“ Bir çalılıktan karşıya geçerken, ayağımı bir taşa doğru attığımı farz edelim. Bana, nasıl olup ta o taşın oraya geldiği ya da orada bulunduğu sorulsaydı, bildiğim her şeyin dışında, muhtemelen bir şekilde önceden beri orada olduğunu söylerdim…
Ancak, yerde bir saat bulduğumu farz etseydik bu durumda o saatin nasıl olup ta orada olduğunu sorgular ve neticede daha önceki cevabımı veremezdim.
Aksine, saatin parçalarının birbirleriyle olan uyumu ve bir sistemi oluşturacak şekilde bir araya gelmiş olmaları bize belli bir zamanda, belli bir yerde ve belli bir amaç için bir ya da birden fazla sanatkârın saati tasarlayıp yapmış olduklarını düşündürürdü.”
William Paley
Mustafa Ajlan ABUDAK
Bilim en sade tanımıyla “ gerçeği aramak ”tır. Bilim sadece yalın, tarafsız, genel geçer gerçekleri sever. Einstein görecelik teorisini ortaya attığından beri bilim kendini birazda neyin nerede ve ne zaman gerçek olduğunu bulmaya adamıştır.
İronik olarak bilimin diğer önemli bir alanı da Einstein’ın görecelik kuramından oldukça etkilenmiş gözükmekte. Fakat bu, görmek istediği şekilde görmek tarzında bir etkilenme. Galiba Pi filmindeki matematikçi Maximillian Cohen’in öğretmeni olan profesörün dediği gibi; insanlar dünyayı algılamak için fiziki nesnelerde bir matematiksel açılım ve bunun ortaya çıkardığı bir şeklin peşindeyken, sürekli gözlemledikleri şeylerde patikalar, desenler, kalıplar ve tasarımlar görmeye güdümlü mü ?Bu güdümün evrimsel olarak var olmasının sebebi nedir? Ya da gerçekten bu yapılar, fiziksel varlığı matematiksel dille meşrulaştıran evrensel kurallar kitabının temelleri mi?
Biyoloji son 60 senelik seyri içersinde hiçbir bilim dalının yaşamadığı kadar büyük keşifler yaşadı. Tabi buna elektron mikroskobunun keşfi neden oldu dersek pekte abartmış sayılmayız, nasıl Galileo o basit teleskopuyla gerçeği görmeye çalıştıysa ve bugün Hubble ile evrenin neredeyse başlangıç zamanlarına yolculuk ediyorsak, bugünün moleküler biyolojisi de elektron mikroskobuyla bizi moleküler evrende buna benzer bir yolculuğa çıkartmıştır. Tek farkla, Stephen Hawking gibiler evreni kendi determinizmleri ile açıklamak için gayret gösterseler de, Hubble ve dünya genelindeki gözlem evlerinin bulguları giderek “Büyük Patlama Teorisini” güçlendirmekte ve olası teorik açıklamalar arasında en bilimsel olanı olduğunu teyit etmektedir. Bu patlamanın bir benzerini de canlı dünyası için ‘‘Kambriyen’’ devrinde yaşandığını biliyoruz.
Peki, ama bilim dünyası bu verileri açıklarken nasıl açıklıyor demiyeceğim çünkü bilim sürekli biriken kümülatif bir yapıdır .Bilim geliştikçe büyür büyüdükçe gerçeği anlama kabiliyeti artar.Bunun yerine günümüz paradigması (hakim anlayış) olguları açıklarken nasıl bir tutum sergiliyor diyeceğim.
Mesela, kambriyen devri için Darwinci evrimsel biyoloji, bilimsel göreceliğini işleme koyar. Nasıl mı? İşleyen moleküler yapıların sıçramalı yâda kümeli (zamanla biriken) mutasyon birikimlerinin ilerlemesini, tasarım olduğunu istemeden olsa da kabul ederek, ama hayali olarakta kademelendirerek, yada bu durumdan bir tasarım yanılsaması olarak bahsederek hikâyelendirilmektedir. Var olmayan canlılar var gibi kabul edilir, fosil boşluğu ise sadece bir zaman sorunudur. Fosil boşluğunda her yeni bulunan fosil çok iyi bildiğinizi sandığınız ezberinizi yeniden düzenlemeye sevkediyorsa bu bilginin teorik güvenilirliği nedir?
Aslında Darwinciler içinde ısrarla ele alınmayan nokta yaşayan moleküler hayatların öncüllerinin nasıl var olduğu sorusudur. Gerçektende Darwinciler için yeterince mide bulandıran bir argümandır. Bunu bir tarafa koysak bile bu canlıların bazıları tek hücreli oldukların için, öncülü nasıl savunur yâda evrimin literatürüne alabilirsiniz? Hayali diagramlar çizerek mi ?
Öte yandan Yaratılışcılarda bir nevi hokus pokus denilebilecek zamanın izafiyetini ve gerçekliğini göz ardı eden bir yaklaşımı savunmaktadırlar. İman ettikleri inancı neden sağlama ihtiyacı gördüklerini anlamakta zorlanıyorum.Çünkü iman yapısı gereği bir sağlamaya ihtiyaç duymaz, insan tarafından bilinemezciliğe ( gaybe )dayanır ve bunu sorgulaması istenmez.Bunun anlamı yapı olarak dogmatiktir.(bana gore Darwinizmle ortak diğer bir yanıda budur) Göz ardı edilmemesi gereken husus, Yaratılışcıların bu davranışlarının temelinde Darwincilerin materialist-ateist misyonlarının önemli bir payının olmasıdır .Son 50 yılda yazılı ve görüntülü medya ile Darwinciler el altından yada açık olarak din düşmanlığı yapmaktadırlar. Yaratılışcılar ise bu duruma karşı doğal bir savunma halindedirler.Bunu yaparken maalesef herşeyi birbirine analgam eden bir tutum sergileyenler olmaktadır.Kimisi Darwinle+inancı kimisi AT+inancı kimisi genç dünya yaratılışcılığını kimisi de bilimi kullanarak panteist denilebilecek düşüncelere yelken açmaktadırlar.
Yukarıda bahsettiğim bilimsel görecelik en hafif tanımıyla “inanılan bir dogmanın her ne olursa olsun yaşatılması ”dır. Amaçlanan “gerçeği aramaktan” çok “gerçek olması arzulananı ‘ bulmaya çalışmaktır. Bir kere arkanızı teoriye yaslayacak az yada çok veriniz varsa bunun üzerine argüman inşa etmek çok kolaydır.Zıt kutuplar bir kısır döngü şeklinde birbirine kendi gerçeğini söyler durur. Bu durumun ilerlemiş haline Scoptoma denir.Bu psikolojik inkar hali bilimi ispat odası gibi kullanan Darwinci ve diğer kutbu yaratılışcı düşüncedeki insanlarda rahatlıkla gözlemlenebilir. Bilimi bir araç olmaktan amaç olmaya iten bir düşünce yada temelinde belirli inanç dogmaları olan bir düşünce niçin manipülasyonlarla sosyal hayatlarımızı bu kadar şekillendirmek istemektedir? Bu görüşlerin yaptırımsal ahlaki zorunluluklarının bilimsel temelleri mi vardır? Yoksa belirli bir rantın paylaşılmasında sosyal dinamikleri kullanmak mı bilime hizmet etmektir ? Görmek istediğini görmek bilime ne katabilir ?
Gerçektende Darwinin evrim teorisi ile gerçekleştirdiği yegâne başarı, o devrin coşkulu siyasi akımlarının, felsefi doygunluğa ulaştırdığı entelektüel camiaya, tamda ‘’inandıkları’’ gibi bir sosyal düzeni, metafiziği dışlayarak sunabilmesinde yatmaktadır. Güçlü olan ayakta kalır. Hayatın özü seçkin ırklar ve onların doğal seçilim yoluyla mükemmelleşen canlı topluluklarının varlığını sürdürmesi ve gelişmesidir. Burada Caucassian ırkının (Hint-Avrupa insanı yani kısaca Darwinin ataları) ”en gelişmiş seçkin ırk ” olarak söylenmesi bizleri şaşırtmamalıdır.1 Projler hala (BOP) aşağı ırklar üzerinde sürdürülmekte filmlerde (300Spartalı) işlenmekte ve iletişimin kullandığı her yolla belleklerimize kazınmaya çalışılmaktadır.
1.Darwin’in mektupları-The correspondence of Charles Darwin Volume 1: 1821–1836-Cambridge University Press)
Okumaya devam edin ‘Scoptoma ve Bilimsel Paradigmalar’