D.N.A VE İLERİ DÜZEY BİLGİSAYARLAR

Paul Elias

Çeviren; Mustafa Ajlan Abudak

San Francisco-Neredeyse doğru olamayacak kadar inanılmaz geliyor fakat çığ gibi büyümekte olan araştırmalar D.N.A ‘nın yani hayatın yapıtaşının, şaşırtıcı bir şekilde yeni nesil ileri düzey bilgisayarların temeli oluşturabileceğini desteklemekte. Eğer bu olursa, devrim belkide Güney Kaliforniya Üniversitesi bilim adamı Leonardo Adelman yatağında yatarken James Watson’un “Genin Moleküler Biyolojisi” adlı kitabı okuduğu on yıl öncesindeki geceye kadar gidebilir.

” Bu müthiş bir şey” demişti karısına Adelman ve sonra bulanık bir kanı onun uykusunu kaçırdı. İnsan hücreleri ve bilgisayarlar bilgiyi hemen aynı şekilde işliyor ve saklıyor. Bilgisayarlar bilgiyi 0 ve 1 dizgilerinde saklarken, yaşayan canlılar bilgiyi A,T,C,G ile simgelenen moleküllerde saklıyor. Adelman yatağından fırladığında fark ettiği daha pek çok ilgi çekici benzerlikler vardı. D.N.A bilgisayarlarının temelleri için taslaklar yapmaya başladı. O gecenin geç saatlerinde yapılan karalamalar, bu zor bilime bir yol açmıştı bile, böylece NASA, Pentagon ve diğer federal kurumlardan gelen yardımlarla desteklenen bir alan oluverdi.

Şimdi Dünyanın her yanında birçok araştırmacı ince yaşam-temelli bilgisayarları hayatın kendi güçlerinden yaralanmayı umarak yapıyorlar. Bu bilim adamları yapıtlarına “makineler” ve aletler adını veriyorlar. Gerçektende bu makineler D.N.A dolu su tüplerinden başka bir şey olmasa da, bu sıvı algoritmik verileri kırarak bilgiyi dışarı iletiyor. Bugün D.N.A bilgisayarlarınca çözülmüş olan problemler en temel ve basit olanlarıdır. Çocuklar bir kalem veya kâğıt yoluyla cevapları daha çabuk bulabilirler. Fakat araştırmalar bu incecik bilgisayarların bir gün insanlara enjekte edilerek virüsleri etkisiz kılacağını, kötüye giden iyi hücreleri onaracağını ve bizleri hastalıklara karşı farklı şekilde sağıklı kılmaya yardımcı olacaklarını umut etmekteler. Hatta araştırmacılar genetik materyalin kendini yeniden kopyalayabildiğini ve çok güçlü işlemciler içersinde büyüyebileceği fikrinin peşindeler. Böylece silikon tabanlı bilgisayarın çözebilmesi için çok karmaşık olan problemleri çözebilecekleri düşüncesindeler. Sonuç olarak, bilim adamları, kendilerini idare edebilecek örneğin, derin uzay yolculuklarında mürettebatın sağlığının korunması ve kontrolünde kullan anılabilecek D.N.A bilgisayarları yapma amacındadırlar.

Tıpkı 1936’da ilk olarak bilgisayarın öncüsü Alan Turing’in nasıl bir makinenin bilgiyi oklayabildiğinin farkına varması gibi, Adelman yatağından fırlatıp şaşırtantan şey nasıl olup ta yasayan bir enzimin D.N.A’yı neredeyse bilgisayarların okuduğu gibi okumasıdır. “Eğer hücrenin içine bakarsanız, bir sürü harikulade küçük aleti bulursunuz” diyen 1994’te D.N.A temelli ilk hesaplamayı yapmayı gerçekleştiren Adelman şunu da ekler “Hücre bir Define Satranç’ıdır.

Adelman’ın yaptığı bilgisayarları klasik “pazarlamacı” matematik problemini çözmekte kullanmıştır. Bir pazarlamacının nasıl belirlenen şehirlere bir kereden fazla uğramadan her şehri ziyaret edebileceği-bunu da D.N.A’nın nasıl etkileşimleri belirleyebileceğini keşfederek yapar. Adelman her yedi şehre farklı bir D.N.A dizgesi atar, bunların her bir 20 molekül uzunluğundadır.,daha sonra milyonlarca dizgi D.N.A’nın oluşturduğu kazana atar,Bunlar doğal olarak şehirlerle birleşirler. Bu binlerce rasgele patika oluşturur, tıpkı bir kodu kırarken binlerce olasılığı eleyebilmesi gibi. Birleşmiş D.N.A’nın bu çetrefilli karışımdan sonunda Adelman tatmin edici çözümü çıkartmıştır.-ilk şehirden son şehre kadar herhangi bir basamağı kaynağına gitmeden doğrudan yönlendirilmiş bir tel dizgi. D.N.A bilgi işlemi doğmuştu.

Tüm bu araştırmacıların yapmak istediği şey hayatın kendisini kontrol etmek, belirlemek ve anlamaya çalışmaktır. Böylelikle onların bu makinelerin basit laboratuar sihirlerinden öte bir şey olmasına on yıllarca uzaklıkta olduğumuza şüphe kalmayacaktır. Biyologlar simdi sadece, D.N.A’nın niçin ve nasıl bilgiyi açığa çıkardığı yeniden oluşturduğunu ve bilgiyi alıp-gönderdiğinin esaslarını kavramaya çalışıyorlar. Çünkü D.N.A oldukça kırılgan ve yazma hatalarına karşıda-Dünya kanser oranlarının da kanıtladığı gibi dayanıksızdır. Bu tür algılamalar ve diğerleri D.N.A’nın nihayetinde silikon yongaların yerini alacağına dair başlayan umutları körüklemektedir. Hala bu alandaki araştırmacılar bu bilgi işlem devriminin önünde durduklarına inanıyor. Tüm bunlardan sonra, ortada duran gerçek D.N.A’nın –yaklaşık olarak yarım inç büyüklüğündeki şeker küpü kadar olan tek bir gramın-Trilyonlarca kompakt disk kadar bilgiyi saklayabilmesidir. Adelman bunun bir şekilde, bir yolla kullanılabileceğini öngörmektedir.”fakat nasıl olacağından emin değilim” demiştir. D.N.A bilgisayarlarını kurmak ve onlardan sonuçları çıkartmak günler, bazen de haftalar alabilmektedir. Belki de daha büyük bir engel doğru hesaplamaları oluşturmak için biyolojik gelişmeleri kontrol etmektedir. D.N.A her zaman beklenildiği şekilde davranmaz. NASA’nın desteklediği Kolombiya Üniversitesi araştırmacısı Prof.Milan Stranoviç insan müdahalesi gerektirmeden işlem yapabilen bir biyolojik temelli makine geliştirmektedir.

NASA bilim adamı Paul Fung “Bizler astronotların sağlığının korunması için bu teknolojiyi kullanmak istiyoruz” demekte ve Stranoviç için Programında 15 milyon dolarlık bütçe ile uzay yolculuklarında kullanmak üzere biyomedikal alıcılar geliştirmektedir. Weizmann Bilimler enstitüsünden Ehud Shapiro medikal bilgili ince moleküleri programlayarak, bunları insanlara enjekte etmektedir. Shapiro 2001 yılında A.B.D den D.N.A‘nın molekülleri ve enzimlerini girdi(input)çıktı (output), yazılım ve donanım (software and hardware) olarak kullanılan bir su damlasının içindeki bir bilgisayar”için patent almıştır.

Bu yıl (2003) laboratuardaki araştırmacılar bu alete bir D.N.A molekülleri ayrıldığında bundan yararlanarak enerji üreten güç kaynağı da eklemişlerdir. Şubatta, Guinness rekorları bu takımın keşfine “ en küçük biyolojik bilgi işlem cihazı” adını vermiştir. Shapiro’ nun genetiğin silikonun yerini alacağına dair kuşkuları vardır fakat bu konuda iyimserdir.“Sanırım her ikisi de (genetik ve silikon) beraber mutlu yaşayabilirler ve farklı uygulamalarda kullanılabilirler.

Orijinal metin

Reklamlar

6 thoughts on “D.N.A VE İLERİ DÜZEY BİLGİSAYARLAR

  1. “DNA gibi hem hatalara karşı kırılgan, dayanıksız hem mümkün olan en küçük hacimde mümkün olan en büyük bilgi saklama kapasitesine sahip, birde üstüne üstlük bilgiyi derleyen kodlayan ve üreten bir yapının optimize edilerek var olduğu açıktır.” Bu acikligi gosterebilirmisiniz? Alinti yaptiginiz bilim insanlarini benzeri cikarimlari varmidir? Bizzat bahsettiginiz alanda calisiyorum, sahsen oyle bir bakis olmadigini biliyorum bu cevrelerde.

    Verdiginiz bina ornegi bence harika. Muhendislik, bilim, deneye yanila deneye yanila, elde edilen bilgi ve gozlem ile yogurup onlarca farkli disiplin gelistirmistir, o farkli disiplinlerin kaynasmasindan ve insan emegi ile olusmustur o harika yapilar, simsek cakmasi ve yagmur, yada yazi tura ile degil.

    Dogadaki gelisim de benzeri sureclerle ilerliyor, birikimsel, ve icinde bulunan kosullarin belirlemesiyle, kor bir sans yada rulet topu ile degil.

    Sizin yaptiginiz cikarimin bilimsel degeri sununla ayni: “woaw, muthis bir karmasiklik var, bunu anliyamiyoruz, bunu olsa olsa piramit gucu ve astrolojik etkiler yaratmis olmali”. Yada mesela, “bunu mantik ve teknik ile aciklayamayiz, bu kesinlikle londra metrosu altinda yasiyan gizli buyuculerin isi, bu gayet acik.”

    Bu konuda M.Behe nin kendisi de mahkemede itiraf etmistir cok acik bir sekilde. Kayitlari var. Behe, yurulukte olan bilimin tanimini ID yi icine alacak sekilde genisletilirse bunun icine Astroloji de girebilecektir diye kabul etmistir. Hakimin israrli, “eminmisiniz?” sorularina kesin bir sekilde “evet” demistir! Yani astrolojiye, en az onun kadar “bilimsel” olan piramit gucu, simsek tanrilari ve yeralti cinleri de eslik edebilecektir ve boylece bilim daha da zenginlesecektir. Ruh cagiricilari icin filan doktora programlari acilabilecektir. Mahkemede bilirkisi olan Miller: “I’m sure this is pretty cool stuff, but it’s not science” deyip salonu gulme krizine sokmustur.

    Oysa bilim, “way be harika birsey bu, buyuleyici, acaba bunun mekanizmalari, yasalari nasil isliyor, bi arastirayim, mutlaka bir aciklamasi vardir” diyerek amansiz yorucu ve uzun sureli bir calisma icersine girer, ayni yukaridaki saydiginiz bilim insanlari gibi. Oturup, aciklama getirmeyen bir yargi ile nokta koymazlar. Bunu dememis olsalardi bugun AIDS virusunun evrimini tesbit edip,izleyip ona gore tedavi yontemleri gelistirip insanlarin daha saglikli olmasi icin caba gosteremezlerdi.

  2. Barış Bey

    ”Verdiginiz bina ornegi bence harika. Muhendislik, bilim, deneye yanila deneye yanila, elde edilen bilgi ve gozlem ile yogurup onlarca farkli disiplin gelistirmistir, o farkli disiplinlerin kaynasmasindan ve insan emegi ile olusmustur o harika yapilar, simsek cakmasi ve yagmur, yada yazi tura ile degil.”

    Elbette insan emeği ve farklı disiplinlerin akıllı kullanarak oluyor o gökdelenler. Fakat iş biyolojik doğal makinelere ve yapılara geldiğinde ”aklı” bunların içinden çıkartmak için sizler tarafındanbir an bile tereddüt gösterilmiyor. Darwinciliğin doğada da buna benzer yapıları gözlemlediğimizde hatta bir gökdelen yapımından çok daha lkarmaşık yapılarla karşılaştığımızda , bunları açıklamak için organisazyonun kendi kendine tesadüfle oluştuğunu ısrarla savunmasına karşıyım.Siz bu yapıları açıklamak için en temelde nasıl oluştuğu hakkında doğru düzgün bir fikiriniz yada düşünceniz (Darwinci evrim hayatın başlangıcı ile ilgilenmez diyen sizlersinzi) olmadığı kendi kendini kopyalayan bilen bir süreçin rasgele mutasyonlarla hatalar içinden ” en yararlı” hataları seçmesini ve bu sürecin DNA gibi bilgi zengini bir yapıyı oluşturmasını ”umut” ediyorsunuz.Esas Büyücülük çabası ve David Copperfield sihirbazlığı budur.

    Darwinin keşfettiği gerçeğin bir kısmı olan ve adaptosyonu anlamlandıran bir mekanizmaya ”hatalardan başka” bişey oluşturmayan diğer bir süreci ekleyerek,(ki DNA kalıtsal değişime sebep olacak muutasyon değişikliğinin oluşmasının zorluğunu bilmenize rağmen) bunların insana giden ”gelişimi ” yada sizin deyiminizle tasarımcısız tasarımı oluşturmasını beklemek ancak bir ön kabulün tezahürü olabilir.

    Astroloji değilde size astronomi değerleri ile cevap veren bir makaleyi bloga ekliyorum.Bu verilere rağmen kimn ”astrolojiye ” tahmii ve farazi (öyle olmuş olmalı,olabilir, böyle olma olasılığı yüksek, düşündüğümüzde böyle olmuş olmalı) benzeyen argümanlar gerçekleştirdiğini okuyanlar karar versin..

    Saygılarımla..

  3. Aslında ben DNA’nın hatalara karşı olan kırılganlık özelliğinin nasıl bir avantaj olduğunu tam olarak anlayamadım,yani hatalara karşı kırılganlık işletim sisteminin de dayanıksızlığı gibi bir çağrışım yaptı.Bu konuda biraz daha açıklayıcı olabilir misiniz?

  4. Zehra,

    DNA’nın kırılgan olmasının avantaj olduğunu kimse söylemiyor. Aksine bu kırılfanlık DNA için dezavantajdır. Bu dezavantajlık durumu onu kontrolsüz etkilere karşı savunmasız kılıyor (kendini tamir mekanizmaları konu dışıdır ki o bile bilinçli bir faaliyettir).

    Sistem ne kadar özenli ve karmaşık ise, o sisteme yapılacak amaçsız müdahaleler sistemi o denli çökertecek güce ulaşır.

    Yazılımlarda DNA gibidir, işletim sisteminizin “explorer.exe” dosyasını anlamsız yere sildiğinizi veya bozduğunuzu farzedin. Artık sisteminiz eski işlevini yerine getiremez. Çünkü hayati öneme sahip olan parçasını yok ettiniz veya bozdunuz.

    Şimdide son derece kompleks ve organize olan isnsan beynine böyle bir müdahalede bulunulduğunu düşünün. Beyin rastgele müdahalelerde işlvini yitirir, işlem yapamayan bu beyne bağlı organizma ise çöker.

  5. Yukarıdaki açıklamaya ek olarak, Darwinian evrimciler, beynin rastgele mutasyonlar sonucu birike birike bu kadar kompleksliğe ulaştığına inanırlar.

  6. explorer dosyasını kopyaladıktan sonra ve format yolunu bulduktan sonra yapılacak her işlem çöken yitiren her işlem eskisiyle değiştirilme formatlama yoluna gidebilir sistem başarıyla devamını sağlayabilir dna tabanlı bilgisayarlar tam anlamıyla başarıya ulaşırsa dünyanın başına gelebilecekleri hayal bile edemiyorum

Yorumlar kapatıldı.