruluğu kanıtlanamaz. Kendisi doğrulanamayınca da, buna dayanan çözümler ‘‘bilim” in nesnel gerçekliğinden uzakta sisli bir mantığın içinde yürüyor demektir. Bugünde tasarım olgusunu dışlayan bir Darwinizmin yürüdüğü patika bundan farklı değildir.

Kimimiz gözlemlerimizle tasarım çıkarımına varabilirken, kimimiz gözlemlenen tasarım çıkarımının bir aldanış, bir tür sanrı olduğunu düşünüyoruz. Bu görüşlerimizi desteklemek içinde eldeki verilerin bizlere ne söylediğini ve bunlardan ne anladığımızı açıklıyoruz. Nasıl oluyor da aynı kaynağa bakıp bu denli farklı sonuçlara varabiliyoruz ? Tüm bu mücadeleler aslında kendimizi ikna etmek için mi veriliyor yoksa başkalarını ikna etmek bu denli çekici bir uğraş mı? Bilim bizleri herhangi bir sonuca ulaştırırken kendisi bu sonuçlarla yetiniyor mu bizler gibi ? Bilimin bu evreni varoluşu akla anlaşılabilir kılmasına muhtacız. Peki niçin evren akıl tarafından anlaşılabilecek bir yapıda varlık bulmuş? Bilim nasıl oluyorda bu denli evreni akıllarımıza anlaşılabilir halde ortaya çıkarabiliyor ? Yoksa bizim akıllarımız mu  acaba evreni anlamak  ve keşfetmek için tasarlanmış ? Yeryüzü nasıl oluyorda hem bilinçe ev sahipliği yapıyor hemde bilimsel keşif için tüm galaksideki en uygun koşulları bize sağlıyor? Yaşam için gerekli tüm koşullar aynı zamanda nasıl oluyorda bilimin keşfetmesi içinde optimum sonuçlar üretebiliyor? Tüm bunlar kozmik casinoda sürekli kazanan öncül amaçsız kör bir  tesadüf ile mi mümkün ?  Yoksa hangi numaranın ne kadar sürede geleceğini hesaplayabilen ve ona göre seçim yapabilen bir aklın yönlendirmesiyle mi daha olası ?

Akıl potansiyel olarak madde içinde materyalistlerin söyleminin iddiası gibi yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkânsız değil midir? Çünkü potansiyelin gerçekleşmesiyle biz, geriye dönük nedensellik ilkesini gerçekleştirip bu potansiyelin canlı mekanik kanıtlarını oluşturuyoruz. Potansiyel olarak içeriğinde var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, maddeden aklı meydana getirmiş olabilir mi?

Darwin yine gözlem yolunu kullanarak tasarım çıkarımına alternatif ve teleolojik olarak ta zıt bir olası açıklama getirmiştir. Teorisi bir temel teşkil etmekle beraber oldukça eksiktir. Gözlemlenebilenden yola çıkarak bir olası tahminler dizgesi oluşturmaktadır. Maalesef  bilim dünyasındaki son yüzyılda  bu tahmini dizgenin kanıtlanmaya çalışılmasıyla geçmiştir.

Darwin en başından beridir teorisinin eksikliğinin kendiside farkındadır. Çünkü teorisi seçilimi açıklamakta ne denli başarılıysa, türler arası çeşitliliği açıklamakta o denli başarısızdır.Darwin kitabında gözlerden ve tavuşkuşundan bahsederken yaşadığı rahatsızlığın nedeni  budur. Tasarım çıkarımın kertilerek oluşan birikimli bir karmaşık sistem fikrine karşı ne kadar kuvvetli olduğunun farkındaydı.Her karmaşık sistem karmaşıklığı artıkça değişkenliklere karşı daha kırılgan olur. Ortamdaki değişikliklerin faydalı sonuçlara dönüşmesi rastlantısal olarak bir o kadar azalır.Karmaşık sistemler belirli bir stabiliteye muhtaçtır.Kritik değerler sağlanmazsa işlev gerçekleşemez. Örneğin gözde traduscinin gibi bir maddenin işlevi olmazsa göremeyiz. Peki Traduscin nasıl ve hangi Darwinci mekanizmayla oluşmuştur ? O bile ayrı bir Darwin sorunsalıdır. Çevremizdeki apaçık tasarımı göremeyenlerin göze bakması bile yeterlidir. Göz kendi içine dönerse orda tasarımı görebilir.

Darwin teorisini küçük birikimlerin doğrusal bir süreçle işlev oluşturmasına dayandırıyordu.Bu birikimlerin hepsininde stabil bir şekilde türe avantaj sağlaması,diğerlerinden onu sürekli bir şekilde üstün tutması ona avantaj sağlaması gerekliydi.Fakat bu bile tek başına canlılığın evrimini açıklmak için  yeterli olamazdı. Lamarck’ın sezip Darwinin görmezden gelmek zorunda olduğuda buydu. Bu Darwinin ikilemidir ve bu ikilem Darwin teorisinin yumuşak karnıdır. Bugün skolastizmin modern versiyonu şeklinde Darwinizme sahip çıkan çevreler hala bu problemi aşmış gözükmemektedir. Çünkü Darwin İngiliz çiftçilerinin gerçekleştirdiği yapay seleksiyonu doğaya uygulamaktan ve bunun için mekanizmalar sunmaktan öteye gidememiştir. Bilginin son derece sınırlı olduğu bir ortamda, doğal seçilimin uzun ve birikimli bir süreçte çevremizde gördüğümüz tüm değişikliğin mimarı olduğunun iddiası, yüzeysel gerçekliğe sırtını dayayarak o zamanlar için kabul edilebilir görülmektedir. Fakat bugün elimizdeki teknolojiyi aşan yapıların, hayat ağaçının en temel ve basit olarak nitelendirilen formalarında gözlemleniyor olması ve bunların sahip olduğu üstün nano teknolojilerini model alarak yapılan yeni keşifler, bizlere sanki oldukça farklı birşeyleri anlatmaya çalışmaktadır. En basit sanılanın karmaşıklığı karşısında materyalizm kavramsal bir kısır döngü yaşamaktadır. Akıllı Tasarım işte bunu bir bakıma anlamlandırma çabasıdır. Bilim bizlerin ne düşündüğüyle neye inandığıyla ilgili olmamalıdır. Sadece kapasitemiz el verdiğince kanıtların ve açıklamaların bizleri nereye götürebileceği hakkında bizlere  yardımcı olabilir. Düşünceler üzerine sistematik prangalar koymak  ne bilime nede bilim insanı kimliğine yakışacak söylemler asla olamaz. Bilimden kendi kişisel düşüncelerimiz hakkında kesin bir cevap beklemek ve ya bir sağlamasını yapmasını arzu etmek bilim adına bilime Demokles’in kılıcını sallamaktır.

Akıllı Tasarım söylemine karşı hazımsızlık sergileyenlerin yapabildikleri Akıllı Tasarımı yeni yaratılışçılık olarak damgalamak ve tasarım çıkarımına neden olabilecek tüm verileri de ‘dini inanışın’ sonucu ortaya çıkmış hezeyanlar şeklinde göstermeye çalışmaktır. Açıkça söylenmese de verilerin bizleri nereye götüreceği , hangi sonuca ulaştırdığı önemli değildir. Materyalist zihniyetin sağlamasını yapmayan naturalistik olmayan bir açıklama asla ‘’gerçek bilim” olamaz. Bu anlayış ortaçağda görülen Kilise dogmalarının modern versiyonudur. İkisinin de kaynağı hurafelerden oluşan inançtır. Buna sarılan insanların bilimi aydınlık yüzünü temsil ettiğini düşünmek, bilimi ciddiye almamak ve onu siyasi bir propaganda malzemesine indirgemekten öte bir anlam taşıyamaz. Akıllı Tasarım tarafı olarak bir doğrunun ya da sonuç çıkarımının salt savunulması değil, elde edilen verilerin ışığında ne gibi akli çıkarımlar yapabileceğimizi sorguluyoruz. Bu çıkarımların kesinlikle gerçeği temsil ettiğini iddia etmiyor, sadece aktardığımız şekilde olma olasılığının diğer olası açıklamalara göre daha olası olduğunu savunuyoruz . Eldeki veriler bunu desteklediği müddetçe sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

[1] Bell G (1997) Selection: The Mechanism of Evolution. New York: Chapman & Hall.

Reklamlar

47 thoughts on “TASARIM DÜŞÜNCESİ VE DARWİNİN İKİLEMİ

  1. sayın abudak son paragrafta anlatmaya calıstıgınız seyı anlayamadım….tasarım gorusunu savunuyorsunuz bende oyle….peki yaratılıscı degılmısınız..herhangı bır dıne mensupmusunuz…kişisel goruslerınzı acıklarsanız sevınırım….makale ıcın tesekkurler

  2. Sayın Aydın

    Ben yaratılışcı değilim ama Akıllı Tasarımcıyım. Evrim= Materyalist darwinizm nasıl büyük bir genelleyici anlayış olarak yanlışsa,yani başka türlü evrimi savunulamaz tezi ne denli garip ve bana göre yanlışsa Tasarım= yaratılışcılık yada Tasarım= Teolojik inanış o denli yanlış diyebilirim. Birçok yazımda bu blogun belirli bir inanışa (ateizme ) karşı olduğunu ama belirli bir inanış yada dinin destekleyicisi olmadığını defalarca belirttim. Benim yada burda makalesini yayınladığım kişilerin görüş ve fikirleri kanıtların bizi götürdüğü yerle ve bunların nasıl sağlam bir örüntüyle tasarım fikrine bağlanabildiğiyle alakalıdır.Bunları bir ön kabulün ışığı altında değerlendirilmesi ise en son isteyeceğim şeydir.Bilim asla bir inanışın rasyonel sağlaması şeklinde kullanılmamalıdır.Bilim benim için sadece teleolojik açıdan evrenin bir amaca sahip olduğunun ortaya konmasına, rasyonel açıdan yardımcı olabilir.Buradan yola çıkarak ulaşılabilecek diğer olası sonuçlar, bilimin içeriğiyle ve yöntemiyle alakalı değil, tamamen kişisel seçimlerdir ve sadece seçimi yapanı doğrudan ilgilendirir.Önemli olan ortaya konan fikri, fikrin verilerini temel alarak değerlendirebilmektir, böylelikle ulaşılabilecek en nesnel sonuç çıkarımlarına varabiliriz diye düşünmekteyim. Ben teşekkür ederim..

  3. Peki, Darwin oldukça itinalı bir gözlemle seçilimin evrimdeki rolünü belirginleştirmişken niçin hala teorisi bu kadar itiraz görmekte ve eleştirilmektedir?
    Saygıdeğer bir evrim biyoloğu olan Graham Bell şöyle demektedir;

    ‘’Bir ampul zihinde önceden kavramsal olarak oluşturularak ve tasarlanarak üretilmiştir. Buradan yola çıkarak insanoğlunun tasarladığı ve işlettiği herhangi bir cihazdan çok daha karmaşık yapılara sahip böceklerin ve papatyaların bu tip bir yol ile meydana gelmiş olduklarını düşünmek oldukça rasyonel bir çıkarım olacaktır.” 1

    Görüldüğü gibi burada doğrudan dini bir gönderim yoktur. Sadece gözlemden yola çıkarak analojilerle canlı dünyasındaki tasarımları kendi dünyamızdaki tasarımlarla karşılaştırarak onların kökenini anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmaktayız.

    [1] Bell G (1997) Selection: The Mechanism of Evolution. New York: Chapman & Hall.

    Darwin’in teorisi neden hala itiraz görüyor dedikten sonra Graham Bell’in tam da Darwin’in teorisini yani seçilimi en ince ayrıntısına kadar açıkladığı kitabından bir alıntı yaparak sanki Bell, Darwin’e karşı çıkıyormuş, itiraz ediyormuş gibi göstermeye çalışmak ilginç bir çaba olmuş Sayın Abudak. Elimde bu kitap olduğu için baktım ama böyle bir bölüm bulamadım. Eğer ilgili alıntının sayfasını verebilirseniz veya alıntının direk İngilizcesini buraya aktarabilirseniz çok makbule geçer.

    Evrimin bir mekanizması olarak seçilime itiraz etmek ve onu görmezden gelmek pek akıl karı gelmiyor bana.

    Ayrıca Graham Bell’in akıllı tasarım görüşüne en ufak bir yakınlığı bile yoktur. Bilim adamlarından alıntılarla tasarımı savunmaya çalışırken keşke gerçekten tasarımı savunanlardan birşeyler aktarmayı deneseydiniz. Tasarımı savunan bilim adamları var tabiki ama savunmayanları sanki savunuyormş gibi göstermeye çalışmak hoş değil kanımca.

    Sayın Abudak sanırım tasarım algımız oldukça farklı. Şu söylediğinizi görünce şaşırmadım desem yalan olur:

    Akıllı Tasarım belki de en genel açıklamasıyla evrende gördüğümüz her şeyin ve elbette yeryüzündeki canlılığın kökeninin en iyi şekilde, bilinçli ya da Türkçemize geçen tanımıyla akıllı bir tasarlayıcının varlığı ile açıklanabileceğini savunmaktadır.

    Evrendeki herşeyin kökeninin en iyi şekilde bilinçli bir tasarımla açıklanacağını mı anlıyorsunuz siz akıllı tasarım denilince?

    Mesela yıldızların veya gezegenlerin kökeni yani oluşumları size göre en iyi akıllı bir tasarımcı ile mi açıklanır? Veya depremler, şimşekler, ay ve güneş tutulmaları, gök kuşağı, fırtınalar gibi olayları açıklamanın en iyi yolu tasarım mıdır? Böyle düşündüğünüz sanmıyorum ama yazdığınız şey bu. Evrendeki herşeyin kökeni dediğinizde malesef bu anlam çıkıyor.

    Kısaca, bu ustura herhangi bir şeyi açıklamak üzere öne sürülen birden fazla açıklama söz konusu olduğunda, açıklanmak durumunda olanı, en az sayıda açıklayıcı ilke ve kabulle açıklayan ve olabildiğince çok şeyi açıklamayı başaranın seçilmesi içerir; en basit açıklama, gerçekliği olduğu şekliyle tarif eden en muhtemel açıklama olma durumundadır. G.Bell’in yaptığını da bundan başka bir şey değildir.

    Usturayı yanlış anladığınızı görüyorum Sayın Abudak. Usturanın uygulanabilmesi için iki görüşün tamamen aynı şeyleri açıklıyor olması gerekir. Yani “olabildiğince çok şeyi açıklamayı başaranın seçilmesi” gibi birşey Occam’ın usturasından mevcut değil. Biri diğerinden daha fazla şeyi açıklıyorsa zaten bunlar usturaya göre karşılaştırılamaz demektir. Ayrıca açıklayıcı ilkenin az olması gibi birşey de döz konusu değil. Tek kriter daha az varsayım veya kabule sahip olmaktır. Ama şunu da belirtmek gerekir ki Occam’ın usturası asla ve asla kesin bir belirleici değilir. Usturayla kesilip atılan açıklama gerçekte doğru olan da olabilir. Onun için Occam’ın usturasını çok da önemli bir noktaya koyarak gerçekliğe ulaşma yolunda temel bir araç olarak kullanmamak gerekir görüşündeyim.

    Tabi yine Bell’e gelmiş konu. Bell’in nasıl olup da tasarıma destek sağladığını açıklarsanız çok müteşekkir olacağım. Bell’in ne kitabında ne de başka bir yerdeki açıklamasında tasarımı desteklediğini sanmıyorum. Akıllı tasarımı destekleyen birçok bilim adamı varken desteklemeyenleri bulup pozisyonlarını farklı göstermenizi anlamıyorum. Tasarımı destekleyenlerin diğerlerinden farkı objektif olmak olmalıdır diye düşünüyorum. Akıllı tasarımı savunmak için yaratılışçıların büyük bir bölümü gibi farklı görüşlerdeki bilim adamlarının düşüncelerini sarpıtmaya ihtiyacımız olmamalı diye düşünüyorum. Umarım siz de benimle aynı görüştesinizdir bu konularda.

  4. Sayın Provoker

    1.Bir kere Bell’in AT desteklediğini söylediğimi nereden çıkartınız yada uydurdunuz ? Ben Sayın Bell’in eldeki verilerden yola çıkarak söylediği mantıksal çıkarımını ortaya koydum .

    ”Akıllı tasarımı savunmak için yaratılışçıların büyük bir bölümü gibi farklı görüşlerdeki bilim adamlarının düşüncelerini sarpıtmaya ihtiyacımız olmamalı diye düşünüyorum”

    Böyle bir şey zaten gereksiz olurdu. Burada verilerden elde edilen çıkarımlar tartışılr. Bilim adamlarının niceliksel büyüklükleri yada küçüklükleri onların verilere dayanarak yaptıkları çıkarımları ne daha büyük nede daha küçük kılar.Söylemin değeri verilerin sağladığı gerçeklik kadardır birisinin bilimsel kişiliği kadar değil..

    ”Elimde bu kitap olduğu için baktım ama böyle bir bölüm bulamadım. Eğer ilgili alıntının sayfasını verebilirseniz veya alıntının direk İngilizcesini buraya aktarabilirseniz çok makbule geçer.”

    Elinizde olması daha acı olmuş okuduğunuzu anlamakta zorlandığınızı belgelemişsiniz kendi elinizle.Elbette sevinerek aktarayım linki;

    http://biologicinstitute.org/our-take-on-the-id-controversy/

    Hatta buyrun orjinalinide koyalım.Motta mot olmamış belkide :) en basit şekilde anlaşılabilir şekliyle çevirdim.;

    ”A light bulb or a lathe are preconfigured in the mind, and constructed according to a plan. It is entirely reasonable to assume that beetles and daisies must be constructed after the same fashion, especially because they are much more complicated than anything that human ingenuity has so far managed to devise.[2]”

    2.

    ”Mesela yıldızların veya gezegenlerin kökeni yani oluşumları size göre en iyi akıllı bir tasarımcı ile mi açıklanır? Veya depremler, şimşekler, ay ve güneş tutulmaları, gök kuşağı, fırtınalar gibi olayları açıklamanın en iyi yolu tasarım mıdır?”

    Bunların hepsinin nihai sebeplerini göremeyenler için elbette açıklanamaz.Blog amaç dahil birkaç kez ateistlerin bu hastalığına değinmiştim;

    “Epikür ve izleyicilerinin çoğu … Kendilerine göre dünya, niyetlenilmiş hiçbir amaç olmaksızın şans tarafından yapıldığından, şeylerin sonlarını [nihai nedenleri] dikkate almayı bırakmışlardır.” Buradaki şans anlayışı, atılan zarların sonuçlarındaki gibi som bir şans anlamına gelmeyip, -tasarımdan kanıtlamaya doğrudan karşıtlık içinde- evrenin, ve böylece doğal ve toplumsal tarihin belirlenmemiş doğasına dayanan bir akıl yürütmedir.”

    3.

    Usturayı yanlış anladığınızı görüyorum Sayın Abudak. Bende maalesef hemen herşeyi yanlış anladığınızı sayın X.

    ”Usturanın uygulanabilmesi için iki görüşün tamamen aynı şeyleri açıklıyor olması gerekir”

    Burda farklı olan nedir? Bir taraf var olan tasarımın, doğa tarafından rasgele şekilde mutasyon ve doğal seçilim gibi iki kör mekanizma tarafından gerçekleştirildiğini savunuyor diğeri ise bunların yüzeysel potansiyelinin çok ötesinde bir tasarıma sahip olan hayatın içersindeki tasarımın en küçük atom parçacığından canlı yapılara değin belirlenmiş ve son derece hassas bir şekilde yönlendirildiğini savunuyor.Yani şu durumda Dawkins kitaplarında tasarlanmış gibi görünene aslında tasarlanmadığına inandığı şeyleri, AT’çiler ise aynı veri havuzundan yola çıkarak, bu yapıların ancak ve ancak belirli bir şekilde planlanarak, önceden hesaplanarak ve olasılığın içersindeki potansiye kullanarak yaşam ortamına göre şekillendirildiğini savunuyor. İkisi de farklı şekillerdede olsa tasarım diyor. Biri(Materyalistler) tasarım taklidi yada doğal seçilimin şekillendirdiği bir tasarımı savunurken diğeri daha geniş bir perpektifle var olan mekanizmalara ek açıklamalar getirmeye çalışıyor ( Yan-işlev gibi) bu mu sizce aynı şeyi açıklamamak yada açıklamya çalışmamak? Bunlardan hangisi ;

    Kesinlikle aynı sonuçları (hayatın kökeni-evrim-tasarım) öngören iki rakip teoriniz (gayeselci-atomcu) varsa, daha basit olanı daha iyidir.

    söylemektedir.?

    Elbette sadece ustura yeterli demiş değilim.Bunun çıkarımı yada uydurmasıda sizden gelmiş.Ustura sadece aklın kategarik olarak sonuç çıkarımı için bizlere daha genel ve kapsayı açıklamayı bulmamızda herhangi bir subjektif görüşten daha çok olanak sağlamaktadır. Blog amaçı tekrar bir okyun orda ”mutlak ” ve kesin bir akıl çıkarımından yada onun gibi birşeyden bahsetmişizdirde bilmiyoruzdur sayenizde öğreniriz..

  5. Sayın Abudak,

    1.

    Elinizde olması daha acı olmuş okuduğunuzu anlamakta zorlandığınızı belgelemişsiniz kendi elinizle.

    Bu ne güzel bir hakaret böyle. Usta işi.

    Bahsettiğiniz alıntı kitabın 1997 tarihli ilk baskısında olabilir ama size 2008 tarihli ikinci baskısında olmadığını garanti edebilirim. Elimdeki kitap pdf olduğu için rahatlık arama yapabiliyorum ve bu kitapta böyle birşey yok. Ayrıca o alıntının bağlam içi mi yoksa bağlam dışı mı olduğunu da bilmiyoruz. Öncesini sonrasını göremediğimiz için pek bir anlam taşımıyor gibi gözüküyor.

    Yazınızda birkaç kere Bell’in adını kullanıyorsunuz ve tamamında adamı gerçekten pozisyonundan farklı bir yerde gösteriyorsunuz.

    Alıntya bakacak olursak Bell asume kelimesini kullanmış yani varsaymak. Karmaşıklığa bakarak canıların da tasarlanmış olması gerektiğini varsaymak rasyonel bir yaklaşımdır diyor. Burada gerçeklikle ilgili veya canlıların tasarlanmış olduğu veya olmadığıyla ilgili kendi görüşünü ortaya koymuyor. Zaten bütün kitap boyunca tasarlanmış olmadıklarını anlatıyor.

    2.

    Bunların hepsinin nihai sebeplerini göremeyenler için elbette açıklanamaz.

    Durumunuzu üzülerek izliyorum Sayın Abudak. Eğer yıldızların ve gezegenlerin fiziksel oluşumlarının doğal olaylar yerine tasarımla daha iyi açıklandığını düşünüyorsanız size diyecek pek birşey bulamıyorum.

    3.

    ”Usturanın uygulanabilmesi için iki görüşün tamamen aynı şeyleri açıklıyor olması gerekir”

    Burda farklı olan nedir?

    Eğer yazdıklarımı bir bütün olarak görmeyi deneyip alıntıladığınız cümleden sonra gelen cümlelerin de bu yazılanlarla ilgili olduğunu hatırlarsanız ve arada kendi yazdıklarınıza da bakarsanız farklı olanın ne olduğunu görürsünüz. Occam’ın usturasında “olabildiğince çok şeyi açıklamayı başaranın seçilmesi” gibi birşeyden bahsetmiştiniz ben de ona cevaben şöyle yazmıştım. Anladığım kadarıyla yazdıklarımın tamamını okumak size zor geliyor ama lütfen biraz gayret edin. Şöyle demiştim:

    Usturayı yanlış anladığınızı görüyorum Sayın Abudak. Usturanın uygulanabilmesi için iki görüşün tamamen aynı şeyleri açıklıyor olması gerekir. Yani “olabildiğince çok şeyi açıklamayı başaranın seçilmesi” gibi birşey Occam’ın usturasından mevcut değil. Biri diğerinden daha fazla şeyi açıklıyorsa zaten bunlar usturaya göre karşılaştırılamaz demektir. Ayrıca açıklayıcı ilkenin az olması gibi birşey de döz konusu değil. Tek kriter daha az varsayım veya kabule sahip olmaktır.

    Ayrıca tasarım nasıl oluyor da doğal seçilim ve mutasyonlarla aynı şeyi açıklıyor? Ortada ciddi bir yanlış anlaşılma var gibi duruyor. Tasarımın doğal seçilime alternatif bir hipotezi mi var? Benim böyle birşeyden haberim yok. Kendimi akıllı tasarıma yakın biri olarak görüyorum ama doğal seçilimin evrimi yönlendiren güçlerden biri olduğu konusunda bir şüphem yok. Aynı şekilde mutasyonlar da mikroevrimin temel prosesleridir. Mutasyon olmaksızın genetik değişiklik olamayacağı için mutasyonlardan bağımsız bir evrim düşünülemez. Tasarımın temelinde de mutasyonlar vardır. Önceden tasarlanmış yapılar ancak ve ancak mutasyonlar sayesinde ortaya çıkabilir (yoksa sizce mutasyon olmadan genetik değişimin olması mümkün mü?). Tasarımın, doğal seçilim ve mutasyonlara alternatif olduğunu düşünmek büyük bir yanılgı gibi geliyor bana. Tasarım, doğal seçilim ve mutasyonlarla aynı şeyi açıklayan rakip görüşler olmadığı için Occam’ın usturası ile karşılaştırılamazlar.

  6. Sayın Provoker

    Da Vinciden kurtulduk derken gelen gideni aratıyor lafını doğrularcasına hermenötik yapısı çelişkili biri onun boşluğunu doldurdu.Hakaret kısmına ise katılmıyorum. Siz kendi elinizle kendinizi düşürdüğünüz duruma bakın.

    ”Öncesini sonrasını göremediğimiz için pek bir anlam taşımıyor gibi gözüküyor.”

    1.Orda herşey açık. Paragraftaki akıl yürütme son derece yalın ve nedensellik ilkesine göre G.Bell’in söylemi tutarlı. Artık o kendini şeylerin tasarlanmadığı konusunda nasıl ikna etti bilemiyorum, yada ne olduda o kısım kitaptan çıkarıldı? Kitap sizin gibi elimde yok ve sadece yazıda okuduğum alıntıyı aktardım oda sayın Bell’e ait olduğuna göre ( yazıyı refere eden uydurmadıysa) sizin söyleminizin gene bir çuval saman olduğunu gösteriyor.

    2.

    Durumunuzu üzülerek izliyorum Sayın Abudak. Eğer yıldızların ve gezegenlerin fiziksel oluşumlarının doğal olaylar yerine tasarımla daha iyi açıklandığını düşünüyorsanız size diyecek pek birşey bulamıyorum.

    Azcık sabırlı olun. Bundan sonraki makaleleride okuyacaksınız.O zaman birazda kendinize şaşarsınız belkide kim bilir ? Siz aman üzülmeyin sayın provoker. Biz sizi gelecek makalelerle epey mutlu edeceğiz nasipse.

    3.

    Ayrıca tasarım nasıl oluyor da doğal seçilim ve mutasyonlarla aynı şeyi açıklıyor? Ortada ciddi bir yanlış anlaşılma var gibi duruyor. Tasarımın doğal seçilime alternatif bir hipotezi mi var?

    Blog amacını daha doğru düzgün anlayamadığınız her halinizden belli Burada tasarımı savunurken Darwinin mekanizmalarını dışladığımızı nerden çıkardınız? Darwinin(Wallace) doğal seçiilim mekanizması ve mutasyonun rastlantısal gücünü burada kim inkar etmiş? Daha önceki makalelerimizi okuduğunuza eminmisiniz ? Yazıları doğru düzgün okuyun polemik için kendinizce hatalı gördüğünüz yerleri irdeleyerek diyaloga girmeyin.Niyet üzüm yemek olsun bağcı dövmek değil. Bakın ne hallere düşüyorsunuz;

    Tasarımın, doğal seçilim ve mutasyonlara alternatif olduğunu düşünmek büyük bir yanılgı gibi geliyor bana…

    Yazılarımı takip edipde bu cümleyi bana karşı kurabilen kişinin normal bir algılama kapasitesi olduğunu düşünmek beyhude olur.Hani hiç bir şey yapamıyorsa bari sitenin alt başlığını okusun derler adama…

    Yapabiliyorsanız sizin gibilerin en çok cevap vermesi istediğim soruları cevaplamanızı isterim.Temel sorunsal oraya dayanmakta;

    Akıl potansiyel olarak madde içinde materyalistlerin söyleminin iddiası gibi yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkânsız değil midir? Potansiyel olarak içeriğinde var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, maddeden aklı meydana getirmiş olabilir mi?

    Bunu yapamakdıktan sonra kendinizce bilgiçlik taslayarak kavramsal olarak anlatılmak isteneni çarpıtmaya kalkmayın lütfen.Kendinizinde tartışmaya katkıda bulunabilecek bir fikri olsun, bir önerisi yada gerçekten sorulan sorulara bir cevabı olmadı basit bir akıl yürütmesi…

  7. 1.

    Orda herşey açık. Paragraftaki akıl yürütme son derece yalın ve nedensellik ilkesine göre G.Bell’in söylemi tutarlı. Artık o kendini şeylerin tasarlanmadığı konusunda nasıl ikna etti bilemiyorum, yada ne olduda o kısım kitaptan çıkarıldı? Kitap sizin gibi elimde yok ve sadece yazıda okuduğum alıntıyı aktardım oda sayın Bell’e ait olduğuna göre ( yazıyı refere eden uydurmadıysa) sizin söyleminizin gene bir çuval saman olduğunu gösteriyor.

    Mesela o cümleden sonra “Ama olaya biraz daha derinlemesine bakınca işin aslının öyle olmadığını görüyoruz.” gibi bir cümle geliyorsa ne olacak Sayın Abudak?

    2.

    Azcık sabırlı olun. Bundan sonraki makaleleride okuyacaksınız.O zaman birazda kendinize şaşarsınız belkide kim bilir ? Siz aman üzülmeyin sayın provoker. Biz sizi gelecek makalelerle epey mutlu edeceğiz nasipse.

    Bu ne laubalilik Sayın Abudak? Ben de dalga geçmesini çok iyi bilirim hiç merak etmeyin. Buraya gelip yazmasam sizi yaratılışçı olarak gören 3-5 tane şakşakçıdan başka birşey yazan yok. Onlarla çok mutluysanız söyleyin ben de uğramayayım. Bu ne alay eder küçümser dalga geçer tavırlar. Bu büyük dağları ben yarattım havası da nereden geliyor anlamıyorum.

    3.

    Yazılarımı takip edipde bu cümleyi bana karşı kurabilen kişinin normal bir algılama kapasitesi olduğunu düşünmek beyhude olur.Hani hiç bir şey yapamıyorsa bari sitenin alt başlığını okusun derler adama…

    Heralde farkında değilsiniz ama Occam’ın usturasında bir tarafa tasarımı koyarken diğer tarafa doğal seçilim ve rasgele mutasyonları koydunuz.

    4.

    Akıl potansiyel olarak madde içinde materyalistlerin söyleminin iddiası gibi yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkânsız değil midir?

    Elbette değildir. Buna dair çok basit örnekler verilebilir. Evren oluşurken ilk olarak hidrojen çekirdekleri oluştu. Daha sonra hidrojenlerin birleişim ile helyum çekirdekleri meydana geldi. Diğer element çekirdekleri de sırasıyla oluşmaya devam etti. Buradan da görülebileceği gibi hidrojende hiç olmayan özellikler diğer elementlerde oluşmuştur. Hidrojenin içinde potansiyel olarak diğer elementlerin özellikleri mevcut değildir ama temelde hidrojen çekirdeğinden yani protondan oluşan diğer elementler tamamen farklı, yeni özelliklere sahiptir.

    6.

    Potansiyel olarak içeriğinde var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, maddeden aklı meydana getirmiş olabilir mi?

    Olamaması için bir neden görmüyorum. Yukarda verdiğim örnekte görebileceğiniz gibi parçalar bir araya gelerek kendilerinde olmayan bazı özelliklerin meydana gelmesini sağlayabiliyorlar. Tabi düşünce yeteneğini özel kılan bir yan olduğunu düşünüyorsanız orası başka.

    7.

    Bunu yapamakdıktan sonra kendinizce bilgiçlik taslayarak kavramsal olarak anlatılmak isteneni çarpıtmaya kalkmayın lütfen.Kendinizinde tartışmaya katkıda bulunabilecek bir fikri olsun, bir önerisi yada gerçekten sorulan sorulara bir cevabı olmadı basit bir akıl yürütmesi…

    Haşa. Burda siz varken bilgiçlik taslamak bana düşmez. Asla ve kata böyle birşey yapmam. İkinci cümleyi farklı bir dilde yazdınız heralde. Anlayamadığım için cevap veremiyorum kusura bakmayın.

  8. Sayın Provoker

    Katkılarınızdan dolayı çok teşekkür ederiz. Çok aydınlatıcı olmuş..

    1.Mesela o cümleden sonra

    “Ama olaya biraz daha derinlemesine bakınca işin aslının öyle olmadığını görüyoruz.” gibi bir cümle geliyorsa ne olacak Sayın Abudak?

    ilk olarak elindeki metinde böyle bir şey olmadığını söylüyorsunuz ardından olmayan bir şey için bir akıl yürütmede bulunuyorsunuz.Bunuda kitaba dayandırırsınız mutlaka :) verdiğim linkteki yazı ortada orda verilen düşünceye göre değerlendirmekten başka şansımız yok demektir. Durum böyleyse, sizin elinizdeki metinden ne olduda o kısım çıkarıldı? sorusu sizin sorduğunuzdan çok daha tutarlı ve rasyonel bir soru olur öyle değil mi ?

    2. Sizin üslubunuzla size karşılık vermekten başka bir şey yapmıyoruz.Blogun amaçından tutun diğer tüm makalelerde azçok değindiğim en temel kabüllerimi bile yok olduğunu iddia ediyorsunuz. Bu olsa olsa makaledede bahsettiğim AtTyi basmakalıp yeni yaratılışcılık olarak damgalayarak genelleyen bir anlayışın tezahürü olabilir.İlk önce neyin savunulduğuna bakın sonra fikir sahibi olun. Niyeti strawmanlik olan birinin de (yani tartışmaya boyut katmak değil içersinde hatalı kısımlı olarak gördüğü yerleri kendince eğip bükerek argüman oluşturan) başkalarını şakşakcılıkla suçlaması çok manidar. Ayrıca benim söylemim bundan sonraki makalelerin sizi bilimsel olarak daha tatmin edeceği yönünde, bu kadar alıngan ve tatminsiz olmayın..

    3.Doğal seçilim ve mutasyonun tasarım için kullanılamayacağını bu sitede nerde okudunuz? Benim her iki mekanizmayıda kabul ettiğimi bunların evrim içersinde adaptasyonu ve birçok değişikliği açıklayan mekanizmalar olduğunu kabul ettiğimi azcık doğru düzgün okuma yetisine sahip herkes bu sitedeki yazılarımdan anlayabilir. itirazım Darwinci materyalistlerin salt bu mekanizmalara dayanarak belli bir felsefi girdiyi ispat için evrim algısını kısrılaştırmalarınadır. Usturadan önce zaten Hempel’in kuzgunları bunu anlatmak içindir anlaya bilene ne diyelim. Evrim görülmektedir ki salt bu mekanizmalarla açıklanamamaktadır. Çünkü salt bu mekanizmalara dayanan bir anlayış evrim içindeki bir çok olguyu açıklayamamakta,(Türden türe geçiş) mekanizmaların ve süreçleri daha iyi anlamamızı engellemektedir.(yan işlev ) Bu yüzdendir ki son 20 yılda bilim dünyası,hücre içersinde makineler analojileriyle tasarımı tersine çevirerek bir bağlam kurmak zorunda kalmışlardır.Ellerinde karşılaştıklarını analamlandırabilecek başka bir referans yoktur da ondan. Tasarım dolaylı (Darwin mekanizmaları) yada doğrudan (önden yüklemeli mekanizmalar örneğin yan işlev) uygulamalarla oluşabilir.Fakat bu ancak o mekanizmaların yeterlilik potansiyeli ve yönlendirilmelerindeki hassasiyetle mümkündür.Bu blogtada savunulan düşünce aşağı yukarı budur. Makaleleri iyice okuyun diyelim ama okuyupta hala böyle bir cümle kuruyorsanız elimizden başka bir şey gelmiyor; seçiminizle mutluluklar dilemekten başka…

    4.Ben potansiyelden bahsettim sayın provoker anlayamadınız herhalde. Yani yan işlev yada farklı görev fonksiyon yada değişim demedim.Buna rağmen buna bile deyinmeden doğrudan;

    ‘Hidrojenin içinde potansiyel olarak diğer elementlerin özellikleri mevcut değildir ama temelde hidrojen çekirdeğinden yani protondan oluşan diğer elementler tamamen farklı, yeni özelliklere sahiptir.’

    Bu söylediğinizin maddenin yapısı ve içeriği ile alakası var.Bu şekilde oluştuğunda onun mutlak potansiyelini ne belirliyor peki? Çarpışan atomların kutlu tesadüfleri mi? Diyelim ki akıl gibi bir ayrıksı potansiyel yokken var oldu .O zaman materyalistlerin Lucretius’tan beridir en temel dayanağı olan ‘Hiçlikten hiçlik doğar’ prensibiniz ne oluyor sayın provoker? Potansiyel olarak hiç olan nasıl oluyorda oluyor maddesel olarak ? Bu bir paradoks değil mi materyalistler için ? O canım şiar gümle miyor mu ? Sizin söyleminiz akıl için geçerli olsaydı bakırdan altın yapmakta mümkün olurdu.Simyayıda bilime dahil ettiniz hayırlı olsun..Bu konudaki bir cümleniz o kadar bilimsel ve objektif veriye dayanıyor ki;

    Olamaması için bir neden görmüyorum…

    5.

    Anlayamadığım için cevap veremiyorum kusura bakmayın.

    Bu duruma maalesef alışmaya başladık..

  9. Benim her iki mekanizmayıda kabul ettiğimi bunların evrim içersinde adaptasyonu ve birçok değişikliği açıklayan mekanizmalar olduğunu kabul ettiğimi … herkes yazılarımdan anlayabilir.

    Sizin bahsettiğiniz (küçük) bir çok değişikliğin zamanla buyuk değişiklere neden olamayacağını nerden biliyorsunuz?

    Mikro evrimle makro evrimin farklı olduğunu kanıtlayan delilleriniz nelerdir?

  10. Kozmolojik Tasarıma ilişkin yazıları yayınlamadan once Inflation Teorisini hesaba kattınız mı? veya WMAP den 2006 martda gelen verilerden haberiniz var mı?

    Biraz acele mi ettim ? :D

  11. sayın Activist ABC

    şu satırları tam okumamışsınız;

    Tasarım dolaylı (Darwin mekanizmaları) yada doğrudan (önden yüklemeli mekanizmalar örneğin yan işlev) uygulamalarla oluşabilir…Yan işlev mekanizması Darwincilik için oldukça sıkıntılı bir açıklamadır.Şuan moleküler yapıların teleolojik olmadan açıklanabileceği tek olası yoldur fakat nasıl olupta böbreklerde işlevi olan bir proteinin diğer birkaç proteinle güdümlü olarak her nasıl oluyorsa birden glukoz sindiriminde katalizör görevinide üstlenebiliyor olması oldukça düşündürücüdür.Asıl işlevinin çok dışında başka yapılar içersinde oldukça başka kritik görevler üstlenebilen yapıların bir nevi isviçre çakısı gibi canlılık içinde kullanılıyor olması, bunların önceden bu şekilde evrilebilme potansiyellerinin kendi içlerinde oluşturulduğunu düşündürtmektedir. Örneğin;

    Modüler bir tasarıma sahip çok işlevsel mobilyalarla dekore edilmiştir.) Böylelikle şans ve raslantısallık belirli sınırlar içersinde üretken olabilir ve yine yapım aşaması için gerekli olan çözümleri ”var olan bilgi yapısından” üretebilir. (Diyelim ki gökdelenin camları öyle bir özellik içersin ki bunların ısı tutma kabiliyeti hem içersini sıcaktan korusun hemde bu tutulan ısı yönlendirilerek elektrik enejisine çevrilsin ve binanın soğutulmasında tutun elektirik gerekli her bölgesinde kullanılsın .Böylelikle hem zaman içersinde gerekli olan değişim ve ihtiyaç giderme gerçekleştirilir , hem de stabilite muhafaza edilir. Var olan tasarım fazla değiştirilmeden yeni çözümler elde edilmiş olur.) Bizim kendiliğinden dediğimiz rastlantısal süreçler, aslında içeriksel olarak var olabilecek potansiyelin maddeden devşirilmesinde kullanılan aletlerden yada imkanlardan başka şeyler değildir. Bir inşa esnasında kullanılan aletlerin varlığı, bu aletleri yüksek bir sanatla kullanan ustanında varlığını gösterir. Alet usta olmadan şekil verme gücüne sahip midir ?

    Bizce teleolojik olmayan süreçlerin belirli sınırlılıkları vardır.Bu sınırlılıklar onların tasarımcı taklidinin maddesel kabiliyetlerini belirler.Mesela mutasyonların yüksek karmaşıklığa sahip proteinlerde üretken olma olasılığı basit bir proteine göre oldukça zor hatta imkansızdır.Çünkü protein ne kadar özellşmiş ve karmaşıksa icra ettiği görevde o denli hassas ve kritik olmaktadır.Bu sebeple mutasyonun bu yapıda gerçekleştireceği değişiklik ya ölümcül yada işlevsiz olacaktır.Yine örneklemek gerekirse;

    Işık retinaya çarptığında,11-cis-retinal adı verilen organik bir molekül tarafından foton emilir ve saliseler içersinde trans-retinal tarafından düzenlenmesi sağlanır. Retinal güçlerin şeklinin değişimi, rhadopsin proteinini, yapısını değiştirmeye zorlayarak sıkıca bağlanmasını sağlar. Protein başkalaşımlarının sonucu olarak, protein davranışları özel olarak farklılaşır. Değişen protein şimdi transducin adı verilen proteinle ilişkiye girebilir. Rhadopsinle etkileşimden önce transducin, GDP adlı küçük bir organik moleküle sıkıca bağlanır, fakat transducin, rhadopsinle bağlandığı anda GDP kendisini transducinden ayırır. Bu moleküle de GDP ye çok benzeyen GTP adı verilir ama transducinle bağlanan GDP den belirgin biçimde farklıdır.

    GDP’nin GTP’ye transducinrhodopsin bileşkesi içinde dönüşümü GTP’nin davranışını değiştirir. GTP-transducinrhodopsin phosohodiesterase adlı bir protein vasıtasıyla hücrenin iç duvarına yerleşip bağlanır. GTP-transducinrhodopsinle bağlanınca, phosohodiesterase cGMP adlı molekül yardımıyla kimyasal bölebilme yeteneği kazanır. Fakat phosohodiesterasemsin etkileşimi cGMp’nin yoğunluğunu azaltır.

    Phosohodiesterase proteinin etkileşime girişi suyun seviyesini azaltmak için banyo küvetinin tıpasını çekmeye benzetilebilir. cGMp’le bağlanan ikinci zar proteinine, iyon kanalı adı verilir, hücre içersinde sodyum iyonlarının sayısının düzenlenmesinde görevli özel bir kanaldır. Normal olarak iyon kanalı, sodyum iyonlarını hücre içersine akmasını sağlar, aynı anda başka bir proteinde onları dışarı püskürtür. İyon kanalı içersindeki bu ikili etkileşimin sonucu olarak hücre içersindeki sodyum iyonlarının seviyesi dar bir aralıkta seyreder. cGMp yoğunluğu normal değerinden Phosohodiesterase tarafından parçalanarak düşürüldüğünde, birçok kanal kapanır ve bu artı yüklü sodyum iyonlarının hücresel yoğunluğunun azalmasıyla sonuçlanır. Bu hücre zarı üzerinde, elektriksel yüklerin dengesizliğine yol açarak sonunda retinaya düsen il ışığın optik sinirler vasıtasıyla beyne taşınmasına sebep olu. Beyin de analiz edilen nihai sonuç görüntüdür.

    Eğer biyokimyasal görmeyi yukarıdaki gibi kısıtlı reaksiyonlarla özetlersek, hücre 11-cis Retinal ve cGMp depolarını tüketirken aynı zamanda sodyum iyonlarını da tüketmektedir. Böylelikle sistemi için gerekli miktarda sinyalin üretimi ve hücrenin gerekmediğinde ilk haline dönmesi sağlanır. Bunu gerçekleştiren birçok mekanizma vardır. Normal olarak karanlıkta, iyon kanalı, sodyum iyonlarına ek olarak kalsiyum iyonlarının da hücre girmesine izin verir. Kalsiyum dışarıya farklı bir protein yardımıyla atılarak hücresel dengeli bir kalsiyum yoğunluğunun oluşması sağlanır. Bununla birlikte, cGMp seviyesindeki düşüşle iyon kanalının kapanması sonucu sodyum iyonlarının seviyesi azalmadığında, kalsiyum iyonlarının yoğunluğu da azalır. cGMp’yi ortadan kaldıran phosohodiesterase enzimi salınımı düşük kalsiyum yoğunluğunda oldukça yavaşlatılır. Buna ek olarak guanylate cyclase adlı proteinde kalsiyum seviyesi düşmeye başladığında cGMP’yi sentezlemeye başlar. Aynı anda, tüm bunlar devam ederken rhodopsin kinase adlı diğer bir enzim kimyasal olarak metorhodopsin II adlı proteini oluşturur. Bu protein fosfat grubunun yerini alır. İşlenmiş rhodopsin çift arrestin proteinince bağlanır, böylece rhodopsinin traduscinle daha fazla etkileşimde bulunmasını önler. Görüldüğü üzere hücre tek bir foton tarafından tetiklenen güçlendirilmiş sinyali sınırlandıracak mekanizmayı içermektedir.

    Trans-retinal neticede rhadopsin molekülünden ayrılmalı ve 11-cis-retianal’e çevrilmelidir. Ve tekrar opsin tarafından bağlanarak diğer bir görme eylemi için rhodopsin yeniden üretilir. Trans-retinal i gerçekleştirmek için ilk olarak transretinol adlı iki ek hidrojen atomu taşıyan bir enzimce güçlendirilir. İkinci enzimde molekülü 11-cis-retinal haline getirir. Son olarak üçüncü bir enzim daha önce eklene iki hidrojen atomunu ayırarak, döngünün tamamlanmasını sağlar.

    Böyle bir süreçte var olan her bir basamaktaki proteinlerden herhangibirinin mutasyon sonuçu üretiminin değişmesi neye yol açar?

    En iyi ihtimalle ciddi görme bozukluğu yada körlük..

    Şimdi bu mikro seviyedeki hassalığı düşünüp makro seviyede ortaya çıkan oldukça büyük genotip-fenotip uyuşmazlıklarınıda ele alırsak(mesela şempanze-maymun-insan arasındaki son bulgular) yani küçük değişikliklerin büyük farklılaşmaları sağladığı ama bu büyük farklılaşmaların tamamen türe özgü olduğu ve türe evrimsel üstünlük sağladığı düşünülürse…Aynı kod yazılımından ortama uygun ve sürekli evrimleşebilen milyonlarca farklı türde işletim sistemi oluştutuluyor ve bunların karmaşıklığı artıkça ilksel mekanizmalar olan doğal seçilim ve mutasyonun evrimdeki kabiliyeti azalıyorsa, rasyonel olarak yapılabilecek bir çıkarımda; bu yapıların ilk basamaktan itibaren yönlendirilerek evrilebilme kapasiteleri kullandırılmış olduğudur.Belli bir kapalı sistemde belirli bir üretkenlikle oluşabilecek olası faydaların ortama göre seçilimide ancak sınırlı olabilir.Bunların Dünyada gözlemlediğimiz tüm hayatı oluşturacak şekilde gerçekleşmesi tesadüfün kutlu sonucu olarak açıklanamayacak kadar girift karmaşık ve harkulade sonuçlar üretmiştir.Tesadüfün bir değiştirme kabiliyeti vardır.Fakat aklın değiştirme kabiliyeti yanında oldukça sıradan ve sınırlı bir role sahiptir.Evrimde bu perdenin arkasını görebilenlerle göremeyenler arasındaki mücadele umarım felsefi doktirinlerin şiarı için değil bilimsel verinin gösterdikleri ile yol alarak, bilime katkıda bulunur.Yoksa bu tartışmalar bir kısır döngünün ve ispat odası olan beyinlerin ego tatmininden öteye geçemez.Size bu konuları işlediğimiz diğer iki makaleyi öneriyorum.

    https://akillitasarim.wordpress.com/2008/05/03/evrimi-boylesine-akilli-kilan-nedir/

    https://akillitasarim.wordpress.com/2008/04/26/protein-sasirtici-bir-tasarim-maddesi/

    Bir daha ki yorumunuzda e-mailinizi müstear isminin gibi uydurmamanızı dilerim spama takılır.Her zaman kontrol edemiyorum..

  12. Hayır söylediğiniz şeylerden ilk defa haberim oldu.Linklerseniz yayınlamadan önce inceler ve katkıda bulunacak yer varsa dahil edebilirim.Şurası muhakkak ki, kozmoloji ile ilgili yayınımızda sizinde haberiniz olmayan şeylerden haberiniz olacaktır az sabırlı olun..

  13. Sevgili Ajlan Bey;

    Bir sistemin kompleks olması tasarım urunu olduğu anlamına gelmez.Tasarım tespiti için sağlıklı,mantıklı bir ölçüt, yontem olmalı değil mi?
    Akıllı tasarımın kendi orneklerinde bile sınıfta kaldığı ortadayken kalkıp herşeyin en iyi açıklaması demek bir yanlizca temennidir.

    Gözün işleyişi çok mu karmaşık?
    Oyleyse sorunu çözmeye çalışmayalım ne de olsa tasarımcımız var oyle mi?Şunu da kaçırmamak lazım tasarımcıya işaret ederek izah etmeye çalıştıgınız bir fenomen ne kadar olanak dısıysa tasarımcısıda onun kadar olanak dışı değil mi?

    Bu durumda Akıllı Tasarım = Yabani Ot izlenimi bırakıyor.Henuz aydınlatılmamış veya yeterli bilgimiz olmayan fenomenlere serpiliyor.Zamanla başka boş tarlalara göç etmek zorunda.

    Doğal Seleksiyon konusuna da gelmek istiyorum.
    DS surecinde , çok çeşitli mekanizmaların işlediğini ve bu işleyişlerin milyonlarca yıl aldığını da göz önünde bulundurmamız gerekiyor ve tesadufi bir sureç değildir, tutarlı dengeli basamaklarla gerçekleşir.Raslantısal varyasyonları uyum gosteren bir prosese çevirir.Mutasyonlarada etki ederek genetik bilgiyi de artırmış olur.

    Bu arada Activist’nin bahsettiği Şişme teorisi uzerine bir yazı yazmıştım.İncelemenizi isterim ve Şişmenin, kozmolojiye ilişkin tasarım argumnalarını geçersizleştirdiğini dusunuyorum.

    Bknz : Devrikcumle.wordpress.com

  14. sayın Yüxell

    şöyle demiş;

    Bir sistemin kompleks olması tasarım urunu olduğu anlamına gelmez.Tasarım tespiti için sağlıklı,mantıklı bir ölçüt, yontem olmalı değil mi?

    http://www.thedesignmatrix.com/content/scoring-faces/

    Akıllı tasarımın kendi orneklerinde bile sınıfta kaldığı ortadayken?

    Pardon! flagellanın indirgenemez kompleksliğinin olası açıklaması olan yan işlev sizce darwinizmi mi destekliyor? :) Doğal seçilimi mi? Bu yan işlev sadece teleolojik olmayan tek olası açıklama demek olur. İşin garibi bu yan işlev mekanizmaları detyalı olarak öğrenildikçe olasılığın yaratıcı gücüne iman edenlerin hayal kırıklıkları bir okadarda artıyor.Cevabını bulduk dedikleri şey onları giderek bu konuda dahada güçsüzleştiriyor. Yan işlev doğrudan asla Darwinizmin mekanizmalarını destekleyen bir durum oluşturmamıştır. Sizden ricam şu ortada olan durumu bir açıklayın birde rica ediceğim yan işlev (co-option) mekanizmalarını Darwinci süreç içersinde ve doğal seleksiyonun NASIL tesadufi bir sureç olmadığını hususunu doğrusal tümevarımınızla bir açıklayın.

    AT Zamanla başka boş tarlalara göç etmek zorunda…

    Klasik ateist savunma argümanı olan god of the gaps sizin için tersine işlemekte. Yani ”gap” ler sizin umduğunuz şekilde kapanmıyor aksine sizi gittikçe yaralıyor. Son 20 yılda veritabanlarına giren moleküler biyolojiye ait tüm bilimsel çalışmalarda giderek artan bir şekilde tersine mühendislik , nano makineler ve tasarımdan yola çıkan analojiler kullanılıyor daha doğrusu kullanılmak zorunda kalınılıyor.

    Bu arada Activist’nin bahsettiği Şişme teorisi uzerine bir yazı yazmıştım.İncelemenizi isterim ve Şişmenin, kozmolojiye ilişkin tasarım argumnalarını geçersizleştirdiğini dusunuyorum.

    Bu konular (evrenin varlığının başlangıcı ve nedenine dair) spekülatif veri yorumundan öteye gidemiyor. Büyük patlama çok sarmıştı bakalım Cern bizlere başka sarsıcı veriler verebilecek mi ? Verecekse teleolojiyi mi yoksa kutlu tesadüflere dayanan determinizmimi destekleyecek yoksa her iki açıklamanında var olabildiği bir dünyada bakmakla görmek arasındaki farkı kovalamamızı istemeye devam mı edecek? Siz,bu söyleminizle ilgili düşüncenizin nedenlerini açıklarsanız , burda konuya ilgi duyanlar sizin nasıl olupta o kanıya vardığınızı öğrenebilirler ve bundan kendilerince istifade edebilirler.

    Oyleyse sorunu çözmeye çalışmayalım ne de olsa tasarımcımız var oyle mi?

    Şu sorunuz oldukça samimiyetsiz olduğunuzu kanıtı.Bu soruların nasıl tasarımdan yola çıkılarak evrim yoluyla çözüldüğünü verileriyle görmek istiyorsanız;

    Ziyaret edin ve gücünüz yettiğince siteyi inceleyin daha sonra konu üzerinde konuşmaya başlayalım…

  15. Sevgili Ajlan ( galiba abi :) )

    Hiç bir onyargısı olmayan sadece bilimsel verileri elinden geldiğince objektif olarak incelemeye çalışan biriyim.Aynı şeyi senden de bekleriz.
    Ayrıca bilimin işi verilerledir eğer ortada doğa ustune ilişkin adam akıllı veriler varsa seve seve bu gerçeğe doğru ilerler.Yoksa maskeli bir tarzda başka şeyleri ! empoze etme çabası varsa buna da tepkisi elbette çok sert olacaktır.

    Sizin vasıtanızla haberimin olduğu Gene’nin sitesini incelemeye çalışıyordum.Verdiğiniz linklere en yakın zamanda bakarım ve daha detaylı At hakında konuşmaya başlarız.

    Fakat Şişme teorisinin spekülasyon olduğunu iddia etmeniz olaya sadece tek pencereden baktığınızı yeni gelişmeleri takip etmediğinizi gösteriyor.
    Bahsettiğim WMAP ve plancksurveyordan gelen veriler Şişmeyi buyuk olçüde destekledi.Fizikçiler arasında populerleşmeye başladı.

    Bknz

    Hawking; Zamanın daha kısa tarihi

    http://cerncourier.com/cws/article/cern/29601

    http://map.gsfc.nasa.gov/universe/bb_cosmo_infl.html

    http://www.aapps.org/archive/bulletin/vol16/16-4/16_4p22p23.pdf

    Şişmeyi anlatayım;

    Oncelikle bigbange alternatif değildir.İlk anlarda olup bitene dair daha kapsamlı bir teoridir.Bigbange gore başlangıcta bir tekillik vardı ve bu anda tum fiziksel yasaların çöktüğünü düşünülüyordu.İşte bunu kaçırmayan teistler deistler bir çok spekülasyon ortaya atmıstır.Fakat daha sonra bu planck zamanında da kuantum olaylarının gorulduğu ortaya çıkmıştır.

    Ortada dışarıdan bir enerji girdisi yok boşluğun sıfır enerjisinden var olan bir mekanizma var .
    Şİşmeye göre bir kaptaki kabarcıkları dusunursen evrenimiz işte bu kabarcıklardan birisidir.Eğer boşluktan surekli ve sebesizce kuantum dalganlamları olusuyorsa bu dalgalanmaların meydana getirdiği evrenlerin birçoğu daha doğmadan kendi ustune çökecektir.Yine bir çoğuda yıldız ve gezegenlerin oluşumuna imkan sağlayacak ,ancak maddi gelişim sağlamayacaktır. Fakat kuantum dalgalanmaları sonsuzca gerçekleştiği için sonunda bu dalgalanmalardan birinin içinde yaşadığımız evrenin koşullarını oluşacak parametrelere sahip bir patlamayı gerçekleştirmesi mümkündür.İşte evrenimiz böyle bir seçilimin sonucu olarak tesadüfen oluşmuştur

  16. Sayın Yuxell

    Ayrıca bilimin işi verilerledir eğer ortada doğa ustune ilişkin adam akıllı veriler varsa seve seve bu gerçeğe doğru ilerler.Yoksa maskeli bir tarzda başka şeyleri ! empoze etme çabası varsa buna da tepkisi elbette çok sert olacaktır.

    Moleküler biyolojide durum seve seve ilerlemeketen çok zorunlu bir ielrleme şeklindedir. Salt determinist bir yaklaşımla evrimi anlamlandıramayacağımız ortadadır.Öyle olsaydı, yüzyıldan fazladır ortadoks bilimin paradigması olmuş,araştırmalarına milyarlarca dolar harcanmış bir teori ve onun ard alanındaki felsefe şuanki konumundan çok daha farklı bir konumda olurdu ve bu denli yerden yere vurulup eleştirilemezdi, güç kaybetmezdi. Teknoloji ne denli ilerlerse Darwinci materyalist kamp o denli güç kaybediyor.Ne kadar manidar değil mi ? Demek ki teorinin kendi içersindeki zaafları yeni Darwinci bir söylemin bile kotaramadığı bir çıkmaza doğru ilerlemektedir.Maskeli tarzda dediğiniz şey dinse yani dini inaça yol açacak herhangi bir dinin dogmalarını yüceltecek çalışmalarsa kastedilen; bunu zaten materyalist bilim adamları Newtondan sonra yapmaya başlamışlardır.Akademik dünya, materyalist bir felsefenin ideologluğuna soyunmuşcasına positivist bir bilim algısını şiar edinerek, bilim yapagelmiştir.Ve bu algılayışın dışında bir bilime imkan tanımamak içinde bilimsel metodun çerçevesini bu ideolojiye göre biçimlendirmiştir.Şimdi görüyoruz ki o çerçeve bilime dar gelmiştir.Çünkü bilim hiçkimsenin kafadındaki sınırlarla yada şekille işlemez. Yani kısaca rönesansla beraber positivizm savunucularının yapmak istediği bilim ile dinin yerini doldurmaktı.Hesaplar tutmadı…

    Özetlemek gerekirse, Rönesanstan beri gömülü olarak (Panteist olsun Ateist olsun) belirli bir felsefi girdi, bilim üzerinden ”hurafelere’ karşı savaşta kullanılmıştır.Rönesansa neden olan Endelüsün eğitim kurumları sanki materyalist bir eğitim yuvalarıymış ve bunlardan feyz alınmış gibi hareket edilmiştir.Çünkü Endelüs’te ki inanç ortamı bilimi desteklerken ve gelişmenin katalizörüyken diğer yanda ortaçağın karanlığının sembolüdür.Bunun kabahati insanın kendisindedir.Fakat Humanizm bunu yok sayarak tüm faturayı dini inanışa kesmesi , bir bakıma antik yunandan beridir süren hesaplaşmanın ve bazı yapılaşmaların intikam alma şekli olarak görülebilir.Çünkü Batıda Klise gerçektende skolastizm ile Tanrının krallığı adı altında tüm Avrupayı inim inim inletmiştir. Bunun sonucundada reform hareketleri bilimsel gelişmenin rüzgarınıda arkasına alarak Kliseye karşı topyekun ve yekpare bir savaşın içine girmişlerdir.

    Bunu Avrupalıların bu şekilde yapmasını anlamak güç değil.Fakat bizim gibi model olarak Avrupayı almış toplumlar bu mücadelenin etkisiyle ortaya çıkan akım düşünce ve fikirleri ithal ettiklerinde yaşanan tahribat Avrupadakinden çok daha büyük olmuştur. Bugünkü elitisyen zihniyette maaelsef böyle bir oligarşik ve jakoben akademisyen topluluğu meydana getirerek bilim üretilmesi gereken yerde siyaset ve karmaşa üretilmesiyle sonuçlanmıştır. Eğer bu model işe yarasaydı bugün kü akademik dünyamız dünya liginde en altlarda yer almaz.Adımız en iyi dediğimiz üniversitelerimizde yaşanan intihal olaylarıyla karalanmaz.Bizde belkide beyin göçü veren değil ithal eden bir ülke olabilirdik.. Konumuz bu değildir ama görünen o ki ülkemizde esas olarak bilim algısı ve bilimin ne olduğu ile ilgili temelden bir reform ve yapılanma gereklidir.Belkide böylece gerçekten teknoloji üreten ve insanlığın hizmetine sunan bir toplum haline dönüşebiliriz.Yoksa tüm yapılanlar internetin genelinde gözlemlendiği gibi felsefi doktirinlerin kapışması ve üstünlük mücadelesinden başka bir işe yaramayacaktır.Kanımca yapılması gereken bilim adamının neye inandığından öte pragmatik olarak neleri başarabildiği, ne gibi gelişmelere yol açtığı ve insanlığa ne denli büyük katkı sağlayabildiği olmalıdır.Bunun için ona düşüncesi yada aidiyeti ne olursa olsun en iyi imkanları sağlamak ve ülkemiz için en iyisi yapmasını talep etmek gereklidir. Yoksa giderek artan bir şekilde fason teknoloji üssü ve köleleri oluruz. Bu büyük halka yakışmayan bir gelecek olur..

    Şimdi asıl konumuza geri dönersek ,dünya genelindeki akademik çervelerde sanki bilim mutlak gerçekliği bulmuş işi tamamlamış ve artık bu reddedilemeyecek gerçeği herkese aşılamaya çalışmaktadır gibi bir durum hakim anlayıştır. Fakat özellikle son yarım asırdır gördük ki gerçekler bu ön kabullerle örtüşmedi örtüşmüyor…Siz iddia ettiğiniz gibi objektifseniz ilk olarak bu mutlak pozitivist şiarlı ve bilimsel maskeli toplum mühendisliğine karşı durmanız gerekir. Çünkü dini bir gömülü amaç güdenler bilim adamı değil genelde parası olan ve akademik dünya dışından bu tip dine karşı yıkıcı seferlere (Dinsizleştirme) tepki olarak hareket edenlerdir.Bilimsel etki alanlarıda dine gönül veren inananların sayısından çok olamaz. Kanımca imanı formüle etmeye çalışmak evrimi yok saymaya çalışmaktan daha beyhude bir çabadır. Oysa bilim adına ve bilimi kullanarak belirli bir felsefi girdiyi topluma yamamaya ve bir tür tepeden inmeci toplumsal mühendisliğe soyunanlar çok daha tehlikeli kişilerdir.Çünkü bunlar doğada felsefi girdileri sebebiyle tasarıma tüm güçleriyle karşı çıkarken kendileri toplumun değer yargılarını ve kültürünü bilimin verilerini kullandıkları iddia ederek yeniden tasarlamaya çalışmaktadırlar.Toplumların doğal sosyal evrilmesi bu sefer onları mutlu etmiyor gözükmektedir.

    Akıllı tasarımı sınırlı akla sahip bir varlık yaparsa elbette bu tasarımın onun aklının sınırı ölçüsünde evrilebilir ve gerçekleri açıklayabilir.Bu akıl zaten sınırlı bir kapasiteye sahip maddeden devşirilmişse aslında bunda çok garipsenecek bir durum da yoktur. Sadece bilimi +/- bir ikna odası olmasına çalışmak bilimin evreni anlamaya çalışan gerçekliğini, psikolojik ve sosyolojik kamplaşmalara hapsetmekle sonuçlanabilir.Bilimi bu şekilde kullananlarda görülen davranış tarzları ve kendilerini adadıkları inanç sisteminin içeriği şu şekildedir;

    1.Bilimi evreni ve dünyadaki hayatı anlamak için araç konumundan amaç konumuna alırlar.

    2.Bilimi kendi kısıtlı siyasi düşüncelerinin propaganda malzemesi haline indirgerler.

    3.Bilim sayesinde her soruya cevap alabilecekleri sanarak,maddeyi farkına varmadan tanrıları haline getirirler.İnsan aklının sınırlı kapasitesini görmezden gelerek sınırsızlığa bel bağlamış yada açıklamak için sınırsızlığı ve sonsuzluğu kullanan muğlak düşünceler oluşturular.

    4.Bilimi gerçekleri arayan yoldan , önceden kabul edilmiş bir gerçekliği ispat etmesi beklenen bir yol şekline döndürmüşlerdir.Bundan farklı bir şeyi dillendirmeye cürret edenleri yani farklı sesleri ve farklı anlayışları akademik dünyadan afaroz eder, hakaret eder ve küçümserler.(Galileo devri klise babaları gibi) Ayrıca sosyal olarakta onları partizanca bir dışlanmışlığın içine sürüklemeye çalışarak kendi düşüncelerinden başka bir düşüncenin açıklaması ve kabulüne gidebilecek her yolu toplumsal olarak yok etmeye, sindirmeye çalışırlar.

    Elbette herkesin bir seçim hakkı var dileyen tamamen determinist dileyen tamamen gayeselci dileyen her iki açıklamanında var olabildiği bir kuantum çıkarımı yapabilir. Benim açımdan mantıksal siyah-beyaza bürünmüş akılların evrimi hayatı ve tasarımı anlaması elbette imkansıza yakındır.Çünkü evrenin gerçekliği hem kuantuma hemde göreceliğe izin verecek şekilde tasarlanmış gözükmektedir. Tasarım eğer apaçık şekilde anlaşılabilseydi yada determinist ilkeler apaçık bir şekilde tasarım taklidini tartışmaya yer bırakmayacak denli tümevarımsal bir şekilde gerçekleştirebilseydi. Bugün kuantumdan da bahsediyor olamazdık.Ve atom teorisinin güncellenmiş (neo-Darwinizm gibi)hali bir süre daha atesit bir bilim anlayışının varlığını sürdürmesine izin verebilirdi.

    Deneyler ve gözlemlerle varlığı defalarca kanıtlanan görecelik teorisi gibi bir teoriyle bugün gördüğümüz tüm teknolojiyi sağlayan ve atom altı dünyayı bize anlaşılabilir kılan kuantum teorisi bu denli birbirlerine ters bir şekilde var olamazlardı.Görünürde salt determimist ilkelerin güdümündeki makro dünya ile buna karşıt bir gerçekliğin hüküm sürdüğü mikro dünya toplamda içinde bulunduğumuz evreni yaratmışsa ve uzlaşma ancak grileri görmekle sağlanabiliyorsa demek ki sizin ve bizim açıkladığınız veriler ancak mantıksal çıkarımlar,destekler ve söylemler olabilir.Yani bir bakıma spekülatiftir.

    Carl Hemper’ın dediği gibi gözlemlerimizle mutlak doğruyu bulmamız imkansızdır.Gözlemlenen verilerin teoriyi desteklemesi teoriyi daha rasyonel kılar ama gerçeğin kendisi olduğunu iddia etmek için ve özellikle ‘İşte evrenimiz böyle bir seçilimin sonucu olarak tesadüfen oluşmuştur.’ gibi nihai bir çıkarım yapmak için eğer sonsuza dayanıyorsak objektiflikle alakalı değil scoptomayla alakalıdır. Bu durumda göstermektedir ki gerçeğe ait deliller ancak akılla yorumlanarak ve birbirleri aralarında bağlamlar kurularak anlamlandırılabilir. Bize sağlayabileceği en iyi sey olası açıklamak içinde en olası olanıdır…

    Verdiğiniz linkleri inceleyeceğim.Konu ile ilgili takibim çok olamıyor çünkü moleküler biyolojideki yenilikler herhangi bir bilim dalındaki yenilik keşif ve araştırmalardan çok daha fazla ve hızlı şekilde ceyran ediyor. Ayrıca diğer işlerimden arta kalan zamanda okuduklarımı ve incelediklerimi ilgililerle paylaşıyorum.Böylece görüldüğü gibi sizlerdende yeni şeyler öğrenme imkanım oluyor.Bu bakımdan memnunum.Umarım yayınlarımda ister katılınır yada katılınmaz okuyanlara belli bir katkı ve bakış açısı verebiliyordur.Özetle tek gerçek amaçta budur.

    Kozmoloji ile ilgili daha çok elle tutulur ve dünyaya ait şeylerle ilgileniyorum.Yüksek fizikle uğraşanların bile anlamakta güçlük çektikleri bazı konulara girmek saçma olur hatta moleküler biyolojide bile bu şiara dikkat etmekteyim.Yani burda olağanüstü detaylı ve jargona gömülü bir makale yayını yapmamaya çalışıyorum.Kendin ne anlayabiliyorsam akıl çıkarımlarımla bunları sadeleştirerek veriyorum, vermeye çabalıyorum . Size açıklamanız için teşekkür ederim.Bende Paul Davies ve Hawking okuyarak emel açıkları kapatmaya gayret edeceğim ama bu yazarları ne kadar anlarım ve belirli çıkarımlar sağlayabilirim kuşkuluyum.

    Mike Gene (müstear isim) sitesi AT hakkında benim bilebildiğim en iyi sitedir.Sizin bilimsellik adına sergilemeye çalıştığınız yada sergilemeye çalıştığım objektifliği kendisi fazlasıyla başarmaktadır.Kendisi hakkında kısa bir araştırmayla bunun Darwinci çevrecede tayit edildiğini görebilirsiniz.Umarım detaylı incelemelerden sonra doğal seçilim hakkındaki skolastik bilgileriniz yenilemiş ve size sunulandan çok daha farklı bir evrimin hayat içersinde sürdüğünü veriler ışığında anlayabilmiş olursunuz. Mike Gene verileri bu şekilde olma olasılığı üzerine kurulmuştur.Gerçeğin temsilcisi değildir.Sözü edilen şekilde gerçekleşmiş olmasının Darwince yollarla gerçekleşmiş olduğu iddiasına göre çok daha olası olduğunu savunmaktadır.Veriler bize çıkarımlarımızı (önden yüklemeli tasarlanmış bir evrim) desteklediği müddetçe bizde bu düşüncemizi savunmaya devam edeceğiz.Öyle görülüyor ki veriler bizi desteklenmekten çok daha ötesini sağlamaktalar.Sizinde Mike Gene yoluyla bunu görebileceğinizi umuyorum.

    Sağlıcakla kalın..

  17. Sevgili Ajlan Abi

    Gunumuz bilimi dini bir inanış olmadığı gibi dine karşı bir ideolojide değildir.Peşin hükümlerle yeni bir duzen ve dunya kurma gibi amacı yok aksine var olanı acıklar.Bilimden X ve Y ideolojilerin destek alması ayrı bir konudur.
    Doğal fenomenlerin doğal açıklamalrı şakır şakır çözülüyor.Insanligin NATURALİST yaklasimlarla geldigi nokta bellidir.Belirtiğim gibi AT bilgi duzeyimizin yetersizligiyle ilgilidir.

    Senin bu yeterszilik yorumuma yaptıgın yoruma bakalım:

    Yani ”gap” ler sizin umduğunuz şekilde kapanmıyor aksine sizi gittikçe yaralıyor. Son 20 yılda veritabanlarına giren moleküler biyolojiye ait tüm bilimsel çalışmalarda giderek artan bir şekilde tersine mühendislik , nano makineler ve tasarımdan yola çıkan analojiler kullanılıyor daha doğrusu kullanılmak zorunda kalınılıyor.
    1. Bu tasarım sonucu için pozif bir delil mi?

    2.Evrimin moleküler biyolojide bir krizi olduğu Behe gibilerinin uydurmasıdır.

    Bknz:
    Perspectives on Molecular Evolution

    The Origins of the Neutral Theory of Molecular Evolution,

    peer-reviewed makaleler moleküler evrimle ilgili

    Molecular evolution of the Chlamydiaceae — Bush and Everett 51 in the International Journal of Systematic and Evolutionary Microbiology, Vol 51

    Regional and accelerated molecular evolution in group I snake venom gland phospholipase A2 isozymes–Chuman Y, Nobuhisa, et al. in the Toxicon 2000 Mar;38

    Moleküler biyoloji ve evrim topluluğu http://www.smbe.org/

    Dergiler

    http://mbe.oxfordjournals.org/

    http://www.genetics.org/

    http://nar.oxfordjournals.org/

    http://jvi.asm.org/

    http://www.proteinscience.org/

    http://www.pnas.org/

    http://hmg.oxfordjournals.org/

    http://jb.oxfordjournals.org/

    http://peds.oxfordjournals.org/

    http://www.sciencemag.org/

    Devam edecek :)

    Esenlikle

  18. Sayın yuxell,
    şöyle demişsiniz:
    Şİşmeye göre bir kaptaki kabarcıkları dusunursen evrenimiz işte bu kabarcıklardan birisidir.Eğer boşluktan surekli ve sebesizce kuantum dalganlamları olusuyorsa bu dalgalanmaların meydana getirdiği evrenlerin birçoğu daha doğmadan kendi ustune çökecektir.Yine bir çoğuda yıldız ve gezegenlerin oluşumuna imkan sağlayacak ,ancak maddi gelişim sağlamayacaktır

    Şişme Kuramı, evrenin başlangıcından kısa süre sonra ani ve üssel bir şekilde genişlediğini öne sürer. Kuantum dalgalanmaların oluşabileceği boşluk için önce bir evren gereklidir. Kuantum dalgalanmalar ”boşlukta” oluşabilir belki ama ”yoklukta” oluşabildiği söylenemez. Madde, enerji ve uzay(dolayısıyla da boşluk) Big Bang’le oluştuğuna göre evrenin böyle bir kuantım dalgalanmadan oluştuğu iddiasını destekleyebilecek bir şey yoktur.

    Evrenin genişleyen sonsuz kozmik kabarcıktan biri olduğu iddiası da bilimsel destekten yoksun bir iddiadır.

  19. Sevgili Tasarım Gerçeği;
    Kuantum dalgalanmlarına dayalı şime teorisi başlangıcta bir takım kütle çekim dengesizliklerini gerekli kılmaktadır.Zira teori boşluk kuantum dalgalanmalarına – kapta kaynama esnasında baloncuklar orneği hatırlanırsa şişmeyi netice verdiğini one suruyor.Bu enerji dalgalanması duzensizliklerini ısı dalgalanması anlamına da gelmektedir.Şişme teorisinin ongorduğu başlangıcta kutle çekim duzensizliklerine ait ısı dalgalanmalrının , kozmik mikro dalga arka alan olcumleri sayesinde sınanabileceğini anladılar.Kozmik mikro dalga arka alan ısınımı olcumlerini yapmak için gonderilen Cobe soz konusu kutle çekim duzensizliklerini
    tespit edecek hassasiyette aygıtlara sahiptir Bu amacla 2001 de wmap uydusu gonderildi ve beşyıllık verilerin ayrıntılı raporlarına burdan ulaşabilirsiniz

    http://space.newscientist.com/article/dn8862-best-ever-map-of-the-early-universe-revealed.html

    http://map.gsfc.nasa.gov/news/index.html

    Yani şimeye ilişkin deliller yakın zamanda geldiği için daha once yazılmış pek çok bilimsel kitapta veya makalede şişmenin bilimselliğiyle ilgili şüpheye sıkca rastlanmaktadır

    Lİnkleri incelerseniz gorulecektir ki Wmap den gelen veriler galaksilerin kuantum dalgalanmalarından meydana geldiğini gostermektedir ve fiziksel olan tumu anlamında ana evrenimizinde ezeliği kuvvetle muhtamel hale gelmiştir ve de bu mekanizmayla evren gerek meydana gelmesinde gerek gelişimimde kendi kendine yetiyor.Enerjinin dış bir kaynaktan gelmesine gerek yok.Çünkü evrenin toplam enerjisi sıfırdır.
    Negatif kutlesel çekim enerjisi ,maddenin taşıdıgı pozitif enerjiyi tamamen goturuyor.Boylece toplam enerji sıfır.Yani genişleme sırasında artı enerji ıkı katına cıkıyorsa kutlesel cekimde iki katına cıkıyor.Evreen ne kadar buyurse buyusun sıfıra sıfır elde var sıfır.Ortada dışarıdan bir enerji girdisi yok boşluğun sıfır enerjisinden var olan bir mekanizma var .

    Esenlikle

  20. DUZELTME :

    “Cobe soz konusu kutle çekim duzensizliklerini
    tespit edecek hassasiyette aygıtlara sahip değildir”

    OLACAKTI.

  21. Sayın Yuxell

    Sayın Tasarım Gerçeğine yazmışsınız ama bende sizin verdiğiniz linkler ve googledan ulaşabildiğim yerlerden konu hakkındaki malumatları topluyorum.Sizin;

    oylece toplam enerji sıfır.Yani genişleme sırasında artı enerji ıkı katına cıkıyorsa kutlesel cekimde iki katına cıkıyor.Evreen ne kadar buyurse buyusun sıfıra sıfır elde var sıfır.Ortada dışarıdan bir enerji girdisi yok boşluğun sıfır enerjisinden var olan bir mekanizma var .

    Söyleminiz aslına bakarsanız atom okulunun en büyük mottosunu yıkan bir söylem olmakta.Lucretius ‘Hiçlikten hiçlik doğar’ prensibini söyleyerek materyalizmin temelleri atmışken , siz veriye dayalı söyleminizle materyalist söyleme çelişik bir yorum getirmiş oluyorsunuz.

    Kuantumun bizlere sağladığı verilere göre boşlukta hiçlikte enerji oluşabiliyor belirizlik ilkesine görede bunun mekaniksel nedenini belirleyebilmek mümkün değil gibi görülmekte.Peki öyleyse ezeli bir ana evrennin yansımlarını şekilinde düşünebileceğimiz evren algınız, kuantumun kendisiyle çelişmiyor mu? Kuantumdan yola çıkarak oldukça farklı sonuçlara ulaşılmasıda olası gibi görünmekte;

    http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/htmldosya1/kuantuminancevreni.htm

    Tabi bunların hepsi bilinmeye dair yorumlar.Evrenle alakalı bilgilerin bizlere genel cevap vermek yerine spekülatif tartışmalara iteceği muhakkatır.Çünkü sınırlı akılla sınırsız yada sınırsızlığa yakın bir model yada modelleri tartışıyoruz.Bu durumda da fizik bilimi yerine bilim felsefesine hatta kendi inançlarımızın reflekslerine dayanan argümanlara sığınmamız çok olasıdır.Bu nedenle kozmolojiyi tartışırken ben daha çok tartışmanın kozmolojik yönünün daraltılarak, bizim için daha anlaşılabilir ve daha önemli konulara indirgenmesini istiyorum. Böylelikle konuya herkes erişebilir, konuyu yine herkes azçok anlayabilir ve sonuç çıkarımında bulunabilir.Mesela bu önerimi şu şekilde açıklayabilirim.Bizim için (bu gibi siteler) öncelikli konu Samanyolu ve ona komşu birkaç galaksinin içersinde cereyan eden olaylar olmalıdır.Bu konuyla yakından ilgilenenlerin daha iyi analayacağı ve dünyayı temel alarak olguları daha iyi açıklayabilecei bir şablon oluşturur.Konuyla daha az ilgili olanlar bu alan daraltılmasını güneş sistemi şeklinde düşünebilirler. Okuyucu ilk elden içinde bulunduğu yıldız sisteminin kendisine neler söylediği ve neleri ifade ettiğini öğrenmek isteyecektir. Son olarak konuyla ilgili olmayan ama dünya ile ilgili verilere ilgi gösteren okurlarda, varsa dünyanın bu yıldız sistemindeki konumunun ne bakımdan özel olduğu, niçin dünyanın bu konumda ve bu şekilde var olarak kompleks hayata izin verecek şekilde evrildiğini öğrenmeyi arzu edebilirler. Kanımca bu hem bizler gibi konulara orta derecede ilgi duyan ve düşünce jimnastiği yapanlar için daha erişilebilir ve anlaşılabilir veriler sağlayacak, hemde tutarlılıkları bakımından bizlere çok daha az spekülatif bir düşünce iklimi sunacaklardır.

    Son olarak bu makalemde daha çok moleküler biyoloji ve tasarım çıkarımını işledim.Yakında yayınlayacağım kozmolojiye dair makalenin altında bu tartışmanın yapılması hem daha doğru hemde daha sağlıklı olur?Makalede ve daha önce yorumlarda sorduğumuz temel bazı sorulara (aklın kaynağı, rastlantının potansiyeli çıkarma gücü ve yok olan potansiyele rağmen yokluktan meydana gelen potansiyel güç (akıl) üzerine söyleyeceğiniz sözler varsa paylaşmanızı dileriz.

    Saygılarımızla..

  22. Sevgili Ajlan Abudak

    Bilim dini bir inanış biçiminde olmadığı gibi dine karşı bir ideolojide değildir.Peşin hukumlerle yeni duzen veya dunya var etme amacı taşımaz.Aksine var olan duzeni dunyayı betimler.X ve Y ideolojisin bilimden dayanak bulması ayrı bir konudur.

    Belli guvenilir verilerle desteklendiği için darwinin evrim teorisi ayaktadır.Belli bir inanca dayandığı için değil.Her teori gibi ondan daha fazla açıklama gucune ondeyiye sahip bir teori ortaya çıkana kadar tutulacaktır.Ki bu evrim için pek kolay değil çünkü nereye el atsak yıgınla veriyle karşılaşıyoruz.

    AT yi Turkiyeye tanıtan Mustafa Akyol bir yazısında vahiy herşeyden ustundur gibi bir cumlesi vardı.Aslında bu herşeyi ozetliyor.AT çatısı altında herkes hemen hemen onunla aynı fikirleri paylaşıyor.Kama stratejisinde bu apacık ortadadır.

    Olayı politik platforma taşıyıp toplumsal bir sorun haline getirmekte stratejilerinden biri.Hangi beş on yıllık teori eğitim mufredatına gircem diye bu kadar bin bir takla atıyor ki.?
    Kansas gibi eylatlerde de bu olayı ellerine yuzlerine bulaştırdıklarıda ortada.

    Sozde “ogrenciler her iki teoriyeide ogrensin kendi kararlarını versin”

    Peki ama burada süt pastorize yontemiyle mi yoksa uht yontemiyle mi mikroplardan arındırılsın gibi bir tartısma yok ki…

    Kaldı ki iki teori eşit mi?
    Darwinin evrim teorisi uzerine yılda 50.000 e yakın makale yayınlanıyor.

    Devam edecek … :)

    Esenlikle

  23. Sayın Da Vinci yada Yuxell yada X

    Belli guvenilir verilerle desteklendiği için darwinin evrim teorisi ayaktadır…

    Biz burda Darwin teorisinin mekanizmalarını yada bilimsel geçerliliğinin değil sizin inança dayalı olmadığınızı iddia etmenize karşıyız.Belirli bir felsefi girdiyle Darwin-Wallace teorisini kullananalara karşıyız.Buradaki yayıncılığım boyunca bundan başka bir şey ne yaptım nede söyledim.Fakat sizin gibi insanların aşağıdaki şekilde göstermesinin nedenini anlayabiliyorum;

    ”AT yi Turkiyeye tanıtan Mustafa Akyol bir yazısında vahiy herşeyden ustundur gibi bir cumlesi vardı.Aslında bu herşeyi ozetliyor.AT çatısı altında herkes hemen hemen onunla aynı fikirleri paylaşıyor.Kama stratejisinde bu apacık ortadadır.”

    Çünkü algı şekliniz siyah/beyaz.son cümlenizde buna delil olarak gösterilebilir.Artık bir şeyler söylemek bir noktadan sonra beyhudeleşiyor.

    Darwinin evrim teorisi uzerine yılda 50.000 e yakın makale yayınlanıyor.

    Carl Hemper sizi rahatsız etmemişe benziyor.O makaleler içersindeki moleküler makinelerde sizleri rahatsız etmişse benzemiyor….

    Şükür ki başka hallerle, başka müstear isimlerle ve kimliklerle farklı şekillerde ve düşüncelerde görünüp yazı yazıp ,yorum yapmıyoruz.Olduğumuz ve göründüğümüz gibiyiz.Gerçeğe dair birşeyleri aramak ve bulmakta ancak böyle mümkündür diye düşünmekteyiz..

  24. Bu yorumunuzu çıkarken farkettim burada yorum yazan herkesi Da Vinci diye damgalamakta yeni stratejiniz mi?Sizi baya etkilemişe benziyor.

    Gerçek kimliğimide açık açığa soyleyeyim. :)

    Muhammed Ali Kaya tevellüt 1989

    Şişme uzerine tartısmamıza kozmoloji uzerine yazdığınız yazıların altında yaparız.Boylece sizde bu konu hakkında biraz daha arastırma yapma imkanına kavusursunuz.Burada da yonlendirilmiş evrime devam ederiz.

    Esenlikle

  25. Sayın Muhammed Ali Kaya

    Kesinlikle yeni bir strateji şeklinde algılanacak tür bir damgalama yok.Buna gerek olmayacak denli az ve somut cevap alıyorum. Gerçi ihtiyaçımız olsa bile bunu sergilemek müstearlar duruken bize düşmez. Blogumda materyalistlerin genelde en iyi yapa bildikleri kaçamak cevap verme,görmezden gelme ve maalesef strawmanlik denilen konuyu makalenin ana ekseninden başka bir alana çekme oluyor. İlk olarak Da Vinciyi yazmam kendisinin bu blogta yazan ilk materyalist-ateist olmasından kaynaklanıyor. Ayrıca kendisi genel materyalist üslubun tüm içeriğini yorumlarında başarıyla sergilemekte. (Benim maddeler halinde 1..2…3.. birkaç yorum önce sıraladığım davranışları) . T.C kimliğimide burda rahatlıkla verebilirim.Görev yerimi vs..Sıradan bir vatandaşım sonuçta. Sadece adınız çok şey ifade etmiyor. Benim okuduğum liseden tutun aldığım bazı ödüllere kadar bilgiye google sayesinde ulaşabilirsiniz. Mağdem nette gerçeğe arayan biri olarak yayıncılık yapıyorsunuz sorumluluğuna uyun derim. Sizde gerçek adınızla yayın yapın, çok zor değil. Düşünceleriniz öksüz kalmasın. Samimiyetinize gölge düşmesin. Üslubunuz maalesef Da Vinciyle nerdeyse aynı . Bu çıkarımımıda (yani aynı güruha hitap) sitemdeki Da Vincinin yorumlarının birkaçını okuyarak herkes teğit edebilir. Bu nedenle hitapdaki şekil aynı söylemi şaşılacak kadar benzer üslupla aynı şekilde söyleyen kişiler olarak aynı potaya koymaktır. Söyleyeni vede aynı düşüncedeki herkesi buna dahil edebiliriz. Çünkü genel olarak ana konuları tarışmayı bırakıp strawmanlik sergileniyor.Bunu kaç farklı kişinin kaç farklı şekilde sergilediğinide ancak üsluptan takip edebiliyoruz.Elimizde gerçeğe dair veri sadece üslup çünkü. Sorduğum sorulara ve söyleme doğru düzgün argüman geliştiriseniz bu sıkıntıdan doğal olarak ortadan kalkar. Hitapdaki X de bu konuda sizle aynı düşüncedeki ve tartışma şeklini güden herkesi temsil ediyor demektir.Salt damgalama olsa X yer almazdı.(ki salt damgalama için oldukça sağlam parelelikte uslüp benzerliği var.Aynı kelimelerle aynı tür söylem..) Fakat yine ortak bir tavır demeliyim ki, okuduklarınız anlamak istediğiniz şekilde anlamlandırmaktasınız. Biraz daha dikkat..

    Şişme uzerine tartısmamıza kozmoloji uzerine yazdığınız yazıların altında yaparız.

    Hatta bence sizin sitenizde yapılması daha uygun olur çünkü ben kozmoloji ile ilgili makalemi söylediğim nedenlerden alan daraltarak yayınlayacğım.Sizin yayıncılığınızın ana ekseni bu konunun orda tartışılması için hem daha uygun hemde siz bu konuda belli ki daha çok çalışmaktasınız.Bu nedenle o makalemin altında sizinde konuyla ilgili diğer yorumlarınıza binaen buraya gelen okuyuculara şişme vs ile ilgili görüşlerinizi linklemenizle bu durum oluşabilir.Bende okuyup düşünebildiğim kadarıyla katılırım.

    Burada da yonlendirilmiş evrime devam ederiz.

    Elbette ne zaman dilerseniz..

  26. Oncelikle şüphen olmasın onkabulsuz gerçeği arayan biriyim.Gerçeklerden kaçmakda mumkun değildir.

    Sorun benim zaman sıkıntımdan kaynaklandı.Şöyle :

    Materyalist tahakkume dair yazdığın yoruma cevaben “Bilim dini bir inanış ” diye başlayan yorumu yazmıştım.Şişme uzerine yazdığınI, bu yorumu gonderdikten sonra farkettim.Surelere bakrasan 3,20 – 3,22

    Yoksa strawman lik yapma gibi bir amacım yok buna da gerek yok.

    Esenlikle

  27. Sayın yuxell ya da Muhammed Ali Kaya,
    Evrenin ilk anlarındaki ısı(dolayısıyla yoğunluk) dalgalanmalarının galaksilerin oluşmasına neden olduğunu biliyorum. Fakat buradan evrenin ezeli olduğuna nasıl vardığınızı açıklar mısınız?

  28. yuxell: “Bu yorumunuzu çıkarken farkettim burada yorum yazan herkesi Da Vinci diye damgalamakta yeni stratejiniz mi?Sizi baya etkilemişe benziyor.”

    Gayet yerinde bir tespit. Kendilerinde ilginç bir önyargı var. Bazı görüşleri benimle özdeşleştirmiş ve benzer düşüncelere sahip başkaları olabileceğini sanmıyor veya buna inanmak istemiyor (hani çok saçma şeyler savunuyoruz ya hani bilimin b’siyle ilgimiz yok herşeyi bir yerlerimizden uyduruyoruz ya onun için bu görüşlere sahip birden fazla kişi olamaz düşüncesi var heralde). Bu blogu gezerseniz görebileceğiniz gibi benimle benzer seyleri savunan neredeyse herkesi bir kere de olsa ben yani “Da Vinci” olmakla itham etmişlerdir. Her seferinde de bahane aynıdır: “Benzer görüşler ve benzer üslup. Böyle düşünmemiz çok normal” Çok da kafanıza takmanıza gerek yoktu. Gerçek kimliğinizi açıklamak zorunda değilsiniz. Özellikle de Türkiye gibi din adına herşeyin mübah olduğunu düşünen birçok kişinin yaşadığı bir ülkede böyle birşeye hiç gerek yok. Ama tabi bu tercih meselesidir.

  29. Da Vinciye cevaben

    Nedenlerini Muhammed Ali adlı yorumcuya yazmıştık ama delil isteniyorsa oda mevcut;

    ÜSLUP NEDİR?

    TDK sayfasında arama için üslup yazmalısınız.Gelen sayfada şu denilmekte;

    1 . Anlatma, oluş, deyiş veya yapış biçimi, tarz:

    2 . Bir sanatçıya, bir çağa veya bir ülkeye özgü teknik, renk, biçimlendirme ve söyleyiş özelliği, biçem, stil:

    3 . edebiyat Sanatçının görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliği veya bir türün, bir çağın kendine özgü anlatış biçimi, biçem, tarz, stil.

    Uslup örnek;

    devam edecek…

    Da Vinci said this on Mayıs 21, 2008 8:50 am

    (+3 adet daha var bu şekilde Akıllı Tasarım hakkında sıkça sorulan sorular)

    Yuxell;

    Devam edecek … :)

    Esenlikle

    yuxell said this on Ağustos 24, 2008 3:22 pm

    ”AT yi Turkiyeye tanıtan Mustafa Akyol bir yazısında vahiy herşeyden ustundur gibi bir cumlesi vardı.Aslında bu herşeyi ozetliyor.AT çatısı altında herkes hemen hemen onunla aynı fikirleri paylaşıyor.Kama stratejisinde bu apacık ortadadır.

    Olayı politik platforma taşıyıp toplumsal bir sorun haline getirmekte stratejilerinden biri.Hangi beş on yıllık teori eğitim mufredatına gircem diye bu kadar bin bir takla atıyor ki.?
    Kansas gibi eylatlerde de bu olayı ellerine yuzlerine bulaştırdıklarıda ortada.”

    Bu iki paragrafı dikkatlice okuyabilenler Da vincinin kendi sitesinde ve burda yaptığı yorumlardanda faydalanarak iki üslubun birbirine ne denli benzediğini görebilirler. Uzun uzadığa detaylı alıntılamaya gerek görmüyorum. Burdan yola çıkarak müstear isim kullanan iki şahsın aynı kişi olabileceği ihtimali çok uzak bir ihtimal değildir.Kaldı ki Da Vincinin sergilediği tartışma şekillerinin seviyesini bloglarında katıldığı forumlarda gözlemleyebilirsiniz.(benzerlik iddiam sergilenen itiraza ne denli paralellik göstermekte görülebilir) Makalede konumuz bu değil ama Da vinciyi yakinen bilenler bu çıkaraıma fazla zorlanmadan ulaşabilirler.Ola ki yanılmışda olabiliriz.Yanılmışızdır.Kimliği beyan edenin nasıl beyan etmesi gerektiğide ayrı bir durumken bile bize beyan edilen isimlede sohbete devam ederiz. Bunu hitap ederken X diye betimledik.Bununda ne anlama geldiğini açıkladık. Sadece burda yorum yazmayacağını söyleyip müstear isim arkasına gizlenip çeşitli farklı kimlik ve statülerde net ortamında dolaşmanın oldukça kolay ve sinsice yapılabileceğini göz önünde tutarak hareket etmek zorundayız, bu ihtimale karşı bizde yorum yazarken karşımızda kimlerin ne tür psikolojilerle argüman geliştirdiği yönünde fikir beyan etmemiz çok şaşırtıcı olmamalıdır. Müstear isim kullanıyorsanız yani kendi korkularınız yada çekinceleriniz düşüncelerinizden büyükse yan etkilerine tahammül edebilmelisiniz.Yok edemiyorsanız o zaman yayıncılık yapmayın.Sizin yapay kimliğinizin eksilmesiyle nette kimse bişey kaybetmez.

    Türkiye gibi din adına herşeyin mübah olduğunu düşünen birçok kişinin yaşadığı bir ülkede böyle birşeye hiç gerek yok. Ama tabi bu tercih meselesidir.

    Bu sitede herhangi bir dinin yada inancın (sizin yaptığınız gibi) taraf girliğinin yapıldığı bir makaleyi, yazıyı gösterebilir misiniz lütfen ?

    Yapamıyorsanız hazımsızlığınızı bir daha burada sergilemeyin bloglarınızda yada başka yerlerde müstear isimlerinizle dine, dindarlara yada kime isterseniz kin kusmaya devam edin…

  30. selamlar
    Da vinci yuxell’le aynı kişi değil mi emin değilim ama bence sayın Abudak tespitinde haklı. Da vinci bir yazıya bir yorum yapıp bırakıyor, ardından provoker diye biri yarım kalan tartışmayı devam ettiriyor, sonra davincinin yerini dolduruyor. Daha sonra o yazmıyor ardından yuxell başlıyor. İlginç ki bu kişilerin görüşleri birbiriyle örtüşüyor ve üslupları da aynı…

  31. Tasarım Gerçeği;

    “Da Vinci mi değil mi uzerine komik ve cocuksu yorumların arasında şişme ile ilgili yorumunu yeni farkettim.”

    Evrenin ilk anlarındaki ısı(dolayısıyla yoğunluk) dalgalanmalarının galaksilerin oluşmasına neden olduğunu biliyorum. Fakat buradan evrenin ezeli olduğuna nasıl vardığınızı açıklar mısınız?

    Evrenin ezeliği uzerine bir yazı uzerinde çalışıyorum 3-5 beş gun içinde sitemde yayınlarım.Bu yuzden bilimsel verileri sonra tartısırız fakat felsefi olarak olaya bakmayı denediniz mi?

    1.Bigbang size gore zamansal anlamda yoktan yaratılış anı mıdır?

    2.Yoktan yaratılış anı ise bu durumda yokluk evreni zamansal olarak oncelemiş olmuyor mu?

    3.Bu ise zamandan once bir zamanın varlığına goturmekte bu da bir çelişki değil midir?

    Esenlikle

    Muhammed Ali Kaya

  32. MAA hazretleri öyle ikna edici deliller ortaya koymuş ki asıl kişiliğimden bağımsız ikinci bir kişiliğim olduğu ve benim bilincim dışında bu siteye girip Abudak hazretleriyle tartıştığı fikrine kapılmadan edemedim :))

    ŞAka bir yana Mustafa senin bu haline üzülüyorum. Ciddi ciddi oturmuş birşeyler yazmışsın. Benzerlik olduğunu kanıtlamaya falan çalışmışsın. Ne diyebilirim ki. Sadece senin adına üzgünüm. Umarım bunları ciddiye alıp cevap vereceğimi falan düşünmüyorsundur.

    Muhammed Ali Kaya’ya da sabır diliyorum. MAA gibi bir üstat karşısında yapacak birşeyi yok. Şimdiden boyun eğip yenilgiyi kabullensin. Yoksa ileriki yaşamına ciddi psikolojik sorunlarla devam etmek zorunda kalabilir. Akıl sağlığı için kendisine bunu öneriyorum. Eğer ilerde hakaret yemek istemiyorsa şimdiden vazgeçsin Abudak hazretleriyle tartışmaktan. Benim bunu anlamam biraz uzun sürdüğü için kendisine tecrübelerimi gönül rahatlığıyla aktarıyorum.

    Not: Bu mesaj https://akillitasarim.wordpress.com/2008/08/10/tasarim-dusuncesi-ve-darwinin-ikilemi/ adresinde yazılmış olup MAA tarafından yayımlanmama olasılığı olduğu için aynı zamanda yuxell’in blogunda http://devrikcumle.wordpress.com/2008/08/03/55/ adresine de yorum olarak gönderilmiştir.

  33. Sayın Da Vinci bu blogta artık yazmayacağını söylemişti farklı müstearlarla yazdığını düşünüyorum illa bu Yuxell yada Muhammed ali adlı yorumcuyla aynı kişi olmayabilir ama düşüncem budur. Üslüp benzerliğide görecelidir.Benim çıkarımlarıma varınadabilir(Tasarım gerçeğide varmış her nasılsa) sizin yaptığınız gibi gülünedebilir.Bunda bir bahis görmüyorum.Kanıtlama çalışmadın neden öyle düşündüğümü göstermeye çalıştım.Kanıt doğruluğuna kesin olarak şüpheye yer bırakmayacak şekilde inandığım şeyler için mevzu bahis olabilir.Bu durumda olası olarak Yuxell’in M.Ali Bey olmayabileceğinide düşündüğüm için Muhammed Ali beye karşı bu DaVinci hitabının yanında X ilede seslendim.Bu X hem birey hemde bu şekilde düşünen tüm kişileri temsil etmektedir. Yani kesin olarak emin değildim ve olası nedenlerini de daha önceki yorumlarda açıkladım. Müstear kimlikle ortada dolaşan bir düşünce korkağından(Bu siz oluyorsunuz Da Vinci) alınabilecek tepkiyide aldım. Müstear isimle alakalı olarak hala aynı şekilde düşünüyorum yani;

    Müstear isim arkasına gizlenip çeşitli farklı kimlik ve statülerde net ortamında dolaşmanın oldukça kolay ve sinsice yapılabileceğini göz önünde tutarak hareket etmek zorundayız, bu ihtimale karşı bizde yorum yazarken karşımızda kimlerin ne tür psikolojilerle argüman geliştirdiği yönünde fikir beyan etmemiz çok şaşırtıcı olmamalıdır. Müstear isim kullanıyorsanız yani kendi korkularınız yada çekinceleriniz düşüncelerinizden büyükse yan etkilerine tahammül edebilmelisiniz.Yok edemiyorsanız o zaman yayıncılık yapmayın.Sizin yapay kimliğinizin eksilmesiyle nette kimse bişey kaybetmez.

    Tabi buna karşı Da Vinci tarafından birşey söylenememiş olmasıda durumu açıkca göstermekte.Genelde suçlama ve ithamla karışık bir yorum çabası olmuş.Yorumun sonunda gördüğümk iki gerçek var.Bunlardan birincisi;

    Benim bunu anlamam biraz uzun sürdüğü için…

    Gerçekten Da Vinci birşeyleri anlaması her konuda epey zaman alan birisidir.Mike Gene’ni ve kitabını hala anlamaya çalıştığından eminim ama sindirmekte zorluk çekiyor olabilir.

    İkincisi ise nota dair; yayınlanmaması durumda evet yayınlamadığım bazı yorumlar olmuştur, olmaktadır. Bu sitede doğrudan hakaret,seviyesiz kaba söz içermeyen her görüş (Da Vinci’ninkiler de dahil) yayınlanmıştır.Bunun dışında bir sansür uygulanmamıştır.Edep ve adap konusunda gerekli çıkarımları sayın Da Vincinin bloglarını ziyaret edip rahatlıkla öğrenebilirsiniz. Evrimin tartışıldığı nette hemen her alanda kendisinin oldukça fazla sayıda bulabileceğiniz ”seviyeli” yorumlarından oldukça kapsamlı bilgi edinebilirsiniz.

  34. yuxell,
    Yorumunuzun geri kalan ıvır zıvırı yerine cevaplanması gerken kısma cevap veriyorum:

    1.Bigbang size gore zamansal anlamda yoktan yaratılış anı mıdır?

    2.Yoktan yaratılış anı ise bu durumda yokluk evreni zamansal olarak oncelemiş olmuyor mu?

    3.Bu ise zamandan once bir zamanın varlığına goturmekte bu da bir çelişki değil midir?

    Zaman, uzay ve madde Big Bang’le başladığına göre Big Bang’den önce diye bir şey olamaz. Herşeyin Big Bang’le başladığı düşüncesi evrenin ezeli olmadığını gösterir. Bu da yoktan yaratılış görüşüyle paraleldir.

  35. Sayın Tasaarım Gerçeği;

    a.Yoktan yaratılış anı kendi içinde çelişkili bir olay sorularım uzerinde biraz daha sıkı dusunmenizi tavsiye ediyorum…

    1.Bigbang size gore zamansal anlamda yoktan yaratılış anı mıdır?

    2.Yoktan yaratılış anı ise bu durumda yokluk evreni zamansal olarak oncelemiş olmuyor mu?

    3.Bu ise zamandan once bir zamanın varlığına goturmekte bu da bir çelişki değil midir?

    b.Bigbang’in neden yokatan yaratılışın kanıtı olarak gorulduğunu en unlu diyebileceğim (hristiayan) teolog William Craigden ogrenelim:

    “tekillik, evrenin varlığının kesildiği noktayı temsil eder. O, evrenin bir parçası değildir, fakat geriye döndürülmüş, zamanda büzülen evrenin, yok olduğu noktayı temsil etmektedir. Evrenin, tekilliğin yanında var olan hiçbir ânı yoktur. Başlangıçtaki tekilliğin ontolojik statüsü yokluğa denk gelmektedir. Tekillikte fizik kurallarının durması ve mevcut tahmin edilemezlik, yokluğun hiçbir fiziki kural gerektirmemesinin ışığı altında anlaşılırdır.”

    .

    Fakat; Tekillik kavramını ortaya atan Hawking tekillik diye birşeyin olmadığını planck zamanında da kuantum etkilerinin meydana geldiğini gostermiştir…Bu durumda yoktan yaratılış diye birşey kalmıyor!!!

    Esenlikle

  36. muhammed ali kaya veya da vinci,

    birkaç sorum olacak, cevaplarsanız sevinirim

    1)BİLİMSEL YASALAR NEDEN VARDIR?

    2)İNSANLAR,HAYVANLAR,VE BİLUMUM CANLILAR NİÇİN VAROLDULAR?

    3)DAHA SPESİFİK OLARAK ELE ALIRSAM,İNSANLAR KARAKTERLERİNİ,YAŞAM TARZLARINI ŞEKİLLEMDİRME VE ÇEVRELERİNİ DEĞİŞTİRME ŞANSINA NEDEN SAHİP OLMUŞLARDIR?

    4)MADDENİN ARDINDA ERKSEL BİR NEDEN YOK İSE(Kİ BUNU İDDA EDİYORSUNUZ9,MADDE ŞEKİL ALMA ÖZELLİĞİNİ NASIL KAZANMIŞTIR?

    SAYGILAR

  37. Evrenin ilk anında kuantum etkilerinin meydana gelebilmesi evrenin ezeli göstermez. Nasıl böyle bir şeye vardığınızı daha açık ve mantıklı anlatırsnız sevinirim.

    Evrenin belli bir yaşı olduğu kesin ve bunu yaklaşık olarak hesaplamak mümkün. Evrenin herşeyiyle birlikte belli bir zaman önce var olması sizce yoktan yaratılış düşüncesiyle örtüşmüyor mu?

  38. sayın M.A. Kaya,
    Sizin sorulanıza gerekli cevabı yazmıştım ama bir ekleme:
    Herşeyin Big Bang’le başlamasının yoktan yaratılışla örtüştüğünü söylemiştim. ”Yokluk”un Big Bang’i öncelemesi gibi bir durum söz konusu olamaz, çünkü yokuk yani olmayan bir şey, Big Bang’i önceleyemez.

  39. Yazınızda bulunan ve bir türlü doğrudan açıklanmayan -tasarım makinesinin akla ihtiyacı- iddianızı mesnetsiz buluyorum (iddialarınızın tamamı neredeyse hayatın mükemmelliğine ve darwine yönelik eleştirilere dayanmakta). Kaldı ki akıllı tasarımcının ahlakiliğine de girerek fırsatçılığa kaçmak istemiyorum. Varlığını sorgulamadan kabul etmekte zorlandığımız bir şeyin -bir tasarımcı olmadan – meydana gelemeyeceğini öngören bir düşünce yapısına sahibiz. dünyayı ilişkisellikle algılayan zihnimiz sebep-sonuç ilişkisine dayandıramadıklarını mucize olarak etiketliyor.

    Bununla birlikte;
    Dunyada hayatın başlangıcını açıklayan evrim teorisinin raslantısallık ile eleştirmenizi doğru bulmuyorum. 2 üzeri 160 gibi bir sayı ile uğraşmak sınırlı zamana ve mekana hapsolmuş beynimiz için gerçekten zor. fakat seçilimi gözardı edip rakamların büyüklüğüne sığınılması da doğru olmasa gerek.

    1. yaşamın zeki olmayan bir ortamda oluşma ve türeme ihtimali bulunamaz mı? bilgisayar ortamında modellenen sistemlerde genetik algoritmalar ile kurulan modeller sistemleri açıklamakta oldukça başarılılar. örneğin 30 karakterden oluşan bir metni 40 adımda üretebilmek mümkün. bunu raslatısal olarak yapmak için 10 üzeri 40 kaç maymunu sandalyeye oturtmak tesadüfi olarak bir tuşa basmalarını sağlamak gerekir.

    2. ışığa tepki veren bitkilerle birlikte, sınırlı ışığı algılan böceklerin, renkleri seçebilen bir insanların, gece avlanan ve çok az ışıkta bile görebilen avcı hayvanların bulunduğu dünyada indirgenemez karmaşıklığın sınırı nerede başlar? akıllı tasarım bu farklılık oluşturmak için nasıl bir süreci takip etmiş olmalı. görme kabiliyetinin sınırlandırılmasının nedeni “dünyanın bir sınav” olması mıdır yoksa hammadde yetersizliği mi söz konusudur? doğrusu daha iyi görebilen karıncalar avlarını daha kolay avlayabilir ya da bitkiler tepkiye cevap veren bir mekanizma yerine basit bir beyin ile gün doğmadan güneşe yönelebilirler.

    http://www.gravatar.com/avatar/65868cce6cfbe52a3c39f712e23af4db?s=80

  40. Sayın Özkan Bey

    İlk önce düşüncelerinizde mevcut söylem bakımından haklısınız;

    Varlığını sorgulamadan kabul etmekte zorlandığımız bir şeyin -bir tasarımcı olmadan – meydana gelemeyeceğini öngören bir düşünce yapısına sahibiz..

    Sorgulamana kısmı dışındakine kendim için katılıyorum o sizin kendi çıkarımınız.Sorgulamayn biri olsaydım bu siteden bu makaleleri okuma şansınız olmazdı..

    (iddialarınızın tamamı neredeyse hayatın mükemmelliğine ve darwine yönelik eleştirilere dayanmakta).

    Burda oldukça genelleyici ve üstün körü çıkarımda bulunmuşsunuz bir makale üzerinden bu yaklaşımı sergilediğinizi düşünüyorum.Blogun genelini incelerseniz bu çıkarımınızı asıl mesnetsizlik olduğunu görebilirsiniz..

    2 üzeri 160 gibi bir sayı ile uğraşmak sınırlı zamana ve mekana hapsolmuş beynimiz için gerçekten zor. fakat seçilimi gözardı edip rakamların büyüklüğüne sığınılması da doğru olmasa gerek.

    Bu konuda Carl Hemper’ın kuzgunlarını bir çok makalemizde örnek olarak verdik hatta bir makalemizde bu sonsuz olasılığın muğlak sisli bulutlarında kendini tasarım taklitçisi mekanizmalarla kandırıp asıl büyük resmi görememenin nasıl bir karşıt dindarlık şeklini aldığınıda epey irdelemiştik.

    1. yaşamın zeki olmayan bir ortamda oluşma ve türeme ihtimali bulunamaz mı? bilgisayar ortamında modellenen sistemlerde genetik algoritmalar ile kurulan modeller sistemleri açıklamakta oldukça başarılılar.

    Şöyle demeliyim bu yoruma sanırım; neyin neyle kıyas edilebileceği konusunda bir bilgisizlik sergilemişsiniz. Tamamen algoritmik olarak modellenen simülasyonlarla en başından itibaren kimyasal reaksiyonlar temelinde oluşan bir sistemi(hayatı) nereye kadar modelleyebilirsiniz? Önceden programlanmış yani input konmuş bu programlarla (mesela Darwin mekanizmalarının programcının anladığı şekildeki yorumu) ile önceden programlanmış bir algortima şeklinde bir evrilmeye doğru gidilmiyor mu? Bir kere Darwinci evrim bilebildiğim kadarıyla böyle kesin matematikselleşmiş bir modellemeden çok uzaklarda. En başarılı denemeleri (Avida) bile yerden yere vuruldu. Matematiksel yaklaşımla, kimyasal reaksiyon temelli bir sistemi çözemezsiniz. (Bir nedeni olarakta çevresel koşulları milyarlarca yıl neye göre modelleyeceksiniz diye sormazlarmı modellemeyi yapana) Bu gibi Darwinci yetersizlikler bir başka açıdan materyalistler için ateizm of the gaps olur. Çünkü mağrur Darwinizm bilimselliğin birçok kriterini zaten yerine getirememektedir.Bir teori iken, kanun hükmünde kararname gibi bir duruma getirilmiştir.Bununda nedeni bilimsel değil daha çok felsefidir.

    2. ışığa tepki veren bitkilerle birlikte, sınırlı ışığı algılan böceklerin, renkleri seçebilen bir insanların, gece avlanan ve çok az ışıkta bile görebilen avcı hayvanların bulunduğu dünyada indirgenemez karmaşıklığın sınırı nerede başlar?

    Salt tümevarımcı bir yaklaşımın tökezlediği birçok durum vardır.Bu tür bir anlayışın indirgenemezliği evrimin algılaması için bir sınır belirleyici olmaktan çok bir elektron mikroskobu şeklinde görmesini beklemek beyhude olur.İK bize evrimin neyi yapamayacağını değil Darwin mekanizmalarının neyi yapamadığını ve yapamayacağını göstermiştir. K.Miller’in açıklamasıyla bulunan Darwinciler için non-teleolojik bir açıklamadır.Olası tek Darwinci açıklama çünkü başka yol yoktur.(detay için mike gene sitesi) fakat paradoksa bakın ki bu teleolojik yani gayesel olmayan tek açıklama olası evrim güzergahında tekrar edilme sayısa artıkça doğrudan teleolojik açıklamaya destek vermeye başlamıştır.Çünkü kutlu tesadüfler zaten hayatın nasıl başladığını açıklamakta yetersizken birde hayatın evrilmesinde çoklu mekanizmaların yan işlev gibi olağanüstü karmaşık ve olasılığı son derece az olan evrmsel çözümlerin birçok defa ardıardına oluşmasını gerektirmektedir.

    Buda evrimin DNA içersinde kotarılan çözümlerinin sanki bir tasarımcının ilerdeki durumları hesap etmişcesine bu yapıların şekillendirdiği ve görevlendirdiği izlenimini vermektedir.Bir proteinin varlık amaçı birden diğer proteinlerle birleşip bambaşka bir amaca hizmet etmeye başlamışsa ve buda evrim için gerekli olan basamağın ve çözümün ta kendisiyse kusura bakmayın siz kendiniz kandırmaya devam edin bende sorgulamayan mesnetsiz halimle başbaşa kalayım..

    Size tavsiye edebileceğim 4 makale;

    https://akillitasarim.wordpress.com/2007/08/01/hayatin-baslangici-icin-daha-basit-bir-baslangic-fikri-uzerine/
    https://akillitasarim.wordpress.com/2007/10/01/molekuler-makineler/
    https://akillitasarim.wordpress.com/2008/05/03/evrimi-boylesine-akilli-kilan-nedir/
    https://akillitasarim.wordpress.com/2007/06/29/flagellum-vs-darwin-nakavt/

  41. gercektende bir acelecilik içinde yazmış olduğumu ispatladınız. blogunuzda daha fazla süre harcayınca zamanla bu siteyi fikirlerinizi sorgulayanlara hakaret etmek üzere kullandığınızı kavradım. cevabınızdaki saldırgan tutumla da bunu perçinlediniz. sanırım sizi eleştirileren için zamanla geliştirdiğiniz standart rolü cömertçe sergiliyorsunuz. başarılar dileklerimle.

  42. Sayın Özkan

    Blogta yorum yazmaya blog sahibine mesnetsiz ithamını doğrudan vermekle başlayan birinin, hakarete meyil eden argümandan sonra bu satırları yazması üzüm yeme niyeti olmayan fakat bağcı dövmeyi düşünen birinin haliyeti ruhiyesini sergilemekte.Elimizden geldiğince argümanlarınıza da cevap verdik ve blogumuzda daha detaylı cevapların olduğu makaleleri gönderim yaptık.Eleştirilmek güzeldir.Hataları düzeltmek daha güzeldir.Sizede başarılar dilerim..

  43. Gerçekten dünyada bir düzen var mı? Bana daha ziyade kaos var gibi geliyor. Tek örnek: Ben başka bir canlıyı öldürmeden yaşayamıyorum. Tanrı olsaydı herhalde daha iyisini yapabilirdi. Beslenmek için insanı hayatı boyunca vicdanı ile karşı karşıya bırakmazdı.

Yorumlar kapatıldı.