DARWİNCİLERİN MATERYALİST KÖKENİ ÜZERİNE

Mustafa Ajlan ABUDAK

”Eğer doğanın derinliklerinde gerçekleşen işlerin kompleksliği, dünyanın en zeki beyinleri tarafından bile zor anlaşılıyorsa, bu işlerin sadece birer kaza, birer kör tesadüf eseri olduğunu nasıl düşünebiliriz?”

Paul Davies. Fizik profesörü’ (1)

Burada yapılan kitapların bazı önemli olarak görülen yerlerini buraya koymak ve eleştirisini yapmaktan ibarettir. Kitapların tümünün okunması çok daha yararlı olacaktır. Tasarım argümanına karşı , Prof. Richard Dawkins tarafından 1986’da kaleme alınan Kör Saatçi adlı eseri okumamdan sonra, Darwinci kuram ve Akıllı Tasarım arasında bocalayan biri olarak, kitabı bitirdiğimde Darwinci kuramı tamamen terk ettiğimi söylemeliyim.

Bunu yaparken illa görmek istediğimi değil apaçık görüneni algıladığımı düşünüyorum. Şurası muhakkak ki benim seçimin sonucu olarak sitedeki makaleleri okuyacaksınız. Bu seçimim yüzündendir ki, böyle bir site hazırlamak gereğini duydum. Bu sitenin (işbu makalelerin) amacı esasen ‘tasarımın’ varlığının kuşku götürmeyecek kadar açık olduğunu ortaya koymaktır. Bunu yaparken de bilim dünyasında bu ‘tasarımı’ açıklamaya yönelik var olan iki büyük teorinin karşılıklı tezleri ve anti-tezleri ile okuyucuyu her ne seçim yaptıysa bile onu sorgulamaya çalıştırmaktır.

İster Darwinci ister Akıllı Tasarımcı olsun yâda konuyla dışardan ilgilen herhangi bir okuyucu(mesela Yaratılışcı biri), ön kabullerle okumaya başlayıp kendi ön kabulünün sorgulaması esas amaçtır. Teorilerin bulguları ışığında,okuyucuların algılayışlarını yeniden değerlendirterek yanlış anlama ve hatalarını terk etmeye yönelten, değilse sağlamlaştırmaya çabalayan metinler olmasına çalışıyorum. Elbette, bu konular üzerindeki seçiminiz tıpkı hayattaki diğer seçimleriniz gibi dünya algılayışınızı etkileyecektir, ama var olan tasarıma ne bir şey ekleyecek, ne de bir şey çıkartacaktır.

Bu makalenin amacı Darwinci bilim adamları ile Akıllı Tasarım hareketini içersindeki bilim adamlarının ‘hayatın içersindeki tasarım’ olgusunu nasıl açıklamaya çalıştıklarını ortaya koymaktır. Şu peşinen bilinmelidir ki Akıllı Tasarım çoğu Darwinci evrimcinin ön yargılı olarak ve bir çeşit inanç refleksi olarak düşündüğü üzere evrime toptan bir itiraz değildir, aksine evrimin bugün kabul edilen mekanizmaları ile adaptasyon temelinde gerçekliğini ve yadsınamazlığını kabuletmektedir.

Akıllı Tasarım ezber bozmak için oluşturulmuş bir teoridir. Akıllı Tasarımın amacı bu sürecin ‘nasıl’ oluştuğuna dair Darwinci yaklaşımın önerdiği mekanizmaların evrimin geneli için geçersizliğini kanıtlamaktır. Bu mekanizmaların dayandıkları temellerin,türden türe geçiş gelişimi gerçekleştirilemeyecek denli olasılık dışılık yâda imkânsızlık içerdiğini göstermektir.

Darwinci mekanizmalar ancak adaptasyonların oluşumunu açıklamakta bizlere rehberlik edebilirler. Evrim için genel bir çözüm getrimekten çok uzaktırlar. Bu yüzden standart Darwinci modele sürekli yeni argümanlar ekleyerek tekrar tekrar yeni problemlere çözüm aranmaktadır.Aslında problemin adı bellidir; Tasarım….

Akıllı Tasarım , evrim sürecini Darwincilerin savunduğundan bile daha yüksek sesle savunmalıdır.Çünkü Evrim hiyerarşik ve taksonomik düzen ve örgütlenme ile yaşamdaki bu çeşitliliği oluşturan süreçtir. Bu süreçin tesadüfle yönlendirilmemiş bir şekilde oluşabileceğine olan inanç, bugün bilimsel bir paradigma olarak karşımızdadır.

”Akıllı tasarımın bir bilinç ve zekâya atıf ettiği bu ”yönlendirme” yaşamsal gelişim süreçlerinin üstün bir akıl tarafından kontrolü, derlenmesi, üretilmesi, tanzimi ve nihayetinde tüm süreçlerin bir amaça uygun yapılandırılmasıdır.”

Yönlendirilmemişliğin evrim literatürene sokulmasının asıl nedeni bilimsel kaygıdan çok materyalist ön kabuldür.Çünkü Tasarım kavramı kendi içinde bir akıl ve bilinç yapılanmasının doğasının zorunluluğu olarak gerektirmektedir.Bunu başka şekillerde anlatmaya çalışmak yada bilimsel zorlamalarla açıklamaya çalışmak, bir tür psikolojik hezeyandan başka bir çaba değildir. Mekanizmaların varlığı ile onların aktarımı arasında bilimsel olmayan ama felsefi olarak materyalizme hizmet eden bir bağlam oluşturulmuştur.

Böylece evrim maceramızın bir kısmını açıklayabilen mekanizmalarla yalan hikayeler gerçekmiş izlenimi verilerek topluma aktarılmıştır. Tüm canlıların tek ortak atadan evrilmesi onun tek bir düzen koyucu tarafından oluşturulduğunu fısıldamak şöyle dursun, bu yönlendirilmiş süreçler bütününün aksine yönlendirilmediği ve böyle bir Tasarımcının asla var olmadığını / olamayacağını kanıtlamaya çalışmak için kullanılmıştır.Yani materyalistik amaca hizmet eden bu teori, bir paradigma hatta dokunulması ve eleştirilmesi yasak bir tabu, bir dogma haline dönüştürülmüştür. Ortaçağ kilisesinin yerini Batı Akademisi almıştır.

Büyük Patlama ile başlayan evrenin evrimi tüm koşulların amaça uygun hale gelmesi ile yeryüzünde yaşamı ve onun tek bilinçli varlığı insanı ortaya çıkarmıştır. Günden güne artan, Büyük patlama kuramını destekleyen verilerce ve ince ayar, insani ilke , dünya ilkesi gibi son derece ayarlı, miktarı hassas olarak belirlenmiş verilerle, materyalistik bilim algısı temelden geçersiz kılınmaktadır.

EVRİM üstün bir akıl tarafından yönlendirilmiş hayat ansiklopedimiz gibidir. Bu üstün aklın kimliğinin ispatı bilimin konusu elbette değildir. Fakat varlığının yapıtlarından çıkarımı için veri sağlamak (kanıtlanması demiyorum) bizatihi bilim pratiği yapan inananların bilimi araçsal kullanım şeklidir.

Biz insanlarda, bu ansiklopedinin yeni sayfalarında varlık maceramızın keşfini gün be gün yapmaktayız. Bunların yapılmasında Charles Darwin‘in keşfettiği mekanizmaların rolü çok büyüktür. Bu mekanizmalar sayesinde Tasarım olgusal olarak tartışılmakta ve ortaya çıkmaktadır.

Akıllı Tasarım teorisi, inanılanın aksine, tasarımcının yâda tasarımcıların kimliğini ispatlamak yerine tasarımı oluşturan süreçleri anlamaya yönelmiştir. Tasarımların, niçin doğal seçilim ve birikimli mutasyon gibi süreçlerce, oluşturulamayacağını açıklamaya çalışmaktadır. Aslen kademeli oluşum bu evrenin yadsınamaz bir gerçekliğidir. Burada sorun bunu yadsıyıp yadsımak değil, süreçlerin meydana getirilişinin nasıl olduğu üzerindeki tartışmadır. Sorun görmek istediğimiz bilimi mi kucaklayacağımız yoksa verilerin gösterdiği bilimi mi kucaklayacağımızdır. Kısacası bilimin yöntemini tarafgirlik cephesinden kurtulması için, onu salt veriler ışığı altında incelememiz gerektiğidir.

Ön kabuller, bizim, ortada duran gerçeklerle kucaklaşmamızı önlememelidir. Her iki cepheden de bakıldığında maalesef durum aslında pek iç açıcı değildir . Yaşamın yegâne tek bir açıklaması olabileceğine inanmak inançlara özgüdür, bilimin yöntemleri içersinde böyle bir ön koşul yâda dogmaya rastlamamalıdır. Ne yazık ki, dünyada ve özelikle ülkemizde bilim materyalistlik ve dinsel soyut kavramların  maalesef somut zıtlıkları çerçevesinde kalıplaştırılmıştır. Tüm bilim dünyasının istemeden de olsa kabul edeceği üzere metafizik, tarih serüvenimiz de, bilime temel kaynak olagelmiştir. Metafizik bilimin kaynağıdır. Maalesef, ortaçağda ise, insanlık tarihi içinde çok daha az bir zaman diliminde de bilimin önündeki yegâne köstek olmuştur. Bunun sebebi elbette metafiziğin düşünülen kaynağı değil bunu uygulayan insan zihnindeki ‘‘Kraldan çok Kralcılık’’ güdüsüdür. Oysa Darwin’in kitabının yayınlandığı yüzyıldan beri atom okulu temelindeki materyalist bilim algısı, ortaçağın öcünü alırcasına metafizik göndermelere ve yahut açıklamalara karşı top yekûn bir savaş başlatmıştır. Açıkça görülmüştür ki, bilim kendisini bu şekilde bir kısır döngüler yumağına mahkûm etmiştir. Modern dünyada her şeyin açıklaması olan bilim, bir amaçtan artık olması gerektiği gibi bir araç haline yavaşta olsa dönmektedir.

Bizim burada çabaladığımız tartışılmayacak denli aşikâr olan tasarım olgusunu bilimin içindeki iki teorice nasıl nedenselleştirildiğidir. Sorun seçimlerimizdir, esasında bizi diğer yaratıklardan ayıran aklımızla sorguladığımız yaşam, kara kutularını açtıkça bizi içinden daha da çıkılmaz boyutlara doğru sürüklemektedir. Yaşamı anladığımızı sandıkça, aslında ne kadar çok şey bilmediğimizi kavramamız beklide insansı kibrimizin üstüne bir şamar gibi çarpmaktadır. Şurası bilinmelidir ki, makalemde Akıllı Tasarım teorisinin, mikro evrene uzanan tasarım olgusunun seküler şekilde ele alışının altını çizmeye çalışılmıştır. Bilimsel olarak ta zaten bu gereklidir; bizim bu teorilerle aramaya çalıştığımız ‘gerçek’ genel toplam gerçeğin kendisi asla değildir. Bilimin yapısı gereği bizi ‘ilahi bir nedene’ ya da ‘ilahi olmayan nedenlere’ bağlama zorunluluğu yoktur…

AT’nin bulgularının yâda AT’nin destekleyicilerinin bazı dinsel gruplar yâda vakıflar olması kesinlikle ortaya çıkan bilimsel bulguların geçerliliğine ve doğruluğuna karşı yaptırım unsuru olarak kullanılmamalıdır. Aslen metafizik olarak kullanıldığında da zaten Darwincilerin bu bulgulara karşı ortaya koyamadıkları bilimsel gerçekliğin eksikliğinden kaynaklanan ithamlar olarak literatürde yerini almaktadır. Bu tip Darwinci bulgular aslında bilgimize yeni ufuklar açtığı müddetçe son derece yararlı olmaktadır. Eğer Darwinci bilim adamları, kendi yetersizliklerini bilimsel olmayan konular üzerinden, saldırıyla kapamaya çalışmaya devam ede gelirlerse bu sadece bilimsel bir yetersizliktir. Dikkat edilirse AT teorisyenlerinden çok daha fazla din konusunu irdeleyen ve onun üzerinden AT’ye saldıranlarda Darwincilerdir. Çünkü ön kabülleri gereği inanca kapı açabileceklerini düşündükleri herşeyden tiksinmektedirler. Büyük Patlama teorisi bile bugün hala materyalistlerce içe sindirilememiş bir yaradır.

İlk olarak Darwinci Evrim yanlısı bilim adamlarının hayatın başlangıcı ile ilgili görüşlerini incelemekte yarar görüyorum; Bu şekilde başlamamın sebebi, sözü ilk önce karşı tarafa verip, onların konuya nerden baktığını göstermek istemek ve buradan yola çıkarak da Akıllı Tasarımı aktarmaya çalışmak. Bunun için Prof.Daniel C.Dennett’in ‘Aklın Türleri-Bir bilinç arayışına doğru’ adlı eserinin 2.bölümünün çok aydınlatıcı olduğu kanaatindeyim. Kendisi Darwinin Tehlikeli Fikri (1995)adlı eserin anlatımı üzerinden konuya açıklık getirmeye çalışmış.

Şimdi söz sırası Dennett’e;

Basit başlangıçlar: Eyleyeceliğin Doğuşu

Hiçbir kum tanesinin aklı yoktur; bir kum tanesi fazlasıyla basittir. Daha da basitini düşünürsek, hiçbir karbon atomunun yâda su molekülünün aklı yoktur. Bu konuda hiç kimsenin ciddi bir itirazı olmaz sanırım. Peki, ya daha büyük moleküller? Bir virüs, kocaman tek bir moleküldür; saydığımız parçaların ne kadar küçük olduğuna bağlı olarak, yüz binlerce hatta milyonlarca parçadan oluşan bir makro moleküldür. Bu atomik düzeydeki parçalar, bariz biçimde akılsızca etkileşerek bir takım çarpıcı etkiler üretir. Bu etkiler arasında, araştırmamızın bakış açısı bakımından en önemlisi, şaşırtıcı bir şekilde, kendi kendi kopyalamadır. Bazı makro moleküller uygun biçimde donatılmış bir ortam içinde yüzer durumda bırakılırsa, akılsızca kendilerinin tıpatıp aynı-yâda neredeyse aynı-kopyalarını oluşturup dağılma yetisine sahiptirler. D.N.A ve onun atası R.N.A bu tür moleküllerdir; yaşadığımız gezegendeki tüm yaşamların temelini oluşturduklarından, bütün akılların-en azından gezegen üstündeki tüm akılların- tarihsel bir önkoşuludurlar. Yeryüzünde basit tek bir hücreli organizmaların ortaya çıkmasından önceki yaklaşık bir milyar yıl boyunca, sürekli mutasyon geçiren, büyüyen, hatta kendisini onaran ve bu konularda gittikçe ustalaşarak kendini tekrar tekrar kopyalayan moleküller vardı.(2)

Burada Dennett’in açıklamalarına bakıldığında çok çarpıcı betimlemeler görmekteyiz. Yazar bazı moleküller “uygun bir biçimde” donatılmış bir ortam içinde yüzer durumda bırakılırsa… Demektedir. Burada gerçekleşen eylemde, eylemin içinde geçtiği ortam birilerince uygun şekilde donatılmıştır. Doğal süreçlerde uygun koşullar maksimum entropi temellidir, yani yok etmeye güdümlüdür. Kasedi hiçbir zaman başa saramayacağımız bir serüvenin içersindeyiz. Öyle ise “uygun ortam” dan ne kastedilmektedir? Yoksa Huxley’in Bathybius Haeckelii’si miydi bu, bir türlü canlı üretemeyen volkanik çamura mı gönderimde bulunmaktaydı Dennett? Hayır…

Ayrıca RNA’nın nasıl oluşmuş olabileceğine ise değinilmemiştir. R.N.A ve D.N.A’nın bilgi dolu kütüphaneler olduğunu bildiğimize göre; acaba bu bilgiler evrimsel yolla nasıl edinilmiştir? Bir bilginin sıkıştırılmış zincir ipçikler yani en uygun ve optimize depolama şeklinde saklanması ve belli bir dil ile kendini şifrelemesi deneme yanılma oyunuyla mı oluşmuştur? Aklı olmayan basit moleküller bir milyar yıl boyunca amaca yönelik kopyalama ve mutasyon süreci ile mi bu bilgilere sahip olmuşlardır ve böylece Kant salt aklın eleştirisini yazabilmiştir?

Şimdi tekrar Dennett’in satırlarına dönelim;

” Bu, halen mevcut robotların kapasitesinin kat kat aşan olağanüstü bir iştir. Kendi kendini kopyalayan makro moleküllerin bizim gibi akla sahip olduklarını söyleyebilir miyiz? Elbette hayır. Hatta canlı olduklarını bile söyleyemeyiz-kimyasal açıdan, bunlar sadece çok iri kristallerdir. Bu dev moleküller birer minik makinedir-makro moleküler nano teknoloji. Sonuçta bunlar doğal robotlardır. Kendi kendini kopyalayan bir robot ‘prensipte’ mümkün olduğu, bilgisayarın mucitlerinden biri olan John von Neuman tarafından matematiksel olarak kanıtlanmıştır. Neuman’ın, canlı olmayan bir kendi kendini kopyalayıcı için geliştirdiği zekice tasarım, R.N.A ve D.N.A moleküllerinin tasarım ve yapımıyla ilgili ayrıntıların pek çoğunun öncülü olmuştur.”  (3)

Moleküler biyoloji mikroskobundan baktığımızda, sadece oldukları yerde durup etkide bulunmak yerine, eylemlerde bulunabilecek kadar karmaşık olan ilk makro moleküllerde, eyleyiciliğin 1(faillik, eylemde bulunma özelliği) doğuşuna tanık oluruz. Onların eyleyiciliği, bizimki gibi tam anlamıyla gelişmiş bir eyleyicilik değildir. Onlar ne yaptıklarını bilemezler. Oysa biz, çoğunlukla ne yaptığımızı gayet iyi biliriz. Biz insan eyleyiciler, en iyi halimizde –ya da en kötü halimizde-lehine ve aleyhine olan gerçekleri bilinçli olarak ölçüp bitirdikten sonra, yönelmiş eylemeler gerçekleştirebiliriz. Makro moleküler eylemcilik ise farklıdır; makro moleküllerin yaptığı işlerin gerekçeleri vardır, ama makro moleküller bu gerekçelerin farkında değildirler. Bununla beraber, onların eyleyicilik türü, bizim eyleyicilik türümüzün tohumlarının yetişebileceği tek zemimdir. (4)

Aslında Dennett, bu kendi kendini kopyalan robotlar analojisinden “yapay zekâya” gönderimde bulunarak tüm canlıların cansız maddelerin kopyalama güdüsünden mütevellit gelişmiş kopyalara yâda “daha yeni sürümler olduğumuzu” ima etmeye çalışmaktadır. Görüldüğü gibi makro evreden mikro evren olan insana değin her yerde karşılaştığımız tamamen değilse bile belli seviyelerde de olsa indirgenemezlik kavramı ile karışlaşmaktayız. Öyle ki, belli matematiksel değerlerin sonsuz ihtimallerde olması onu fiziksel dünyada ” var kılmaya yetecek ” bir ön koşul mu? Yoksa bu ihtimaller içersinde olmak varlığın bir ön koşulu mu? Peki, varsa bu ön koşulun varlığının nedenselliğinin kaynağı nedir? Elimizdeki seçenekler de kısıtlıdır; yoktan var olma, kendi kendinden var olma, zaten hep var olma önü ve sonu olmadan daim varlık. İlk önermem dışındakilerin bugün bilimsel verilerce geçersiz kılındığını düşünürsek, elimizde kalan ilk seçeneğin yani yoktan var olmanın nasıl nedenselleştirilebileceği yâda nedenselleştirilemeyeceğini görmek için konumuza, yani moleküler biyolojiye geri dönelim.

Şimdi de tamamen ne yaptığını bilmeyen “kontrolsüz” doğal süreç içersindeki makro moleküllerin yaptıkları eylemlerin gerekçelerinin farkında olmadan bu eylemleri bilinç eylemler gibi gerçekleştirebilme yeteneğinin varlığından söz edilmektedir. İşin en ilginç yönü, bu bilinçsiz eyleyicilerin bizim bilincimizi oluşturan yapıtaşlarının mimarları olarak görülmesidir. Bu kurguda ciddi alınabilecek tek şey bu moleküllerin bu gerçeklerin farkında olmadıkları ve olamayacaklarıdır.

Şimdi Dennett’in asıl sorununun ne olduğunu görelim;

Araştırmamızın bu düzeyinde keşfettiğimiz eyleyiciliğe benzer şeyde, bize yabancı ve hafif itici gelen bir şey var; ortada amaca yönelik telaşlı bir koşuşturmaca olmasına rağmen, ‘evde kimse yok’. Mükemmel bir şekilde tasarlandıkları ve yaptıkları şeyden hiç haberdar olmadıkları anlaşılan moleküler makineler, şaşırtıcı marifetler sergiliyor. (5)

Sanırım benim burada yorum olarak bir şey eklemememe gerek yok. Darwinci Evrimin bilim adamlarının, en önemli sorunu kendilerine hafif itici gelen bu süreçlerin, bir bilincin etkin veya dolaylı müdahalelerinin sonucu oluş olmasının, onlar için asla kabul edilemeyecek kadar dinsel inanışa gönderimlerde bulunan söylemler olmasındandır. Oysa bilim adamının görevi inanıp inanmadığını değil, veriler ışığında gerçeği ne olup ne olmadığını insanlara aktarmak olmalıdır. Ama bu ilke, Darwinci bilim adamları arasında pek rastlanmayan bir durumdur.

Şimdi inceleme sırası diğer bir önemli kitap olan Kör Saatçide; Bu kitap Neo-Darwincilerin kutsal kitabı olarak ta kabul edilir. Burada sözü Sayın Richard Dawkins’e bırakmayı yeğliyorum, kendisi son derece açık anlaşılır bir şekilde olayı özetliyor;

Doğal seçilim doğanın kör saatçisidir, çünkü ileriyi görmez, sonuçları hesaplamaz, görünen bir amacı yoktur. Yine de, doğal seçilimin yaşayan sonuçlar, usta bir saatçinin tasarımlarını akla getiriyor; bizi etkileyen bir tasarım ve planlama yanılsaması bu… Elinizdeki kitabın amacı, bu paradoksu okuyucuyu tatmin edecek bir biçimde ‘çözmektir’. (6)

Şimdi üstat meşhur yarasaları anlatıyor hep beraber okuyalım;

“Bu yarasalar minyatür casus uçaklar gibi karmaşık aletlerle dolu. Beyinleri bir yankılar dünyasının şifresini anında çözebilecek yazılımla programlanmış, hassas ayarlı, minyatür, büyücü işi elektronik alet paketleridir. Suratları, çoğu kez, gerçekte ne olduklarını görene dek bizi korkutacak çirkin şekiller almıştır. Aslında yüzleri, yalnızca istenilen yönlerde ses üstü dalgalar yaymak için düzenlenmiş aletlerdir.” (7)

Gene 43 sayfanın 2.paragrafının başında üstat;

” Bir yarasa ses bilgisini tıpkı bizim görsel bilgimizi kullandığımız gibi, üç boyutlu uzamda nesnelerin konumunu algılamak ve bu algısını sürekli olarak güncelleştirmek için kullanır. Bu yüzden de, yarasaya gereken, nesnelerin üçboyutlu uzamda değişen konumlarını içsel olarak temsil etmeye uygun bir içsel ‘bilgisayarlardır.’Burada vurgulamak istediğim, bir hayvanın öznel deneyimlerin alacağı biçimin, içsel bilgisayar modelinin özelliği olacağıdır. Bu model, evrim sürecinde, dışarıdan gelen fiziksel uyaranlara bağlı olmaksızın, içsel olarak temsil etmeye uygunluğu nedeniyle ‘tasarlanır’.” (8)

Kitabın amacını anlatan X. Bölüm girişini de aktarayım;

“Bu kitabın ana konusu karmaşık ‘tasarım’ sorununun çözümü olarak evrim; W.Paley’in kutsal bir saatçinin varlığını kanıtladığını düşündüğü olayların gerçek açıklaması olarak evrim… Durmadan gözlerden ve yankıyla yön bulmadan söz etmemim nedeni bu… ” (9)

Madem bu kitap modern Darwincileri derinden etkilemiş daha detaylıca incelenmesinde yarar var;” Bu tuhaf durumun açıklaması nedir bilemiyorum. (Bozunma ve sönümlenme ki kendisi ilk paragrafta hiçbir titiz mühendisin böyle bir ilkeyle çalışamayacağını beyan eder ve ekler aslında bozunma ve sönümlenme) Evrimleştiği dönem çok gerilerde kalmış. Ama yinede, Biyomorf ülkesi’nin (kendi yaptığı programla rasgele çizimsel çıkarımlar) gerçek hayattaki eşdeğeri içersinde, gözün öncülü organdan-?- başlayarak, ağtabakayı doğru yöne döndürmek için izlenmesi gereken patikayla ilgisi olduğuna rahatlıkla bahse girerim. Büyük olasılıkla böyle bir patika var, fakat bu varsayımsal patika ara-hayvanların vücutlarında gerçekleştiğinde elverişsiz olmuş-yalnızca geçici bir elverişsizlik bu ama yinede yeterli. Ara-hayvanların görme yeteneği mükemmel olmayan atalarınınkinden bile daha kötü olmuş. Kendilerinden sonra gelecek nesiller için daha iyi görüş hazırlıyor olmaları da önemli değil; asıl olan o anda ve orada yaşamda kalabilmek! ”

”Bilimsel yaklaşım” Black Jack oyunu olduğunda mı bilimsel olunabiliyor? Buna materyalist paradigmada diyoruz.Burada sorgulamanın yasak olduğu düşünce tarzı kendini göstermektedir.Acaba kim inandığını görüyor demek Darwincilere haksızlık etmek olmaz sanırım.Ortaçağ kilisesine karşı olan materyalizm neden ortaçağ karanlığındaki Kilise öğretilerinden bile daha az sorgulanan evrim anlayışına tahammül edememektedir?Sorgulanmaktan yada yanlışlanmaktan korkan bilim midir?Yoksa bilime ve siyasete yamanan felsefi akideler midir?

Yukarıda açıkca itiraf ettikleri gibi en önemli Darwinci Evrimciler bile tasarımın varlığını kabul etmekte, sorun seçiminizdir.Sorun seçiminizin kendinizi, sonsuz olasılıklar denizindeki şanslı tesadüflerin, birleşkesinde oluşan amaçsız atomlar bütünü olarak mı kabul ettiğiniz yada evrenin en başından beri varlığı amaçlanan ve bu varlığını sorgulayan yegane canlı olarak yaşamda yer aldığınıza mı şahit olduğunuzdur?

Gördüğünüz gibi Tasarımı, Dawkins doğal seçilime atıf etmektedir. Kitabın içinde genelde şu kelimeler çok sıklıkla geçmektedir; büyük olasılıkla, tahminimce, böyle olmalı, mutlaka vardır, bulunmuş olacaktır.Bu gibi bilimsel temeli olmayan dayanaklarla bilim yapılırsa paradokslarla dolu bir hayat yaşarsınız. En zoru olanıda bir paradoksun ispatıdır.Çünkü adı üzerinde onu gören kabul eden için, o bir paradokstur.

Gerçi kitap içersindeki itiraf, çelişki ve yetersizlikler Tasarım olgusunun gerçek açılımı için yol gösterici olmaktadır.Bakın Dawkins tasarımı nasıl kendine göre tasarımı biçimlendiriyor.Onun için ne kadar zor olduğunu aşağıdaki cümlelerinden anlayabilirsiniz.

” Elektronik teknoloji deneyimlerimiz, bizi, bilinçsiz makinelerin girift matematiksel fikirlerini anlarmış gibi davranabileceğini düşüncesini kabul etmeye hazırlıyor. Bu düşünce canlı makinelerin çalışmasına doğrudan aktarılabilir. Bir yarasa, bir makinedir; içsel elektroniği öylesine ayarlanmıştır ki, kanat kasaları tıpkı hedef uçağı vuran bilinçsiz güdümlü mermi gibi, hedef böcekleri vurabilir. Buraya kadar deneyimlerimizden edindiğimiz sezgi doğru. Ancak teknoloji deneyimlerimiz, bizi girift bir makinenin oluşumunda bilinçli ve amaçlı bir tasarımcının aklını görmeye zorluyor. İşte, canlı makineler söz konusu olduğunda yanlış çıkan sezgimiz bu ikinci sezgimiz. Canlı makineler söz konusu olduğunda.’’tasarımcı’’ bilinçsiz doğal seçilimdir: Kör Saatçi…”  (10)

Dawkins aslında kitabın içinde de tam tatmin olmamış içsel endişelerini de susturmayı denemektedir. 3. bölümün başında üstat şöyle der;

Canlıların rastlantı eseri ortaya çıkamayacak kadar karmaşık olarak ortaya çıktığını yani  ‘tasarlanmış ’olduğunu gördük. Öyleyse, nasıl var oldular? Yanıt-ki Darwin’in yanıtıdır bu şöyle: Canlılar, basit başlangıçların, rastlantı eseri hayat kazanabilecek kadar basit ilkel varlıkların, kerte kerte, adım adım dönüşümüyle ortaya çıktı. Bu birikimli süreci yönlendiren etken hayatta kalabilme çabasıdır ve gelişigüzel değildir. Bu bölümün amacı da, birikimli seçilimin gelişigüzel olmayan, temel bir süreç olarak gücünü gösterebilmektir. (11)

Yukarıdaki anlatım ne kadar açık değil mi? Bir evrimci profesör rastlantı, yani random süreçlerin, evrimin içinde olamayacağını itiraf ediyor. Peki, Rastlantı olmaz ise, deneme yanılma nasıl olur? Deneme yanılma olmaz ise birikim nasıl oluşur? Burada terk edilen sav ‘rastlantı ve olasılık mıdır? Yoksa ateizmin ta kendisi midir? Hayatta kalabilme güdüsü ve basit başlangıçlar-ki o basit başlangıçlar terk edilen rastlantı eseri hayat kazanabiliyorsa profesör ne demek istemektedir?

Aslında Sayın Richard Dawkins istemeye istemeye de olsa tasarımın varlığının aşikârlığı karşısındaki çaresizliğini kelimelerin arkasına gizlenmeye çalışarak, çaresizce inancını müdafaaya çabalamaktadır. Kendi kişisel seçimi olan, Darwinizmin bilinen hiçbir metodu ile tasarımı akli bir biçimde teoriye uygun anlatamayacağını da bilmektedir. Yapmaya çalıştığı ise sadece kitabın son paragrafında özetlemiştir;

” Darwinci dünya görüşünün tüm mücadelesi bu iki koşulun sağlanması, yavaş yavaş, kerte kerte gelişen birikimli doğal seçilimin varlığımızın nihai açıklaması olması içindir. Evrim Kuramının da kerteciliği inkâr eden ve doğal seçilimin oynadığı merkezi rolü inkâr eden uygulamalar varsa, bunlar belirli örneklerde doğru olabilir. Fakat gerçeğin tümü olamazlar, çünkü evrim kuramının en can alıcı noktasını, astronomik olasılık dışılıkları çözümleme ve mucizeleri açıklama gücünü veren özünü inkâr etmektedirler. ” (12)

Bu genelde, bilimsel bir bulmacanın o zamanın bilimsel yetisi ve bilgisinin üzerinde olmasında kaynaklanır. Bilimde, bir makine, bir yapı yâda sürecin bir eylem yapması fakat bunu gerçekleştiren mekanizmaların bilinmemesinden ötürü “Kara Kutu” adlı garip bir terim vardır. Darwinin zamanında hemen hemen tüm biyoloji bir kara kutuydu, sadece hücre yâda göz değil sindirim ve bağışıklık sistemleri gibi birçok konuda böyleydi Çünkü nihai olarak hiç kimse biyolojik sürecin nasıl oluştuğunu açıklayabilecek durumda değildi.
Yeni Darwinci Hareketin önderlerinden olan ünlü tarihçi ve biyolog Ernst Mayr şuna değinmiştir;

Herhangi bir bilimsel devrim yada teori tüm çeşitleriyle Kara Kutuları kabul etmek zorundadır, bunun için eğer birileri tüm kara kutuların açılmasına kadar beklemek zorundaysa, bu kişinin zihinsel gelişmeler göstermesi asla mümkün olamayacaktır. Bu doğrudur. Fakat daha önceki günlerde tüm kara kutular nihayet açıldığında bilim ve bazen de tüm dünya değişmeye başlamıştı. Biyoloji Darwin’in ileri sürdüğü modele kıyasla olağanüstü gelişme gösterdi. Ve şimdi Darwin’in kabul ettiği Kara Kutular teker teker açıldı ve dünya görüşümüzde temelinden sarsıldı. (13)

Şimdi birazda karşı taraf olan Akıllı Tasarımdan birkaç ana başlıkla söz edelim. Akıllı Tasarım teorisinin en önemli saptamalarından biri indirgenemez karmaşıklıktır.Bu konuyu ilerde çok daha ayrıntılı işleyeceğiz, bu kritere giriş olarak Sayın William Dembski‘ nin kısa tanımlaması bilgilendirici olacaktır;

Behe’nin Darwin’in Kara Kutusu’nda ispatladığı gibi indirgenemez karmaşık bir sistem küçük, başarılı bir öncü sistemin değişiklikleriyle üretilemez. Çünkü herhangi bir öncü sistemde biyolojik yapılarda indirgenemez karmaşıklığın bir parçasının eksik olması, o öncü neslin hayatta kalmasını engelleyerek işlemez bir sistem oluşturacaktır. Hâlbuki doğal seçilim sadece işleyen sistemleri seçebilmektedir. Böylece eğer bir biyolojik sistem zamanla yavaş yavaş işleyen bir şekilde ortaya çıkıp üretilemeyecekse, bir başarısız çuvallamada, doğal seçilimin etki edebileceği bir şeyde doğal olarak olamayacaktır. İndirgenemez karmaşıklıkta bir sistem sadece tüm parçalar aynı anda birlikte olduklarında ve işlediğinde elde edilebilir. Eğer doğal seçilim, eğer indirgenemez karmaşık bir sistem üretecekse, bu sistemi bir kerede, bir anda üretmek zorundadır yâda üretemeyecektir. Bu sistemler basit olduklarında problem çıkaracak gibi gözükmemektedir. Ama öyle değildirler, İndirgenemez karmaşık biyokimyasal sistemler Behe’nin düşündüğü gibi çok sayıda farklı proteinden oluşan protein makineleridir, her biri işlevlerinin devamı ayrılamaz bütünlerdir, birlikte bu sistemler doğal seçilimin tek bir nesilde bir araya getirebileceklerinin ötesinde makinelerdir.

Bu tip bir indirgenemez karmaşık biyokimyasal sistem olarak Behe’nin ortaya koyduğu Kamçılı Hayvandır.(Bacterial Flagellum) Flagellaya sahip bakterimiz kırbaç benzeri bir eksen etrafında dönen hücresel motora sahiptir. Bu motorunu kendi yaşam çevresinde hareket etmesini sağlamaktadır. Kamçılı hayvan asitle güç sağlayan döngü motoruna, statora, O ring halkasına ve bushing adı verilen hareketli parçalara ve de bir sürüş miline sahiptir. Bu moleküler motorun karmaşık mekanizmasının yaklaşık olarak 50 proteine ihtiyacı vardır. Ve de bunlardan herhangi bir tanesinin yokluğu motorun işlevini tamamen kaybetmesiyle sonuçlanır.

Elbette Darwinci evrimcilerin yolunu seçebilirsiniz. Belli açılardan açıklama getirmekte geçikmeyeceklerdir. Elbet Doğal seçilim işlemektedir ve elbet mutasyonda buna seçilebilecek bir havuz sağlamaktadır. Fakat düz mantıkla bunları kaosun kutlu sonuçu olarak mı göreceğiz? Bir kör saat yapımcısının varlığına mı iman edeceğiz? Yoksa Darwin’in doğada keşfettiğimekanizmaların aslında kendilerindendaha byükbr evrmse içeriğin parçalarını oluşturduğunu mı göreceğiz? Bu sorulara elbet zaman yanıt verebilir.

Michale Behe, “indirgenemez karmaşıklık” görüşünü ortaya attı. Daha önce hiç açıklanmaya ihtiyaç duyulmamış,rahatsızlık oluşturan bir alana dikkatimizi çekti. Çalışmalarıyla bize daha üksek çözünürlüklü evrimsel veriye ulaşmamızın yolunu açtı.Bunu hem AT yanlıları hemde Darwinciler için yaptı. Darwicler bu sayede  bu koula eğilmek ve araştırmalar yapmak zorunda kaldılar.Bu bilimin arzu ettiği bir durum değil midir ?

Biyolojik sistemlerdeki birçok mekanizma, birden çok basamağın ortak faaliyeti ile gerçekleşir ve bu basamaklardan birinin olmaması, sistemin tümünün çalışmaz hale gelmesi ile sonuçlanır. Dolayısıyla böyle bir sistem, rasgele küçük değişimlerle zaman içinde oluşamaz; aynı anda ve son şekliyle “var olmuş ” olmalıdır. Bunun en iyi örneklerinden birisi, vücudumuzdaki tüm hücrelerin enerji elde etmek için kullandıkları kimyasal bir yol olan “glikoliz” tepkimeleridir. Glikoliz, bildiğimiz şeker olan glikoz molekülünün 10 adımlık bir tepkimeler zinciriyle parçalanıp molekül içinde saklı durumda tutulan enerjinin, canlıların kullanabileceği enerji haline dönüştürülmesidir. Bu on basamağın her birinde son derece karmaşık protein aracılar iş görür ve bunlardan tek bir tanesinin eksik olması bile, canlılık için temel olan enerji üretiminin durması anlamına gelir. Darwinci Evrim kuramcıları da zaten bu konuda, “on basamaklı bu yolun aniden ve eksiksiz olarak evrildiğini kabul etmek zorunda ” (15) hissetmektedirler kendilerini.

Böylece skolastik algılarının yaşam mücadelesinin kavramsal ömrünü biraz daha uzatabilmektedirler. Son 25 senedeki bilimsel gelişmeler artık bilimin önüne çekilen materyalist barajın kapaklarını açmıştır.Materyalist bilim algısının skolastik yaptırımları bilimin gösterdiği tasarım argümanını daha fazla kitlelerden saklayamayacaktır…

Kaynakça

1. Paul Davies, Superforce, New York: Simon and Schuster,1984, sayfa 243
2. Daniel C. Dennett, Aklın Türleri-bir bilinç arayışına doğru-Varlık/Bilim, sayfa 30
3. 4. Daniel C. Dennett, Aklın Türleri-bir bilinç arayışına doğru-Varlık/Bilim, sayfa 31
5. Daniel C. Dennett, Aklın Türleri-bir bilinç arayışına doğru-Varlık/Bilim, sayfa 32
The Blind Watchmaker, Oxford University Press 1986 TÜBİTAK popüler bilim kitapları 3.basım Çeviri Feryal Halatçı
6.II. Bölüm girişi sayfa 25.
7.Sayfa 30
8. Sayfa 43 2.paragraf
9. Sayfa325
10. Sayfa 46
11. Sayfa 55
12.Sayfa 404
13.Micheael J. Behe moleküler makineler adlı makalenin kalvenizm adlı kısmıdır.
Orijinal metni: http://www.arn.org/docs/behe/mb_mm92496.htm bulabilirsiniz.
14.William Dembski Bilim ve Tasarım adlı makalesiden alıntı
http://www.arn.org/ftissues/ft9810/articles/dembski.html bulabilirsiniz.
15. Ali Demirsoy, Yaşamın Temel Kuralları Cilt 1-Kısım 1. Meteksan Yayınları

Reklamlar

One thought on “DARWİNCİLERİN MATERYALİST KÖKENİ ÜZERİNE

  1. Dawkins’in Kör Saatçi kitabından yaptığınız alıntıda nedense bir bölümü aradan çıkararak aktarmışsınız. Kitaptaki hali şöyle;

    Canlıların rastlantı eseri ortaya çıkamayacak kadar olasılık dışı ve güzel ‘tasarlanmış ’olduğunu gördük. Öyleyse, nasıl var oldular? Yanıt-ki Darwin’in yanıtıdır bu şöyle: Canlılar, basit başlangıçların, rastlantı eseri hayat kazanabilecek kadar basit ilkel varlıkların, kerte kerte, adım adım dönüşümüyle ortaya çıktı. Bu yavaş evrim sürecindeki her değişim, kendinden bir öncekine kıyasla, rastlantı eseri oluşabilecek kadar yalındı. Ancak, en son ürünün karmaşıklığını başlangıç noktasıyla kıyaslayarak düşünürseniz, bu birbirine eklenen adımlar dizisinin tümü bir rastlantı süreci olmaktan çıkar. Bu birikimli süreci yönlendiren etken hayatta kalabilme çabasıdır ve gelişigüzel değildir. Bu bölümün amacı da, birikimli seçilimin gelişigüzel olmayan, temel bir süreç olarak gücünü gösterebilmektir.
    Çakıl taşlarıyla dolu bir kumsalda yürüdüğünüzde, çakılların gelişi güzel dağılmadığını fark edersiniz. Küçük çakıllar kumsal boyunca diğerlerinden ayrı bir kuşak oluşturmuştur; büyük çakıllar da ayrı kuşaklar halinde dizilmişlerdir. Çakıl taşları sıralanmış, düzenlenmiş ve seçilmişlerdir. Kıyıya yakın yaşayan bir kabile yeryüzündeki düzene ilişkin bu kanıtlara bakıp meraklanabilir ve bunu açıkayacak bir söylence uydurabilir; belki de, tertipli bir zihne ve düzen duygusuna sahip gökyüzündeki Büyük Ruh’tur taşları böyle sıralayan… Bu batıl inanç karşısında alaycı bir gülümsemeyle, çakılları sıralayanın amaçsız fiziksel kuvvetler, yani dalgaların etkisi olduğu yanıtını verebiliriz. Dalgaların amacı, tertipli bir zihin yoktur; aslında zihinleri yoktur. Dalgalar yanlızca çakılları bir orya, bir buraya sürüklerler. Bu işleme büyük ve küçük çakıllar ayrı ayrı tepkiler verir ve kumsalın farklı bölgelerinde toplanırlar. Düzensizlikten bir miktar düzen ortaya çıkmış ve bu hiçbir zihin tarafından tasarlanmamıştır.

Yorumlar kapalı.