Ockhamlı’nın Usturasında Paradigma ve Tümevarım

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bilimsel Teorilerin Yapısı Üzerine

Dünyanın ve canlıların fiziksel yapısı üzerinde yapılan deneyler, bize yalnızca neyi bilmediğimizi gösterir. Mantıksal olarak, kesinlik olanaksızdır. Bilim olarak adlandırdığımız olgunun temelinde ise deney yatar. Deney bize gerçekliğin nesnel yapısının açıklar. Belirli bir konuya ilişkin yeterli miktardaki deneyle doğruyu bulabilir ve doğa yasalarının mantıksal temelini oluşturan kanıtlanabilir ve nesnel kuramlar ortaya koyabiliriz. Koyabilir miyiz?

Kesinlikle hayır. Ancak bu, bilimsel ilerleme kuramını ilk kez ortaya atan Francis Bacon’dan sonra üç yüz yıl kadar egemen olan ‘‘deneysel yöntem” inancıydı. Bacon’un önerisinin ana yapısı şuydu; bir bilim adamı bilinebilir ve bilinemez arasındaki sınırda bulunan bir konuyu ele alır. Denetim altında konumları çok iyi gözlenmiş ve denetlenmiş ölçümlerini yapar, bir başka deyişle ‘‘ laboratuar”ında ”deney” yapar.

Yeterli sayıda deneyin ardından bazı noktaları ortaya çıkarmaya başlayacaktır. Daha sonra bilim adamı, bu noktaları, mantıksal olarak gözlemlerini açıklayan hipotezin doğruluğunu güçlendirmek için kullanacaktır. Bu yeni ve güçlenen hipotez insan bilgisine yeni ufuklar ekleyecek ve bilim adamı daha ileri düzeylerdeki deneylerle bunu sağlamlaştıracaktır.1

Ockhamlı’nın Usturasını Kullanmak

Ockhamlı William 1285-1347 yılları arasında yaşamış ünlü bir filozoftur. Ockhamlı’nın usturası, gereksiz spekülasyonları önlemeye, onlara değer vermemeye yarayan, O’nun geliştirdiği bir tutumluluk ilkesidir. Buna göre, herhangi bir şeyi açıklamak üzere öne sürülen birden fazla açıklama söz konusu olduğunda, açıklanmak durumunda olanı, en az sayıda açıklayıcı ilke ve kabulle açıklayan ve olabildiğince çok şeyi açıklamayı başaranın seçilmesi gerekir; en basit açıklama, gerçekliği olduğu şekliyle tarif eden en muhtemel açıklama olma durumundadır.

Ockhamlı’nın bu ilkesi, hem modern bilimin, hem de felsefenin önemli ilkelerinden biri olarak geniş kabul görmüştür. Bu ilke sayesinde “zihnimizde ve dilimizde var olanlar” ile “gerçekte var olanları” ayırt etmeyi öğrenir, gereksiz ve yararsız izahlarla uğraşmaktan korunuruz. Bu ilkenin usturadan söz etmesinin nedeni, bilimsel olarak gereksiz ve varsayıma dayalı olanı kopartıp atmaya yaramasıdır.

Bunların tümü açık ve mantıksal görünmektedir. Öyleyse yanlış nerededir? Önce Bacon’ın ortaya koyduğu ilkeye bakalım. Getirdiği öneri bilimin hayali kavramlara ve duygulara yer vermeden deney ve gözlemle doğruyu bulabileceğin yönündedir. Bunu ‘‘ampirik yöntem” olarak adlandırabiliriz.  2

Tümevarım Yöntemi Üzerine

Bütün kuzgunlar siyahtır! ”

Carl Hempel‘e göre

Bu önermeyi iki şekilde ispatlayabiliriz:

a) Çok sayıda kuzgun görüp, hepsinin de siyah olduğunu tespit ederek,

b) Siyah olmayan şeylerin, aynı zamanda kuzgun da olmadığını görerek.

Bilinen şu ki çok sayıda siyah kuzgun ve yine çok sayıda siyah olmayan, aynı zamanda kuzgun da olmayan cisim vardır. Siyah olmayan tüm cisimler incelenmeden bu fikre varamayız. Kırmızı cisimler için bu uygulama yapılmamışsa “bazı kuzgunlar kırmızı yâda beyaz ” da olabilir. Bu sebeplerden Hempel paradoksu, “Tümevarım“ın itibarını sarsmıştır. 3

Kuş gözlemcisi örneğini ele alalım. Örnekte kişi tüm ömrünü kuzgunları gözlemlemekle geçirebilir. Gördüğü her kuzgun siyahtır, milyonlarcasını görmüş olabilir. Öyleyse, gözlemlerine dayanarak, bütün kuzgunların siyah olduğunu bir mantıksal önerme olarak ortaya koyabilir mi? Hayır, yapabileceği tek şey gördüğü tüm kuzgunların siyah olduğunu söylemektir. Gerçekte, göreceği bir sonraki kuzgunun siyah olacağı tahmini doğru çıkabilecektir ama henüz bunu kanıtlamış değildir ve deneyleri geleceği gösteremediği için hiçbir kesinlik temeli yoktur. ‘‘Ampirik”  gözlemlerden kaynaklanan ‘‘ bütün kuzgunlar siyahtır ” saptaması nesnel bir doğrudan çok, kuşları gözleyenin gördüklerine dayanan öznel bir görüştür. Gözlemci, gerçekte tümevarım yöntemini kullanmıştır. Gözlemsel olarak öyle gideceğini hissediyor ya da sanıyor. Ancak kuzgunları sonsuza dek gözlemlemeyi sürdürebilseydi, her an kıyıda köşede bir beyaz kuzgun olabileceği için, tüm kuzgunların siyah olduğunu söyleyemeyecektir.

Bu, Bacon tarafından açıklanan bilimsel, ampirik yöntemin bir örneğidir. Gerçekte, mantık terimleriyle belirtecek olursak, mantıksal yapıya tümevarımın mantıkdışı ve öznel bir süreci sokulmadığı sürece ampirik yöntemin olgusal önermeler (gerçeğe ilişkin sözler) getirmesi mümkün değildir. Ne kadar gözlem yapılırsa yapılsın, bir ampirik önermenin doğruluğu kanıtlanamaz. Kendisi doğrulanamayınca da, buna dayanan çözümler ‘‘bilim” in nesnel gerçekliğinden uzakta sisli bir mantığın içinde yürüyor demektir.

Bu paradoksla ilgili kısmi çözümler ve detaylı  bilgi için; http://en.wikipedia.org/wiki/Raven_paradox

Bilim insanları, bir yandan aralarındaki tartışmalar kızışırken bir yandan da bu konuları tartışmasını, incelemesini felsefecilere bırakma eğilimini göstermekteler. Büyük düşünür Hume, ‘‘fizik yasaları” nın destekleyici gözlemlerin mantıksal sonucu olmayan genel ifadelerden öteye gitmediğini söylemişti; oysa bilim insanları hiç bu türden felsefi kaygılar duymaksızın deneylerini sürdürmüşlerdi, çünkü bilim ‘‘verimli”ydi. Başka bir deyişle, bilim, nesnel gerçekliğe, dinsel inançlardan ya da manzara resimlerinden daha fazla yaklaşıyordu. Bunun da ötesinde yarattığı sonuçlar teknolojide yararlı ilerlemeler sağlamıştır.

Karl Popper’in bilimsel yöntem kuramı bilim felsefesinde bir dönüm noktası oldu. Popper’in kuramının dayandığı öncül şuydu: bir milyon siyah kuzgun mantıksal olarak ‘‘ tüm kuzgunlar siyahtır” yargısına götürmez, ama yalnız bir beyaz kuzgunun görülmesi mantıksal olarak ‘‘ kuzgunların tümü siyah değildir” yargısına götürebilir. Kısacası ampirik genellemeler mantıksal olarak doğrulanamaz, ama mantıksal olarak çürütülebilirler.

Popper’in kuramına göre bilimsel yöntem şudur: bilimsel bilgi olarak adlandırdığımız şey, doğası gereği ‘geçici niteliktedir”.  Bir bilim insanı deney yapacak ve gözlemlerine dayalı ampirik genellemelerde bulunacaktır, ardından bu genellemeler bir kuram biçiminde ortaya koyulur. Temel olarak Popper’in metodolojisinde kuramın açık ve tam olarak ortaya konması çok önemlidir. Kuzgun örneğimizde ‘‘ tüm kuzgunlar siyahtır, o halde beyaz kuş bir kuzgun değildir ya da yanlış tanımlanmıştır” demek, bilimsel olarak yanlış olacaktır. Bir kuram ortaya konduktan sonra bilim çevreleri tümevarımla destekleyici kanıt bulma yolunu değil, tam tersine deneysel koşullar içersinde çürütmeye çalışma yolunu izliyorlar. Bilim tarihi, en büyük ilerlemelerin, bu yöntem kullanıldığında gerçekleştiğini söylemektedir.

Bu durum eski kuram kısmen çürütüldükten sonra ortaya çıkan yeni kuramın açıklama açısından da açıklanmak durumunda olanı, en az sayıda açıklayıcı ilke ve kabulle açıklayan ve olabildiğince çok şeyi açıklamayı başaran bir tarzda ve rasyonel bir biçimde açıkladığında bir önceki hipotezin bilgi açısından daha zenginleştiğini göstermektedir.

Daha Zengin Kuramlar

Konuyu son bir örnekle bağlamak üzere, ampirik gözlemlerin sonucu olan bir hipotezi ele alalım. Su 100°C.ta kaynar, eğer Bacon’ın yönetimiyle çalışırsak o zaman hiç zorlanmadan deney koşullarını yeniden sağlarsak yine suyun 100°C.ta kaynadığını göreceğiz. Acaba hipotezi kanıtlamış sayılır mıyız? Hayır. Bilgimiz ilerledi mi? Hayır. Fakat kuramımızı sınadığımızı ve yanlış olduğu ortaya koyduğumuzu bir düşünün. Örneğin atmosfer basıncının göreli olarak daha düşük olduğu bir yerde bir kaba su koyduğumuzu düşünelim, bir süre sonra suyun daha düşük bir derecede kaynadığını göreceğiz. Hala suyun 100°C.ta kaynadığını ve bunun belli koşullarda böyle olduğunu söyleyebiliriz. Gözlemimiz yardımıyla buna bir ekleme daha yapar başka koşullarda daha düşük bir derecede kaynadığını da söyleyebiliriz. Bundan sonra, kuramımızı, yeni deneylerimizle yeni bir hipotez oluşturma yönelik araştırmalara başlarız; bu hipotez eski kuramımızı içermekte, ama daha fazla bilgi taşımaktadır. Öte yandan bu yeni hipotezde çürütülmeye açıktır.

Ne var ki, en yetkin kuramlarda (Evrim) çatlaklar her zaman olacaktır. Kimi zaman bu can sıkıcı kusurların düzeltilmesi kuramsal yapının yeniden kurulmasına yol açmakta, (Darwinizm) sonra bu yeni yapıda da çatlaklar olduğu görülmektedir. (Yeni-Darwinizm) Bilimsel süreç böyle devam edecektir. 4

Bir Teori Olarak Darwinizm Değerlendirilmesi

Türlerin evrimi bilimsel bir gerçektir. Fakat kesin mekanizması hala bilinmiyor. Canlıların ortak bir atadan ya da yapı taşını teşkil eden bir bilgiden,  başka bir değişle ortak bir kökenden çeşitlendiklerine dair bulgular oldukça kuvvetlidir. Örneğin, tüm canlıların DNA analizleri canlılar arasındaki benzerliklerin sanılandan daha büyük olduğu anlamına gelmektedir. Oysa doğal seçim teorisine göre, organizmanın yapısal özellikleri ve onun davranışı evrim süreci içinde doğal ayıklanma yoluyla ortaya çıkmaktadır. Her davranışsal fenotip, çevresel şartlar ve genotip arasındaki etkileşimin sonucudur. Bu Darwinizm için başka bir sorundur fakat eğer bu yapılar kör tesadüf eseri oluşamayacaklarsa bunların oluşumuna tersine mühendislik göz atarsak, tüm bilginin tıpkı bilgisayar yazılımları gibi köken olarak aynı, ama farklı amaç ve görevler için evrimsel mekanizmalar yoluyla  ayrı ayrı derlendiğini düşünebiliriz.

Bunun açıklanmasında doğrusal bir yaklaşımı savunan Darwinizm evrimsel süreçleri tamamen doğanın eline teslim ederek, yaratıcı gücü aslında kendisinin de yaratıldığı açıkça gözlenen bir sisteme ithaf etmiştir. Bu yaklaşımın sebebinin bilimsel kaygıdan çok ideolojik bir yaklaşım olduğu Richard Dawkins gibi Yeni-Darwincilerin söylemlerinden de rahatlıkla gözlemlenebilmektedir. Fakat türler arasında farklılıklar ve hayatın karmaşıklığı, evrimin Darwin ve sonra Yeni Darwinciler tarafından önerilen açıklamalarının çok ötesinde bir özelleşme ve komplekslik içerdiği göstermektedir. Darwinizm görünürde çok küçük değişiklikler olan adaptasyonlara açıklık getirebilirken türleşme ya da yapıların karmaşıklığı hususunda sisli bir ideolojik paradigmadan başka bir anlam taşıyamamaktadır. Bu çıkmazları açıklarken de kör tesadüfün sonsuz olasılığından başka kullanabileceği bir yöntemi de yoktur.

Burada Darwinizm için sorun Richard Dawkins’in değindiği gibi tasarlanmış gibi görünen yapıların nasıl tasarlanmadığını açıklamak ya da gerçekten tasarlanmamış olduğunu ortaya koymaktır. Çünkü belirli bir ön kabulle bilim yapmanın gereği olarak evrim sürecini açıklarken yapılması gereken budur.

Tasarımın varlığı tersine mühendislik denilen bir süreçle indirgenerek izlenebilirken, tasarlanmamış olduğu iddiası bunun aksine indirgenemez yapılarla karşı karşıya kalmaktadır.İndirgenemezlik mutlak bir nihai amaç için amaca özel derlenmenin doğrusal bir linear sistemde gerçekleşemeyeceği üzerine odaklanmaktadır.Evrim,Darwinin düşündüğü üzere doğal sayılar gibi bir ilerleme öngörmez. Hatta Darwinizm daha da ileri giderek bir ”ilerleme” den kesinlikle bahsetmemektedir. Temelde bu ilerleme inançınada amaça uygun tasarlanmanın içerdiği teolojik anlam sebebiylede tamamıyle karşıdır. Tüme varım mekanizması Darwinizm için her basamakta farklı yüzlerce sorunu ortaya çıkarmaktadır. Kısacası yaşayan organizmaların araştırırken bilime hakim paradigma  tersine mühendislik uygulamasını kullanırken, benzer bir çıkarımla  tasarımı savunan evrimsel düşünceyi yeni yaratılışcılık olarak yaftalayarak hayasız bir iki yüzlülük sergilemektedir.Bunun bilim adına olmadığı aşikardır. Darwinizm paradigması üzerindeki bu sessiz antlaşmanın bilimle değil doğrudan bilime kendi felsefi düşüncelerini yamayan, herşeyi maddeye indirgeyebileceklerini düşünen yada sanan ampirikçiler  olması günümüzde bilimin önündeki en büyük engeldir. Bu zihniyet ortaçağ klise babalarının modern yüzüdür. Ortaçağda din adına yapılan sömürü, şimdi ampirik bilim bezirganlığı üzerinden yapılmaktadır. Birçok makalemizdede ortaya koyduğumuz gibi bugün moleküler evrimi anlayabilmek ve anlamlandırabilmek için tersine mühendislik uygulamlarını ve mühendislerin kullandığı jargonu bilimsel literatür içen almak zorunda kalmaktayız. Bu durum bizzat paradigmaya sonuna kadar bağlı dogmatik evrimciler tarafından bile yapılmakadır.Aşağıdaki makalemizde PubMed veritabanında istatisliklerle bu durumu ortaya koymuştuk;

Tasarım Düşüncesi ve Darwin’in İkilemi

Peki, nedir bu tersine mühendislik ? Tersine mühendislik (Reverse Engineering, RE) bir aygıtın, objenin ve ya sistemin; yapısının, işlevinin ve ya çalışmasının, çıkarımcı bir akıl yürütme analiziyle keşfedilmesi işlemidir. Bu yöntem, genellikle orijinalinden kopyalamadan onunla aynı şeyi yapan yeni bir alet ve ya yazılım yapmaya çalışır ve sıklıkla bir şeylerin (örneğin; makine ve ya mekanik alet, elektronik komponent, yazılım programı gibi) parçalarına ayrılması ve çalışma prensiplerinin detaylı şekilde analizini içerir. 5

Yukarıda değindiğimiz üzere ampirik genellemeler mantıksal olarak doğrulanamaz, ama mantıksal olarak çürütülebilirler. Darwinizm de yüzleştiği en önemli çıkmaz budur…

Darwin’in doğal seçme kuramının üç temel gözlemden türetilebileceği söylenebilir. İlki bütün türlerde sayılarını üreme yoluyla arttırma açısından büyük bir potansiyel olmasıdır. İkincisi, bazı türlerin yaşamayı sürdürememeleri ve yok olmalarıdır. Üçüncüsü ise bütün organizmaların kendi aralarında farklılık göstermesi ve bu farklılıkları katılım yoluyla sonraki kuşaklara aktarılmasıdır.

Darwin, kuramının formüle etmek için bu gözlemleri kullanmıştır. Kuram farklılaşma, rekabet, üreme ve katılım ilkeleriyle açıklanabilen sürekli bir evrim sürecine dayanır. Kuramda, verili herhangi bir tür içinde farklılaşmanın kendiliğinden ve rastlantısal olarak ortaya çıkacağı öne sürülmektedir. Bazı farklılaşmalar hayvanın ya da bitkinin yaşamasına yardımcı olurken, bazıları da onu engelliyor. Örnek olarak küçük bir memeliyi alalım bütün diğer organizmalar gibi, bu da diğerleriyle rekabet içindedir. Yiyecek elde etmesi, saldırganlardan korunması, bir eş bulmak için yarışması gereklidir. Ele aldığımız memelide, ona olağan üstü güçlü bacaklar sağlayan bir farklılaşma olduğunu varsayalım. Türün diğer üyelerinden daha hızlı ve daha uzun koşabilecektir. Onu öldürmek isteyen diğer hayvanlardan kaçabilecektir. Avını daha hızlı ve daha başarılı bir biçimde izleyebilecektir. Kısaca, türün diğer üyeleri üzerinde seçici bir avantajı vardır. Kurama göre, bu hayvan doğal üreme süreci ve katılım yoluyla özelliklerini yavrularına aktararak varlığını sürdürme açısından daha fazla avantaja sahip yeni bir memeli türünün kurucusu olabilir.

Bu noktadan hareket eden bir kişi, kaplanların güçlü ve çevik olduğunu, bu niteliklerinde arzu edilir nitelikler olduğu öne sürerek, tüm memelilerin neden kaplan olmadığını sorabilir. Bu soruyu yanıtlayabilmek için yukarıda ele aldığımız memelinin daha farklı bir özellikle doğduğunu varsayalım. Bu farklılaşma onu daha küçük ve daha ürkek yapmış olsun. Bunun seçici bir dezavantaj oluşturduğu ileri sürülebilir mi? Her zaman değil. Çünkü bu özelliklere sahip memeli küçük deliklere girebilir ve sinerek düşmanlarından kurtulabilir. İlk örneğimizdeki memeli düşmanlarından kaçarak kurtulabilirken, ikinci örneğimiz de saklanarak kurtulur.

Karşı Çıkışlar

Klasik Darwinizmin bu ana ilkeleri çoğu bilim adamınca kabul edilmekle birlikte, doğal seçme kuramını türlerin kökenini tam olarak açıklayıp açıklayamadığı konusunda bilim adamları hala bazı kuşkulara sahiptir. Modern moleküller biyologların çoğu Darwinizmin evrimin içinde yer aldığı araç olarak bireysel canlı üzerinde çok fazla yoğunlaştığını ileri sürmektedir. Etkisi giderek artan bir kuram da yaşamı sürdürme dürtüsünü organizmanın kendisinde değil bu organizmanın genelinde var olduğunu öne sürmektedir.

Ne Kuş Ne De Balık

Darwinizme yönelik bir başka karşı çıkış da, hayvan fosilleri dizisinde evrim süreci açısından boşluklar bulunduğu öne sürülmektedir. Eğer evrim yavaş yavaş adım adım ilerleyen tarihsel bir süreçse ne kuş ne de balık olan ara türlere ait fosillerin bulunması beklenir. Ama durum farklıdır. Fosiller, türlerin hemen hemen aynı zamanda ve oldukça kısa bir süre içerisinde ortaya çıkma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Ancak çok az sayıda türde hayvan fosilleşmiştir. Bu nedenle balık türelerin yaşamış olmakla birlikte fosil bırakmamış oldukları düşünülebilir.

En son karşı çıkış uyumun elde zaman içinde şansa bağlı olarak gerçekleşmiş olmasının olanaksız olduğu yönündedir. Bu karşı çıkışı yanıtlamak daha da zordur. Bütün görebildiğimiz, olası pek çok gelişme yolunun varabileceği son noktadır. Başka hangi seçeneklerin var olduğu bilinemez. Bununla birlikte bazı türler çevrelerine öylesine tam uyum göstermişlerdir ki, bu uyum eldeki zaman içinde rastgele mutasyonlarla gerçekleşmiş olduklarından kuşku duyulması yersiz sayılmaz. 6

Darwinizm ve Deneme Yanılma Mekanizmalarında Olasılıkların Olasılığı

Darwinizmin,  kendi evrim sürecinde açıklayamadığı ya da henüz var olan ilerlemeyle açıklanamamış çatlakları oldukça fazladır. Darwinizm son yarım asırdır bu çatlakları mutasyonun tür içinde adaptasyon oluşturan etkilerine sığınarak çözmeye çalışmıştır. Sınırlı olarak faydalı olabilen (bakteri direnci ve adaptasyonlar) mutasyon mekanizması türden türe geçiş gibi geniş ölçekli bir yapılanmada, acaba canlılarda bugün gözlemlediğimiz tüm karmaşık biyolojik yapıları, tesadüfî deneme-yanılma tipi olasılık temelinde oluşturabilecek denli büyük bir kapasiteye sahip midir?

Temel matematik bilgisi ve olasılığın yapısal gücüne dayanarak neyin olası neyin olasılık dışı olabildiğini kısaca tanımlamaya çalışalım. Bunun için deneyselliğin sınırlarında olasılığın ne ifade ettiğini kısaca inceleyelim;

New York Üniversitesi kimya Profesörü ve DNA uzmanı Robert Shapiro’nun yaptığı hesap bizlere bir fikir verebilir. Darwinist bir evrimci olan Shapiro, sadece basit bir bakteride bulunan 2000 çeşit proteinin rastlantısal olarak meydana gelme ihtimalini hesaplamıştır (İnsan vücudunda ise yaklaşık 200.000 çeşit protein vardır). Elde edilen rakam, 10 40.000‘de bir ihtimaldir. 7

Temel olarak Yeni-Darwinizm canlılarda gözlemlenen karmaşıklığın açıklamak için çevreye bağlı oluşan mutasyonların içinden avantaj sağlayanların doğal seçilim mekanizmasınca bireye kazandırıldığı ve daha sonra kalıtımla ileriki nesillere aktarıldığını ileri sürer. Yaygın kabule göre mutasyonlar amaçsız ve yönlendirilmemiş oluşumlardır. Eğer kısaca tanımlarsak;

Değişinim ya da Mutasyon, canlının genetik bilgisinde meydana gelen ve nesilden nesile aktarılan kalıtsal değişmelerdir.

Bireyin, kalıtsal özelliklerinin ortaya çıkmasının sağlayan genetik şifre, herhangi bir nedenden dolayı (X ışını, radyasyon, ultraviyole, bazı ilaç ve kimyasallar, ani sıcaklık değişimleri vb. maddelerle) bozulabilir. Bu durumda DNA’nın sentezlediği protein veya enzim bozulur. Böylece canlının, proteinden dolayı yapısı, enzimlerinden dolayı metabolizması değişebilir. Bir gen mutasyona uğradıktan sonra kararlı hale gelir ve tekrar eski haline dönmek için herhangi bir eğilim göstermez. Mutasyonlar, kalıtsal materyalin normal kombinasyonunu değiştirmeyen, kalıtsal yapıda meydana gelen bütün değişikliklerdir. Mutasyon terimi genel olarak,

Kromozom yapısının değişmesini,

Kromozom sayısının değişmesini,

Genlerdeki değişiklikleri kapsar. . 8

Özellikle canlının yapısı karmaşıklaştıkça oluşacak mutasyonun yararsız durumdan giderek zararlı hatta ölümcül sonuçlar ortaya çıkarabilme olasılığı o denli artmaktadır. Mutasyonun gözlenebilen bir etki olmadan ortaya çıkması çok az gözlenen bir olgudur. Daha çok çevreden gelen kimyasal ya da fiziksel etkiler nedeniyle olur. Mutasyonlar yazıldığı kadar kolay oluşmayan süreçlerdir.

Bir dış etkinin mutasyona yol açabilmesi (mutajen olması) için hücre içine girip etkinliğini gösterebilmesi gerekir. Örneğin Güneş’in morötesi ışınları, girim gücü düşük olduğu için yalnızca deri hücrelerinde somatik mutasyona yol açabilirken, girim gücü yüksek olan X ışınları ya da atom bombası ışımaları, tohumsal mutasyona yani nesilden nesile aktarılabilen mutasyona yol açabilen çok güçlü etkenlerdir. 8

Öyleyse oluşması doğa koşullarının kendi içersinde bile belirli bir karmaşıklığı gerektiren bu mekanizma, üstelik canlı yapılardaki karmaşıklıkta büyüdükçe aynı oranda oluşması ve yapının işleyen mekanizmasının yok olma olasılığının o denli artırırken, aynı zamanda  evrimin açıklanmasında Yeni-Darwinizmin temel güçlerinden biri olmaktadır. Öncül hiçbir amacı ya da yönlendirilmiş bir içeriği olmadığı iddia edilen mutasyon süreçleri, doğa içersindeki kapasitesiyle, bizlere olasılığın sisli krallığında, hayatı açıklamakta insan aklına neyi ifade edebilmektedir?

Darwinizme göre mutasyon genom içersinde belirli bir zaman diliminde giderek düzen artırıcı, organizasyonu çoğaltıcı ve entropiyi artırırken bir yandan da azaltıcı, doğal seçilimin de katkısıyla çoğunlukla yapıcı ve kalıcı olabiliyor. O halde evrimsel ilerlemeleri doğal seçilim mekanizmasının güdümüyle meydana getirirken, acaba olasılığın hangi sınırlarında sebep-sonuç ilişkisine göre bunları gerçekleştirebiliyor? Yoksa bilim adına olasılığın doğa içersinde herhangi bir nesnel sınırı yok mu?

Şimdi bilebildiğimiz bilgiye dayanarak, somut bir olay üzerinden olasılığın dünya koşullarında insan aklına nasıl hitap ettiğini resmetmeye çalışalım. Bugün DNA’larımız içerisindeki şifrelenmiş bilginin deşifre edilişini/derlenmesini anlamak için Dünyanın en büyük araştırmalarından biri olan İnsan Genom Projesini yürütülmektedir. Bu proje 10 yılı aşkın muazzam bir çalışma sonucu nihayetinde genomumuzun oluşturan harfleri eksiksizce yazabilmeyi başarmıştır. İnsanoğlunun tüm biyolojik yapısının ve işlevlerinin tam bir haritası ve şifre çözümünü amaçlayan bir araştırmadır. İnsanlarda yaşamın temeli olan kimyasal reaksiyonları kontrol eden 50 binden fazla enzim vardır. Bu enzimlerin oluşumuna yol açan ve görevleri ile alakalı detaylı bilgiyi içeren bu yapılar yaklaşık 3,2 milyar nükleotidden meydana gelir. Bu tip bir veri yığını iddia edildiği gibi şifrelenip DNA içersine gömülmesi ve bilginin organizasyonu sağlayacak şekilde yönlendirilmeden oluşturulması olasılıklar dâhilin de mümkün müdür? Bu iddiayı yönlendirilme/organizasyon ve şifre/deşifre konusunda herkesin anlayabileceği daha basit bir örnekle inceleyelim. Bunun için de II. Dünya Savaşı’nda bilgisayarın oluşumunun yolunu açan Enigma örneğinden yola çıkalım. Enigma şifresi gibi tasarlanarak oluşturulmuş ve şifrelenmiş bir veri dizgesini çözmek için hangi bilinçli deneme-yanılma müdahaleleri gerekliydi? Bilgi içerikli bir yapının olasılık temelinde, içerdiği veri örüntüsünün ne anlama geldiğini ortaya koymak için sadece kör deneme-yanılma ve bunların veriyi sağlayıp sağlamadığına dair akıl yürütmeyle,  olasılık dairesi içersinde neyi başarabiliriz?

‘‘Gönderici ve alıcı fiş paneli kablo bağlantılarında, karıştırıcıların sırasında ve bu sıraya bağlı konumlarında, yani hepsi anahtarı belirleyen bu özelliklerde uyum sağladıkları sürece, mesajı kolaylıkla şifreleyebilir ve deşifre edebilirler. Oysa anahtarı bilmeyen bir düşman telsizcisi ele geçirdiği şifre metni çözmek için 10.000.000.000.000.000 olası anahtarın her birini tek tek kontrol etmek zorunda kalacaktır. Bunu daha anlaşılır bir çerçeveye oturtmak isterse, bir şifre düzeneğini bir dakikada kontrol edebilen inatçı bir kripto analistin tüm ayarları kontrol edebilmesi için evrenin yaşından daha çok zaman ihtiyacı olacaktır. Aslında bu hesaplamada halkanın kendisini de hesaba katmış olsaydım olası anahtar sayısı daha büyük olacaktı ve Enigma’yı çözmek daha uzun bir zaman alacaktı.” 9

Darwinizm için DNA’daki süreçler ile yukarıdaki süreç arasında benzer bazı ilişkiler vardır. Yukarıdaki süreç ile Darwinizm arasındaki önemli fark bugün DNA’daki şifreyi çözmeye çalışan biz bilinçli varlıklara karşın Darwinizmin DNA’daki bilginin, diziliminin ve organizasyonunun ihtimaller ve mutasyonun yukarıda bahsedilen son derece kısıtlı yetisi ile gerçekleşmiş olabileceğine olan inaçlarıdır. Yukarıda şifreyi yapan da şifreyi çözmeye çalışan da bilinçli varlıklardır. Sürece bu bilincin dolaylı katılımıyla yani sadece deneme-yanılma ve kontrol ile iştirak edilmektedir. Burada ayrıca şifreleme dizgesini çözmeyi değil mekanik süreçle şifre içeriğinin ortaya çıkarılmasının ne kadar ‘‘zaman” alacağı bahsi üzerinde durulmuştur. Bahsi geçen şifre de büyük olasılıkla 1 sayfa askeri metnin şifrelenmesinden ibarettir.

Ockhamlı’nın usturasında Tasarım mı yoksa Darwinizm mi, evrimi en az sayıda açıklayıcı ilke ve kabulle açıklayan teorilerdir? Bunlardan hangisi bilimsel olarak sonsuz varsayıma dayalı olandır ?

Bu soruya doğadaki canlılığı gözlemleyip verilen eski bir cevap şöyledir ;

Bir çalılıktan karşıya geçerken, ayağımı bir taşa doğru attığımı farz edelim. Bana, nasıl olup ta o taşın oraya geldiği ya da orada bulunduğu sorulsaydı, bildiğim her şeyin dışında, muhtemelen bir şekilde önceden beri orada olduğunu söylerdim… Ancak, yerde bir saat bulduğumu farz etseydik bu durumda o saatin nasıl olup ta orada olduğunu sorgular ve neticede daha önceki cevabımı veremezdim. Aksine, saatin parçalarının birbirleriyle olan uyumu ve bir sistemi oluşturacak şekilde bir araya gelmiş olmaları bize belli bir zamanda, belli bir yerde ve belli bir amaç için bir ya da birden fazla sanatkârın saati tasarlayıp yapmış olduklarını düşündürürdü. 10

Aklın rehberliği kuramsal sonsuz olasılıklar içersinde neyi aydınlatabilir? Yönlendirilmemiş güçler hayata dair her şeyi meydana getirebilir mi? Rastlantısallık yaşamın ve aklın kaynağı olabilir mi? Bu soruların kesin yanıtları belkide yoktur. Olası yanıtlar, olasılıklarla olasılık dışılığın, bilimle ideolojinin, hayalle gerçeğin ayrıldığı insan zihninin, vicdanıyla arasındaki muhasebesinde cevap bulabileceği kişisel çıkarımlardır…

Kaynakça;

1.Görsel Bilim ve Teknik Ansiklopedisi Cilt 2 s.376

2.Caner Taslaman Big Bang ve Tanrı s.110

3. http://www.paradokslar.com/anasayfa.htm (matematiksel paradokslar)

4.Görsel Bilim ve Teknik Ansiklopedisi Cilt 2 s.376

5. http://tr.wikipedia.org/wiki/Tersine_mühendislik

6.Görsel Bilim ve Teknik Ansiklopedisi Cilt 2 s.352

7.Necat Kutlu, Big Bang Teorisi ve Evrenin Yaratılışı, s. 36-7 Düşünce Yayınları, Mart 2004

Alıntının yapıldığı kaynak- Robert Shapiro, Origins: A Sceptics Guide to the Creation of Life on Earth, New York, Summit Boks, 1986, s.127

8. http://tr.wikipedia.org/wiki/Mutasyon

9. Simon Singh, Eski Mısır’dan Kuantum Kriptolojisine Gizlilik Bilimi; Kod Kitabı, 1999 s.168,  2004 Klan yayınları

10. (1) William Paley, Natural Theology; or, Evidences of the Existence and

Attributes of the Deity, 12th ed. (London: J. Faulder, 1809), p. 1.-3

Reklamlar

30 thoughts on “Ockhamlı’nın Usturasında Paradigma ve Tümevarım

  1. MAA şöyle demiş:

    Ockhamlı’nın usturasında Tasarım mı yoksa Darwinizm mi, evrimi en az sayıda açıklayıcı ilke ve kabulle açıklayan teorilerdir? Bunlardan hangisi bilimsel olarak sonsuz varsayıma dayalı olandır ?

    Ockham’ın usturasının “açıklayıcı ilke” sayısıyla hiçbir ilgisi yok. Kabul ve varsayımların sayısıyla ilgili. Açıklayıcı ilkesi az olanın çok olana göre tercih edilmesi diye birşey yoktur Ockham’ın usturasına göre. Kabul ve varsayım sayısı az olanın tercihi vardır.

    Evrim konusuna geldiğimizde ise tasarım argümanı tasarımcının varlığı gibi devasa bir kabule sahiptir. Evrim teorisinde ise herşey doğa yasalarına bırakılmıştır ve doğaüstü bir şeyin varlığının kabulüne gerek yoktur. Evrim teorisi temelde rasgele mutasyonların varlığına ve doğal seçilime dayanır. Mutasyonların kendiliğinden doğaüstü bir müdaheleye gerek olmadan gerçekleştiği bilinen bir gerçektir. Yani bu bir kabul değildir. Doğal seçilimin varlığı da aynı şekilde doğada gözlemlenebilmektedir. Doğal seçilim bir kabul değildir. Evrim teorisinin tek kabulu canlılığın varlığıdır. Evrim teorisi yaşamın ortaya çıkışını açıklamadığı için bir canlı olmaksızın işe yaramaz. Canlılık ortaya çıktıktan sonra tüm evrimin doğal yollarla oluşabileceğini söyler ve bunun nasıl olduğunu açıklar. Tasarım ise evrimin gerçekleşmesi için tasarımcının varlığı varsayar. Şimdi bu duruma Ockham’ın usturası ile baktığımızda tasarımın ustura ile kesilip atılması gerekir.

    Ayrıca birşeyi daha belirteyim. DNA şifreli değildir. DNA açık metindir. Şifrelenmiş birşey yoktur DNA’da. Düz metindir. Belli bir anahtar kullanılarak şifrelenmez ve okunurken de o anahtara göre deşifre edilmez. Bu nedenle Enigma ile kurduğunuz analoji “hatalı analoji” olmaktan ileri gidemiyor.

  2. Sayın Da Vinci

    Tasarım sadece sizinde değindiğiniz gibi Tasarımcıya ihtiyaç duyuyor evrimi açıklamak için oysa Darwinizm sırasıyla Mutasyon, Doğal seleksiyon ve Kalıtıma ihtiyaç duymakta.Tasarım olgusal olarak tasarımcıyla sizin tümevarımla tökezlediğiniz her alanı kavramsal olarak açıklayabiliyor. Bunu yaparkende bu gün teknolojimiz için bizimde kullandığımız tersine mühendislik eylemlerinden yararlanıyor.Biz bir tasarımın arkasında mühendis yok tasarımcı yok demiyoruz. Bunu söyleyebilmek için benimde sınırlı işlevliklerini kabul ettiğim (siz sınırsız bir işevsellik mekanizmasını savunuyorsunuz sanki bu mekanizmalar kanun ve herşey onlara uyuyor.Entropi ile karıştırmayalım :) varsayımsal olasılıkları kullananıyorsunuz.Doğru dürüst ve ön yargısız çalışan bir akıl için, evrimin gerçekleşmesinde Tasarımcının varlığının varsayımsal kabulü, (ki sadece tek bir olasılıktır) sonsuz olasılıklara gömülmüş, ne kadar gözlem yapılırsa yapılsın, doğruluğu kanıtlanamamış, kendisi doğrulanamayınca da, buna dayanan çözümler ‘‘bilim” in nesnel gerçekliğinden uzakta sisli bir mantığın içinde yürüyen bir anlayıştan daha rasyoneldir. Bu sisin mağduru olan sizin gibiler için yani din ve dinle ilişkilendirilebilecek herşeye karşı alerjisi olan insanlar için tüm bu olasılıklar olasıdır ve kabul edilebilir.En nihayetinde amaç ve çıkış noktanız Tanrı anlayışınıu reddidir. Buna yol açabilecek en küçük bir ima sizin gibiler için tiksindiricidir. Makalenin sonunda da dediğim gibi;

    ”Aklın rehberliği kuramsal sonsuz olasılıklar içersinde neyi aydınlatabilir? Yönlendirilmemiş güçler hayata dair her şeyi meydana getirebilir mi? Rastlantısallık yaşamın ve aklın kaynağı olabilir mi? Bu soruların kesin yanıtları belkide yoktur. Olası yanıtlar, olasılıklarla olasılık dışılığın, bilimle ideolojinin, hayalle gerçeğin ayrıldığı insan zihninin, vicdanıyla arasındaki muhasebesinde cevap bulabileceği kişisel çıkarımlardır…”

    Bu sizin vicdanınızın işi bizi ilgilendirmez sadece acıyarak tanık olabiliriz.

    Not:Ayrıca birşeyi daha belirteyim. DNA şifreli değildir. DNA açık metindir.Bu nedenle Enigma ile kurduğunuz analoji “hatalı analoji” olmaktan ileri gidemiyor. demişsiniz ben şifre analojisini çok kullanıldığı ve okuyanların genel anlamda anlamsı için yaptım.Bakalım akademisyenler ne yapmış?

    http://scholar.google.com.tr/scholar?hl=tr&lr=&q=DNA+%C5%9Fifresi&btnG=Ara

    Saygılarımla..

  3. Evrim konusuna geldiğimizde ise tasarım argümanı tasarımcının varlığı gibi devasa bir kabule sahiptir.

    Hayır, Tasarım Teorisi tasarımcının varlığını ön kabul olarak kabul etmez.Temel argüman, tasarımın olduğudur.
    Tasarımcının varlığı bir sonuç, çıkarımdır.Ortada amaçlı bir tasarım varsa Tasarımcısı da vardır.

    Evrim teorisinin tek kabulu canlılığın varlığıdır.

    Evrim teorisinin de bir kabulü olduğunu söylüyorsunuz.Akıllı Tasarım’ın da bir ön kabulü olduğunu iddia ediyorsunuz.İkisinin de 1 adet kabulü varsa, neden AT’ın atılmasını istiyorsunuz?
    Ayrıca AT’ın kabulü sandığınız şey kabül değildir.Çıkarım ya da sonuçtur.Tasarım varsa tasarlayan da vardır.Biraz mantık biliyorsanız, p => q (p ise q’dur) önermesinde, p kabul, q ise sonuçtur.Burada Tasarımcının varlığı p değil q’dur.

    DNA şifreli değildir. DNA açık metindir.

    Şifrenin ne olduğunu bilmiyorsunuz galiba. DNA bir şifredir. Şu okuduğunuz yazı da, farklı alfabeler, hiyeroglifler, bilgisayar diliyle yazılanlar,komutlar vb. de birer şifredir. …ATGCGCCGTCATGCAAT… diye giden metin belli bilgilerin şifrelenmesidir. DNA’ya açık metin diyorsunuz da yukarıdaki A, T, C ve G sembollerinden oluşan parçadan ne anlıyorsunuz? :)

  4. @MAA

    MAA şöyle demiş:

    Tasarım sadece sizinde değindiğiniz gibi Tasarımcıya ihtiyaç duyuyor evrimi açıklamak için oysa Darwinizm sırasıyla Mutasyon, Doğal seleksiyon ve Kalıtıma ihtiyaç duymakta.

    Kalıtım diye birşey yok mu? Mutasyonlar yok mu? Doğal seleksiyon yok mu? Bunlar kabul veya varsayım değil ki. İlahi Mustafa bey.

    Tasarım olgusal olarak tasarımcıyla sizin tümevarımla tökezlediğiniz her alanı kavramsal olarak açıklayabiliyor.

    Ona bakarsanız yaratılışçı görüşe göre de sadece tanrı varsayımı ile herşey açıklanabiliyor. O zaman onu seçelim ve bunlarla uğraşmaktan kurtulalım. “God did it”. Ne kadar da kolay öyle değil mi? Herşey bir anda açıklanmış oldu.

    Biz bir tasarımın arkasında mühendis yok tasarımcı yok demiyoruz. Bunu söyleyebilmek için benimde sınırlı işlevliklerini kabul ettiğim (siz sınırsız bir işevsellik mekanizmasını savunuyorsunuz sanki bu mekanizmalar kanun ve herşey onlara uyuyor.Entropi ile karıştırmayalım :) varsayımsal olasılıkları kullananıyorsunuz.

    Kimse sınırsız bir işlevsellikten bahsetmiyor. Mutasyonların hiç yoktan yani sıfırdan İK bir yapıyı oluşturamayacağını akıl başında herkes kabul eder. Zaten kimse de aksini iddia etmiyor. İK yapıların ufak değişimlerle adım adım mutasyonlarla oluşabileceğini iddia ediyoruz. Yoksa mutasyonlara sınırsız bir işlevsellik yükleyip bir anda hokus pokus ile İK bir yapı ortaya çıkabilir diyen bir bilim adamı yok. Hokus pokus bilim adamlarının değil teologların, teleologların iddiasıdır.

    Doğru dürüst ve ön yargısız çalışan bir akıl için, evrimin gerçekleşmesinde Tasarımcının varlığının varsayımsal kabulü, (ki sadece tek bir olasılıktır) sonsuz olasılıklara gömülmüş, ne kadar gözlem yapılırsa yapılsın, doğruluğu kanıtlanamamış, kendisi doğrulanamayınca da, buna dayanan çözümler ‘‘bilim” in nesnel gerçekliğinden uzakta sisli bir mantığın içinde yürüyen bir anlayıştan daha rasyoneldir.

    Tek bir olasılık olması onu daha rasyonel veya muhtemel kılmaz. Önemli olan o olasılığın değeridir. Aslında buradaki konu bir olasılık konusu da değil. Eğer tasarımın olduğu gösterilebilirse veya olmasının mutlaka gerekli olduğu gösterilebilirse tasarımcının varlığı kabul edilebilir. Bunlar olmadan tasarımcının varlığının kabulu hiçbir bilimsel temele dayanmayan, test edilemeyen, yanlışlanamayan haliyle de geçersiz bir varsayımdır.

    Sizin mantığınızla tasarımcı yerine Allah’ın varlığını kabul ederek işe giren biri en güzel çözümü bulmuş olur. Sadce tek bir kabul ile tüm soruların cevabını bulmuş olur. Böyle bir kabulün bilimsel bir ortamda kabul edilemeyeceğini gördüğünüzü umuyorum.

    Ayrıca nesnel gerçeklikten falan bahsedip sonra tasarımcının varlığını rasyonel göstermeniz biraz komik olmuş.

    Bu sisin mağduru olan sizin gibiler için yani din ve dinle ilişkilendirilebilecek herşeye karşı alerjisi olan insanlar için tüm bu olasılıklar olasıdır ve kabul edilebilir.

    Peki bunları olası kabul eden birçok teist, dindar bilim adamlarına ne diyorsunuz? Bizi alerjik olmakla suçluyorsunuz (ki böyle birşey yok) da onlar için ne diyeceksiniz?

    En nihayetinde amaç ve çıkış noktanız Tanrı anlayışınıu reddidir. Buna yol açabilecek en küçük bir ima sizin gibiler için tiksindiricidir.

    Ne amaç ne de çıkış noktam tanrı anlayışının reddidir. Eğer tanrının varolması gerektiğini gösteren bilimsel bir delille karşılaşırsam fikrimi değiştiririm. Mesela tasarımın kanıtlanması bunun için yeterli olabilir. Benim hiçbir şeye karşı alerjim veya önyargım yok. Ben bilimsel verilere göre karar verir ve hareket ederim.

    Bence asıl sizin için tiksindirici olan şey evrenin ve yaşamın oluşumu için bir tasarımcıya veya bir tanrıya ihtiyaç olmadığı düşüncesidir. Böyle olduğunda teistik görüşleriniz salt inanca dayalı olacak ve entellektüel olarak kendinizi boşlukta hissedeceksiniz. İşte sizi korkutan ve çekindiğiniz şey bu.

    Bu sizin vicdanınızın işi bizi ilgilendirmez sadece acıyarak tanık olabiliriz.

    Demek ki duygularımız karşılıklıymış.

    …ben şifre analojisini çok kullanıldığı ve okuyanların genel anlamda anlamsı için yaptım.Bakalım akademisyenler ne yapmış?

    Kimsenin sizin bahsettiğiniz gibi bir şifre mekanizmasından bahsetmediğini görüyoruz. Siz kriptoloji ile analoji kurdunuz. Oysaki DNA’da kripto yoktur.

    @TasarımGerçeği

    TasarımGerçeği şöyle demiş:

    Hayır, Tasarım Teorisi tasarımcının varlığını ön kabul olarak kabul etmez.Temel argüman, tasarımın olduğudur.
    Tasarımcının varlığı bir sonuç, çıkarımdır.Ortada amaçlı bir tasarım varsa Tasarımcısı da vardır.

    O zaman “Güzel bir çalışma olmuş tebrikler.” diyeceğine “Mustafa bey yanlış yoldasınız, tasarımcının varlığını kabule gerek yoktur” diyecektiniz.

    Bu arada asıl mesela zaten bilinçli bir tasarımın olması gerekliliğinin kanıtlanmasıdır. Eğer bu kanıtlanırsa haliyle tasarımcının da varolması gerektiği sonucuna varılır. Ama Mustaf beyin bu yazıdaki amacı Ockham’ın usturasını kullanarak tasarım ile evrim teorisinin evrimi açıklama bakımından karşılaştırılmasıydı. Sanırım siz asıl olayı anlamadınız. Bunu Mustafa beyle aranızda hallederseniz daha iyi olur.

    Evrim teorisinin de bir kabulü olduğunu söylüyorsunuz.Akıllı Tasarım’ın da bir ön kabulü olduğunu iddia ediyorsunuz.İkisinin de 1 adet kabulü varsa, neden AT’ın atılmasını istiyorsunuz?

    Çünkü evrim teorisinin kabulu evrimin açıklanmasında kullanılan bir kabul değil. Yani evrimi işleyişiyle alakalı bir kabul değil. Bir önkoşulu ifade ediyor. İlk canlı olmalı ki evrim olsun. Daha sonrası için evrim teorisinin bir kabulu yok. Diğer taraftaki durum böyle değil.

    Ayrıca AT’ın kabulü sandığınız şey kabül değildir.Çıkarım ya da sonuçtur.Tasarım varsa tasarlayan da vardır.Biraz mantık biliyorsanız, p => q (p ise q’dur) önermesinde, p kabul, q ise sonuçtur.Burada Tasarımcının varlığı p değil q’dur.

    Elbette bilinçli bir tasarım varsa tasarımcı da vardır. Daha önce de belirttiğim gibi bu yazının konusunu ve yazıda sunulan argümanı anlamamışsınız. Neye dayanarak “Güzel bir çalışma olmuş tebrikler.” dediğinizi anlamak mümkün değil.

    Şunu da belirteyim ki asıl konu zaten bilinçli bir tasarımın olup olmadığıdır. Ben olmadığını iddia ediyorum siz olduğunu iddia ediyorsunuz. Ama yazıyı okumuş olsaydınız konunun bu olmadığını görmüş olurdunuz.

    Şifrenin ne olduğunu bilmiyorsunuz galiba. DNA bir şifredir. Şu okuduğunuz yazı da, farklı alfabeler, hiyeroglifler, bilgisayar diliyle yazılanlar,komutlar vb. de birer şifredir. …ATGCGCCGTCATGCAAT… diye giden metin belli bilgilerin şifrelenmesidir. DNA’ya açık metin diyorsunuz da yukarıdaki A, T, C ve G sembollerinden oluşan parçadan ne anlıyorsunuz? :)

    Mustafa beyin verdiği Enigma örneğinde belli bir anahtara göre şifrelenen ve daha sonra o anahtara göre deşifre edilen bir metinden bahsediliyor. DNA’da böyle bir şifreleme mekanizması yoktur. DNA’daki veriler açıktır. Belli bir anahtarla şifrelenmiş değildir. DNA’daki bilgi bir dil gibidir. Belli dizilimlerin belli anlamları vardır. Ama bu dizilimler şifreli değildir. Yani ne görülüyorsa odur. Belli bir anahtara göre deşifre edilip yeni oluşan dizilime göre anlamlandırılmazlar.

  5. Sayın Da Vinci şöyle saçmalamış ;

    ”Kalıtım diye birşey yok mu? Mutasyonlar yok mu? Doğal seleksiyon yok mu? Bunlar kabul veya varsayım değil ki. İlahi Mustafa bey.”

    Bir kez daha okumak ve anlama mahsunu olduğunuzu gözler önüne sermişsiniz.Makalemde hepsine ayrı ayrı değinilmekte.

    ”Ne amaç ne de çıkış noktam tanrı anlayışının reddidir. Eğer tanrının varolması gerektiğini gösteren bilimsel bir delille karşılaşırsam fikrimi değiştiririm.”

    Bu sizin için olasılıklar dahilince olmayan bir şey, hatta sizin için bile dedim, yani sonsuz olasılıklara iman etmiş birine! Bugüne değin yaptığınız yorumlar, sizin iflah olmaz bir fanatik Darwinci olduğunuzu kanıtlamıştır. Kör saatçinin müridinin birşey görmesini bekleyende yok! En azından ben beklemiyorum.Bu söyleminize kendinizin bile inanmadığını biliyorum.Dileyen google sayesinde Da Vincinin din anlayışı (içindeki derin nefreti) ve söylemleri ile ilgili yeterince saçmalık bulabilir.

    ”Bence asıl sizin için tiksindirici olan şey evrenin ve yaşamın oluşumu için bir tasarımcıya veya bir tanrıya ihtiyaç olmadığı düşüncesidir. Böyle olduğunda teistik görüşleriniz salt inanca dayalı olacak ve entellektüel olarak kendinizi boşlukta hissedeceksiniz. İşte sizi korkutan ve çekindiğiniz şey bu.”

    Bu sizin anladığınız manada elbette ihtimal dahilindedir.Fakat sizin asıl hastalığınız yada entelektüel açmazınız bir ön kabulünüz olmadığı yönündeki saplantınızdır.Caner Taslaman bu hastalığın teşhisini olabilecek en açık ve detaylı bir şekilde yapmış ;

    ‘Natüralizm’ (doğacılık) ifadesine yüklenen her anlamda doğa-dışına ve bunun sonucu olarak tasarım deliline karşı bir dışlayıcılık vardır; çünkü tasarım delili, gözlenen doğadan hareketle, bu doğanın, doğa-dışı Tasarımcısı’na yükselir. Natüralizm, materyalizm ve ateizm ile kardeş bir görüştür. ‘Materyalizm’ sadece maddenin var olduğunu, madde dışında hiçbir varlığın (cevherin) bulunmadığını savunur; ‘ateizm’ ise Tanrı’nın var olmadığını savunan bir görüştür. Günümüz ateistlerinin büyük çoğunluğunun materyalist olduğu ve bu iki ifadenin adeta birbirine özdeş anlamda kullanıldıkları söylenebilir. ‘Natüralizm’ ifadesi ise genelde bu iki görüşle özdeş anlamda kullanılsa da bu ifadenin kimi kullanımlarında farklılıklar olabileceğini belirtmekte fayda vardır. Felsefî natüralizm (philosophical naturalism), birçoklarınca ontolojik natüralizm (ontological naturalism) ve metafizik natüralizm (metaphysical naturalism) olarak da anılır; bu görüşe göre, ‘doğa’ dışında hiçbir varlık yoktur, bu görüşün tamamen materyalizme ve ateizme özdeş olduğu söylenebilir. Diğer yandan metodolojik natüralizm (methodological naturalism) ve bilimsel natüralizm (scientific naturalism) ile bilimin metodunun ne olması gerektiğine dair bir iddiada bulunulur. Buna göre, ‘doğa’nın içindeki sebepler dışındaki sebeplerle ‘doğa’ açıklanamaz; örneğin evreni tasarlayan bir Tasarımcı’nın varlığına gönderme yapmak yasaktır. Metodolojik natüralizm, doğa-üstü bir gücün varlığına dair bir iddiada bulunmaz; Tanrı’nın varlığı veya yokluğu üzerine bir bildirimde bulunmaz ama Tanrı yokmuşçasına doğayı ele alır.

    Bana göre, felsefî natüralizmi ‘aktif ateizm’ olarak sınıflamak, metodolojik natüralizmi ise ‘pasif ateizm’ olarak sınıflamak yerinde olacaktır. Metodolojik natüralizm, felsefî natüralizmi kesin olarak doğru kabul ederek doğa-dışının var olmadığı iddiasında bulunmasa da metot olarak felsefî natüralizmi doğruymuş gibi kabul eder. Günümüzde bilime hâkim olan paradigmanın metodunun bu olduğu söylenebilir; bu yüzden fizik ve biyoloji kitaplarında Tanrı’ya atıf yapılmaz. Newton’un yazdığı bir kitabı, günümüzde, bir fizik öğretmeni ders kitabı olarak yazmış olsaydı; bu kitabın ders kitabı olması herhalde yasaklanırdı. Hatta Darwin’in en meşhur eseri olan ‘Türlerin Kökeni’ni, bugün bir biyoloji öğretmeni yazmış olsaydı; herhalde bu kitaptaki Yaratıcı’ya atıflar çıkartılmadan, bu kitap ders kitabı olarak okutulamazdı.

    Metodolojik natüralizmin neden mevcut paradigmanın yöntemi olduğunu anlamamız için, siyasetin bilim ve eğitim sistemiyle olan ilişkisini de irdelemek gerekir. Bu ilişki, Kilise ile siyasal sisteminin önemli etkileşimlerinin olduğu Batı’ya ait bir tarihsel sürecin ürünüdür; bu tarihsel süreçten yalıtılarak günümüzdeki siyasetin, bilim ve eğitim sistemiyle olan ilişkisi anlaşılamaz. Bu tarihsel süreci anlamak ise, sadece bu paradigmanın oluştuğu Batı dünyasındaki bahsedilen ilişkiyi anlamak için değil, Batı-dışı dünyayı anlamak için de önemlidir. Çünkü bilimin ve eğitim sisteminin nasıl organize olacağına, metotlarının ne olacağına dair Batı’da oluşmuş paradigma, Batı’ya mahsus kalmamıştır; dünyanın geri kalanınca bu paradigma transfer edilmiştir ve dünyanın geri kalanındaki bilimin ve eğitim sisteminin organizasyonu ve metotları da bu yüzden Batı’nın tarihi ile ilişkilidir. Bütün dünyada oynanan futbolun ortak kurallarının olmasının sebebi, her ülkenin birbirlerinden bağımsız olarak aynı kuralları bulmuş olmaları olmadığı gibi; günümüz dünyasında birçok ülkenin eğitim sisteminde metodolojik natüralizmin hâkim olmasının sebebi de her bir ülkenin birbirlerinden bağımsız olarak, bu yöntemin uygulanmasının en doğrusu olduğuna dair vardıkları sonuç değildir. Batı’dan transfer edilen bilim ve eğitim sisteminin paradigması bir paket halinde dünyanın her yerine ulaşmış, bu paket, teknolojik geriliklerinin yıkım ve komplekslerini yaşayan ülkelerce, analitik bir değerlendirmeye tabi tutulmadan benimsenmiştir.

    Aslında metodolojik natüralizmin teizm için çıkardığı problemler yüzeysel bir bakış açısıyla hemen fark edilmemektedir. Bir teist ve ateistin Londra-İstanbul arasındaki mesafeyi hesaplarken matematiğe veya haritacılığa başvurmalarında bir farklılık gözlemlenmeyecektir; bir teist ve bir ateist doktorun gözün veya kalbin fonksiyonlarını belirlerken biyolojiye başvurmalarında da bir fark gözlemlenmeyecektir; bir teist ve ateist astronomun Ay veya Güneş tutulmalarının oluş vaktini belirlemeleri ile ilgili hesaplamaları ve teleskobu kullanım tarzlarında da bir fark gözlemlenmeyecektir. Tanrı’nın varlığına veya yokluğuna dair herhangi bir yargı açıklanmadan, bahsedilen konularda, hem teist hem de ateist bilim insanlarının hiçbir farkı olmayabilir. Modern bilimin başarısı olan köprüler, ulaşım araçları, ameliyat teknikleri, gen teknolojisi, bilgisayar, internet gibi tüm ürünlerin hiçbirinin ‘metodolojik natüralizm’in bilimin metodu olarak benimsenmesiyle alakası yoktur. Fakat sorun, özellikle evrenin ve canlıların kökenine dair araştırmaların sunum ve yorumlarında ortaya çıkar. Örneğin evrenin kökenine dair Big Bang Teorisi’nin ve canlıların kökenine dair Evrim Teorisi’nin yorumlarında bu sorunu gözlemleyebiliriz.

    Birazdan görüleceği gibi canlılar dünyasında tasarım delilinin sayısız delili vardır, fakat metodolojik natüralizme göre doğal sebepler dışında bir sebebe atıf yapmak; tasarımın, bir Tasarımcı’yı gösterdiğini söylemek yasaktır.

    Teizmin ateizmden en önemli farklarından biri, evrendeki oluşumların ve canlıların Bilinç’in, Bilgi’nin ve Kudret’in ürünleri olduğunu savunmakken; ateizm bunları, tasadüfî bir süreçteki oluşumların ürünü olarak görür. Metodolojik natüralizme göre, Tasarımcı’nın varlığı veya sıfatlarının, dünyanın veya canlıların tasarımı gibi olgulardan temellendirilmeye kalkınması bile yasaktır. Ama bilimin objektif bir uğraş olduğuna inanılıyorsa, olması gereken tavır, baştan tasarımdan Tasarımcı’ya yükselmeyi yasaklamak yerine; mevcut olguların gerçekten de Tasarımcı’nın varlığını gösterip göstermediğine objektif bir şekilde yaklaşmak olmalı değil midir?

    Aslında içinde bulunulan durum çok ilginçtir: Baştan ‘metodolojik natüralizm’ bilimin yegâne yöntemi olarak ilan edilerek, Tanrı’nın (Tasarımcı’nın) varlığının bilimsel verilerden çıkarsanan sonuçlarla desteklenmesi yasaklanmakta, sonra ise Tanrı’nın varlığının bilime aykırı olduğu söylenerek Tanrı’nın yokluğunu iddia eden felsefî natüralizmin ve ateizmin savunması yapılmaktadır. Bu durumu şuna benzetebiliriz: Önce zencilerin ateizm müsabakalarına girmesi yasaklanmakta, daha sonra zencilerin atletizmde başarısız olmaları, yasaklı oldukları müsabakalara bakarak kararlaştırılmaktadır. Zencilerle ilgili örnekteki saçmalığı hemen anlayacak birçok insan, ne yazık ki, Tanrı’nın varlığından bahsedilmesini yasaklayan bilimsellik iddiasındaki bir anlayışla, Tanrı’nın varlığına (tasarım delilinin doğruluğuna) dair hiçbir delil olmadığını savunan bilimsellik iddiasındaki bir anlayışın farkını anlayamamakta; bu ikisini birbirine karıştırmaktadırlar. Bu tip sebeplerden dolayı, bence metodolojik natüralizmin ‘pasif ateizm’i, felsefî natüralizmin ‘aktif ateizm’inden, birçok zaman, teizm açısından daha tehlikelidir. Çünkü felsefî natüralizmin ve ateizmin apaçık Tanrı’yı inkârlarında teistler tavırlarını ona göre alırlar, karşı cephenin evreni ve canlıları bu şekilde yorumlamalarının sebebinin ateizmlerinden kaynaklandığını rahatça anlayarak savunmaya geçebilirler. Oysa felsefî natüralizmi ve ateizmi peşinen (apriori) gerçekmiş gibi kabul eden metodolojik natüralizmin, evreni ve canlıları yorumlayışında bir fark yoktur; Tanrı’yı yok kabul etmekle, Tanrı yokmuş gibi kabul ederek yapılacak evren ve canlılar üzerine yorumda bir fark olmayacaktır. Fakat metodolojik natüralizmin tehlikesi, bazılarının bu yöntemi objektif zannetmesi ve başka türlüsünün mümkün olamayacağını düşünmeleridir.

    Eğer bilim objektif bir uğraş olacaksa, bilimin bize sunduğu verileri değerlendirirken, neden natüralizm gibi doğa-dışının varlığını baştan reddeden bir metodu veya felsefeyi benimseyelim? Ortaçağda olduğu gibi “Peşinen Tanrı’nın varlığını kabul edip bilimsel araştırmalarınızı yapın” demenin yanlış olduğu anlaşılınca “Peşinen Tanrı yokmuş gibi bilimsel araştırmalarınızı yapın ve sonuçları ona göre değerlendirin” demek mi gerekiyor? Neden, Tanrı’nın varlığını veya yokluğunu peşinen kabul etmeden, bilimsel verilerin bizi götüreceği yere kendimizi bırakmıyoruz? Bilimin amacı doğruyu bulmaksa, neden bilimin neyi söyleyip söyleyemeyeceğini baştan belirleyerek bilimsel aktiviteyi sınırlıyoruz?1 Tasarım delili, evren üzerine araştırmalarımızın bizi bilinçli, kudretli bir Tasarımcı’ya (Tanrı’ya) ulaştırdığı iddiasındadır. Sonuçta bu kanıtlama şekli, evren ve canlılar üzerine bilgisizliğimizdeki açıkları Tanrı’ya imanla doldurmaya, yani ‘boşlukları doldurarak Tanrı’ya’ (God of the gaps) ulaştırmaya çalışmaz; tam tersine, evren ve canlılar üzerine bilgimizi (bilimsel verileri) değerli kabul eder ve bu verilerden yola çıkarak sonuca ulaştırır. Olması gerekli objektif tavır, evren ve canlılar üzerine bilgilerimizin -teizmi veya natüralizmi peşinen kabul etmeden- gerçekten de bizi bu sonuca götürüp götürmediğini değerlendirmektir. Bence, böylesi objektif bir tavır, bizi, tasarım delilinin güvenilirliğine ve modern bilimin bize sunduğu verilerin bu kanıtı güçlendirdiğine ulaştıracaktır. Bu bölümde bu yaklaşımın doğruluğu gösterilmeye çalışılacaktır; evrende ve canlılar dünyasında bu kanıtı destekleyecek veri o kadar çoktur ki, hiç şüphesiz bu kitapta bu konuya ayrılan yer, buna göre çok dardır.

    Teizm açısından asıl sorunun Evrim Teorisi olduğu kanaatinde değilim. Bu yüzden, tasarım delili ifadesi yerine, genelde Amerika’da kendilerini tamamen Evrim Teorisi’ne karşı konumlandıran ‘akıllı tasarım’ (intelligent design) hareketiyle özdeşleştirilmemek için ‘akıllı tasarım’ ifadesini pek kullanmamaya çalıştım.(Maalesef Caner Beyde burda front-loading destekcilerinin varlığını bilmiyormuş gibi gözüküyor) Bence, asıl sorun, natüralist felsefeye hizmet eden şekilde Evrim Teorisi’nin kullanımıdır. Pekâlâ, teizmle ve tasarım deliliyle uyumlu bir Evrim Teorisi anlayışı olması da mümkündür. Fakat natüralizm ile uyumlu bir tasarım delili olamaz; çünkü doğanın müdahale almayan kapalı bir sistem olduğunu savunan natüralizme karşı doğanın tasarımlanmış olduğunu savunan tasarım delilinin zıtlıkları tanımlamalarından başlayarak ortaya çıkar. Bana göre, teizm ile ateizm arasındaki asıl zıtlık, Evrim Teorisi ile türlerin bağımsız yaratılışı arasında değil; fakat natüralizm ile tasarım delili arasındadır. Teistlerin ayrı mezhepleri, ayrı dinleri olabilir; Evrim Teorisi’ni kabul eden teistler olduğu gibi, reddeden teistler de vardır. Fakat tüm bu farklı fikirlere rağmen, hatta metodolojik natüralizmi bilimsel bir yöntem olarak benimseyen teistlere rağmen, hiçbir teist, felsefî natüralizmi benimseyemez; felsefî natüralizmin, bütün teistlerin ortak düşmanı olduğu söylenebilir. Evrim Teorisi’nin bu tartışmada önem kazanma sebebi, natüralizmin hizmetçisi yapılmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır.

    Birçok kişinin zannettiği gibi, önce Evrim Teorisi’nin doğruluğu gösterilmiş, sonra da canlıların doğa içinde kalınarak açıklanmasının mümkün olduğundan yola çıkılarak natüralizm temellendirilmiş değildir. Tam tersine, doğa içinde kalınarak tüm varlığın açıklamasının yapılabilmesi için, yani natüralizmin doğru olabilmesi için, salt doğa içinde kalarak açıklamalar yapan bir Evrim Teorisi anlayışının doğru olması gerektiği anlaşılmış ve Evrim Teorisi doğru kabul edilmiştir. Sonuçta iki tane önkabul vardır; Evrim Teorisi’nin doğruluğu gösterilmeye çalışıldığında, natüralizm önkabulüne başvurularak Evrim Teorisi’nin alternatifsiz olduğu söylenmektedir; bu ‘alternatifsizlik’ sadece (bir önceki bölümde görüldüğü gibi) natüralizmin doğa-dışının varlığını peşinen reddeden anlayışı benimsenirse mümkündür. Natüralizmin doğruluğuna, canlıların tasarımlanmış olduğundan yola çıkılarak itirazlar getirilince ise, bu iddia, Evrim Teorisi’nin canlıları sadece doğa içinde kalarak açıklayabileceği ile savuşturulmaya çalışılmaktadır; sanki Evrim Teorisi’nin gerçekliği natüralist önkabulden bağımsız bilinebilirmiş gibi! Bu kısırdöngülü mantık üç maddede şöyle gösterilebilir:

    1- Materyalist bir Evrim Teorisi sayesinde canlılar, sadece doğa içinde kalınarak açıklanmaya çalışılmaktadır (natüralizm).

    2- Natüralizmi bir önkabul olarak aldığımızda materyalist Evrim Teorisi alternatifsizdir/doğrudur.

    3- Evrim Teorisi sayesinde doğruluğu belli olan (1. maddeye göre) natüralizm sayesinde Evrim Teorisi’nin doğruluğu bellidir (2. maddeye göre).

    Bu kısırdöngülü mantığın bir cümleyle ifadesi ise şudur: “Materyalist bir Evrim Teorisi anlayışının doğruluğuna, muhtaç olan natüralizmin doğruluğuna, materyalist bir Evrim Teorisi anlayışı doğru olabilmek için muhtaçtır.” Tasarım delili, natüralizmin yanlışlığını gösterecek bir kanıttır; gözlem, deney, öngörüde bulunmak gibi bilimsel kriterlere dayanmayan, temelde ancak natüralist bakış açısıyla bilim yapıldığında alternatifsiz olabilen Evrim Teorisi’nin bu dayanağı tasarım deliliyle çöker. Daha önce görüldüğü gibi, ancak natüralist bir önkabul olursa, canlıların dış görünüm veya genlerindeki benzerlikler gibi olgulardan Evrim Teorisi’nin alternatifsiz olduğuna inanmak mümkündür. Sonuçta, tasarım delili Evrim Teorisi’ni değil natüralizmi (bu arada materyalist-natüralist bir Evrim Teorisi anlayışını da) yanlışlar, ama Evrim Teorisi de böylece tartışmaya açık bir hipotez statüsüne düşer.”

    http://www.evrim.gen.tr/articles.asp?id=5

    Son olarak verdiğim linkteki; http://scholar.google.com.tr/scholar?hl=tr&lr=&q=DNA+%C5%9Fifresi&btnG=Ara

    Akademik makalelerde de analoji olarak kullanılan şifre lafzı araştırma metinlerinin içinde açıklayıcı argüman olarak defalarca kullanılmış. Örneğin;

    ” İnsanın genetik şifresi deoksriboinükleik asit (DNA) denen ve çifte sarmal biçiminde dizilmiş bir yapıda saklı”

    http://64.233.179.104/scholar?hl=tr&lr=&q=cache:LgPF7L9lNCkJ:yunus.hacettepe.edu.tr/~dugel/genomproje.pdf+DNA+%C5%9Fifresi

    ”Vücudunuz hücrelerden oluşmaktadır. Hücreleriniz,su,proteinler,DNA,şekerler ve yağlardan oluşmaktadır.DNA,proteinlerin yapımında kullanılan şifredir.”

    http://64.233.179.104/scholar?hl=tr&lr=&q=cache:PgjUpsLsLwIJ:www.odew.net/cografya/odewnet183.doc+DNA+%C5%9Fifresi

    DNA insanın genetik şifresini içeren bir makromoleküldür. A-G-T-C (Adenin-Guanin-Timin-Sitozin) harflerinden oluşan kendine has bir alfabesi vardır. Bu harflerin her biri bir baza karşılık gelir.”

    http://64.233.179.104/scholar?hl=tr&lr=&q=cache:cXq_viKPxXcJ:www.ztb.gov.tr/docs/temel_genetik_bilgiler.doc+DNA+%C5%9Fifresi

    Bu kadar açık bir şekilde verdiğimiz akademik metinlerdeki şifre benzetmesini siz ister kabul edin ister etmeyin bu anlatılmak istenenden bişey çıkaracak değildir.Zaten en açık söylemleri bile çarpıtma gücünüz sizin yegane tartışma güçünüzdür.

    Yukarıdaki açıklamalarda çizilen materyalist-naturalist-ateist bir altyapıya sahip bir zihnin , yarım yamalak entelektüellikle ve özellikle straw manlik (metnin içinden çımbızla bişey çekip ana konuyu saptırma) yapıp tüme varıma odaklı bir makaleyi, metin içersindeki bir analojiden, hemde tamamen kendi uydurması argümanla eleştirerek bişeyler yapmaya çalışması, son derece ”doğaldır”, ama bir o kadar içinde bulunduğu acziyetin ifşasıdır…

  6. MAA: Tasarım sadece sizinde değindiğiniz gibi Tasarımcıya ihtiyaç duyuyor evrimi açıklamak için oysa Darwinizm sırasıyla Mutasyon, Doğal seleksiyon ve Kalıtıma ihtiyaç duymakta.

    DV: Kalıtım diye birşey yok mu? Mutasyonlar yok mu? Doğal seleksiyon yok mu? Bunlar kabul veya varsayım değil ki. İlahi Mustafa bey.

    MAA: Sayın Da Vinci şöyle saçmalamış.

    Mustafa bey bırakalım da kimin saçmaladığına bu diyalogu okuyanlar karar versin.

    Bu sizin için olasılıklar dahilince olmayan bir şey, hatta sizin için bile dedim, yani sonsuz olasılıklara iman etmiş birine! Bugüne değin yaptığınız yorumlar, sizin iflah olmaz bir fanatik Darwinci olduğunuzu kanıtlamıştır.

    Eğer benim söylediklerimi kabul etmeyip benim ne düşündüğümü benden iyi bildiğinizi düşünüyorsanız ben hiç yazmayayım siz “Da Vinci” ismini kullanarak benim yerime yazın. Olur mu? Böylece hem kendiniz çalmış hem de oynamış olursunuz. Nasıl fikir?

    Kör saatçinin müridinin birşey görmesini bekleyende yok! En azından ben beklemiyorum.Bu söyleminize kendinizin bile inanmadığını biliyorum.

    Böyle garip yakıştırmalar sinir katsayınızın arttığını göstermekten başka birşeye yaramıyor. Ben de size tasarımcının müridi diyebilirim ama entellektüel bir tartışmada böyle kahvehanevari tabirleri kullanmayı aklımın ucundan bile geçirmem. Ama belli ki sizin belaltı vurma literatürünüz oldukça geniş.

    Tekrarlayayım eğer söylediklerime itibar etmeyip beni yalancılıkla, sahtekarlıkla (aslında düşünmediğim birşeyi düşünüyormuşum gibi gösterdiğimi söylüyorsunuz) suçlayacaksanız söyleyin de bir daha burada yazmayayım.

    Dileyen google sayesinde Da Vincinin din anlayışı (içindeki derin nefreti) ve söylemleri ile ilgili yeterince saçmalık bulabilir.

    Din konusu nerden çıktı sorması ayıptır? Ben ne demişim dikkatli bakın: “Eğer tanrının varolması gerektiğini gösteren bilimsel bir delille karşılaşırsam fikrimi değiştiririm.” Genel tanrı kavramı ile din çok farklı şeylerdir. Ben tanrının varolması gerektiğine kanaat getirsem bile bu herhangi bir dine inanacağım anlamına gelmez. Benim dinlerin çelişkilerini, yanlışlarını, saçmalıklarını görmüş biri olarak bir olarak bir dine inanmak imkansız gibi birşey. Bir tanrının olması gerektiği sonucuna varırsam deist olurum. Dinler hakkında elbette iyi düşünüyorum ama düşmanca bir tavır sergilediğimi de düşünmüyorum. Dinlerin birçok zararı ve bazı yararları olabilir. İnanmak isteyen inanır ama benim dini bir inançla bir ilgim olmaz. Dini inanç için iman gerekir, tanrının varlığına ise bilimsel yöntemlerle ulaşılabilir. Arasından önemli bir fark var. Dinlerin doğru olduğunu gösterecek bilimsel bir veri veya mantıksal bir çıkarım olamayacağını düşündüğüm için teist olmam söz konusu olamaz. Ama akıl yürütme ve bilimsel yöntemle tanrının varolduğu sonucuna ulaşırsam deist olurum.

    Peki siz bilinçli bir tasarım olmadığına ve evrenin ve canlılığın oluşması için herhangi bir bilinçli dış müdaheleye gerek olmadğına yani herşeyin doğal yollarla kendiliğinden gerçekleşmesinin mümkün olduğuna kanaat getirirseniz teist görüşünüzden vazgeçer miiniz? Yoksa imanınız aynen sapasağlam ayakta durur mu?

    Bu kadar açık bir şekilde verdiğimiz akademik metinlerdeki şifre benzetmesini siz ister kabul edin ister etmeyin bu anlatılmak istenenden bişey çıkaracak değildir.Zaten en açık söylemleri bile çarpıtma gücünüz sizin yegane tartışma güçünüzdür.

    Mustafa bey cümleler içinde şifre geçmesi demek bunun sizin analoji kurduğunuz Enigma’daki gibi bir şifreleme yoktur. Eğer biraz kriptografiyle ilgilenmiş olsanız size önceki mesajımda açıkladığım şeyi anlardınız ve makalelerde geçen “şifre” kelimelerini DNA’nın Enigma’dakine benzer bir şekilde şifrelenmiş olduğu argümanını savunmaya devam etmezdiniz. Bakın çok kısa bir örnek vereyim.

    Türkçe düz metin: ALİ TOPU TUT
    Türkçe düz metnin şifrelenmiş hali (1): CVK HYGV BKS
    Türkçe düz metnin şifrelenmiş hali (2): agoghom5kv7bl8gmd2rmgkbn
    .
    .
    gibi…

    Belli bir algoritma ile şifrelenmiş (anahtarlı veya anahtarsız) bir metin karşı tarafa yollanıyor ve karşı taraf bu şifrelenmiş metni deşifre ediyor ve düz metne ulaşıyor. Kriptografinin temelinde bu vardır.

    DNA’da böyle bir şifreleme yoktur. Eğer var diyorsanız bu tip bir şifreleme olduğunu açıklayan bir makale getirmeniz lazım. Yoksa bir makale içinde “DNA” ve “şifre” kelimelerinin beraber kullanıldığı cümleleri göstermenizin hiçbir anlamı yok. Eğer burada açıkladığım gibi bir şifrelemeden bahseden bir makale getirirseniz zevkle incelerim.

    Yukarıdaki açıklamalarda çizilen materyalist-naturalist-ateist bir altyapıya sahip bir zihnin , yarım yamalak entelektüellikle ve özellikle straw manlik (metnin içinden çımbızla bişey çekip ana konuyu saptırma) yapıp tüme varıma odaklı bir makaleyi, metin içersindeki bir analojiden, hemde tamamen kendi uydurması argümanla eleştirerek bişeyler yapmaya çalışması, son derece ”doğaldır”, ama bir o kadar içinde bulunduğu acziyetin ifşasıdır…

    Mustafa bey, sizin gibi dehanın yanında “yarım yamalak entellektüel” gözükmek çok normal değil mi :)

    Aman straw man demeyin. Sizin kadar straw man arügmanı kullanıp bir de karşıdakini bununla suçlayan birini daha görmedim. Lütfen bu konuyu kapatın :)

    Metnin içindeki bir analoji dediğiniz şey yazınızda diğer kitap ve yazılardan yaptığınızalıntılar dışında argümanınızı yadandırdığınız temel nokta. İsterseniz yazınızı tekrar okuyun ve o örneğe gelirken yaptığınız açıklamalara ve örnek sonucunda vardığınız sonuçlara falan tekrardan bir göz atın. Ben size temel dayanağınız çürük diyorum. Siz ise bu analojiyi yazı içinde pek de önemi olmayan gereksiz bir ayrıntıdan ibaretmiş gibi göstermeye çalışıyorsunuz. Olmuyor Mustafa bey.

    Bu arada Taslaman’dan yaptığınız uzunca alıntya hiç girmeyeceğim. İçeriğinde o kadar fazla yanlış, straw man ve uydurma var ki içine girdimi çıkmak mümkün olmayacak gibi duruyor. Onun için onu bir kenara bırakıp sizin yazınıza dönelim.

    Hatırlatma yapayım. Yukarda koyu işaretlediğim yere net bir cevap bekliyorum. Bunu es geçmezseniz sevinirim.

  7. Sayın Da vinci

    Yetersizliğinizi saklamak için kelime oyunlarınızda işe yaramıyor.Fakat en nihayetinde okuyanların karar vermesine elbette yürekten katılıyorum.

    ”Tekrarlayayım eğer söylediklerime itibar etmeyip beni yalancılıkla, sahtekarlıkla (aslında düşünmediğim birşeyi düşünüyormuşum gibi gösterdiğimi söylüyorsunuz) suçlayacaksanız söyleyin de bir daha burada yazmayayım.”

    Ben dedim ki bu sözlerinizin inandırıcılığını test etmek isteyenler sizin sitelerde çeşitli yaratılışcılarla seviyesi düşük bir kahvehane ağzıyla yapageldiğiniz yorumlara ulaşabilirler.Dileyenler bu konuda istediğinden çok veri bulabilir.Sitenize bakmak bile yeterli.Ben sizin söylediklerinize değil yaptıklarınıza bakıyorum.Yazmazsanız kaybımız büyük olur :)

    Teizm din evrim ve felsefi girdileri hakkında Caner Bey yeterince Darwinciliği yerden yere vurmuş. Buna elbet somut bir karşılık mantıksal girdi filan vermenizi zaten beklemiyordum.Din üzerine yaptığınızı spekülasyonlar yorum metinleriniz içinde var olan kini saklamaya yetmiyor.Bu benim kişisel görüşüm dileyen size ait metinleri okur sizin iddianızın mı yoksa benim çıkarımımın mı doğru olduğuna karar verebilir.

    Wikideki straw man açıklamasına ait 5 maddeden ikincisi şöyle diyor ;

    Quoting an opponent’s words out of context — i.e., choosing quotations that are not representative of the opponent’s actual intentions.”

    Bu tamda sizin bu makalede sergilediğiniz tavır.Dediğim gibi makale tüme varıma adanmıştır.Bu açıkca ortadadır. Şifre analojisi, tüme varımla olgusal olarak bile alakalı değil sadece sizin iman ettiğiniz trinity (mutasyon+doğal seleksiyon+kalıtım) nin bilgi oluşturma sürecindeki zaaflarından birine örnek olarak verilmiştir. Buda olasılıkların ne kadar olasılık dışı olduğunu ima eden bir analojidir.İşte siz cevap vermek için asıl ana konu olan Tüme varım ve Darwinizm ilişkisi yerine bu şekilde bir yol izleyerek aslında açık olarak bir acziyet ifşasında bulunuyorsunuz.Hatta birde sıkılmadan şöyle diyebiliyorsunuz ;

    ”DNA’da böyle bir şifreleme yoktur. Eğer var diyorsanız bu tip bir şifreleme olduğunu açıklayan bir makale getirmeniz lazım. Yoksa bir makale içinde “DNA” ve “şifre” kelimelerinin beraber kullanıldığı cümleleri göstermenizin hiçbir anlamı yok. Eğer burada açıkladığım gibi bir şifrelemeden bahseden bir makale getirirseniz zevkle incelerim.”

    Google scholardan verdiğim akademik linkte onca raştırma içinde herhalde laf olsun diye şifre kelimesi kullanılmadı.Bunu yapan biliminsanlarının bilmediği ama sizin dehanızın bildiği birşeyler olmalı…Ayrıca DNA içinde şifreleme proteinlerin üretimi için RNA mRNA arasındaki ilişkilerdede benzer analojilerin sıklıkla kullanıldığı ortada.Fakat siz tüm makalenin içindeki bir analojiyi çekip onu üzerinden argüman inşa ederek yaptığınız straw manlik (maddeye ile sabit) yüzünden zaten tartışmanın beyhude olduğu bir insan profili çiziyorsunuz.

    Velhasıl makaleyi yorumları okuyanlar dediğiniz gibi karar versin.Verdikleri karara görede dünyayaı algılamayı sürdürsün.

    Not: Bende Caner bey’in alıntısı altından kalkabilecekseniz burada yorumunuzu yayınlamaktan sevinç duyarım…

  8. @MAA

    Yetersizliğinizi saklamak için kelime oyunlarınızda işe yaramıyor.Fakat en nihayetinde okuyanların karar vermesine elbette yürekten katılıyorum.

    Aramızda geçen diyalogu olduğu gibi aktardım ve bunun üzerine yorum yapmanın anlamsız olacağını, kelimelerin kifayetsiz kalacağını düşündüğüm için yorumu okuyanlara bırakalım dedim. Tabi siz muhteşem engin bilgi birikimizle bunu benim “yetersizliğime” bağlamışsınız. Yakışır. Ne diyeyim :)

    DV: Ne amaç ne de çıkış noktam tanrı anlayışının reddidir. Eğer tanrının varolması gerektiğini gösteren bilimsel bir delille karşılaşırsam fikrimi değiştiririm.

    MAA: Bu sizin için olasılıklar dahilince olmayan bir şey, hatta sizin için bile dedim, yani sonsuz olasılıklara iman etmiş birine! Bugüne değin yaptığınız yorumlar, sizin iflah olmaz bir fanatik Darwinci olduğunuzu kanıtlamıştır. Kör saatçinin müridinin birşey görmesini bekleyende yok! En azından ben beklemiyorum.Bu söyleminize kendinizin bile inanmadığını biliyorum.Dileyen google sayesinde Da Vincinin din anlayışı (içindeki derin nefreti) ve söylemleri ile ilgili yeterince saçmalık bulabilir.

    DV: Tekrarlayayım eğer söylediklerime itibar etmeyip beni yalancılıkla, sahtekarlıkla (aslında düşünmediğim birşeyi düşünüyormuşum gibi gösterdiğimi söylüyorsunuz) suçlayacaksanız söyleyin de bir daha burada yazmayayım.

    MAA: Ben dedim ki bu sözlerinizin inandırıcılığını test etmek isteyenler sizin sitelerde çeşitli yaratılışcılarla seviyesi düşük bir kahvehane ağzıyla yapageldiğiniz yorumlara ulaşabilirler.Dileyenler bu konuda istediğinden çok veri bulabilir.Sitenize bakmak bile yeterli.Ben sizin söylediklerinize değil yaptıklarınıza bakıyorum.Yazmazsanız kaybımız büyük olur :)

    Ben ne demişim: “Eğer tanrının varolması gerektiğini gösteren bilimsel bir delille karşılaşırsam fikrimi değiştiririm.” Siz de buna karşı çıktınız. Yani siz diyorsunuz ki ben tanrının olması gerektiğini gösteren bilimsel bir veriyle, delille karşılaşsam bile fikrimi değiştirmem ve eski görüşümde ısrar ederim. Ayrıca bunu görüşünüzü destekleyen sözlerimi de google’da arayan birinin bulabileceğini iddia ediyorsunuz. Bu muhteşem bir iddia oldu. Hayal dünyası böyle birşey işte. İnsan kendi kafasında kurduğu hayali bir dünya ile ilgili olarak kendinden emin bir şekilde konuşabiliyor. Ama hayal dünyası ile gerçek dünya arasında bu kadar fazla ilişki kurunca çelişkiler ve saçmalıklar acı bir şekilde ortaya çıkıyor. İsteyen herkes şimdiye kadar yazdığım tüm yazıları inceleyebilir ve Mustafa beyin hayal dünyasına dayandırarak oluşturduğu argüman doğru mu yanlış mı test edebilir.

    Teizm din evrim ve felsefi girdileri hakkında Caner Bey yeterince Darwinciliği yerden yere vurmuş. Buna elbet somut bir karşılık mantıksal girdi filan vermenizi zaten beklemiyordum.

    Mustafa bey bırakın bunları artık. Taslamana cevap verememek diye birşey yok. O kadar uzun bir alıntı yapmışsınız ki ona cevap vermek için en az onun kadar uzun yazmak lazım. Benim de onunla uğraşacak zamanım yok. Aradan birkaç şeyi seçip cevap versem diğerlerine niye cevap vermediğimi soracaksınız onun için hiç girmedim. Ama emin olun cevap verilemeyecek birşey yok Taslamanın herhangi bir yazısında. Özellikle de bilimle ilgili konularda çok zayıf kalıyor kendileri.

    Bu tamda sizin bu makalede sergilediğiniz tavır.Dediğim gibi makale tüme varıma adanmıştır.Bu açıkca ortadadır. Şifre analojisi, tüme varımla olgusal olarak bile alakalı değil sadece sizin iman ettiğiniz trinity (mutasyon+doğal seleksiyon+kalıtım) nin bilgi oluşturma sürecindeki zaaflarından birine örnek olarak verilmiştir. Buda olasılıkların ne kadar olasılık dışı olduğunu ima eden bir analojidir.İşte siz cevap vermek için asıl ana konu olan Tüme varım ve Darwinizm ilişkisi yerine bu şekilde bir yol izleyerek aslında açık olarak bir acziyet ifşasında bulunuyorsunuz.

    Yanlış başlangıç noktasından yola çıkarak tümevarım yaparsanız varcağınız sonuç da yanlış olur. Kullandığınız analoji açık bir şekilde hatalıdır. Bu “out of context” falan değil “context”in tam ortasında yer almakta. Ben daha ne diyeyim. Anlamak istemiyorsanız yapacak birşeyim yok.

    Google scholardan verdiğim akademik linkte onca raştırma içinde herhalde laf olsun diye şifre kelimesi kullanılmadı.Bunu yapan biliminsanlarının bilmediği ama sizin dehanızın bildiği birşeyler olmalı…

    Kelimelere bu kadar takılmanızı aslında bariz nedenlerle normal karşılıyorum. Şifre kelimesi geçmesi Enigma’daki gibi açıklamasını yaptığınız bir kriptografinin DNA’da olduğunu gösteriyor mu? Hayır. Daha neyin mücadelesini veriyorsunuz?

    Ayrıca DNA içinde şifreleme proteinlerin üretimi için RNA mRNA arasındaki ilişkilerdede benzer analojilerin sıklıkla kullanıldığı ortada.

    Ortada? Kerameti kendinden menkul dedikleri bu olsa gerek :)

    Fakat siz tüm makalenin içindeki bir analojiyi çekip onu üzerinden argüman inşa ederek yaptığınız straw manlik (maddeye ile sabit) yüzünden zaten tartışmanın beyhude olduğu bir insan profili çiziyorsunuz.

    Ben argüman falan üretmiyorum. Sizin argümanınızın tamamen yanlış bir analoji üzerine kurulu olduğunu gösteriyorum.

    Bende Caner bey’in alıntısı altından kalkabilecekseniz burada yorumunuzu yayınlamaktan sevinç duyarım…

    Ben cevap yazdıktan sonra sizin yayımlamama gibi birşey yapacağınızı zaten sanmam ama yukarda açıkladığım gibi buna zaman lazım. Belki kendi blogumda buna cevap olarak bir yazı yayımlarım. Ama işlerimin yoğunluğu nedeniyle kısa bir gelecekte böyle birşey olacağını sanmıyorum. Bu arada şunu belirteyim Taslamanın temel argümanları straw man üzerine kurulu. Kendi kafasına göre yaptığı tanımlara göre birşeyler üretiyor ve bunlar üzerinden argümanlar oluşturuyor. Dediğim gibi bunları açıkça göstermek için zaman lazım. Bende de bu aralar o yok veya en azından Taslamana cevap vermeye ayıracak zaman yok.

  9. Sayın Da Vinci

    Kendini inkar eden birisiyle neyi tartışa biliriz ki.( gerçi şiarı sürekli inkar olan birisiniz ama kendinizide inkar etmeniz mükemmelliyetçi bir tavır gibi görünmedi bana :) Din ve inanç konusunda ateizm forumlarında kendi sitesinde (kapananlar dahil) ateizm şövalyesi gibi gezip duran her yere yorum yetiştirmeye çalışan, bir nevi ateizm havarisi olma misyonu yüklenmiş birisiniz.Bana olan cevabınızda;

    ” Bir tanrının olması gerektiği sonucuna varırsam deist olurum. Dinler hakkında elbette iyi düşünüyorum ama düşmanca bir tavır sergilediğimi de düşünmüyorum.”

    Bir yoldaş sitede yorumunuzda şöyle buyurmuşsunuz;

    ”Bu arada Kuran’daki (sözde) mucizeleri çok iyi bilirim ben. Siz hiç kafanıza takmayın onları. Ayrıca Kuran’da elbette birçok hata, akıl ve mantık dışı veri ve saçmalık mevcut ama bunları bu sitede tartışmam.” yorum no. 89

    http://yaratiliscilaracevaplar.wordpress.com/2006/03/25/harun-yahyanin-sahtekarliklari-1/

    Ayrıca;

    Bu yorum bölümünde ”www.islamiyetgercekleri.org ” adlı siteyi linklemişsiniz. ve 92. yorumda ”Oraya linkini koyduğum siteler benim beğendiğim ve bu isteye gelenlere ziyaret etmelerini tavsiye ettiğim sitelerdir” demişsiniz.Beğeniniz neye düşman olup olmadığınızı açıkça ortaya koymaktadır. Şu an bu siteye ulaşılamıyor ama daha önce ulaşabilenler bu sitenin içeriğini bilirler ve dileyenler site ilgili bilgiyi şurdan edinebilirler. http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=islamiyet+gercekleri

    ”Yani siz diyorsunuz ki ben tanrının olması gerektiğini gösteren bilimsel bir veriyle, delille karşılaşsam bile fikrimi değiştirmem ve eski görüşümde ısrar ederim. Ayrıca bunu görüşünüzü destekleyen sözlerimi de google’da arayan birinin bulabileceğini iddia ediyorsunuz.”

    Ben iddia etmiyorum.Buna gerek yok,ortada olan söylemleriniz zaten bunu gösteriyor.Bakalım daha önce ne demişsiniz ;

    ”Ne amaç ne de çıkış noktam tanrı anlayışının reddidir. Eğer tanrının varolması gerektiğini gösteren bilimsel bir delille karşılaşırsam fikrimi değiştiririm.”

    Gelin bunu yapıp yapamayacağınızı ele alalım.Hiyerarşide daha önce epey sizin üzerinizde yer alan. Misyonu sizin gibi yerel değilde evrensel olan eski bir ateist Anthony Flew örneği ile açıklık getirelim. Tanrının var olmasını gerektiren deliller hakkında kendisi neler atıp tutmuş? Zaten güncel bilimsel araştırmalardan da haberdar oluyor olamaz sizin kadar öyle değil mi? Sizin havari olduğunuz yerde o sözün gelişi (eskiden) peygamber sayılırdı. Fakat herhalde sizin kadar büyük bir dehaya sahip değil ki bilimsel gerçekliğe gözünü kapamış yaşı geldiğinden bir ayağı çukurda olduğundan olsa gerek, aşağıdaki saçma sapan, bilimsel bir çıkarım olamayan sözleri söylüyor ;

    ”Flew, bu inanç değişikliğinin temelinde yatan bilimsel sebepleri şu sözlerle açıklıyordu:

    “Biyologların DNA araştırmaları, yaşam için gerekli düzenlemelerin neredeyse inanılmaz olan kompleksliğini ortaya koyarak, yaşamın temelinde bilinç bulunmuş olması gerektiğini gösterdi (1) . Artık, üreyebilen o ilk hücrenin naturalist evrime dayali bir açıklamasını oluşturmayı düşünmeye başlamak bile aşırı derecede zor bir hal almıştır”(2) . İlk canlının cansız maddeden evrimleştiği ve olağanüstü kompleks bir canlıya dönüştüğü iddiasının hiçbir geçerliliği olmadığına, kesin bir şekilde kanaat getirdim (3)”

    http://www.dipsizkuyu.net/forum/21-bilim-teknoloji/402-anthony-flewin-donusu.html

    Şimdi, ben böyle bir bilimsel bir delil göremiyorum diyeceksiniz.. :) Evet gerçekten dediğiniz gibi tanrı formüle edilebilirse ”belki” inanırsınız…

    Şifre analojisi linkini verdiğim scholarda, akademik olarak 186 metnin içinde benzer şekilde kullanılmış.Açık olan sizin genel algı dünyanızın çarpıklığı…

    http://scholar.google.com.tr/scholar?hl=tr&lr=&q=dna+%C5%9Fifresi&btnG=Ara

    ”Yanlış başlangıç noktasından yola çıkarak tümevarım yaparsanız varcağınız sonuç da yanlış olur. Kullandığınız analoji açık bir şekilde hatalıdır. Bu “out of context” falan değil “context”in tam ortasında yer almakta. Ben daha ne diyeyim. Anlamak istemiyorsanız yapacak birşeyim yok.”

    1.Makalenin çıkış noktası ve ana konusu şifre analojisi değil.Fakat bunu anlamaktan mahsun biri var karşımızda, bu analoji sonuç bölümünde açıklayıcı girdi olarak verildi.Makalenin temel vurgusu olan tümevarımın zayıf noktaları ile ilgili verdiğim açıklamaları es geçip ”choosing quotations that are not representative of the opponent’s actual intentions” yapan biri strawmanlik hakkında beni ve Caner Beyi suçlayabiliyor.Bu yüzsüzlüğe pes doğrusu…

    2. ”Belki kendi blogumda buna cevap olarak bir yazı yayımlarım. Ama işlerimin yoğunluğu nedeniyle kısa bir gelecekte böyle birşey olacağını sanmıyorum.” bu konuda aynı fikirdeyiz :))

    ” Dediğim gibi bunları açıkça göstermek için zaman lazım”

    Evet bencede :)) ama Caner Beye doğru dürüst bir cevap verebileceğinizi sanmıyorum.Varsa makale içindeki ana konuya itirazınız yada gerçek bir karşı yorumunuzu elbette görmek isteriz…

  10. @MAA

    Kendini inkar eden birisiyle neyi tartışa biliriz ki.( gerçi şiarı sürekli inkar olan birisiniz ama kendinizide inkar etmeniz mükemmelliyetçi bir tavır gibi görünmedi bana :)

    Bir de böyle boş boş atıp tutacağınıza neyi inkar ettiğimi bir gösterebilseniz çok hoş olacak :)

    Din ve inanç konusunda ateizm forumlarında kendi sitesinde (kapananlar dahil) ateizm şövalyesi gibi gezip duran her yere yorum yetiştirmeye çalışan, bir nevi ateizm havarisi olma misyonu yüklenmiş birisiniz.

    Mustafa bey benimle dalga mı geçiyorsunuz? Bunda ne var? Kendi düşüncelerimi yazmamdan daha doğal ne olabilir? Bu neden sizi rahatsız ediyor? Din veya tanrı havariliği yapanlara da aynı şekilde itiraz ediyor musunuz ki bunu burada kendiniz de yapıyorsunuz. Benim bu konulardaki düşüncelerimi açıkça bildirmem sizi neden rahatsız ediyor anlamış değilim. “Eğer tanrının varolması gerektiğini gösteren bilimsel bir delille karşılaşırsam fikrimi değiştiririm.” diyen birisi bunları yapmaz mı diyorsunuz yoska? Derdinizi anlatırsanız sevinirim. Görüşlerimi aktarmamı engelleyen şey ne anlamıyorum.

    Bana olan cevabınızda;

    ” Bir tanrının olması gerektiği sonucuna varırsam deist olurum. Dinler hakkında elbette iyi düşünüyorum ama düşmanca bir tavır sergilediğimi de düşünmüyorum.”

    Orada “düşünüyorum” yerine “düşünmüyorum” olması gerekirdi. Yazım hatası yapmışım. Aslında cümlenin yapısına bakınca anlaşılıyor ama …

    Bir yoldaş sitede yorumunuzda şöyle buyurmuşsunuz;

    ”Bu arada Kuran’daki (sözde) mucizeleri çok iyi bilirim ben. Siz hiç kafanıza takmayın onları. Ayrıca Kuran’da elbette birçok hata, akıl ve mantık dışı veri ve saçmalık mevcut ama bunları bu sitede tartışmam.” yorum no. 89

    Yani? Sizce burada “Eğer tanrının varolması gerektiğini gösteren bilimsel bir delille karşılaşırsam fikrimi değiştiririm.” sözümle çelişen birşey mi var sizce? Buradaki sorun ne sizce?

    Bu yorum bölümünde ”www.islamiyetgercekleri.org ” adlı siteyi linklemişsiniz. ve 92. yorumda ”Oraya linkini koyduğum siteler benim beğendiğim ve bu isteye gelenlere ziyaret etmelerini tavsiye ettiğim sitelerdir” demişsiniz.Beğeniniz neye düşman olup olmadığınızı açıkça ortaya koymaktadır. Şu an bu siteye ulaşılamıyor ama daha önce ulaşabilenler bu sitenin içeriğini bilirler ve dileyenler site ilgili bilgiyi şurdan edinebilirler.

    Site adı üstünde islamiyetin gerçeklerini anlatan bir sitedir. Gerçeklerin ifadesi bazılarına hakaret gibi gelebilir. Bunun düşmanlıkla falan ilgisi yok.

    Yine aynı şeyi soracağım. Burada “Eğer tanrının varolması gerektiğini gösteren bilimsel bir delille karşılaşırsam fikrimi değiştiririm.” sözümle çelişen birşey mi var sizce?

    Gelin bunu yapıp yapamayacağınızı ele alalım.Hiyerarşide daha önce epey sizin üzerinizde yer alan. Misyonu sizin gibi yerel değilde evrensel olan eski bir ateist Anthony Flew örneği ile açıklık getirelim. Tanrının var olmasını gerektiren deliller hakkında kendisi neler atıp tutmuş? Zaten güncel bilimsel araştırmalardan da haberdar oluyor olamaz sizin kadar öyle değil mi? Sizin havari olduğunuz yerde o sözün gelişi (eskiden) peygamber sayılırdı. Fakat herhalde sizin kadar büyük bir dehaya sahip değil ki bilimsel gerçekliğe gözünü kapamış yaşı geldiğinden bir ayağı çukurda olduğundan olsa gerek, aşağıdaki saçma sapan, bilimsel bir çıkarım olamayan sözleri söylüyor ;

    İlk olarak şu Anthony meselesini çözelim. Mustafa Akyol’dan başlayan Anthony efsanesi. Anthony değil Antony. Bir ismi yazmak bu kadar zor olmamalı. Aman ne fark eder salla diyorsanız da siz bilirsiniz.

    Gelelim yazdıklarınıza. Sorması ayıptır hangi hiyerarşiden bahsediyorsunuz? Bilim ve felsefede kişilere dayalı bir hiyerarşi yoktur. Eğer bir bilim adamı bilimsel bir konuda saçmalıyorsa ve bunu hiçbir bilimsel geçmişi veya kariyeri olmayan sıradan bir insan ortaya koyabiliyorsa “ama o koskoca profesör sen ise sıradan birisin, bu nedenle onun dediği doğru olmalı” mı diyeceksiniz? Özellikle bilimde bu tip bir hiyerarşi kesinlikle söz konusu değildir.

    Mustafa Akyol ile Antony Flew üzerine bir tartışma başlıklı yazımı okuma zahmetine katlanırsanız Antony Flew’un bilimsel yetersizliğine dair kanıtları açıkça görebilirsiniz. Kendi sözleriyle bunu açıkça ortaya koymuş durumda. Benden istediğiniz şey Antony Flew’un yaptığı hatanın anısı yapıp olmayan kanıtlara dayanarak tanrının varlığı sonucuna varmam mı?

    Şimdi, ben böyle bir bilimsel bir delil göremiyorum diyeceksiniz.. :) Evet gerçekten dediğiniz gibi tanrı formüle edilebilirse ”belki” inanırsınız…

    Tanrının formülasyonuna flan hiç gerek yok. Çok basit açıklayayım. Eğer evrenin ve yaşamın bilinçli bir tasarım olmaksızın kendiliğinden oluşamayacağını gösteren bilimsel deliller görürsem bilinçli bir tasarımcı olması gerektiği sonucuna varırım. Bunu kabul etmekten de çekinmem. Ama şunu da hemen belirteyim, bu durum dinler hakkındaki görüşlerimde bir değişikliğe neden olmaz. Çünkü bilinçli tasarımcının varolmasıyla dinlerin uzaktan yakından bir ilişkisi yok.

    Şifre analojisi linkini verdiğim scholarda, akademik olarak 186 metnin içinde benzer şekilde kullanılmış.Açık olan sizin genel algı dünyanızın çarpıklığı…

    Mustafa bey hala aynı linki vererek DNA ve şifre kelimelerinin bir arada geçtiği dokümanları göstermeniz komediden başka birşey değil. 186 dokümanda DNA ve şifre kelimeleri geçiyor. Ama hiçbirinde sizin analoji kurduğunuz Enigma’daki veya herhangi başka bir kriptografi sistemindeki anlamıyla şifre olduğundan bahsedilmiyor. Bunu size söyledim eğer öyle birşey varsa o makaleyi gösterin dedim ama siz hala “şifre” kelimesine katılmış durumdasınız. Ben DNA ile şifre kelimelerinin bir arada geçtiğine karşı çıkmadım. Ben DNA’nın içinde kriptografi olmadığını söylüyorum. Bunun aksini gösteren bilimsel bir makale vermeyecekseniz lütfen bir daha aynı linki vermeyin. Anladık DNA ve şifre kelimelerinin bir arada geçtiği dokümanlar var. Ama bunların hiçbiri DNA’nın şifrelenmiş olduğu tezini desteklemiyor.

    1.Makalenin çıkış noktası ve ana konusu şifre analojisi değil.Fakat bunu anlamaktan mahsun biri var karşımızda, bu analoji sonuç bölümünde açıklayıcı girdi olarak verildi.Makalenin temel vurgusu olan tümevarımın zayıf noktaları ile ilgili verdiğim açıklamaları es geçip ”choosing quotations that are not representative of the opponent’s actual intentions” yapan biri strawmanlik hakkında beni ve Caner Beyi suçlayabiliyor.Bu yüzsüzlüğe pes doğrusu…

    Yazınızın temel arügmanında mutasyon+doğal seçilim+kalıtım dediğiniz şeyin ne kadar olasılık dışı olduğunu göstermeye çalışıyorsunuz. Bunun için de DNA’nın şifrelenmiş olduğunu söylüyorsunuz ve bunu bir analoji ile destekliyorsunuz. Yani bu analoji argümanınızın tam da temelini oluşturuyor.

    Ayrıca zaten yazınıza verdiğim ilk cevaba baklarsanız bu analojideki hataya cevabımın sonunda kısaca değindiğimi görürsünüz. Yani temel itirazım bu bile değildi. Ama sonuçta önemli bir hataydı ve değinmeden geçemezdim.

    Yüzsüzlük konusuna ise hiç girmeyeyim.

    Evet bencede :)) ama Caner Beye doğru dürüst bir cevap verebileceğinizi sanmıyorum.Varsa makale içindeki ana konuya itirazınız yada gerçek bir karşı yorumunuzu elbette görmek isteriz…

    Mustafa bey buna sadece gülüyorum. İlk okul çocukları gibi “yapamaz ki yapamaz ki” demeniz sadece komik. Başka yorum yapmayacağım.

  11. Sayın Da vinci

    Son yorumda yazdığım yorumdaki konular üzerinde gerçek karakter ve acziyetinizi gösterdiğiniz için teşekkür ederim…

  12. Elbette bilinçli bir tasarım varsa tasarımcı da vardır. Daha önce de belirttiğim gibi bu yazının konusunu ve yazıda sunulan argümanı anlamamışsınız.

    “Bilinçli bir tasarım varsa tasırımcı vardır” önermesi bilimsel bir önermedir.Mantıkta bunlar, p=>q şeklinde ifade edilir.Eğer tasarım varsa tasarımcı da vardır.Zaten AT teorisyenlerinin yapmaya çalıştığı Tasarım’ın varlığnı ispat etmek. Ki tasarımı tespit etmek oldukça kolaydır, fakat azcık dogmatik düşünceden bir an vaz geçmek gerekir.

    Agnostik olsaydınız belki tasarımın varlığının olabileceğine inanabilirdiniz. Fakat sizin ateizm gibi bir inancınız var,Ve bu, teizmle bağlantılı her şeye inanmanızı engelliyor. Ateizme iman ettiğiniz için tasarım fikri sizi bayağı rahatsız ediyor olmalı.

    Bu yazının konusunu anladım ayrıca.Boş konuşmayın bence.

    Neye dayanarak “Güzel bir çalışma olmuş tebrikler.” dediğinizi anlamak mümkün değil.

    Bu,kişisel bir görüştür.bir şeye dayanması mı gerekir? :) Güzel bir çalışma olduğunu düşünmüş olabilirim. Yazıdaki her görüşü katılıyorum gibi bir şey mi söyledim, ya da anlama problemininz mi var? “Güzel bir çalışma olmuş tebrikler” demem sizi rahatsız etmiş gâliba.

    Türkçe düz metin: ALİ TOPU TUT
    Türkçe düz metnin şifrelenmiş hali (1): CVK HYGV BKS
    Türkçe düz metnin şifrelenmiş hali (2): agoghom5kv7bl8gmd2rmgkbn

    Sizin anlamdığınız kendi okuyabildiğinizi düz metin zannetmeniz.Aslına bakarsanız, ilk verdiğiniz düz metin örneği de bir şifredir.Türkçe harfleri bilmeyen kişi nasıl anlayabilir ilk cümleyi? Ben ikinci verdiğnizi örnekteki gibi yazıp okuyorum diyelim, ilk örneği anlamıyorum. Şimdi hangisi düz metin? Düz metin dediğiniz DNA’dan ne anlayorsunuz? DNA’yı okuyabiliyor musunuz?
    Mustafa Ajlan bey’in verdiği linkte ki Akademik makalelerde hep “DNA şifresi” tabiri geçiyor. Bu kadar akademisyen de DNA’yı şifre olarak tabir ediyor.Hatanızı anlamakla bir şey kaybetmetsiniz.

    Önceki mesajımda demiştim: Tüm alfabeler, belirli dilde yazılanlar bilgiler BİRER ŞİFREDİR. Örneğin bilgisayar dili(1110010110001…) bir şifredir. Her sayı topluluğu bur karaktare simgeler.Bilenlen kolayca bunu okuyabilir. Hatta bu yazı bir bilginin şefrelenmiş hâlidir.

  13. @MAA

    Sayın Da vinci

    Son yorumda yazdığım yorumdaki konular üzerinde gerçek karakter ve acziyetinizi gösterdiğiniz için teşekkür ederim…

    İlahi Mustafa bey. Bakın bu gerçekten güzeldi. Sanırım tartışma burada bitti.

    “Bilinçli bir tasarım varsa tasırımcı vardır” önermesi bilimsel bir önermedir.Mantıkta bunlar, p=>q şeklinde ifade edilir.Eğer tasarım varsa tasarımcı da vardır.Zaten AT teorisyenlerinin yapmaya çalıştığı Tasarım’ın varlığnı ispat etmek.

    Ben de zaten bunu söyledim. Farklı birşey söylemedim.

    Ki tasarımı tespit etmek oldukça kolaydır, fakat azcık dogmatik düşünceden bir an vaz geçmek gerekir.

    İşte burada farklı düşünüyoruz. Çünkü bana göre bazı yapıların kendiliğinden oluşamayacağı görüşüne sıkı sıkıya bağlanmak ve bu yönde araştırma bile yapmadan bu görüş üzerinde ısrarcı olmak bence dogmatiktir. AT’cilerin iddialarının aksinin doğru olabileceğini düşünerek araştırma yapmıyorlar. Bilimin temelinde bu vardır. Kendi tezinizi çürütmeye çalışırsınız. Argümanınızın yanlışlanmasına neden olabilecek araştırmalar yaparsınız ve böylece hipotezinizi test etmiş olursunuz. AT’ciler kesinlikle böyle birşey yapmıyorlar. Onlar argümanlarını ortaya koyuyor ve bu argümanın doğru olduğunu iddia ediyorlar. Argümanlarınnı yanlışlığını gösteren bilim adamlarına ise tasarımın yılmaz bekçileri gibi karşı çıkıyorlar. Ama bilim adına yaptıkları hiçbir şey yok. Tek yaptıkları demogoji.

    Eğer dürüst bilim adamları bilinçli bir tasarımın olmasının mutlaka gerekli olduğu sonucuna varırlarsa bir tasarımcının da olması gerektiğini kabul ederler. Çünkü sizin iddiandaki gibi bilim dogmatik değildir.

    Agnostik olsaydınız belki tasarımın varlığının olabileceğine inanabilirdiniz. Fakat sizin ateizm gibi bir inancınız var,Ve bu, teizmle bağlantılı her şeye inanmanızı engelliyor. Ateizme iman ettiğiniz için tasarım fikri sizi bayağı rahatsız ediyor olmalı.

    Siz belli ki ateizmin ne olduğunu bilmiyorsunuz. Size Mustafa Akyol, Richard Dawkins ve ateizm başlıklı yazımı önereyim. Orada ateizmin ne olduğuna ve ne olmadığına değindim.

    Benim asıl dikkatimi çeken kalın olarka işaretlediğim bölüm. Tasarımın teizmle ilgili birşey olduğunu mu iddia ediyorsunuz? Bundan ciddi misiniz? Bu sadece sizin kişisel görüşünüz mü? Çünkü tasarımın teizmle hiçbir ilgisi yoktur. Tasarımın bir dinle nasıl bir ilgisi olabilir. Bilinçli tasarımın varlığı deizmi doğru kılmaktan başka birşey yapmayacaktır. Teizmle hiçbir ilgisi yoktur.

    Ateizme iman ettiğim saçmalığına cevabı Mustafa beye verdiğim cevaplarda bulabilirsiniz. “Eğer tanrının varolması gerektiğini gösteren bilimsel bir delille karşılaşırsam fikrimi değiştiririm.” Sizce bu nasıl bir ateizme imanın ifadesidir? Yoksa siz de mi Mustafa bey gibi benim ne düşündüğümü benden iyi bildiğinizi düşünüyorsunuz?

    Bu yazının konusunu anladım ayrıca.Boş konuşmayın bence.

    Peki szie bir soru. Bu yazıda kullanılan Ockham’ın usturusı argümanının kullanılma amacı nedir? Neden yazının büyük bir bölümü bu ilkeye ayrılmış. Bu ilkenin ne anlattığını anladınız mı?

    Bu,kişisel bir görüştür.bir şeye dayanması mı gerekir? :) Güzel bir çalışma olduğunu düşünmüş olabilirim. Yazıdaki her görüşü katılıyorum gibi bir şey mi söyledim, ya da anlama problemininz mi var? “Güzel bir çalışma olmuş tebrikler” demem sizi rahatsız etmiş gâliba.

    Bir çalışmanın güzel olduğunu düşünmek için heralde birşeye dayanmak gerekir. Yani ben eğlence olsun diye güzel bir çalışma olmuş demem. Ama belli ki sizin için böyle birşeye gerek yok.

    Katılmadığınız şey yazının temel argümanı aslında. Mustafa bey diyorki AT evrimi ET’ne göre daha at kabul ile açıklar. ET’nin birçok kabulu varken AT’nin tek kabulü tasarımcının varolduğudur. Yukardaki tartışmalarımıza bakarsanız bunu görürsünüz. Bakın Mustafa bey ne demiş:

    Doğru dürüst ve ön yargısız çalışan bir akıl için, evrimin gerçekleşmesinde Tasarımcının varlığının varsayımsal kabulü, (ki sadece tek bir olasılıktır) sonsuz olasılıklara gömülmüş, ne kadar gözlem yapılırsa yapılsın, doğruluğu kanıtlanamamış, kendisi doğrulanamayınca da, buna dayanan çözümler ‘‘bilim” in nesnel gerçekliğinden uzakta sisli bir mantığın içinde yürüyen bir anlayıştan daha rasyoneldir.

    Bu zaten yazınnı temeli olan Ockham’ın usturası ile anlatılmak istenen şeydi. Siz yazının temelindeki argümana karşı çıkıyorsunuz ve “güzel çalışma olmuş” diyorsunuz. Bu sizin tercihinizdir tabiki ama bana biraz garip geldiğini belirtmek zorundayım.

    Sizin anlamdığınız kendi okuyabildiğinizi düz metin zannetmeniz.Aslına bakarsanız, ilk verdiğiniz düz metin örneği de bir şifredir.Türkçe harfleri bilmeyen kişi nasıl anlayabilir ilk cümleyi? Ben ikinci verdiğnizi örnekteki gibi yazıp okuyorum diyelim, ilk örneği anlamıyorum. Şimdi hangisi düz metin? Düz metin dediğiniz DNA’dan ne anlayorsunuz? DNA’yı okuyabiliyor musunuz?

    Hayır çok yanlış. Şifreleme çok farklı bir kavramdır. Eğer kriptografiyle biraz ilgilenmiş olsaydınız bunu anlardınız. Eğer bu konuda daha fazla konuşmak istiyorsanız lütfen kriptografiyle ilgili birşeyler okuyun ve öğrenin de ondan sonra iddialarda bulunun. Mesela dillerin diğer dillerin şifrelenmiş hali olduğunu düşünmeniz komik olmuş. Tekrar söylüyorum kriptografiyle ilgili birşey okuyun ve ondan sonra bu görüşünüzü tekrar gözden geçirin veya ben zaten biliyorum diyorsanız iddianızı destekleyecek bir kaynak gösterin.

    DNA’daki genler proteinlerin, enzimlerin dizlimini verir. Yani DNA’da ATCGTGC….TGACACTGC varken bu bir şekilde deşifre edilerek çok farklı bir dizilime dönüştürülere kullanılmaz, aynen kullanılır. DNA’ya baktığımızda da bunu direk görebiliriz ve gördüğümüz şeyin anlamını hiçbir deşifre işlemine sokmadan anlarız. Bu da DNA’nın şifrelenmemiş olduğunu gösterir. Şifrelenmiş bir metin ancak deşifre işlemi sonrası anlamlı hale getirilebilir.

    Mustafa Ajlan bey’in verdiği linkte ki Akademik makalelerde hep “DNA şifresi” tabiri geçiyor. Bu kadar akademisyen de DNA’yı şifre olarak tabir ediyor.Hatanızı anlamakla bir şey kaybetmetsiniz.

    Mustafa beyin linkini verdiği makalelerin hiçbirinde “DNA şifresi” tabiri geçmiyor. Hepsinde “DNA” ve “şifresi” kelimeleri bir yerlerde geçiyor. Ama hiçbirinde “DNA şifresi” geçmiyor. Heralde link tıklayıp da bakma zahmetine girmediniz böyle birşey söylediğinize göre.

    Hatayı kabullenme konusunda size katılıyorum. Bu şifre konusunda ısrar ederek kendinizle çeliştiğini ne zaman anlayacaksınız merak ediyorum.

    Önceki mesajımda demiştim: Tüm alfabeler, belirli dilde yazılanlar bilgiler BİRER ŞİFREDİR. Örneğin bilgisayar dili(1110010110001…) bir şifredir. Her sayı topluluğu bur karaktare simgeler.Bilenlen kolayca bunu okuyabilir. Hatta bu yazı bir bilginin şefrelenmiş hâlidir.

    Halk arasında nasıl teori kelimesi bilimsel anlamdaki teori gibi kullanımıyorsa kriptografideki şifre de halk arasında aynı anlamda kullanılmaz. Siz de burada bunu çok güzel gösteriyorsunuz. Daha önce de söyledim lütfen kriptografiyle ilgili birşeyler okuyun, şifreleme ve deşifre işlemleri nasıl yapılır biraz araştırın. Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır (hem de elinizin altında bilgiye ulaşma imkanı varken). Ama bilmediğin bir konuda biliyormuş gibi yorumlar yapmak daha da ayıptır. Lütfen bu tavsiyemi dikkate alın.

  14. Sayın Da Vinci

    Çok bildiğini zannedenlerin, ne denli az bildiğini ve açık olguları bazen anlamakta ne denli güçlük çektiğine güzel bir örneksiniz.Daha önceki yorumlarımdada değindiğim gibi inkar otomatınız kusursuz işliyor.Dikkat edilirse ne tümevarımdan, ne Karl Popper’dan nede Carl Hempel’den bahis var yorumlarınızda.Oysaki ana konu bir paradigma olan Darwinizmin Tümevarım ilkesi ile olan ilişkisi ve Darwinizmin bu sebeple yaşadığı acziyetler üzerinedir.Biz burda sizin algı dünyanızın çarpıklığını tartışmak zorunda kalıyoruz.Çünkü Straw man birisiniz…

    ”AT’cilerin iddialarının aksinin doğru olabileceğini düşünerek araştırma yapmıyorlar. Bilimin temelinde bu vardır. Kendi tezinizi çürütmeye çalışırsınız. Argümanınızın yanlışlanmasına neden olabilecek araştırmalar yaparsınız ve böylece hipotezinizi test etmiş olursunuz.”

    Bize bu suçlamayı yapan Darwinciler kendi teorilerinde tümevarıma dayalı bir varsayımla hareket ediyorlar.Bu yüzden de durum makalemde de değindiğim Kuzgun örneğindeki gibidir.

    Gerçekte, mantık terimleriyle belirtecek olursak, mantıksal yapıya tümevarımın mantıkdışı ve öznel bir süreci sokulmadığı sürece ampirik yöntemin olgusal önermeler (gerçeğe ilişkin sözler) getirmesi mümkün değildir. Ne kadar gözlem yapılırsa yapılsın, bir ampirik önermenin doğruluğu kanıtlanamaz. Kendisi doğrulanamayınca da, buna dayanan çözümler ‘‘bilim” in nesnel gerçekliğinden uzakta sisli bir mantığın içinde yürüyor demektir.İşte bu Darwinizmin sözde bilimselliğidir.

    Şu satırları okurken dogmatikliğin tavan yaptığı bir zihin için, kendi söylemi dışındaki herşeye kapalı olmanın hayat şiarı olabileceğine tanık oldum.

    ”Bilimin temelinde bu vardır. Kendi tezinizi çürütmeye çalışırsınız. Argümanınızın yanlışlanmasına neden olabilecek araştırmalar yaparsınız ve böylece hipotezinizi test etmiş olursunuz. AT’ciler kesinlikle böyle birşey yapmıyorlar. Onlar argümanlarını ortaya koyuyor ve bu argümanın doğru olduğunu iddia ediyorlar. Argümanlarınnı yanlışlığını gösteren bilim adamlarına ise tasarımın yılmaz bekçileri gibi karşı çıkıyorlar. Ama bilim adına yaptıkları hiçbir şey yok. Tek yaptıkları demogoji.”

    Esas demagoji, hayalere dayalı senaryolar, sahtekarlıklar kimin tarafından icra ediliyor son bir yüzyıldır tanık olmaktayız.Tasarlanmış olduğu tersine süreçle anlaşılabilen yapıları tümevarımla sadece ve sadece belirli bir ideolojik eksende olabileceğine gözü kapalı inanmak mı test edilebilirlik ? Yanlışlanabilirlik ? Karl Popper ne demişti;

    ” Sir Karl Popper’in bilimsel yöntem kuramı bilim felsefesinde bir dönüm noktası oldu. Popper’in kuramının dayandığı öncül şuydu: bir milyon siyah kuzgun mantıksal olarak ‘‘ tüm kuzgunlar siyahtır” yargısına götürmez, ama yalnız bir beyaz kuzgunun görülmesi mantıksal olarak ‘‘ kuzgunların tümü siyah değildir” yargısına götürebilir. Kısacası ampirik genellemeler mantıksal olarak doğrulanamaz, ama mantıksal olarak çürütülebilirler.”

    İşte bu yöntem Darwinizmi içten içe çürütmektedir.

    Birde şu straw manlliğiniz bıktırıcı hatta kendini beğenmişliğinizden bile usandırıcı.Tasarım Gerçeğine cevaben şöyle yazmışsınız;

    ”Hayır çok yanlış. Şifreleme çok farklı bir kavramdır. Eğer kriptografiyle biraz ilgilenmiş olsaydınız bunu anlardınız.”

    Siz herşeyden anlıyorsunuz değil mi?Bilimler üstü varlıksınız :))
    Anlamadığınızı ve nasıl bir çarpık algı sahibisiniz ortaya bir koyalım;

    ”Mustafa beyin linkini verdiği makalelerin hiçbirinde “DNA şifresi” tabiri geçmiyor. Hepsinde “DNA” ve “şifresi” kelimeleri bir yerlerde geçiyor. Ama hiçbirinde “DNA şifresi” geçmiyor.”demişsiniz…

    ”Bir canlı sistemin, DNA, RNA ve Polinükleoditler gibi şifre(bilgi) kodlanmış biyomoleküler(biyopolimerik) yapılarının incelenmesi.”

    http://64.233.179.104/scholar?hl=tr&lr=&q=cache:vcgkKQwWTskJ:kutuphane.taek.gov.tr/internet_tarama/dosyalar/cd/4106/pdf/122.pdf+dna+%C5%9Fifresi

    DNA’nın şifresini bozanlara genotoksik karsinojenler,doğrudan DNA üzerine değil de mitozda etkili olanlara(mitotik ajanlar gibi) genotoksik olmayan (epigenetik)
    karsinojenler denilmektedir.

    DNA planınız gizli bir şifre gibidir.Amao kadar karmaşıktır ki bilim adamları bu şifreyi ancak 1940’lı yıllardan sonra,biraz olsun çözmeyi başarmışlardır.”

    DNA,proteinlerin yapımında kullanılan şifredir.

    ”Evrim basamaklarının en yukarısındaki insan ve diğer canlıların yaşam şifresi DNA molekülünde gizlidir.”

    ” Genetik sinyalin tanımlanması – Endonükleaz kesimi ile mutasyon saptanması sırasında PCR ile çoğaltılmış genetik sinyalin hangi şifreyi taşıdığı doğrudan dizi analizi (sekanslama) ile saptanabilir.”

    http://64.233.179.104/scholar?hl=tr&lr=&q=cache:u1rXTMVT3IsJ:www.tfd.org.tr/van2006_%2520kitapcik.pdf+%C5%9Fifre+dna

    İnsanın genetik şifresi deoksriboinükleik asit (DNA) denen ve çifte sarmal biçiminde dizilmiş bir yapıda saklı”

    http://64.233.179.104/scholar?hl=tr&lr=&q=cache:LgPF7L9lNCkJ:yunus.hacettepe.edu.tr/~dugel/genomproje.pdf+%C5%9Fifre+dna

    DNA insanın genetik şifresini içen bir makromoleküldür.”

    http://64.233.179.104/scholar?hl=tr&lr=&q=cache:cXq_viKPxXcJ:www.ztb.gov.tr/docs/temel_genetik_bilgiler.doc+%C5%9Fifre+dna

    DNA’nın şifresini bozanlara genotoksik karsinojenler,doğrudan DNA üzerine değil de mitozda etkili olanlara(mitotik ajanlar gibi) genotoksik olmayan (epigenetik)karsinojenler denilmektedir.”

    http://64.233.179.104/scholar?hl=tr&lr=&q=cache:ypLGEGkqyM0J:www.gata.edu.tr/kutuphane/GTD/GTD_2004_46_01.pdf%23page%3D83+%C5%9Fifre+dna

    ve daha birçokları… yani DNA’nın içeriğine sadece avam değil akademsiyenlerde şifre diyor.Bu analoji yeterince yaygın. Gerçektende ortada yok dediğiniz gibi :))

    Demiş siniz ki ”Halk arasında nasıl teori kelimesi bilimsel anlamdaki teori gibi kullanımıyorsa kriptografideki şifre de halk arasında aynı anlamda kullanılmaz. Siz de burada bunu çok güzel gösteriyorsunuz.”

    Sağolun sizde Darwinistlerin ne kadar dogmatik ve sığ entellektüeller olduğunu….

  15. Hayır çok yanlış. Şifreleme çok farklı bir kavramdır. Eğer kriptografiyle biraz ilgilenmiş olsaydınız bunu anlardınız. Eğer bu konuda daha fazla konuşmak istiyorsanız lütfen kriptografiyle ilgili birşeyler okuyun ve öğrenin de ondan sonra iddialarda bulunun. Mesela dillerin diğer dillerin şifrelenmiş hali olduğunu düşünmeniz komik olmuş.

    :)) Bilmediğiniz konularda saçmalamanız çok komik.Gülmek için bi iki arkadaşı da çağırdım, kriptolojiden anlayan. :) Sizin kriptografi dediğiniz kriptolojiden farklı bir şeydir. Bence siz kriptolojiyle kriptografi’yi karıştırmısınız :). Kriptoloji nedir? Kriptoloji, şifre bilimidir. Çeşitli iletilerin, yazıların belli bir sisteme göre şifrelenmesi, bu mesajların güvenlikli bir ortamda alıcıya iletilmesi ve iletilmiş mesajın deşifresiyle uğraşır. DNA’daki şifre, alfabeler ve enigma bununla ilgilidir. Her konuda bilmişlik taslamadan önce biraz araştırın bence.
    Ben kriptoloji hakkında en az iki kitap okudum. Hâla boş konuşuyorsunuz…

    Bir dili çözme işi için kriptoloji bilmek gerekir.Çünkü bir alfabe şifredir.Bunu, bu konudaki araştırmcıların kitaplarında okudum.Bir örnek veriyorum, belki anlarsınız.Romen alfabesi, Arapça, Türkçe ve Hiyeroglif yazısında ‘1’ sayısı, farklı şekillerde yazılır.Bir düşünün.hangisi şifre?

    Hiyeroglif yazısını düşünün, bunu çözmek kolay olmamıştır.Ta ki Rosetta Taşı’na kadar. Çünkü bu taşta bir anlaşma metni üç dilde yazılmıştır.Bakın metin aynı.Bunlardan hangisini biliyorsanız onu okuyabilirsiniz.Oysa hepsini bilene hepsi açık metindir.Bilmediğiniz alfabe ise size göre değişik bir şifre.Aynı metinin farklı şifrelenmiş halleri…

    DNA da buna benzer.Akademik makalelerde de hep ”Genetik Şifre” tabiri ya da benerleri kullanılır. Ama siz bakmayın bunlara…Her alanda uzman bilim adamısınız ya…:)

    Hatayı anlamak kötü bir şey değil.DNA’nın şifre olduğunu kabul etmek neden size zor geliyor? DNA inanın genetik şifresidir.Bana biraz oku diyeceğinize siz okuyun biraz.

    Esasen bu konu gerçekten de suni bir konu. Sizin keşfinizde demek mümkün.Mustafa Beyin de değindiği gibi makalenin ana konusu tümevarım ve bir paradigma olan Darwinizmin bunla alakalı konumu.Siz makale içindeki kuzgun gibi ana göndermeleri es geçip, makalenin sonunda bir paragraflık bir yerden kendinize has keşfinizle yorum yapmaya çalışıyorsunuz. Mustafa Beyin verdiği Caner Beyin alıntısına cevabı ise uslubunuza uygun bir şekilde es geçmişsiniz.Çok bilmenin dayanılmaz hafifliği bu olsa gerek..

  16. Ateizme iman ettiğim saçmalığına cevabı Mustafa beye verdiğim cevaplarda bulabilirsiniz. “Eğer tanrının varolması gerektiğini gösteren bilimsel bir delille karşılaşırsam fikrimi değiştiririm.”

    http://bilim-din.blogspot.com/2007/09/tanrnn-varln-gsteren-delil-var-m.html Şu linkteki tartışmalara bir bakıyoruz ve ne görüyoruz? Hiç de delilleri görünce fikir değiştirecek gibi gözük müyorsunuz.Aksine deliller sizi çok çok rahatsız etmiş ve kesin bir şekilde karşı çıkma çabası içindesiniz.Bir cevap veremeseniz bil anlamsız zırvalamaya başlamışsınız.İsteyenler bakabilirler linke. Sizin bazı sözleriniz, icraratınız ve düşüncelerinizle ÇELİŞİYOR. O kadar çok delil var ki…Bunları saymakla bitmez… Biraz araştırırsanız eminim siz de bulursunuz. Fakat ateizme iman etmektn vaz geçerseniz… O kadar çok delil var ve siz en ufak bir fikir değiştirmeye yaklaşmıyorsunuz.
    Eminim burada teizmle ilgili en ufak bir şey yazsam, otomatik olarak inkara düşeceksiniz.
    Teizme olan öfkeniz nedir?

  17. @MAA
    Daha önce şöyle demiştim:

    Belli bir algoritma ile şifrelenmiş (anahtarlı veya anahtarsız) bir metin karşı tarafa yollanıyor ve karşı taraf bu şifrelenmiş metni deşifre ediyor ve düz metne ulaşıyor. Kriptografinin temelinde bu vardır.

    DNA’da böyle bir şifreleme yoktur. Eğer var diyorsanız bu tip bir şifreleme olduğunu açıklayan bir makale getirmeniz lazım. Yoksa bir makale içinde “DNA” ve “şifre” kelimelerinin beraber kullanıldığı cümleleri göstermenizin hiçbir anlamı yok. Eğer burada açıkladığım gibi bir şifrelemeden bahseden bir makale getirirseniz zevkle incelerim.

    Eğer buna vereceğiniz bir cevap varsa merakla bekliyorum. Linkini verdiğiniz makalelerde kullanılan şifre kelimesi “bilgi” anlamında kullanılmış hiçbirinde kriptografideki “şifre” anlamında kullanılmıyor. Yazınızda Enigma örneğini verdiğiniz için şifre derken kriptografideki şifrelemeden bahsettiğinizi düşündüm. Eğer ben o şifrelemeden bahsetmiyordum diyorsanız orası başka. Ama eğer gerçekten kriptografide kullanılan şifrelemeden bahsediyorsanız bunu destekleyecek bilimsel makaleyi göstermeniz gerekir. Yani makalelerin içinden cımbızla şifre kelimelerini çekmekle hiçbir şey göstermiş olmuyorsunuz. Nedense(!!!) garip bir şekilde bunda ısrar ediyorsunuz.

    @TasarımGerçeği

    http://dictionary.reference.com/search?q=cryptography
    http://dictionary.reference.com/search?q=cryptology

    Yukardaki linklere bakarsanız kriptografi ile kriptology aynı şey olduğunu görürsünüz.

    http://en.wikipedia.org/wiki/Cryptology adresine baktığınızda ise kriptografi başlığına gitttiğini görürsünüz.

    Aralarında bir fark varsa bile şu olabilir. Kriptoloji bilimin adı, kriptografi yapılan işlemin adı olabilir. Ama gelende bu kelimeler eş anlamlı olarak kullanılıyor.

    Burada beni komik ve gülünç olmakla suçlayan ve saçmaladığımı iddia eden biri buna karşı ne diyecek çok merak ediyorum. Kimin komik ve glünç olduğunu kimin saçmaladığını okuyuculara bıraklım isterseniz.

    Burada size Wikipedia’nın kriptografi ve şifreleme maddelerinden ufak bölümler aktarayım:

    Until modern times, cryptography referred almost exclusively to encryption, the process of converting ordinary information (plaintext) into unintelligible gibberish (ie, ciphertext). Decryption is the reverse, moving from unintelligible ciphertext to plaintext. A cipher (or cypher) is a pair of algorithms which perform this encryption and the reversing decryption. The detailed operation of a cipher is controlled both by the algorithm and, in each instance, by a key. This is a secret parameter (ideally, known only to the communicants) for a specific message exchange context. Keys are important, as ciphers without variable keys are trivially breakable and therefore less than useful for most purposes.

    In cryptography, encryption is the process of transforming information (referred to as plaintext) using an algorithm (called cipher) to make it unreadable to anyone except those possessing special knowledge, usually referred to as a key. The result of the process is encrypted information (in cryptography, referred to as ciphertext).

    Ben diyorum ki

    information (plaintext) = DNA’daki dizilim

    Siz diyorsunuz ki

    encrypted information (ciphertext) = DNA’daki dizilim

    Peki bu iddianızı destekleyen bilimsel delil nerede diyorum? Cevap yok. Bana gösterdiğiniz makalelerde geçen “şifre” kelimesi kriptografideki şifrelemeyle ilgisiz. Eğer Enigma örneğini verdiyseniz bu kriptografideki şifrelemeden bahsediyorsunuz demektir. Bunun bilimsel delilini göstermek sizin yükümlülüğünüz.

    Akademik makalelerde kullanılan “genetik şifre” aslında “genetik bilgi” demektir. Yani şifre derken kriptografiden şifreden bahsetmiyorlar. Yukarda zaten açıkladım bunu.

    Siz makale içindeki kuzgun gibi ana göndermeleri es geçip, makalenin sonunda bir paragraflık bir yerden kendinize has keşfinizle yorum yapmaya çalışıyorsunuz.

    Kuzgun paradoksuyla ilgili ne söylememi bekliyorsun? Bunun ne evrimle ne de evrim teorisiyle bir ilgisi yok. Hiçbir bilim adamı belli gözlemlere dayanarak evrensel genellemelere varmıyor. Gözlemsel verilere dayalı olarak oluşturulmuş bir teori var. Kimse bunun mutlak doğru olduğunu iddia etmiyor. Bu mevcut bilimsel veriler ışığında yapılan en doğru açıklamadır. Deneysel veriler evrim teorisi test etmek için kullanılıyor. Burada yanlış olan ne? Yani kimse siyah kuzgunlar gördüğü için tüm kuzgunlar siyahtır veya siyah olmayan şeyler kuzgun değildir gibi sonuçlara varmıyor. Kimse evrim teorisinin kesin, mutlak doğru olduğunu iddia etmiyor. Evrim ise farklı bir konu. Mustafa beyin de dediği gibi “Türlerin evrimi bilimsel bir gerçektir.” Evrim teorisi ise evrimin mekanizmalarını açıklar. Bilim dünyasında mekanizmalar konusunda kesin sonuçlar yoktur. Bu konuda tartışmalar vardır. Doğal seçilim, mutasyonlar, genetik sürüklenme, genetik rekombinayson ve bazı diğer mekanizmalar üzerinde tartışamlar var. Evrimin gerçekleşmesinde hangisinin ne kadar etkisi olduğu konusunda farklı görüşler var. Kimse kendi görüşünün mutlak doğru olduğunu iddia etmiyor. Kimse kuzgun paradoksundaki gibi salt gözleme dayanarak tümevarım ile evrensel gerçeklere ulaştığını iddia etmiyor. Aksini düşünüyorsanız örneklerini sunabilirsiniz.

    Caner Taslaman’a cevap yazmam konusunda neden bu kadar istekli olduğunuzu anlamadım (kaldı ki uygun bir zamanımda yazacağımı da söyledim). İsterseniz ben de size bir bilim adamından 5-10 sayfalık bir makale vereyim ve ordaki argümanlara cevap vermenizi isteyeyim. Nasıl olur?

  18. Sayın Da Vinci

    ”Yazınızda Enigma örneğini verdiğiniz için şifre derken kriptografideki şifrelemeden bahsettiğinizi düşündüm. Eğer ben o şifrelemeden bahsetmiyordum diyorsanız orası başka. Ama eğer gerçekten kriptografide kullanılan şifrelemeden bahsediyorsanız bunu destekleyecek bilimsel makaleyi göstermeniz gerekir.”

    Size ”gerçekten” acıyorum…

  19. Kriptografik algoritmalarla çalışmış birisi olarak yazıyorum. Cryptography bilgiyi saklama sanatıdır! Mesela günümüzde internet vs uygulamalarında kullanılan algoritmalar, DES, Triple-DES, AES vs gibilerdir, ve akılalmaz işlem gücüne rağmen kırılmaları çok zordur. Bilgi “encryption” ile saklanır (tamamen düzensiz ve bozuk hale gelir) – ciphertext üretilir, ve “decryption” ile geri çevrilir. DNA daki ise Da-vincinin belirttiği gibi encoding dir. Bilgi belirli bir formattadır ve direktman o formatda iken işleme sokulur. Cipher söz konusu değildir. İngilizcedeki “code” illa şifreleme anlamını içermez. örneğin “C++ code”, düz metindir.
    encoding-decoding ile encrypion-decryption arasında fark var bu bağlamda. DNA bilgisi bizim bildiğimiz plain-text formattatır. Evrimsel açıdan düşündüğümüzde ise zaten mantıklı olan ve beklenmesi gereken de budur, çünkü bilgiyi birilerinden saklamak gibi evrimsel bir üstünlük söz konusu değildir. Bilgi olduğu gibi kullanılır.

    Bu kripto benzetmesinin ne kadar yanlış olduğunu bir örnek ile vermek açıklamak istiyorum. Kripto sonucu oluşan gizli metnin en ufak parçası değişirse, orjinal halin en ufak bir bölümüne ulaşma şansımız kalmaz. Tek bir mutasyon bile bütün bilgiyi geri döndürülemez şekilde yok eder! DNA da bunun böyle olmadığın biliyoruz.
    Örneğin aşağıdaki metin benim “public key” şifrem. İsteyenler sadece benim okuyacağım metinleri oluşturabilirler bu anahtar sayesinde.

    —–BEGIN PGP PUBLIC KEY BLOCK—–
    Version: PGP Personal Privacy 6.0
    luZm9AYXplcm8uZGs+iQBLBBARAgfgXxK0b0TUNqAF9xEUNbS2yG06A5cv5pbSev
    yuga1ETH5S6Alz1jJy42EaV2+pzdup/Tuu7CxpWK10JYweNysK1hgGMnvIZhczu5
    Ix7C9fOUj5skWZcxGrK7FXbjZWm2dUqIL49XL8kDV9sC53ogGoIrHxxw6wCg/8m5
    diGQqGBGMgVyEmH2XAUhpzsEAMtKcMlSQUtRJjCz+0HZbETRjBTKi56wSiJdB2j8
    /ZSgpDzpJpWgwPBrEimWV6Vu+fXKgtVdVFQ7whD8ocAy/WizH6NWHHqdb7aFtYZt
    CmkXX/6Yf3b52rMHgZh6lQO+zZoML3SiMHAqykmRh0zPZuPTry3KJs7okBb0lyKd
    7wXmBACecjHlaFfhkP1Wx5Ns1tJScZaZqcIk1Lr1fiZAk1euzFF+wUQGt6pvxoeP
    vx9pq74VQF0a3EcKlylHZSZXwwmjo8wwkn+a38THvWmEP+BF8sTA5DFVftaESN+H
    RL6JVsjfrkam4mXqpOwpSfujIukIaKdptJNlma/McFRSOwNhRbQYQXplcm8uZGsg
    PGluZm9AYXplcm8uZGs+iQBLBBARAgALBQI42zRcBAsDAgEACgkQ5FVyTH6LEc1J
    +ACgryZx+ljvzt/LVGhZNnSRWcsveBQAoMb483Uqcc4z32/onK4uFWwrpkESuQQN
    BDjbNF0QEAD5GKB+WgZhekOQldwFbIeG7GHszUUfDtjgo3nGydx6C6zkP+NGlLYw
    SlPXfAIWSIC1FeUpmamfB3TT/+OhxZYgTphluNgN7hBdq7YXHFHYUMoiV0MpvpXo
    Vis4eFwL2/hMTdXjqkbM+84X6CqdFGHjhKlP0YOEqHm274+nQ0YIxswdd1ckOEri
    xPDojhNnl06SE2H22+slDhf99pj3yHx5sHIdOHX79sFzxIMRJitDYMPj6NYK/aEo
    Jguuqa6zZQ+iAFMBoHzWq6MSHvoPKs4fdIRPyvMX86RA6dfSd7ZCLQI2wSbLaF6d
    fJgJCo1+Le3kXXn11JJPmxiO/CqnS3wy9kJXtwh/CBdyorrWqULzBej5UxE5T7bx
    brlLOCDaAadWoxTpj0BV89AHxstDqZSt90xkhkn4DIO9ZekX1KHTUPj1WV/cdlJP
    PT2N286Z4VeSWc39uK50T8X8dryDxUcwYc58yWb/Ffm7/ZFexwGq01uejaClcjrU
    GvC/RgBYK+X0iP1YTknbzSC0neSRBzZrM2w4DUUdD3yIsxx8Wy2O9vPJI8BD8KVb
    GI2Ou1WMuF040zT9fBdXQ6MdGGzeMyEstSr/POGxKUAYEY18hKcKctaGxAMZyAcp
    esqVDNmWn6vQClCbAkbTCD1mpF1Bn5x8vYlLIhkmuquiXsNV6z3WFwACAhAA9wzR
    +fDCJ0fXtBFDuZIpYdgP3WzqmQd7el+u8sG0YZQR3Zj6NWxvgzPUd5Gab6+9o+B2
    yvhnRH/ZyyHLRkhXQ2OaPGUys1hWE0y7kMpTSrfirHtPFxNvCaANJRa4IIgthwJ+
    VCoTHoXcnJoeQnWGlmb1X0m2DI8eMpqckKJpUu3H64ivW1Htg/sAN4GLI+7ge8MY
    jWWQvgPPU/pSXQK3vCicsldTf2KoAKHtjjHrGQlwnbh+3hK++x86I6FLGPe81mXd
    06QZWPKx3a1bgvMMqN2W0p/tIxWXSSvxCN8FEGrVe6NW3/8EYQ2iB5q8TIzkV/yD
    UyOiMKqrdamF8HsHbVlMOfklmelM4aQ30OG83g/5fHHTSyM5FSWnA1WBIiuw2I6c
    VzVlON8I2P/qbiGzcZc2Hi1BZqbguQAgUDEZ7cVZuuHrVC/1CXhz3ZG9vrUyTJNn
    Owsrbf04yozoY4eoLd6/CE3hGDQTdEv4crE/vkbz0LFg0QIxVn3sm6IRiPfwQtZa
    +wxwmYO9PvLVR1GahtULFGt2M2IZhzxxtgnF7Ed4cumLcSdQRm/3W/UG+FXRUUGo
    cnB15KXdnlPNy1UWhdubK9kIp3iN4YJlFQhQp76CotH/gSpffGgADp2pRXQ6XPy/
    3LtL4XdG2xBJVjJSpNyqz7+Ek5bdYFtZsSsFMy+JAEYEGBECAAYFAjjbNF0ACgkQ
    5FVyTH6LEc33WQCg10WbiTspeebYyW+fxZTlyebkqEAAoPZCOMGb9WSBj2qyZtJq
    PRGXTyN2
    =kT60
    —–END PGP PUBLIC KEY BLOCK—–

    Şimdi bu anahtarın tek bir sayısını, harfini azıcık da değiştirseniz (mesela bir 7 yi 6 yapmak), bununla şfreleyeceğiniz bilgilerin en ufak bir bölümüne bile ulaşamam. Bilgi tamamen yok olur benim “private key” e göre.

    Sonuç olarak, DNA bilgisinin formatı ile crypto arasında “en ufak” bir benzerlik yok. Tamamen belirli bir “schema” ya göre, “açık” bir decoding sözkonusudur. Öyle olduğu içinde bugin DNA origami yapıyor yeni nesil nano-teknolojiler için.

  20. @TasarımGerçeği

    http://bilim-din.blogspot.com/2007/09/tanrnn-varln-gsteren-delil-var-m.html Şu linkteki tartışmalara bir bakıyoruz ve ne görüyoruz? Hiç de delilleri görünce fikir değiştirecek gibi gözük müyorsunuz.Aksine deliller sizi çok çok rahatsız etmiş ve kesin bir şekilde karşı çıkma çabası içindesiniz.Bir cevap veremeseniz bil anlamsız zırvalamaya başlamışsınız.İsteyenler bakabilirler linke.

    Siz bir veriye bakınca bunun tanrının varlığı için delil olarak görüyor olabilirsiniz ama bu o konuda doğru düşündüğünüzü göstemrez. Ben sizin delil olarak gördüğünüz şeyi neden delil olarak görmediğimi açıklıyorum. Elbette isteyen açıp bakabilir o linke. Hatta isteyen gelip orada tanrının varlığına delil olarak gördüğü verileri de sunabilir. O başlığı zaten bu amaçla açtım. İnsanlar gelsin ve hangi veirler ışında tanrıya inandıklarını açıklasınlar diye. Sizin delil olarak gördüğünüz şeyileri delil olarak kabul etmemem keyfi nedenlere dayanmıyor. Bunların açıklamasını yapıyorum. Tabi bunları zırva olarak görmenizi anlıyorum. Zaten benimle aynı sonuçlara varıyor olsaydınız tanrıya inanmazdınız. Benim nednelerimi kabullenmenizi beklemiyorum. Ben kendi nedenlerimi ortaya koyuyuorum. Bu kadar basit. Burada bir çelişki yok. Ben sizin delillerini görünce bir tasarımcı olması gerektiğine kanaat getiririm demedim. Bu delilleri benim görmem ve kabul etmem lazım veya bunların bilimsel olarak ortaya koyulmuş bazı gerçekler olması ve sonuçlarının bilinçli bir tasarımcıyı işaret ediyor olması lazım. Yoksa sizin delil olarak gördüğünüz ama bana göre temelsiz argümanlardan başka birşey olmayan şeyleri neden tasarımcının varlığına delil olarak kabul edeyim? Böyle saçma birşey yaparsam asıl kendimle çelişmiş olurum.

    @MAA

    Size ”gerçekten” acıyorum…

    Duygularımızın karşılık olduğunu bilmenizi isterim. Size çok net olarak tek bir soru soracağım: DNA’daki dizilimin bir açık bilgi (information (plaintext)) mi olduğunu mu yoksa şifrelenmiş bilgi (encrypted information (ciphertext)) mi olduğunu iddia ediyorsunuz?

    Şimdiye kadar hep “encrypted information” (şifrelenmiş bilgi) olduğunu iddia ettiniz her ne kadar bunu destekleyecek bilimsel makale tabelime karşılık verememiş de olsanız (Türkçe makalelerde geçen “şifre” kelimesinin bununla uzaktan yakından ilgisi yok. Bunu İngilizce makalelerde arama yaparak rahatlıkla görebilirsiniz. Zaten şimdiye kadar çok gördüğünüzü düşünüyorum.). Bu iddianızda bir değişiklik var mı diye merak ediyorum. Eğer bu konudaki düşüncenizde bir değişiklik yoksa size diyecek başka birşeyim olmadığını bilmenizi isterim.

  21. Sayın Sinan Bey ve acıklı insan Da vinci

    Ben kullanılan analojiyi örnek linkte verdiğim akademisyenlerinde kullandığı şekilde kullandım.Sonuçta bir analoji bir benzetmedir gerçeğin kendisini değil onu anlamamız için gerekli olan akli çıkarımları kolaylaştırmayı amaçlar.Yani temel olarak benzetme, Sözü daha etkili ve gözle görünür kılmak amacıyla kullanılan bir mecaz türüdür. Bunu detayına girmek bile gereksiz.Fakat insanların algı dünyası çarpıksa mecbur kalıyoruz istemeden de olsa. Senin gözlerin deniz gibi masmavi demek gözlerin deniz demek midir ? Elbette hayır . Bir benzetmenin niteliği zayıfda olabilir kuvvetlide ama bu kullanımın benzetme işlevinden çıkmasını gerektirmez.Amaç anlamayı kolaylaştırmaktır.Burdada DNA’nın ne kadar karmaşık ve kompleks bir yapı olduğunu ortaya koymak için kullanılmıştır.

    Varsayalım ki, sizin dediğiniz türde bir hata ortaya çıksın ve tamamen yanlış olsun.Bunun sonuçu ne olacaktır? Bir makalede işlediğim ana konuda yada tüme varım hakkında iddia ettiğim çarpıklığa zarar getirecek bir durumu söz konusu mu ? Hayır.Peki makalenin ana ekseni Bu benzetmemi yoksa bir paradigma olarak Darwinizm tümevarımla ve bunun bilimsel sonuçlarıyla olan ilişkisi mi? :)) Makaledeki ana öğeleri Karl Popper’ın söylemini ve ” Carl Hempel’in söylemini (Caner Beyin sizin gibilerin haliyeti ruhiyesi ile ilgili verdiği özlü açıklamayıda buna dahil edersek) es geçip makalenin özü olmayan bir analojiye bu kadar saldırmanın önemli bir nedeni olmalı diye düşünüyorum.Bunun nedenin temelinde, siz Darwincilerin tartışmalarda sıklıkla baş vurduğunuz Straw man yöntemi yatıyor.Gelin Wikiden Straw Man ney miş madde madde inceleyelim;http://en.wikipedia.org/wiki/Straw_man

    1.Presenting a misrepresentation of the opponent’s position and then refuting it, thus giving the appearance that the opponent’s actual position has been refuted.

    Bu makalede benim posizyonum tümevarımla işleyen bir paradigmayı gene tümevarımın sağladığı verilerin geçerliliği ile eleştirmek.Sizin yaptığınız ise bunu anlamazdan gelerek sanki tüm makale belirli bir analojiye endeklenmişte biz onda bir hata yapıyormuşuz izlenimini doğurmaya çalışmak.Bu analojinin akademisyenlerce ne denli yaygın kullanıldığını da Türkçe akademik google dan linkledik.Bunun ardından şu yorum geldi;

    ”Mustafa beyin linkini verdiği makalelerin hiçbirinde “DNA şifresi” tabiri geçmiyor. Hepsinde “DNA” ve “şifresi” kelimeleri bir yerlerde geçiyor. Ama hiçbirinde “DNA şifresi” geçmiyor. Heralde link tıklayıp da bakma zahmetine girmediniz böyle birşey söylediğinize göre.”

    Bir önceki yorumda Türkçe verdiğimiz akademik linklerde detaylıca birçok örnekle bunun nasıl geçtiğinide gösterdik.:)) Bundan sonra yukardaki karşı yorumda söylem şu hali aldı;

    ”Bunu İngilizce makalelerde arama yaparak rahatlıkla görebilirsiniz. Zaten şimdiye kadar çok gördüğünüzü düşünüyorum.)”

    2.Quoting an opponent’s words out of context — i.e., choosing quotations that are not representative of the opponent’s actual intentions (see contextomy and quote mining).[2]

    Herhalde bunu açıklamaya bile gerek yok sanırım. Ana metnin ne olduğu ortada yani contex denilebilecek Da Vincinin deyimiyle contexin ortasında duran şey Tümevarım ve Paradigma.Oysa Da vincinin yorumlarının en başında beri sonda bir paragrafın içinde geçen DNA şifresini koskoca metne karşı yorum yazmak için kullandığını gözlemleyebiliriz öyle değil mi:))

    3.Presenting someone who defends a position poorly as the defender and then refuting that person’s arguments, thus giving the appearance that every upholder of that position, and thus the position itself, has been defeated.[1]

    Bunu sadece bu konuda değil sayın Da vinci ve diğerleri her yorum içersinde az çok yapmaktalar.Tasarım Gerçeği ile Da vinci arasında kimin neyi bilip bilmediği konusundaki yaklaşımı ve bu blogta buna benzer birçok ifadeyi bulabilirsiniz.Üstün insanlar olarak bilimin her konusunda anlayan, anlayabilen sadece onlardır diğerleri yarım akılla bu işe teşebbüs ederek hadlerini aşmışlardır.Bu tartışmadan örnek vermek gerekirse Da vinci;

    ”Hayır çok yanlış. Şifreleme çok farklı bir kavramdır. Eğer kriptografiyle biraz ilgilenmiş olsaydınız bunu anlardınız. Eğer bu konuda daha fazla konuşmak istiyorsanız lütfen kriptografiyle ilgili birşeyler okuyun ve öğrenin de ondan sonra iddialarda bulunun. ”

    4.Inventing a fictitious persona with actions or beliefs that are criticized, such that the person represents a group of whom the speaker is critical.

    Şu ana kadar bununla ilgili bir buluş daha gelmedi Da vinciden fakat sınırsız hayal ve olasılıkların mutlak gücünü bilen bizler için bunun çok uzak bir ”ihtimal” olmadığını rahatlıkla düşünebiliriz.Sonuçta her ihtimal olasıdır…gerekliliklerin çoğu karşılanmışsa bu kadar çık kusur kadıdada olur derler..:))

    5.Oversimplifying an opponent’s argument into a simple analogy, which can then be attacked.

    2.madde ile bağlantılı bu son madde, dikkat edilirse esas öğelere bir cevap yok. Fakat sayın Da vinci DNA şifresi benzetmesine saldırırken bunun üzerinden aralarda gene bir şeyler söylemeye çalışmış.DNa ve şifre benzetmesi temelde DNA nın ne kadar kompleks yani karmaşık bir yapı olduğunu anlatmak için kullanılmıştır.Daha öncede belirtiğim gibi bu aslında ana konu değil yan destekleyici bir açıklamadır.Fakat siz bunu bile çarpıtarak kendi tabirinizle DNA’yı sıradan bir düz metin yaparak sanki DNA’nın doğal süreçlerle oluşması dünyanın en kolay işi izlenimini vermeye gayret ettiniz. Dileyenler bunun ne denli olası olduğunu Blogta yer alan ünlü Darwinci biliminsanı Robert Shapiro’nun itirafname şeklindeki makalesinden öğrenebilirler.

    ”Kuzgun paradoksuyla ilgili ne söylememi bekliyorsun? Bunun ne evrimle ne de evrim teorisiyle bir ilgisi yok. Hiçbir bilim adamı belli gözlemlere dayanarak evrensel genellemelere varmıyor. Gözlemsel verilere dayalı olarak oluşturulmuş bir teori var. Kimse bunun mutlak doğru olduğunu iddia etmiyor. Bu mevcut bilimsel veriler ışığında yapılan en doğru açıklamadır. Deneysel veriler evrim teorisi test etmek için kullanılıyor. Burada yanlış olan ne? Yani kimse siyah kuzgunlar gördüğü için tüm kuzgunlar siyahtır veya siyah olmayan şeyler kuzgun değildir gibi sonuçlara varmıyor. Kimse evrim teorisinin kesin, mutlak doğru olduğunu iddia etmiyor.”

    ..Bunu söyleyerek bugüne kadar yazdığınız tüm yorumlardaki düşüncenize ters düşüyorsunuz.Evrim ile Darwinizm ayrımını yaptığınızı düşünmek demek olan yukarıdaki yazınız gerçek bir itiraf mı yoksa diğer olası açıklamaların varlığı sadece sözde yada tartışmada argüman olarak mı geçerli sizin için? Bu siteyi ziyaret eden herkes sizin yorumlarınızı okuyarak bu sözlerinizin samimiyetsiz olduğunu test edebilir, gözlemleyebilir ve en nihayetinde samimiyetsizliğinizi kanıtlayabilir.

    Yukarıda gördüğümüz gibi Straw Man değilsiniz siz:))) Sizler yüce bilimsel insanlarsınız.Kullandığınız bilimsel yöntemin mantıksal ve bilimsel zayıflıklarını konu alan bir makalede bunları bırakıp ,halk ve akademisyenlerce kabul görmüş ve kullanılan bir analojiye saldırıp bunun üzerinden acziyetlerinizi sergiliyorsunuz.Yazık!! sonra utanmadan bir de yorumlarda bizlere hala aşağıdaki gibi seslenebiliyorsunuz;

    ”Bu iddianızda bir değişiklik var mı diye merak ediyorum. Eğer bu konudaki düşüncenizde bir değişiklik yoksa size diyecek başka birşeyim olmadığını bilmenizi isterim”

    Şimdi bunu söyleyebilmek için ilk önce makaledeki ana öğelere cevap yazabilmeniz gerekli.İkincisi bundan da önce neden yapamayacağınızı ortaya koyan Caner Taslamın alıntısınada cevap verebilmeniz gerekli.Size burdan meydan okuyorum.Bunları gerçekleştirebilirseniz bu makalede yanıldığımı argümanlarımın tamamen hatalı olduğunu bildiren bir makaleyi yayınlayarak, sizlerden bu manada özür dileyeceğim.Neyi kabul edip etmeyeceğimi az çok belirlemek içinde şunları yeterli olacağını söyleyebilirim.Ana öğeler hakkında mantık örgüsünde yada yaklaşımlardaki bilimsel yöntem yanlışlıklarını ortaya koymanızı istiyorum.Ampirik önermeler yanlışlana bilirliğini kanıtlayabilirmiyiz ? Yoksa bu yanlışlanabilirliği muğlak sisli bir geleceğe transfer ederek kendimizi daha mı bilimsel hissedebiliriz? Bilimsel kriterler ve yöntemler açısından Darwnizmi madde madde savunursak sizin samimiyetinize inanabiliriz.

    En nihayetinde bunu yapsanız bile sayın Da Vinci değiştiremeyeceğiniz bir ”gerçek” var oda STRAW MAN kimliğiniz.Buda sizin ayrılmaz bir parçanız olduğu için çokda umutlanmamak gerekiyor..

  22. @MAA

    Ben kullanılan analojiyi örnek linkte verdiğim akademisyenlerinde kullandığı şekilde kullandım.

    Verdiğiniz hangi makalede kriptografideki şifreleme yani encryption’dan bahsediliyor. Onların “şifre” kelimesini kullanılmış olması encryption’dan bahsettiklerini mi gösteriyor size göre?

    Sonuçta bir analoji bir benzetmedir gerçeğin kendisini değil onu anlamamız için gerekli olan akli çıkarımları kolaylaştırmayı amaçlar.Yani temel olarak benzetme, Sözü daha etkili ve gözle görünür kılmak amacıyla kullanılan bir mecaz türüdür. Bunu detayına girmek bile gereksiz.

    Size tavsiyem aşağıdaki linkleri incelemeniz.

    http://en.wikipedia.org/wiki/Analogy
    http://en.wikipedia.org/wiki/False_analogy

    Anlamadığınız şey Enigma ile DNA arasında şifreleme konusunda bir benzerlik olmadığıdır. Verdiiğiniz örnek yanlış. Bunu dile getirmem size neden rahatsız etti. En başında “tamam yanlış bir örnek vermişim” diyebilirdiniz ama bunun yerine argümanınızı fanatikçe savundunuz. Şimdi ise gördüğüm kadarıyla farklı bir noktaya geliyorsunuz. Ama bence bunun için biraz geç oldu.

    Varsayalım ki, sizin dediğiniz türde bir hata ortaya çıksın ve tamamen yanlış olsun.Bunun sonuçu ne olacaktır? Bir makalede işlediğim ana konuda yada tüme varım hakkında iddia ettiğim çarpıklığa zarar getirecek bir durumu söz konusu mu ? Hayır.Peki makalenin ana ekseni Bu benzetmemi yoksa bir paradigma olarak Darwinizm tümevarımla ve bunun bilimsel sonuçlarıyla olan ilişkisi mi? :)) Makaledeki ana öğeleri Karl Popper’ın söylemini ve ” Carl Hempel’in söylemini (Caner Beyin sizin gibilerin haliyeti ruhiyesi ile ilgili verdiği özlü açıklamayıda buna dahil edersek) es geçip makalenin özü olmayan bir analojiye bu kadar saldırmanın önemli bir nedeni olmalı diye düşünüyorum.

    Bu analoji yazının temel konusu olan Ockham’ın usturası ile bağlantısını bakın yazınızda nasıl açıklamışsınız ve sonucunda nereye bağlamışsınız:

    MAA şöyle demiş:

    Darwinizm için DNA’daki süreçler ile yukarıdaki süreç arasında benzer bazı ilişkiler vardır. Yukarıdaki süreç ile Darwinizm arasındaki önemli fark bugün DNA’daki şifreyi çözmeye çalışan biz bilinçli varlıklara karşın Darwinizmin DNA’daki bilginin, diziliminin ve organizasyonunun ihtimaller ve mutasyonun yukarıda bahsedilen son derece kısıtlı yetisi ile gerçekleşmiş olabileceğine olan inaçlarıdır. Yukarıda şifreyi yapan da şifreyi çözmeye çalışan da bilinçli varlıklardır. Sürece bu bilincin dolaylı katılımıyla yani sadece deneme-yanılma ve kontrol ile iştirak edilmektedir. Burada ayrıca şifreleme dizgesini çözmeyi değil mekanik süreçle şifre içeriğinin ortaya çıkarılmasının ne kadar ‘‘zaman” alacağı bahsi üzerinde durulmuştur. Bahsi geçen şifre de büyük olasılıkla 1 sayfa askeri metnin şifrelenmesinden ibarettir.

    Oysa DNA’mızın içerisindeki bilgi yaklaşık 1 trilyon disk’lik bilgi içermektedir. Bir sayfalık şifrelenmiş bir metin bile anlam için bir bilince zorunlu olarak gerek duyuyorken, doğa içersinde bahsedilen bir trilyon disklik şifrelenmiş bilginin bir anlam yani canlılığa şekil verecek biçimde dizilimi ve derlenip şifrelenmesi, ayrıca deşifre edilebilmesi kör tesadüfün dinamik kuvvetlerince meydana getirilmesi mümkün müdür? Ockhamlı’nın usturasında Tasarım mı yoksa Darwinizm mi, evrimi en az sayıda açıklayıcı ilke ve kabulle açıklayan teorilerdir? Bunlardan hangisi bilimsel olarak sonsuz varsayıma dayalı olandır ?

    Bunun üzerine kalkıp da bu analojinin yazınnı asıl konusuyla ilgisi olmayan, aslında çok da önemli olmayan bir analoji olduğunu ve bu konu üzerine bu kadar fazla gitmenin ardında başka nedneler olması gerektiği gibi garip sonuçlara varmak bana komik geliyor. Hatta daha da abartıp bu analojiyi out-of-context olarak görüp buna itirazı straw man olarak değerlendirmek daha da komik oluyor ve bence içinde bulunduğunuz çaresizliği daha net bir şekilde ortaya koyuyor.

    Straw man tanımlarına dayanarak benden yaptığınız alıntılar ise komik. Bu analojideki hatayı dile getirmemi straw man olarak değerlendirmeniz yanlış. Bakın size out-of-context alıntı nasıl yapılır bir örnek vereyim:

    Cemal Yıldırım şöyle demiş:

    Bir kez bir olgu olarak evrimsel değişme çeşitli yollardan gözlenebilmektedir. Öyle olmasa bile, fosil ve canlı organizmaların gözlemsel özelliklerinde çıkarsanabilir bir olaydır, evrim. Sonra evrim düşüncesi bir hipotezden ileri bir kuram kimliği kazanmıştır; gözlem ve deney ürünü sayısız verilerle yoklanmış, doğrulanmış bir kuram! Yaratılışçılar bu sonuç karşısında kalınca ağız değiştirmekte, kuramın ispat edilmediğini ileri sürmektedirler. Doğrudur, evrim kuramı ispat edilmemiştir. Ama bilimde hiçbir kuramın ispatı verilmez, verilemez! İspat, mantık ve matematik çalışmalarına özgü bir “doğrulama” türüdür; bir savı bilimde olduğu gibi olgulara giderek yoklamayı değil, doğruluğu varsayılan kimi ilkelerden mantıksal çıkarsamayla doğrulamayı gerektirir. Evrim kuramı, fizik, astronomi, kimya gibi bilim dallarındaki herhangi bir kuram gibi birtakım olgusal veri ve ilişkilere açıklama sağladığı, çok sayıda güvenilir kanıtlara dayandığı için ayakta durmaktadır; yoksa belli bir inanca dayandığı için değil!

    Burada koyu olarak işaretlediğim bölümü çekip olarak bakın Cemal Yıldırım böyle demiş demek out-of-context alıntı yapmaktır.

    Benim yaptığımı out-of-context alıntı yapmak olarak göstermek veya sizin düşüncelerinizi yanlış aktarıyormuşum gibi göstermek veya sizin söylediklerinizi alıp değiştirerek kendi uydurduğum birşeyi çürütmeye çalışıyormuşum gibi göstermek veya düşüncelerinizi basite indirgeyerek onlara saldırıyormuşum gibi göstermek bence asıl straw man’dir.

    Ben bunların hiçbirini yapmadım. Sizin yazınız içinde önemli bir yere sahip olan (neden önemli bir yerde olduğunu yukarda açıkladım) bir analojinin yanlışlığını gösterdim. Ayrıca eğer ilk mesajıma bakarsanız yazınızda sadece bu analojiyle ilgili bir itirazda bulunmadığımı da görürsünüz. İki önceki mesajımda kuzgun paradoksuyla ilgili görüşlerimi de belirttim. Yani tümevarımdan doğacak yanlışların evrim teorisine karşı bir argüman olarak kullanılamayacağıyla ilgili görüşlerimi de belirttim.

    Bu arada Sinan beye tartışmaya kriptografi konusunda yaptığı katkıdan dolayı teşekkür ediyorum. Birşeyi sadece ben söyleyince nedense kabul edilmiyor ve ilginç bir fanatizmle karşı çıkılıyor.

  23. :)) Teşekkürler sayın Da vinci…

    Bakın daha benzetmenin yani teşbihin Türkçedeki anlamını bile yadsıyorsunuz.Bunu açıkca yazdım.Ne amaçla kullanıldığınıda yazdım.DNA şifresi derken DNA 128 bit şifrelenmiştir demediğim açık! Şifrenin bir benzetme olarak karmaşıklığı ve organisazyonu belirttiği ortadadır.İnsanlık DNA’yı çözerken elinde hazır bir metni yoktu.İlk önce bizim için son derece karmaşık bir işti ve önemli derecede kaynak ve ekipman (süper bilgisayarlar ve bilim insanları ordusu) bu işe on yıllarını harcadı.İşte bu süreçe atfen bu şifreye benzetildi çünkü basit birkaç bitlik bir şifrede bilindiği gibi anahtarı olmadan yeterince zor bir organisazyona sahiptir. Sizin nasıl çarpık bir algılama insanı olduğunuzu gene kendiniz ele veriyorsunuz.Ben aşağıdaki metinde az önce yaptığım çıkarımlara aykırı bir durum göremiyorum.Siz kör saatçiye inanan halinizle bunu başarabiliyorsunuz.

    ”Darwinizm için DNA’daki süreçler ile yukarıdaki süreç arasında benzer bazı ilişkiler vardır. Yukarıdaki süreç ile Darwinizm arasındaki önemli fark bugün DNA’daki şifreyi (ki ne anlamda kullanıldığını söyledik yani akademik metinlerde ne manada kullanılıyorsa DNanın içersindeki bilginin karmaşıklığının altını çizmek için)çözmeye çalışan biz bilinçli varlıklara karşın Darwinizmin DNA’daki bilginin, diziliminin ve organizasyonunun ihtimaller ve mutasyonun yukarıda bahsedilen son derece kısıtlı yetisi ile gerçekleşmiş olabileceğine olan inaçlarıdır.”

    DNA şifresinin Türkçe akademik metinlerdede benim kullandığım şekilde hatta benim kullandığım şeklin bile epey ötesinde sizin itirazınızı zorlayacak şekilde kullanıldığını önceki yorumlarda satır satır bağlantı bağlantı açıkladım.Ki iddianız bunun verdiğim bağlantılarda olmadığıydı.Kel düştü takke göründü…

    ”Ockhamlı’nın usturasında Tasarım mı yoksa Darwinizm mi, evrimi en az sayıda açıklayıcı ilke ve kabulle açıklayan teorilerdir?” Bunun analoji ile doğrudan bir alakası yok daha çok makalenin ”tümü” ile alakası var.Açıklayıcı ilkelerden kasıtın Darwinizm için sadece mutasyon, doğal seçilim ve kalıtıma dayanan bir tripod olduğunu belirtikten sonra organisazyonla ilgili açıklama geliyor ve organisazyonun doğal süreçlerle olma olasılığının ne kadar olası olabileceğine bu benzetme ile değinildikten sonra (destekleyici söylem) bu soru soruluyor, yani Ockhamlı’nın usturası devreye giriyor.Aslında bunu tamamen çıkarsak bile anlamda herhangi bir değişiklik yaşanmaz.Ortada evrimi açıklamak için bir iddia olarak 3 ayaklı bir önerme ortaya koyan Darwinizm ile tersine mühendislik yöntemiyle açıklanabileceğini iddia eden Tasarım iddiası vardır.

    Straw man hususunda tartışmaya mahal bırakmayacak denli açık şekilde,madde madde ve yorumlarınızdan alıntılarla sizin ne denli büyük bir STRAW MAN olduğunuz satır satır ortaya konuldu. Elbette kendinizin bunu kabul edebilmesi olanaksız. Her zaman dediğimiz gibi bu konuda da okuyanlar, siteyi ziyaret edenler karar versin.

    En kötüsüde sonda söylediğim hemen herşey es geçilmiş.Yine ortada Tümevarımla yada makalenin ana ekseniyle alakalı bir söylem görülemiyor.Aslında beklediğim gibi bir cevap aldım sizden sondada bunun işaretini vermiştim.Esas fanatikliğin, dogmatizmin kimin şiarı olduğunu açık açık gösterdiğiniz için tekrar teşekkür ederim.

  24. Usturayı yanlış kullanıyorsunuz Mustafa bey. Öyle kullanılmaz o. Öyle olsa daha az bilimsel makale hangi teori de ise o daha makbulbur gibi bir sonuçta çıkartabiliriz. Nasıl, hoşunuza giderdi değil mi :)
    Açıklanamayana atıfta bulunan şey Ockhamlı’nın usturasından geçmez. Ayrıca bu ustura pragmatiktir, ve bilimel bir kriter değildir pragmatik bir eğilim belirtmek için kullanılır. Ve bütüncül teorilere kesinlikle uygulanmaz. Teoriler seviyesinde değil, hipotezler seviyesindedir, ve yapılan varsayımlara bakar. Evrim teori akıl almaz varsayımlar yapmıyor, doğanın sınırları içersinde açıklayabiliyor. Yaratılış/kıllı tasarım ise bilinmeyen bir tasarımcıya başvuruyor!? onra bunu açıklama eviyeine yükseltiyorsunuz. Böyle şey mi olur.
    Evrim teorisi içinde yüzlerce farklı teori barındıran birşeydir, teorilerden oluşmuş kocaman ve tutarlı bir yumaktır. Bunun için bu seviyedeki birşeye, bu satten Ockhamlı’nın usturası demek abesle iştigal etmektir. Hadi alternatif güçlü, evrimin açıkladıklarını da açıklayan bir teori olsa da baksak.Öyle birşey bile yok.

    Akıllı taarımın konumu bilimsel olarak gerçekten gülünçtür, karşılaştırma bile yapılamaz. Buna da dogmatizm diyeceksiniz tabi. ATnin bilimsel olarak SIFIR olması başkasını nasıl dogmatik yapıyor onu da anlamış değilim.

    Gerçek şu ki, evrim teorisi sayısız şeye el atmış ve açıklayıp duruyor. Akıllı Taarım ise hiçbirşey açıklamıyor, açıklanamaz şeylere yoruyor açık açık. Bu sitede ve başka yerlerde insanlar iyice ifşa etti artık kökenlerini,.. açık seçik meydandadır. Bence ruhuna el-fatiha çekip namazını kılınız. Hoşdu, eğlenceliydi, ama öldü. Hatta ölü doğdu, ancak 2-3 tane “yorum” makale üretebildi hiçbir sağlam yer tarafından tanınmayan. Bilim dünyaında bilimel anlamda yaprak bile kıpırdatamadı, tek birşeyi açıklayamadı.
    Ayrıca mühendislik açıklama için kulanılan birşey değildir. Verili açıklamaları ugulayan bir disiplindir. Bilimsel bilgi elde etmek için kullanılmaz, bilimsel bilgiyi uygulamak içindir. Reverse-engineering bile deseniz sonuç değişmez.

    Yukarıdaki yazınız diğer şeylerin bir tekrarı Mustafa bey. Nesine değinelim, size yazdıklarımızı anlamadan aynı şeyi tekrar ediyorsunuz. Bilimsel birşeye ideolojik deyip, kendi teorinize doğru diyorsunuz. Yahu öğrenin artık şunu, evrim teorisi ideolojik değildir. İdeolojik olsa Francis Colin nasıl hristiyan olup GEnom projesinin başında olabiliyor? Olasılık konuunda da tarihi yanılgınızı tekrar etmekten başka birşey yapmıyorsunuz. Bu iddianız çok büyük aslında ama farkında değiliniz. Bu bilgisayarları, interneti, HTTP yi, TCP/IP yi, yeni nesil ilaçları yapanların hepsinin yanlış bildiğini, aptallık derecesinden basit birşeyi kaçırdığını iddia ediyorsunuz. KArşılığında ise tek bir sağlam bir çalışma, vs sunmuyorsunuz. Ondan sonra insanlardan uzun uzun yazılara cevap vermesini bekliyorsunuz. Olasılık konusunda yanılıyorsunuz, olasılık nasıl ve hangi koşullarda o şekilde kullanılır bilimiyorsunuz. Backward-calculation ın klasik bir hata olduğunu bile bilmeden ona dayanan büyük laflar yapıyorsunuz. BAkın otoriteye başvurmaktan hoşlanmam ama, şöyle bir iyilik edin kendinize ACABA deyin. ACABA bu kadar kelli felli profesör bu kadar basit birşeyi kaçırabiliyor mu diye bir sorun. Ve bunlar size gösterilecek Mustafa bey. Takır takır temelinde saf olasık ve ortamın önceden belirlenmemiş baskısı sonucunda karmaşık apıların çıkabileceğini görmeye ömrünüz yetecek. Simulasyon ile DNA yı geliştirip fiziksel dünyada gerçek DNA ya dönüştürüp protein sentezlencek. Bu sefer tamamen kontrollü süreçlerde 3D fiziksel-simule bir ortamda rastgele mutayon ve imule edilen ortamın seleksiyonu ile seri üretim evrim yapacaklar. Bu efer bu olasılık hesaplarınız tuz-buz olurken ne diyeceksiniz? Nano makineler evrimleştirirken “hile yapıyorsunuz” mu diyecekiniz?
    Bence ona da açıklama bulacaksınız, ortak atayı, maymunlarla ortak bir atadan geldiğimizi artık saçma sapan, kanıtları olan birşey olarak gördüğünüz gibi. Eskiden yaratılışcı olan bir müslümanın bu konuma gelmesi gerçekten düşük bir ihtimaldi,.. ama oldu ve oluyor, ve de olacak :) Bilgi herşeyi zamanla dönüştürüyor, sizde dönüşmeye devam edeceksiniz.

  25. Sayın Sinan Bey

    Öncellikle yorumunuz için size gerçekten teşekkür ediyorum…

    Söyleminiz genelleyici ve genellemeler, özelde ”genelde” hatalı sonuçlar verir.Sizin sorununuz ve bence saplantınız, onca makale yorum ve yazıdan sonra benim sizin devamlı uğraştığınız türde yaratışlışcılardan biri olduğumu sanmanız.Benim Mike Gene, Jean Staune ve Michale Behe gibi evrimi savunan, ilk ortak ata fikrini benimseyen,Darwin mekanizmalarının kendisi ile değil sadece yeterlilikleri ile ilgili sorunu olan bir okur-yazar olduğumu anlayamamış olmanız, ısrarla yaratılışcı sınıfına sokmaya çalışmanız, bir çeşit indirgeme ve genelleyerek kategorize etme çabanız sizin iddia ettiğiniz zeka kapasitenize uygun bir hareket değildir.Bununda ne kadar manasız olduğunu blog alt başlığı ve içeriğine şöyle bir göz atan herkes anlayabilir.

    Bu blogun içeriğinden tutunda , Mustafa Akyoldaki tartışmalara değin hemen her metnimde hatta bu makalemdede ”Türlerin evrimi bilimsel bir gerçektir. Fakat kesin mekanizması hala bilinmiyor. ” dedim. Evrimin gerçekliğini burada ve her yerde savundum.Darwinin mekanizması olan Doğal seçilimin Mendel kalıtımının izinde türlerin kendi iç taksonomilerindeki değişikleri (adaptasyon) açıkladığını ve bunun bilimsel bir gerçek olduğunu defalarca yazdım. Hatta daha sonra Yeni-Darwincilerin bu iki mekanizmaya eklediği mutasyonunda genoma bilgi ekleyebildiğini, bunun doğal seçilim tarafından seçilebildiğini ve kalıtsal olarak aktırılabildiğini tartışmanın beyhude olduğunuda yazı ve yorumlarımı samimice takip eden herkes anlayabilecektir.İtirazım türden türe geçiş gibi sizin gibilerin bir türlü açıklayamadığı ve altından kalkamadığı evrimsel gelişmelerin salt doğa içersinde kalınarak olasılık dahilinde açıklanması ihtimalinin son derece düşük (imkansız demekde sakınca görmüyorum) olduğudur.Aslen sorunum Darwinin kendisi ile de değildir, kraldan daha çok kralcılığı belirli bir amaç için güden sizin gibi insanlarla olan fikri sorunsalımı, kendime sordupum soruları ve aldığım cevapları herkesle kendi gerçek kimliğimle paylaşıyorum.Bu paylaşımdanda kendi adıma çok şey öğrendim.Evrim benim için en az sizin için olduğu kadar gerçektir aramızdaki temel fark ise sizinde detaylıca belirtiğiniz bakış açısı farkıdır.Bununda nedenlerini kendimce ortaya koymaktayım.

    ” Ondan sonra insanlardan uzun uzun yazılara cevap vermesini bekliyorsunuz. Olasılık konusunda yanılıyorsunuz, olasılık nasıl ve hangi koşullarda o şekilde kullanılır bilimiyorsunuz. Backward-calculation ın klasik bir hata olduğunu bile bilmeden ona dayanan büyük laflar yapıyorsunuz. ”

    Bunlarlada üzülerek görüyorum ki sizde Da Vinci’nin Straw Man posizyonuna benzer bir yorum içeriğine düşmüşsünüz.Makale konusu hakkında gerçek detaylı bir cevap vereceğinize Straw man maddesindeki 3. maddeye tıpatıp uyan bir yaklaşımı yukarıda sergiliyorsunuz;

    3.Presenting someone who defends a position poorly as the defender and then refuting that person’s arguments, thus giving the appearance that every upholder of that position, and thus the position itself, has been defeated.

    Sizin söyleminizden kısa bazı alıntılar yapalım;

    ”Usturayı yanlış kullanıyorsunuz Mustafa bey,Açıklanamayana atıfta bulunan şey Ockhamlı’nın usturasından geçmez. Ayrıca bu ustura pragmatiktir, ve bilimel bir kriter değildir pragmatik bir eğilim belirtmek için kullanılır.”

    ” Akıllı taarımın konumu bilimsel olarak gerçekten gülünçtür, karşılaştırma bile yapılamaz.Bu sitede ve başka yerlerde insanlar iyice ifşa etti artık kökenlerini,.. açık seçik meydandadır.”

    Daha sonra şöyle bir öneriniz olmuş;

    ”ACABA bu kadar kelli felli profesör bu kadar basit birşeyi kaçırabiliyor mu diye bir sorun.”

    Sizinde doçent yada araştırma görevlisi olduğunuzu sanıyorum.Siz kendinizle çeşitli kereler övünerek Bohr enstitüsünde önemli projelerde çalışıtpınızdan bahsetmiştiniz gene yanılmıyorsam.(öyle ise kusura bakmayın) sizin gibi yüksek akademik ortamda bilimle iştigal eden biri bile bu blogtaki söylemin içeriğini onca makaleden (son yazı dahil) ve yorumdan sonra anlayamıyorsa ısrarla algılayamıyorsa bence o kadar profesörün daha karmaşık bir gerçeği kaçırma olasılığı çok daha büyüktür.

    Birde yorumunuzun ortasında;

    ”Ayrıca mühendislik açıklama için kulanılan birşey değildir. Verili açıklamaları ugulayan bir disiplindir. ”Bilimsel bilgi elde etmek için kullanılmaz”, bilimsel bilgiyi uygulamak içindir. Reverse-engineering bile deseniz sonuç değişmez.”

    Bende sizin gibi bildiğimden değil scholarda şöyle bir araştırma yaptım üretim iddianız üzere, şu başlıklı bir makale buldum.Üretim süreçlerini belirleyen bilgi üretmede kullanılabiliyormuş.

    ” A Reverse Engineering and Redesign Methodology for Product Evolution”

    Tam metin; http://w3.ppd.chalmers.se/~fxa/Maskinkonstruktion/DTM1523.PDF

    Scholar İngilizce aramada Reverse engineering in evolution dediğimde 152.000 sonuç elde ettim.Kimisi computer sciences kimisi moleküler biyoloji kimisi başka dallarda.Fakat aramadan gördüğüm şey, tersine mühendisliğin bazı konuların aydınlatılması ve anlaşılmasında evrim araştırmalarında kullanıldığıdır. Bilim insanlarınında bu tür çıkarımdan evrimsel süreçleri anlamak için epey faydalandığını düşünüyorum.

    Biyolojik karmaşıklıkla tersine mühendisliğin işlendiği makale için;

    http://www.sciencemag.org/cgi/content/abstract/sci;295/5560/1664

    Yukarıdaki örneğe benzeyen birçok örneği isteyen bulabilir.

    http://scholar.google.com.tr/scholar?hl=tr&lr=&q=reverse+engineering+in++evolution&btnG=Ara

    Son bölümde ise bir Darwinci olarak tabiri caiz ise jargon kullanarak döktürmüşsünüz ama bunu bile varsayımla yapmak ihtiyaçı hissetmişsiniz. Dawkinsin kullandığı gibi -cek -cak larla dolu doğmamış çoçuğa don biçilmiş bir yorum türü.Oldukça bilimsel gördüm sizi.Darwinciliğin (yada ateizmin) bilimsel ”ön görülebilirlik” kriterini karşılaması bu şekilde oluyor sanırım.Zaman herşeyi gösterir derler bekleyim görelim…

    ”Bilgi herşeyi zamanla dönüştürüyor, sizde dönüşmeye devam edeceksiniz.”

    Evet bu konuda hem fikiriz. Hayatında dogmatizm olmayan insanlar gerçekten hayatın siyah-beyaz değil daha çok gri olduğunu görebiliyor. Nihayetinde aklın gösterdiği gerçekleri vicadanından geçirerek değişebiliyor , dönüşebiliyor.Fakat sizin gibi kendi felsefi inançını bilime alet etmeyi bilim adamlığından sayan ve Evrim= Darwinizm diyen bir zihnin değişimden söz etmesi ve bunun savunuculuğunu hala sıkı bir şiarla yapabilmesi büyük bir çelişki olarak ortada duruyor. Bilim bir anlamda değişmek, dönüşmektir evet bu dönüşüm çoktan başladı…

  26. Kriptploji ve Kriptografi
    Kriptoloji
    Kriptoloji, şifre bilimidir. Çeşitli iletilerin, yazıların belli bir sisteme göre şifrelenmesi, bu mesajların güvenlikli bir ortamda alıcıya iletilmesi ve iletilmiş mesajın deşifresiyle uğraşır.

    Kriptografi
    Kriptografi, gizlilik, kimlik denetimi, bütünlük gibi bilgi güvenliği kavramlarını sağlamak için çalışan matematiksel yöntemler bütünüdür. Bu yöntemler, bir bilginin iletimi esnasında karşılaşılabilecek aktif ya da pasif ataklardan Gördğü bilgiyi -dolayısıyla bilgi ile beraber bilginin göndericisi ve alıcısını da- koruma amacı güderler.

    Görüldüğü gibi kriptoloji kriptografiyle aynı değildir.

  27. Bunun cevabını yukardaki mesajımda vermiştim zaten. 2 hafta geçtikten sonra böyle bir cevap vermeniz ilginç. O cevapta kaynaklar yetmediyse iki link daha vereyim:

    http://en.wiktionary.org/wiki/cryptography
    http://en.wiktionary.org/wiki/cryptology

    Kriptoloji, kriptografi ve kriptoanalizden oluşuyor. Kriptografi şifreleme işlemi olyor, kriptoanaliz ise şifreleri çözmekle ilgili çalışmalar oluyor. İlk mesajınızda kriptoloji ile kriptografi sanki tamamen ilgisiz şeylermiş gibi aklınız sıra benimle dalga geçiyordunuz şimdi ise nasıl bir noktaya geldiniz.

    Bir de şöyle birşey var. Beni yazıdaki ufak ve aslında önemsiz birşeyi (ki kesinlikle öyle değil) büyütmekle suçlarken bir kelime üzerinde bu kadar yaygara koparmanız çok komik. Kaldı ki benim kullandığım kelimenin yanlış olmadığı da ortada. Beni araştırmamakla suçlayıp kriptoloji ile kriptografiyi tamamen ilgisiz şeylermiş gibi göstermeye çalıştıktan sonra burada hangi yüzle tartışmaya devam ediyorsunuz anlamak mümkün değil.

    Bakın yukarda ne demiştim tekrarlayayım. Eğer buna verecek cevabınız varsa verin yoksa bu kriptoloji-kriptografi saçmalığına bir son verin artık. Yukarda şöyle demiştim:

    —————————————————————–
    Burada size Wikipedia’nın kriptografi ve şifreleme maddelerinden ufak bölümler aktarayım:

    Until modern times, cryptography referred almost exclusively to encryption, the process of converting ordinary information (plaintext) into unintelligible gibberish (ie, ciphertext). Decryption is the reverse, moving from unintelligible ciphertext to plaintext. A cipher (or cypher) is a pair of algorithms which perform this encryption and the reversing decryption. The detailed operation of a cipher is controlled both by the algorithm and, in each instance, by a key. This is a secret parameter (ideally, known only to the communicants) for a specific message exchange context. Keys are important, as ciphers without variable keys are trivially breakable and therefore less than useful for most purposes.

    In cryptography, encryption is the process of transforming information (referred to as plaintext) using an algorithm (called cipher) to make it unreadable to anyone except those possessing special knowledge, usually referred to as a key. The result of the process is encrypted information (in cryptography, referred to as ciphertext).

    Ben diyorum ki

    information (plaintext) = DNA’daki dizilim

    Siz diyorsunuz ki

    encrypted information (ciphertext) = DNA’daki dizilim

    Peki bu iddianızı destekleyen bilimsel delil nerede diyorum? Cevap yok. Bana gösterdiğiniz makalelerde geçen “şifre” kelimesi kriptografideki şifrelemeyle ilgisiz. Eğer Enigma örneğini verdiyseniz bu kriptografideki şifrelemeden bahsediyorsunuz demektir. Bunun bilimsel delilini göstermek sizin yükümlülüğünüz.
    —————————————————————–

  28. Ciphertext-only attack: This is the situation where the attacker does not know anything about the contents of the message, and must work from ciphertext only. In practice it is quite often possible to make guesses about the plaintext, as many types of messages have fixed format headers. Even ordinary letters and documents begin in a very predictable way. For example, many classical attacks use frequency analysis of the ciphertext, however, this does not work well against modern ciphers.

    http://www.ssh.com/support/cryptography/introduction/cryptanalysis.html

    Geçte olsa sayın Da Vinci’nin sualini cevaplamaya calışayım.(Konu hakkındaki bilgi eksikliğimi gidermek için biraz araştırma yaptım daha sonrada birçok kere yazdığım makaleyi eleştiriler ışığında okudum.Üzerinden zaman geçince maalesef unutuldu.Tekrar okumalarımda gözüme çarptı.Şimdi cevaplamaya çalışayım.)

    Eğer benim kastım sadece A,T,G … gibi DNA dizilimin enigma tipi şifre olduğu (Protein ve Enzimlerin öyle olduğunu düşünüyorum.Yanılıyorsam bilgilendirin.Bu tip kodlar kırıldıkça tıpta yeni tedavi yöntemleri bulunduğunu görüyoruz.Belkide bu benzetimin yanıltıcıdır.Öyleyse bilgilendirin.) yönünde ise kendisi son derece haklıdır.Buna son zamanlarda okuduğum bir örneği vereyim ;

    http://www.upmc.com/Communications/MediaRelations/NewsReleaseArchives/2008/March/YehRelease.htm

    Bu makalede analoji kullandığım şekil şudur;

    ”İnsanlarda yaşamın temeli olan kimyasal reaksiyonları kontrol eden 50 binden fazla enzim vardır. Bu enzimlerin oluşumuna yol açan ve görevleri ile alakalı detaylı bilgiyi içeren bu yapılar yaklaşık 3,2 milyar nükleotidden meydana gelir. Bu tip bir veri yığını iddia edildiği gibi şifrelenip (yani hangi dizinin tam olarak hangi enzimi ve proteini kodladığının bilinememesi) DNA içersine gömülmesi ve bilginin organizasyonu sağlayacak şekilde yönlendirilmeden oluşturulması olasılıklar dâhilin de mümkün müdür? Bu iddiayı yönlendirilme/organizasyon ve şifre/deşifre konusunda herkesin anlayabileceği daha basit bir örnekle inceleyelim.”

    (Buradan sonra enigma örneğini veriyorum.)

    Yukarıdaki açıklamada A,T,G.. nin şifre mi olduğu yoksa bu 3.2 milyar dizinlik harflerin kodladığı protein ve enzimlerin görevlerinin ne olduğundan (yeri ve içeriği) mı bahsediliyor? Yani tüm harflerin hangi enzimi yada proteini kodladığını bugün bilimsel olarak biliyormuyuz ? Eğer bilmiyorsak düz metin dediğimiz DNA yapısı (harf dizilimi olarak öyle) birşeyleri kodluyor olmuyor mu? Bu bizim tarafımızdan tam olarak bilinemiyorsa bu tip bir benzetim kurmak gerçeği tamamen çarpıtmak mı yoksa sürecin daha iyi anlaşılması için bir analoji olarak mı kullanılıyor?

    Bu açıklamdan sonra metinde kasti bir hatam varsa lütfen bildirin. Bu kastım olmadığı için (fakat gösterilmesi takdirinde özür ve düzeltme yapılacaktır.) makalenin ”gerçek ve merkez konusuna” yönelik bir karşı yorum görebiliniyorsa yine yorumla katkıda bulunulsun.Teşekkürler..

  29. Geçenlerde makale içeriğinde bilimsel teorilerle ilgili bir makale okudum sayın Emre Aköz yazmış.Konumuz içeriği ile alaklı olduğundan burda vermeyi uygun buldum;

    Cahile bir şeyi anlatmak kolaydır. Bilmediği için, olayın ABC’sinden başlayıp adım adım öğretirsiniz.
    ” Yarı cahil ” ile uğraşmak ise çok daha zordur. Çünkü konuyu bildiğini sandığından, abuk sabuk itirazlarla karşınıza çıkar.
    Üstelik bunlar yaşını başını almış, çeşitli işlere girip çıkmış, hayatta az ya da çok başarı göstermiş, genellikle zeki insanlar olduğu için işiniz çok ama çok zordur. Çünkü ABC’den başlamanız mümkün değildir.
    Mesela bu tiplere ” Bilimsel teorinin kuruluş biçimini… Nasıl işlediğini… Hangi şartlarda o teoriden vazgeçildiğini ” anlatmak imkânsızdır.
    Aslında bunları… Önce bir güzel falakaya yatırmak… Ardından da Karl Popper’in ” Bilimsel Araştırmanın Mantığı ” (Yapı Kredi Yay.) adlı kitabını satır satır okutmak… Sonra anlayıp anlamadığını anlamak için sınava çekmek… Anlamadıysa bir daha okumasını sağlamak gerekir…
    Ama pratikte böyle bir şey mümkün olmadığından, ” Ne halin varsa gör ” deyip geçmekten başka çareniz yoktur…

    Emre Aköz’ün Metni

Yorumlar kapalı.