DNA VE TASARIM

Mustafa Ajlan ABUDAK

DNA muhteşem bir tasarımdır. Şimdi neden bu şekilde algıladığıma gelelim. Bunun için ilk olarak ”tasarım” kavramının bize neyi ifade ettiğinden başlamalıyız. Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre tasarım;

1 . Zihinde canlandırılan biçim.

2 . Bir sanat eserinin, yapının veya teknik ürünün ilk taslağı, desen, tasar çizim, dizayn.

3 . Bir araştırma sürecinin çeşitli dönemlerinde izlenecek yol ve işlemleri tasarlayan çerçeve, tasar çizim, dizayn.

4 . felsefe Daha önce algılanmış olan bir nesne veya olayın bilinçte sonradan ortaya çıkan kopyası.

Demek ki bir şeye tasarım dememiz için onun önceden var olan bir ”planı” yada o planın gerçekleşmesini sağlayan bir işlevi olması gerekli.Yani kısaca bir ”amacı” olmalı. Bu amaçsal yaklaşım kendini ”teleolojik” düşüncede gösterir. Doğal olarak bu düşüncenin tersi diyebileceğimiz materyalizmde tasarıma kendince bir açıklama getirebilir.Birlikte olası açıklamalardan hangisinin insan aklına daha iyi hitap etmektedir, inceleyelim.

DNA hem hatalara karşı kırılgan, dayanıksız hem mümkün olan en küçük hacimde mümkün olan en büyük bilgi saklama kapasitesine sahip, birde ek olarak bilgiyi derleyen ve organize eden bir yapıdır. Wikideki tanımıyla kısaca ;

Deoksiribonükleik asit ya da kısaca DNA, tüm hücreli canlıların ve bazı virüslerin biyolojik gelişimleri için gerekli genetik bilgiyi taşıyan nükleik asittir. DNA, canlının özelliklerinin soydan soya geçmesini sağladığı için bazen kalıtım molekülü olarak da adlandırılır.Bakterilerde ve diğer basit hücreli canlılarda DNA hücrenin içinde dağınık biçimde bulunur. Hayvanları ve bitkileri oluşturan daha karmaşık hücrelerde ise DNA’nın çoğu hücre çekirdeğindeki kromozomlarda bulunur. Enerji üreten kloroplast ve mitokondri organellerinde ve pek çok virüste de bir miktar DNA bulunur.Bazen “kalıtım molekülü” olarak adlandırılsa da, DNA aslında tek bir molekül değil, bir çift moleküldür. Bu çift molekül, bir sarmaşığın dalları gibi birbiri çevresinde dönerek bir sarmal oluştururlar.

Görüldüğü gibi içinde birçok harikulade makinenin olduğu hücrenin yapı taşı DNA’nın rasgele, bütünüyle yönlendirilmemiş, inorganik maddeden (silikon) kör süreçler yordamıyla oluştuğunu ileri sürmek, ya da bu yapının bir tasarım gayesiyle meydana gelmiş olduğunu iddia etmek arasında rasyonel bir seçim yapabiliriz.

Raslantısal süreçlerden doğa içersinde bu şekilde bir organisazyonun beklenmesi fikrimce bir maymundan (Her ne kadar akrabalık olsada) insanlık tarihini yazmasını beklemekten çok daha saçmadır. Doğadaki en temel parçalardan en üst parçaya kadar gözlemlenen, hayran olunan bir tasarım ya da tasarım yanılsaması vardır.

Gelin bir şeyin tasarlanıp tasarlanmadığı ile ilgili düşüncelerimizi yanımıza alarak şöyle düşünelim;

Bir gökdelene girdiniz ve mimarideki muhteşemlik ve zerafet sebebiyle hayran hayran gözlemlediniz. Doğal olarak bu gökdelenin birilerince tasarlandığını düşündünüz. Gökdelenin içine daha da içine girdiğinizde orada duran bir de taslak gördünüz, ve incelediğinizde anladınız ki , bu taslak gökdelenin inşa planı. Şimdi elimizde sizin için kabul edilebilecek iki rasyonel seçenek vardır;

1) Bu gökdelen, doğal süreçler olan rüzgâr, şimşek, yağmur, meteor yağmuru, volkanik patlamalar ve depremlerin kutlu koordinasyonu ile kademe kademe milyarlarca yılda deneye yanıla deneye yanıla kendiliğinden oluşmuştur. Zorunlu olarak madde böyle bir yapıyı oluşturacaktı.Gökdelen sahipleri olarak ne kadarda şanslıyız ! Tamamen amaçsız bir şekilde ortaya çıkmış, ilk bakışta bizi hayran bırakan yapısı ise daha da amaçsız bir şekilde oluşmuş bir bilinçle kendisini gözlemleyenlerin (bizlerin) tasarım bilgisinin sınırlarını bile zorlamaktadır. Fakat bu gökdelen bir tasarım yanılsamasıdır. Tasarlanmış gibi görünen ama aslında tasarımla alakası olmayan bir yapıttır. Biz onu öyle değerlendirmeye meğilli olduğumuz için tasarım gibi görünür. Bir tür illüzyondur. Doğadaki dağlar, göller,ırmaklar ve vadilerde gözümüze zerafet ve incelikle görünür.Bunlarda mı tasarlanmıştır?

2) Gökdelenin var olan planı üzerinden (DNA) anlaşılan bu gökdelenin bir mimarı, yapanı , tasarlayanı vardır.Tüm süreçler onun tarafından yönlendirilmiş ve madde içersine yeni çözümler oluşturabilme potansiyeli, yine bu tasarımcı tarafından eklenmiştir.(Mesela yapı içersinde esnek ve geri dönüşümlü malzeme kullanılmıştır. Gerektiğinde yeni eklemeler yapılabilmesi için binanın temeldeki statik direnci en başında ihtiyaç duyulandan çok daha yüksek tutulmuştur. Modüler bir tasarıma sahip çok işlevsel mobilyalarla dekore edilmiştir.) Böylelikle şans ve raslantısallık belirli sınırlar içersinde üretken olabilir ve yine yapım aşaması için gerekli olan çözümleri ”var olan bilgi yapısından” üretebilir. (Diyelim ki gökdelenin camları öyle bir özellik içersin ki bunların ısı tutma kabiliyeti hem içersini sıcaktan korusun hemde bu tutulan ısı yönlendirilerek elektrik enejisine çevrilsin ve binanın soğutulmasında tutun elektirik gerekli her bölgesinde kullanılsın .Böylelikle hem zaman içersinde gerekli olan değişim ve ihtiyaç giderme gerçekleştirilir , hem de stabilite muhafaza edilir. Var olan tasarım fazla değiştirilmeden yeni çözümler elde edilmiş olur.) Bizim kendiliğinden dediğimiz rastlantısal süreçler, aslında içeriksel olarak var olabilecek potansiyelin maddeden devşirilmesinde kullanılan aletlerden yada imkanlardan başka şeyler değildir. Bir inşa esnasında kullanılan aletlerin varlığı, bu aletleri yüksek bir sanatla kullanan ustanında varlığını gösterir. Alet usta olmadan şekil verme gücüne sahip midir ?

Bu şu soruyuda akla getirmektedir. Hangi seçenek insan aklının bilimsel algısına hitap etmektedir ?

Reklamlar

12 thoughts on “DNA VE TASARIM

  1. Suan lise 1 ogrencisiyim Materyalist ateist bakıs açısıyla yetiştirilmiş bir olsamda okulumuzda darwinizmin bilimsel olarak eleştrisini sunum olarak bizlere hazırlayan bir lise son ogrencisisinden sonra onumdeki perde kalkmıs gibi suan su kesindir gibi bir tavır sergilemiyorum fakat Tasarım gorusu bende daha ağır basmaya başladı ve bir sonuca ulaşmak için elimden geleni yapmaya calısacağım.Sitenize bu tip konularda koyduğunuz yazılardan ötürü tesekkür ederim.Yorum bölümünü büyük bir zevkle takip ediyorum. :D Sunu da eklemem lazım bazen her iki tarafta agresiflesip konu amacından sapıp birbirini ezme durumuna dönüşüyor “kişiler değil fikirler” …. :D
    İyi calışmalar

  2. Güzel bir yazı olmuş. Tasarımın belirginliğini ve Darwincilerin nasıl bozuk bir mantık içerisinde olduğunu güzel bir benzetimle anlatmışsınız. İyi çalışmalar…

  3. Mustafa, sana çok ciddi bir soru soracağım ve bu soruya samimi bir cevap verirsen sevinirim.

    Gökdelen-canlı ve proje-DNA analojisini kurarken gerçekten aklı başında, ortalama zekaya sahip ve bu konularda az çok bilgi sahibi bir insanın buradaki absürdlüğü görmeyeceğini ve bunun hatalı bir analoji olduğunu anlayamayacağını mı düşündün yoksa bu yazı ilköğretim seviyesindeki veya bu konularla şimdiye kadar hiç ilgilenmemiş toy, naif kişileri etkileyebileceğini düşünerek mi yazdın? Bu çok ciddi bir soru. Gerçekten bu yazıyı hangi amaç ve hedefle yazdığını merak ettim.

    [Seninle önceden yaptığımız tartışmalardan edindiğim tecrübeye dayanarak yazanın ve özellikle de kurulan analojideki hatalara hiç girmeyeceğim. Sadece yukarda sorduğum sorunun cevabını arıyorum. Umarım senden samimi bir cevap alabilirim.]

  4. Sayın Da Vinci

    Bu sitenin amacı öncelikle konuyla azçok alakalı genel okuyucuya hitap etmektir.Bu her türlü uzmanlık alanından yada sıradan bir okuyucu bile olabilir.Herkesin fazla zorlanmadan anlayabileceği,teknik jargona tümüyle gömülmemiş basit çıkarımlar yapılabilecek metinler olmasına özen gösteriyorum.Bu sebeple Mike Gene’nin buna çok güzel örnek olan iki makalesini koydum.Burada kendisinin önden yüklemeli evrimi destekleyen kanıtlar içeren teknik makalesinide koyabiliriz.Fakat bu son iki makalenin verdiği perspektifi genel okuyucu için veremeyecektir.O zaman önceliğimiz daima diğerlerine göre daha sade metinlerin yazılması ,çevrilmesi ve aktarılması şeklinde paylaşılmasıdır.

    Analojiyi açıkladığım yerlerde, sizin gibilerin anlamakta zorlandığını düşündüğüm bölümlerine parantezlerle birkaç açıklama koydum.Umarım yararı olur….

    Şimdi bu yorumunuzdan sizin ne kadar samimi olduğunuza gelelim.Size birçok kez birçok makale altında soru yöneltim ama doğru düzgün bir yanıt alamadım.Örneğin co-optionda makineli tüfek gibi birşey zırvaladınız daha sonra aklın kaynağı ile ilgili sorularımı hem yorum hemde makalelerimde birçok kez sormama rağmen görmezden geldiniz .Daha da çoğaltabilirim örnekleri…

    Mike Gene son 2 yazısını okuma zahmetine girdiyseniz bu soruyu sormamalıydınız madem ki okudunuzda soruyorsunuz o zaman küçümsemeyle elde edeceğiniz kendi aklınızın küçülmesinden başka bir şey olamaz.Buda sizin makalelerle ilgili kuramadığınız bağlantıyı ortaya koyar.

    ”Gerçekten bu yazıyı hangi amaç ve hedefle yazdığını merak ettim.”

    Sizin gerçek manada birşey merak ettiğinizi sanmıyorum. Olsa olsa bu sergilediğiniz tavır çirkin bir iki yüzlülük. Birçok kez yorumlarda değindiğim karakterde birisiniz bu yüzden fikirleri tartışamayan birini ciddi alacak değilim.

    ”ortalama zekaya sahip ve bu konularda az çok bilgi sahibi bir insanın buradaki absürdlüğü görmeyeceğini ve bunun hatalı bir analoji olduğunu anlayamayacağını mı düşündün yoksa bu yazı ilköğretim seviyesindeki”

    Burdaki iddianızı destekleyecek söyleminizi neresinin hatalı olduğunu gösterebiliyorsanız ,delilleriyle ortaya koyun, açıklayın yayınlayalım.Okuyanlarda burdan yola çıkarak bir karar versin. Yoksa bu şekilde kerameti kendinde mütevellit demagojilerle sizinle ”ciddi” bir şekilde tartışılması olanaksız.

    ”Seninle önceden yaptığımız tartışmalardan edindiğim tecrübeye dayanarak yazanın ve özellikle de kurulan analojideki hatalara hiç girmeyeceğim.”

    Kulağa inanılmaz geliyor :)

    Kendi eylemlerinizle ve söylemlerinizle ”samimiyetsizliğinizi” her türlü belgeliyorsunuz. Bu tür ayak oyunları yada acziyetler sergileyeceğinize,gelin fikirleri tartışalım dedik birçok kez. Yok hala aynı yobaz anlayışla buraya yazacaksanız artık zahmet etmeyin.Çünkü sizi kesinlikle ciddiye almayı düşünmüyorum.Yinede makalelerimize yazdığınız cevap makaleleri yada yorumları yorum başlığı altında linkleyebilirsiniz.

  5. TESARIM GERÇEĞİNİ GÖREMEMEK.
    sayım mustafa ajlan abudak.yazı için sizi gerçekten tebrik ederim.kainattaki muhteşem tasarım gerçeğini bize çeviri yaptığınız ve kendi yazdığınız makalelerde açıkça gösteriyorsunuz.bazı önyargıların kırılması adına sizin yaxdıklaronız çok önemli olduğunu düşünüyorum.sizinle DA VİNCİ denen şahsın aranızda geçen yazışmaları büyük bir zevkle okuyorum.ve yenilen bir pehlivanın son çırpınışlarını açıkça görüyorum.sayın DA VİNCİ tasarım gerçeğini görmek bu kadar mı zor acaba sizin için.bu nasıl bir inattır ki,(kendi siteniz de dahil olmak üzere) tasarım gerçeğini sırf sizin hayat felsefenize ters düştüğü için bu kadar es geçebiliyorsunuz.SİZ DE BÜYÜK ÜSTADINIZ DAWKİNS GİBİ kinatta aslında tasarım diye bir şey yoktur.bu görünen sadece bir YANILSAMADIR mottosuna sığınabiliyoesunuz?.bu kaçamak cevap resmen naturalist-materyalist felsefenin nasıl bir çıkmaz içinde olduğunu gösteriyor.bence artık sizin PARADİGMALARINIZI sorgulamanın zamanı geldi geçiyor bile.kendi materyalist ideolojinizi bilime yamamaya çalıştığınız sürece daha çok YANILSAMALAR(pardon ilizyonlarmı demeliydim acaba) görürsünüz.
    AKILLI TASARIMIN İDDASI ORTADADIR.kainatta mikro alemden,makro aleme kadar muhteşem tasarım örnekleri olduğunu savunur.bunu sadece savunmakla kalmaz RASYONEL DELİLLERLE ispat eder.yukarıda dna ile ilgili yazılanları hafife almanız ve absürdlük olarak nitelemeniz geröekten içler ecısı bir bir durum.((DA VİNCİNİN KENDİ SİTESİNDEKİ İÇLER ACISI MAKALELERİ DE BURADA BELİRTMEKTE FAYDA VAR.HELE BAKTERİ KAMÇISININ NASIL EVRİMLEŞMİŞ OLABİLECEĞİ İLE İLGİLİ BİR MAKALESİ VAR Kİ TAM EVLERE ŞENLİK).DA VİNCİ yaptığınız sadece felsefe,FELSEFE SOYUT KAVRAMLARDAN OLUŞUR VE SUBJEKTİFDİR.BİLİM İSE RASYONEL VERİLERDEN YOLA ÇIKARAK NEYİN NE OLDUĞUNU GÖSTERİR.SİZE APRİORİ DÜŞÜNCELERİNİZDE BAŞARILAR.
    ÇIRPINIŞALARINIZI GÖRMEK BENİ DE ÜZMÜYOR DEĞİL AÇIKÇASI.
    MUSTAFA AJLAN MAKALE İÇİN TEKRAR TEŞEKKÜRLER

  6. Mustafa,

    Önceki mesajımda da belirttiğim gibi sana analojinin hatasıyla ilgili birşey söyleme gereği bile duymuyorum. Ortalama zekaya sahip ve bu konularla biraz ilgilenmiş birinin bunu rahatlıkla göreceğini düşünüyorum.

  7. Bir forumda üstad! biyooglarla yaptığım tartışmanın özetidir:

    Ben: Neden ilk canlı kendini bir sonraki nesle kopyalamıştır?
    Kopya “bilgi birikiminin” devam etmesinde ki amaç nedir?

    Üstadlar:Evrimi üremeye yönelik değildir. Zira üreme evrimi yaratan şeyin ta kendisidir..

    Ben:Bu cümleye göre , o zaman üreme özelliği evrim olması için vardır..Bu da evrime amaç teşkil eder.

    üstad:Evrim teorisi buna cevap vermez: Konu dışı… Buna kimya, yani fizik kanunları cevap verir.. Bugün senin nasıl ürediğine de aynı şekilde.. Merak ediyorsan, self-katalizasyon nedir, biraz üzerinde çalış.Aslında üreme ve çoğalma bir şeyi canlı olarak tanımlamamız için gerekli olsa da bunlar canlılığın tekelinde olan şeyler değildir. Siz etrafınızda canlı olmayıp üreyen şeyler görmüyor musunuz?

    Ben:Görmüyorum, parçalanıp dağılma ve birleşme var.Fakat bunlarda bir amaca yönelik.

    üstad:Sen üremenin yalnızca canlılara mahsus bir özellik olduğunu mu zannediyordun? Bir taş al ve apartmanın tepesinden aşağı at. Eğer üremenin ne demek olduğunu biliyorsan parçalanan taş ile bölünen hücre arasında teknik açıdan bir fark olmadığını anlarsın.

    Ben:bir gün Nasrettin Hoca komşusundan kazan istemiş.komşusuda vermiş.Hocada iki gün sonra kapısına gelen komşusuna kazanı ve içindeki küçük kazanı verir.Komşusu sorar Hoca bu ne diye hocada sizin kazan doğurdu der ve komşu alır gider Hoca bir gün bir daha gider istemeye komşu hemen verir ve bir kaç gün sonra komşu Nasrettin Hocaya gidip yine ister hocanın yüzü eğik bir vaziyette kapıyı açar komşu hemen kazanı ister Hoca Allah rahmet eğlesin sizin kazan öldü der. Komşu; Hoca neden yalan söylüyorsun der.Hoca sende kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun..

    Anoloji böyle bir şey olmalı..

  8. Sayın Matrix

    Okumanızda yarar gördüğüm, iki ilgili makalenin linklerini size sunuyorum.Müstear isminize binaen ilginizi çekecektir.Okuduktan sonra değerli yorumlarınızı bekliyoruz.;

    http://www.thedesignmatrix.com/content/the-significance-of-the-matrix/

    İkinci kısım ise analoji ile ilgili eleştirilerinize yönelik ve analojiye dayanan çıkarımsal durumların, nasıl nesnel şekilde kriterlenebileceğini Mike Gene kısa ve özlü şekilde aktarıyor…

    http://www.thedesignmatrix.com/content/scoring-faces/

  9. Sayın Mustafa Bey;

    Verdiğiniz linkleri tam olarak anlayacak derecede bir İngilizceye sahip değilim, ancak sitenizdeki veya internetteki konuyla ilgili dökümanları bir arkadaşımın müsait olduğu zamanlarda, sizin burada yaptığınız çeviriler ile takip edebiliyorum.Bu sebeple değerli kelimesi anoloji kurduğunuz ,bence değersiz, yorumlarım daha da gecikebilir.Kusura bakmayın.

    Türkçe manalandırdığımızda eğer teşbih anoloji ise, “teşbihte hata olmaz” diye bir söz vardır.fakat sondaki “olmaz” olmamalı manasındamı yoksa hata olabilir ama anlatılmak isteneni etkilemz manasındamı kullanılmış buna karar vermek lazım.Ben yaygın kullanımı tercih ederek, teşbihteki hata, söylenmek istenilene hatali diyemeyeceğimizi düşünüyorum.Bu bağlamda anolojiye bir eleştirim olamaz.

    Bir önceki yazımda yaptığım tartışmanın tabi ki tamamını buraya aktarmadım.Bu sebeple ne demek istediğim tam olarak anlaşılmamış olabilir.Ama tartışmamım başında olupta buraya aktarmadığım, “Paley in Saati” diye tabir edeceğim saat anolojisi, aynı üstadlar tarafından, canlı-cansız anolojisi kurulamaz diye itiraza uğramıştı.Gerisini de kısaca buraya aksettirdim zaten.

    Çok uzatmadan, evrime zıd yapılan anolojilerin, nesnelliğe ulaştırılması gerektiğiinin gerekliliğini düşünmüyorum.Zira bence evrim teorisi gereğince nesnel değil.Neden derseniz, çünkü meyve sinekleri hala sinek.Belki 3000 yıl önceden bu sineklere radyasyon verilse idi, teori yeterince nesnelliğe ulaşabilecekti..

    Saygılarımla

  10. makale ıcın tesekkurler….su bır gercekkı insanlar zekalarıyla işin içine daldıklarında asla gercegı goremıyorlar..sadece sebep ve sonucu goruyorlar…çunku beyın denen organda bulunan zeka ancak algıladıgı sebep sonuclara gore yorumluyor evreni..ama bilimin vucudun herhangı bır organında gosteremedıgı akıl denen ustun yetenek.. var olan bu sebep sonucları son derece ıyı kavrayıp gerceği ortaya çıkarabılıyor…tum ateıstler akılsızdır..aklı bulunan bır ınsanın gerceklerı gorememesı ımkansızdır..basıt ve genel yorumlarla..sadece gozuyle gordugu harıkuladelerı bıle yorumlayarak gercege ulasabılır….ama salt zekaya sahıp bır bırey sadece neden ve sonuclar ıcerısıne gomulmus ve karsısında mılyonlarca soruyla bocalayıp durmaktadır…akıl ve zekanın farkını ıyı kavramıs bır birey..ınsanların neden tasarımı savunduklarını veya neden karsı cıktıklarını kolayca anlayabılır..makale ıcın tesekkurler

  11. Tek bir sorunun cevabını çok merak ediyorum.”Akıl”,”Bilinç”,”Zeka” (artık hangisi daha uygun bir ifade olacaksa onu seçiniz lütfen) dediğimiz ve duyularımızla algılayamadığımız, fizik kanunları ile açıklayamadığımız, hacim ya da kütle taşımadığı için madde olmadığı da kesin olan, bu “şey”in ne olduğu ve nasıl ortaya çıktığı konusunda Darwinist ya da Evrimci çevrelerin bir tezi var mıdır ? Ciddi derecede efor sarfederek araştırdım kendi çapımda. Ancak ben rastlayamadım.
    Var ise lütfen beni yönlendiriniz.
    “Akıl” olmadan “canlılık” tanımlanabilir mi?
    Eğer tanımlanabilir diyen varsa, bir araba da canlı mıdır ? Zira kendi içerisine yapım-yıkım reaksiyonları gerçekleşen, hareket kabiliyeti olan, yukardaki üreme mantığından hareketle parçalarsak mitoz bölünme gerçekleştirmiş olacak bir varlıktır araba. Bu durumda araba canlı mıdır?
    Eğer canlı değilse, ve canlılık “akıl”dan bağımsız düşünülemezse,
    canlılığın ortaya çıkışını izah etme iddiasındaki Evrim Teorisinin en temel konusunun “Akılın ortaya çıkışı” olması gerekmez mi?
    Neden bu en temel soruya dair hiçbir teze rastlayamıyorum?
    Oysa maymunların insana evrilmesine air binlerce sayfa dökümana bir tek Google aramasıyla ulaşabiliyorum.
    Saygılar.

  12. Egkhan. Sevgili kardeşim seni uzun zamandır arıyorum. shiftdellete net te rastladım sana ama 12 aralık 2008’de orada yazmayı bırakmışsın. Allah rızası için. Bana bi şekilde ulaş. Site yönetimi mail adresimi sana bi şekilde ulaştırsınlar…

Yorumlar kapatıldı.