header image
 

ARN 2007 raporu

 

Bir bilgilendirme metni olarak sizlere aşağıdaki haberi sunuyorum. Bloğumu sürekli takip edenler aşağıdaki metinde geçen iki bilim adamının ve yayınlarının benim makale ve yorumlarımda ne kadar çok yer aldığını bilirler. Kendimi AT içersinde tanımlarken referans aldığım bilim insanlarının en önde gelenleri olan sayın M.Behe ve M.Gene’ dir. Her ikisinin de çeviri makalelerini ve alıntılarını bu blogta sürekli yayınlıyorum.

 Beni asıl sevindiren gelişmelerden başlıcası AT’nin merkezinin Darwinci naturalist yorumcuların haklı olarak eleştirdiği evangelist-creationist taraftan, en başından beri olması gerektiği taraf olan, önden yüklemeli evrim ya da tasarlanmış evrimsel patikalara doğru kaymasıdır. Darwinizmin mekanizmalarının gerçekliğinin belirli bir naturalist inançsal gaye doğrultusunda (ateizm) zorlanması sebebiyle tıkanan evrimi anlama sürecimiz, artık verilerin bizi götürmesi gereken yere doğru gitmemizi sağlıyor. Daima söylendiği gibi hayat içersinde  herkes ve herşey değişiyor, her fikir kendini yeni veriler ışığında geliştiriyor. Bu değişimden ne evrimin nede Yaratılışcı ve Darwincilerin kaçması mümkün değil…

 Alıntıyı çevirmeden sizlere sunuyorum. Çünkü açıklama benim düşüncülerimi olduğu gibi yansıtıyor ve bunlara çeviriden kaynaklanabilecek ilave bir yan anlam katmak istemedim. Özetle artık bilimsel dünyada tartışmanın Darwin vs Tasarım değil Darwin ve Tasarım şekline döndüğüdür. Bu durum bu blogu açtığımdan beri savunduğum düşüncenin yani gerçeğin ne siyah nede beyaz alanda olduğu gerçeğin bizler için her iki açıklamanın da var olabildiği gri skalada saklı olduğu önermemi doğrulayan gelişmeler olduğu yönündedir. Bahsi geçen her iki kitabı da evrim konusuyla ilgilenen herkese tavsiye ediyorum.  Önümüzdeki yıl  kitapların en önemli bölümlerinden bazı çevirileri yazarlarının izniyle yayınlayacağım. Böylece kamplaşmadan uzak bir şekilde farklı  bakış acısıyla ister Yaratılışçı.., ister Darwinci olun… bildiklerinizi sorgulamak imkanı elde edebilirsiniz.

 ARN 2007  Top 10 Darwin and Design Resource list such as Michael Behe’s The Edge of Evolution and Mike Gene’s The Design Matrix are causing a healthy shift in the debate from ‘Darwin versus Design’ to ‘Darwin and Design.’: “The debate has been highly polarized for generations because you have one group claiming everything can be explained by Darwin and another group claiming everything can be explained by design. These new books are revealing that scientific evidence is now indicating life bears the hallmarks of both.

The information content present in living systems can only be explained by design, while biological systems also appear to have been designed to adapt to their environment through variation and natural selection. Trying to decipher from the evidence exactly what evolution can and cannot do, rather than resorting to imaginative Darwinian stories to explain all of life by naturalistic processes is a great step forward in the debate.”

Daha fazlası; ARN 2007 Raporu

Kitapları edinebileceğiniz Amazon linkleri ;

Edge Of Evolution 

Design Matrix 

Ockhamlı’nın Usturasında Paradigma ve Tümevarım

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bilimsel Teorilerin Yapısı Üzerine 

Dünyanın ve canlıların fiziksel yapısı üzerinde yapılan deneyler, bize yalnızca neyi bilmediğimizi gösterir. Mantıksal olarak, kesinlik olanaksızdır. Bilim olarak adlandırdığımız olgunun temelinde ise deney yatar. Deney bize gerçekliğin nesnel yapısının açıklar. Belirli bir konuya ilişkin yeterli miktardaki deneyle doğruyu bulabilir ve doğa yasalarının mantıksal temelini oluşturan kanıtlanabilir ve nesnel kuramlar ortaya koyabiliriz. Koyabilir miyiz?

Kesinlikle hayır. Ancak bu, bilimsel ilerleme kuramını ilk kez ortaya atan Francis Bacon’dan sonra üç yüz yıl kadar egemen olan ‘‘deneysel yöntem” inancıydı. Bacon’un önerisinin ana yapısı şuydu; bir bilim adamı bilinebilir ve bilinemez arasındaki sınırda bulunan bir konuyu ele alır. Denetim altında konumları çok iyi gözlenmiş ve denetlenmiş ölçümlerini yapar, bir başka deyişle ‘‘ laboratuar”ında ”deney” yapar.

 Yeterli sayıda deneyin ardından bazı noktaları ortaya çıkarmaya başlayacaktır. Daha sonra bilim adamı, bu noktaları, mantıksal olarak gözlemlerini açıklayan hipotezin doğruluğunu güçlendirmek için kullanacaktır. Bu yeni ve güçlenen hipotez insan bilgisine yeni ufuklar ekleyecek ve bilim adamı daha ileri düzeylerdeki deneylerle bunu sağlamlaştıracaktır. 1

Ockhamlı’nın Usturasını Kullanmak

Ockhamlı William 1285-1347 yılları arasında yaşamış ünlü bir filozoftur. Ockhamlı’nın usturası, gereksiz spekülasyonları önlemeye, onlara değer vermemeye yarayan, O’nun geliştirdiği bir tutumluluk ilkesidir. Buna göre, herhangi bir şeyi açıklamak üzere öne sürülen birden fazla açıklama söz konusu olduğunda, açıklanmak durumunda olanı, en az sayıda açıklayıcı ilke ve kabulle açıklayan ve olabildiğince çok şeyi açıklamayı başaranın seçilmesi gerekir; en basit açıklama, gerçekliği olduğu şekliyle tarif eden en muhtemel açıklama olma durumundadır.

Ockhamlı’nın bu ilkesi, hem modern bilimin, hem de felsefenin önemli ilkelerinden biri olarak geniş kabul görmüştür. Bu ilke sayesinde “zihnimizde ve dilimizde var olanlar” ile “gerçekte var olanları” ayırt etmeyi öğrenir, gereksiz ve yararsız izahlarla uğraşmaktan korunuruz. Bu ilkenin usturadan söz etmesinin nedeni, bilimsel olarak gereksiz ve varsayıma dayalı olanı kopartıp atmaya yaramasıdır.  

Bunların tümü açık ve mantıksal görünmektedir. Öyleyse yanlış nerededir? Önce Bacon’ın ortaya koyduğu ilkeye bakalım. Getirdiği öneri bilimin hayali kavramlara ve duygulara yer vermeden deney ve gözlemle doğruyu bulabileceğin yönündedir. Bunu ‘‘ampirik yöntem” olarak adlandırabiliriz.  2

Okumaya devam edin ‘Ockhamlı’nın Usturasında Paradigma ve Tümevarım’

Akıllı Tasarım Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Yazan: Mark Hartwig

ARN Network

Akıllı Tasarım nedir (AT) ?

Bir şeyin tasarlanıp tasarlanmadığı sonucuna nasıl varabilirsiniz? Çıkarımınız oldukça öznel olmaz mı?

Akıllı Tasarımın biyolojiyle ilişkisi nedir?

Bilim adamları, biyolojik sistemlerin tamamen yönlendirilmemiş olarak evrimleşip geliştiğini söylemiyor mu?

Yönlendirilmemiş Evrimi destekleyen veya tam tersine desteklemeyen bir bulguyu nasıl tespit edersiniz?

Bunun için kriterleriniz nelerdir?

Fosil bulguları yönlendirilmemiş evrimi desteklemiyor mu?

Evrimi fiilen gözlemleyemez miyiz?

Moleküler bulgular ne diyor?

Embriyoloji ne diyor?

Homoloji ne diyor?

AT doğaüstü bir varlığa mı işaret ediyor?

“Akıllı Tasarım”, “Bilimsel Yaratılışçılık” ın diğer adı değil midir?

Kaç bilim adamı bu saçmalığı ciddiye alıyor?

—————————————

Akıllı Tasarım nedir (AT)?

Akıllı Tasarım, ancak akıl ürünü olabilecek, doğadaki modeller üzerindeki çalışmadır...”

William A. Dembski

Sadece ‘tasarım’ ya da ‘tasarım tartışması’ olarak ta adlandırılan ‘tasarım teorisi’, doğanın, zaman ve mekânın üzerinde, akıl sahibi bir varlık tarafından tasarlandığının somut delilleri olduğunu ileri süren görüştür. Bu görüş aslında uzun zamandır vardır. Kökeni antik çağa kadar dayanan tasarım teorisinin en bilinen modeli, 1802’de “saatçi” tezini ileri süren teolog William Paley’in çalışmalarında bulunabilir. Paley’in mantığı şudur:

“Bir çalılıktan karşıya geçerken, ayağımı bir taşa doğru attığımı farz edelim. Bana, nasıl olup ta o taşın oraya geldiği ya da orada bulunduğu sorulsaydı, bildiğim her şeyin dışında, muhtemelen bir şekilde önceden beri orada olduğunu söylerdim… Ancak, yerde bir saat bulduğumu farz etseydik bu durumda o saatin nasıl olup ta orada olduğunu sorgular ve neticede daha önceki cevabımı veremezdim. (1)

Aksine, saatin parçalarının birbirleriyle olan uyumu ve bir sistemi oluşturacak şekilde bir araya gelmiş olmaları bize belli bir zamanda, belli bir yerde ve belli bir amaç için bir ya da birden fazla sanatkârın saati tasarlayıp yapmış olduklarını düşündürürdü.” (2) Okumaya devam edin ‘Akıllı Tasarım Hakkında Sıkça Sorulan Sorular’

Moleküler Makineler

Akıllı Tasarım-Moleküler Makineler-Tasarım çıkarımı için deneysel kanıtlar

Prof. Michael J.Behe: Lehigh Üniversitesi Moleküler Biyoloji Ana Bilim Dalı

Çeviri-Mustafa Ajlan Abudak

Bu makalemiz modern Akıllı Tasarım teorisinin fikir babası sayılan Michale Behe’nin AT için temel argümanları aktardığı önemli bir çalışmasıdır.Çeviri oldukça uzun ve teknik olduğundan rastlayacağınız çeviri hatalarını lütfen belirtin.Bu makalenin AT’nin detaylı şekilde anlanmasına katkıda bulunacağını düşünüyorum.Çevirimi adımı ve orjinal metnin linkini vererek çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Gözlerin Yapısı

Nasıl görürüz? 19.yüzyılda, dış dünyanın bizlere tam bir resmini sunan gözün hassas yapısı, onlarla haşır neşir olan herkesi hayran bırakıyordu ve gözün anatomisi üzerine detaylı bir bilgiye sahip olunmuştu. 19.yüzyılda bilim insanları, şunu kesinlikle doğru olarak gözlemlemişlerdi; eğer, bir insan gözünün birçok mekanizmasından herhangi birisini çok talihsizce yitirirse, örneğin bu lensler, iris yâda oraküler kaslardan biri olabilir, kaçınılmaz sonuç, görme yetisinin ciddi bir şekilde kaybı yâda tamamen körlüktür. Böylece gözün sadece bütünüyle eksiksiz olduğunda işlevini gerçekleştirebileceği sonucuna varılmıştır.

Charles Darwin, Türlerin Kökeni adlı kitabında da “karmaşık ve aşırı mükemmel organlar” adlı bölümünde göz problemini ele alarak doğal seçilimle oluşan kendi evrim teorisine gelebilecek olası itirazların farkına varmaktaydı. Şunun da farkına varmıştır ki, göz gibi karmaşık ve mükemmel bir organın parçalarından birisi bile bir nesilde birdenbire ortaya çıksaydı, tamamen mucizeye eşdeğer bir olay olurdu. Bir şekilde Darwinci evrimin ikna edici olabilmesi için, karmaşık organlar hakkında giderek artan bilgileri halkın gözü önünde ortaya konmadan, kaldırılmak zorunda kaldı.

Darwin evrimin gözün oluşturulmasında kullanmış olabileceğini düşündüğü gerçek yolları tanımlayarak teorisini anlatmamıştı. Daha ziyade birçok hayvanın farklı göz yapısına sahip olduğu ve bunların tek hücreli ışığa duyarlı yapılardan karmaşık omurgalı kamera göze değin insan gözünün oluşumda ara formlar olarak yer aldığını önererek, dâhice bir şekilde teorisini savunmada hayranlık uyandırıcı bir şekilde başarılı olmuştu.

Fakat hala sorumuz ortada durmaktadır. Nasıl görürüz ?

Okumaya devam edin ‘Moleküler Makineler’

Darwin yada Tasarım

Sizlere Jason Rennie‘nin hazırladığı muhteşem bir eseri tavsiye ediyorum. Buradan AT’nin temel argümanları hakkında detaylı bilgi edinebilir.

Ayrıca hangi yönlerden Darwinizme itiraz edildiği ve hangi açılardan Darwincilerin AT’yi eleştirdiklerini önemli bilim insanlarının soru-cevap yöntemiyle yapılan röportajlarından kavranabileceğini umuyorum. Röportajlardan oluşan bu ses-kitabı ile (audio book) genel AT konseptini kavranabilir.

AT ‘ nin çeşitli kolları hakkında (uncommon descent, common descent, front-loading evolution) da en yetkili ağızlardan açıklamaları bu eserde bulabilirsiniz. Bu eserin blogun okuyucu yada katılımcıların akıllarındaki çoğu soruya bir cevap niteliği taşıyacağını düşünmekteyim.Detaylı bir konferans niteliğindeki kitabın içeriği şu şekilde;

Darwin or Design

Chapter 1 : PZ Myers, An overview of Evolution and ID 15:48
Chapter 2 : Sean Carroll, What is Evo Devo ? 20:17
Chapter 3 : Nick Matzke, Can the flagellum evolve ? 29:27
Design in the ID advocates own words

Chapter 4 : Salvador Cordova, What is ID ? 20:20
Chapter 5 : Mike Behe, What is Irreducible Complexity ? 17:51
Chapter 6 : Angus Menuge, Agency and how to identify it 18:28
Chapter 7 : Guillermo Gonzalez, The Privileged Planet 17:26
Chapter 8 : Joey Campana, Does ID research actually exist ? 26:17
Non-Darwinian approaches to Evolution and Common Descent

Chapter 9 : James Shapiro, Sentient Cells ? 33:50
Chapter 10 : Mike Gene, What is Front Loading ? 23:37
ID’s critics

Chapter 11 : Elliot Sober, ID and the Philosophy of Science 10:46
Chapter 12 : Scott Turner, The problem of Design 24:02
Chapter 13 : Glenn Morton, Can ID work in Biology ? 15:19
Chapter 14 : Ryan Nichols, Are ID and Theology Inseperable ? 14:28
Chapter 15 : Georgia Purdom, Isn’t ID just Creationism in Disguise ? 21:44
ID, The Philosophy of Science, History and The Law

Chapter 16 : David Livingstone, Evolution and Christianity, The History 32:37
Chapter 17 : Del Ratzsch, Can ID be Science ? 25:38
Chapter 18 : Massimo Pigliucci, Evolutionary Epistemology and ID 28:34

Chapter 19 : Henry Schaefer, Science and Religion 14:40
Chapter 20 : Donald McConnell, Intelligent Design, Creationism and The Law 34:42
Chapter 21 : Steve Fuller, ID & Social Epistemology 19:11
ID in the Wild

Chapter 22 : John Davison, The Price of Dissent 35:26
Chapter 23 : Denyse O’Leary, ID & The Media 22:51
Chapter 24 : Geoff Simmons, Darwinism, ID & Medicine 27:40
Chapter 25 : Rob Sawyer, Calculating God 25:27

http://darwinordesign.com

Konularında röportajların ses dosyalarını bulabilirsiniz;

Tüm röportajların 64kb lık tek parça ses dosyası için;

http://thesciphishow.com/darwinordesign/files/DarwinOrDesign_64kb_mp3.zip

not; Da Vinci’ye faydalı önerisi için çok teşekkür ediyorum.

Scoptoma ve Bilimsel Paradigmalar

“ Bir çalılıktan karşıya geçerken, ayağımı bir taşa doğru attığımı farz edelim. Bana, nasıl olup ta o taşın oraya geldiği ya da orada bulunduğu sorulsaydı, bildiğim her şeyin dışında, muhtemelen bir şekilde önceden beri orada olduğunu söylerdim…

Ancak, yerde bir saat bulduğumu farz etseydik bu durumda o saatin nasıl olup ta orada olduğunu sorgular ve neticede daha önceki cevabımı veremezdim.

Aksine, saatin parçalarının birbirleriyle olan uyumu ve bir sistemi oluşturacak şekilde bir araya gelmiş olmaları bize belli bir zamanda, belli bir yerde ve belli bir amaç için bir ya da birden fazla sanatkârın saati tasarlayıp yapmış olduklarını düşündürürdü.”

William Paley

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bilim en sade tanımıyla “ gerçeği aramak ”tır. Bilim sadece yalın, tarafsız, genel geçer gerçekleri sever. Einstein görecelik teorisini ortaya attığından beri bilim kendini birazda neyin nerede ve ne zaman gerçek olduğunu bulmaya adamıştır.

İronik olarak bilimin diğer önemli bir alanı da Einstein’ın görecelik kuramından oldukça etkilenmiş gözükmekte. Fakat bu, görmek istediği şekilde görmek tarzında bir etkilenme. Galiba Pi filmindeki matematikçi Maximillian Cohen’in öğretmeni olan profesörün dediği gibi; insanlar dünyayı algılamak için fiziki nesnelerde bir matematiksel açılım ve bunun ortaya çıkardığı bir şeklin peşindeyken, sürekli gözlemledikleri şeylerde patikalar, desenler, kalıplar ve tasarımlar görmeye güdümlü mü ?Bu güdümün evrimsel olarak var olmasının sebebi nedir? Ya da gerçekten bu yapılar, fiziksel varlığı matematiksel dille meşrulaştıran evrensel kurallar kitabının temelleri mi?

Biyoloji son 60 senelik seyri içersinde hiçbir bilim dalının yaşamadığı kadar büyük keşifler yaşadı. Tabi buna elektron mikroskobunun keşfi neden oldu dersek pekte abartmış sayılmayız, nasıl Galileo o basit teleskopuyla gerçeği görmeye çalıştıysa ve bugün Hubble ile evrenin neredeyse başlangıç zamanlarına yolculuk ediyorsak, bugünün moleküler biyolojisi de elektron mikroskobuyla bizi moleküler evrende buna benzer bir yolculuğa çıkartmıştır. Tek farkla, Stephen Hawking gibiler evreni kendi determinizmleri ile açıklamak için gayret gösterseler de, Hubble ve dünya genelindeki gözlem evlerinin bulguları giderek “Büyük Patlama Teorisini” güçlendirmekte ve olası teorik açıklamalar arasında en bilimsel olanı olduğunu teyit etmektedir. Bu patlamanın bir benzerini de canlı dünyası için ‘‘Kambriyen’’ devrinde yaşandığını biliyoruz.

Peki, ama bilim dünyası bu verileri açıklarken nasıl açıklıyor demiyeceğim çünkü bilim sürekli biriken kümülatif bir yapıdır .Bilim geliştikçe büyür büyüdükçe gerçeği anlama kabiliyeti artar.Bunun yerine günümüz paradigması (hakim anlayış) olguları açıklarken nasıl bir tutum sergiliyor diyeceğim.

Mesela, kambriyen devri için Darwinci evrimsel biyoloji, bilimsel göreceliğini işleme koyar. Nasıl mı? İşleyen moleküler yapıların sıçramalı yâda kümeli (zamanla biriken) mutasyon birikimlerinin ilerlemesini, tasarım olduğunu istemeden olsa da kabul ederek, ama hayali olarakta kademelendirerek, yada bu durumdan bir tasarım yanılsaması olarak bahsederek hikâyelendirilmektedir. Var olmayan canlılar var gibi kabul edilir, fosil boşluğu ise sadece bir zaman sorunudur. Fosil boşluğunda her yeni bulunan fosil çok iyi bildiğinizi sandığınız ezberinizi yeniden düzenlemeye sevkediyorsa bu bilginin teorik güvenilirliği nedir?

Aslında Darwinciler içinde ısrarla ele alınmayan nokta yaşayan moleküler hayatların öncüllerinin nasıl var olduğu sorusudur. Gerçektende Darwinciler için yeterince mide bulandıran bir argümandır. Bunu bir tarafa koysak bile bu canlıların bazıları tek hücreli oldukların için, öncülü nasıl savunur yâda evrimin literatürüne alabilirsiniz? Hayali diagramlar çizerek mi ?

Öte yandan Yaratılışcılarda bir nevi hokus pokus denilebilecek zamanın izafiyetini ve gerçekliğini göz ardı eden bir yaklaşımı savunmaktadırlar. İman ettikleri inancı neden sağlama ihtiyacı gördüklerini anlamakta zorlanıyorum.Çünkü iman yapısı gereği bir sağlamaya ihtiyaç duymaz, insan tarafından bilinemezciliğe ( gaybe )dayanır ve bunu sorgulaması istenmez.Bunun anlamı yapı olarak dogmatiktir.(bana gore Darwinizmle ortak diğer bir yanıda budur) Göz ardı edilmemesi gereken husus, Yaratılışcıların bu davranışlarının temelinde Darwincilerin materialist-ateist misyonlarının önemli bir payının olmasıdır .Son 50 yılda yazılı ve görüntülü medya ile Darwinciler el altından yada açık olarak din düşmanlığı yapmaktadırlar. Yaratılışcılar ise bu duruma karşı doğal bir savunma halindedirler.Bunu yaparken maalesef herşeyi birbirine analgam eden bir tutum sergileyenler olmaktadır.Kimisi Darwinle+inancı kimisi AT+inancı kimisi genç dünya yaratılışcılığını kimisi de bilimi kullanarak panteist denilebilecek düşüncelere yelken açmaktadırlar.

Yukarıda bahsettiğim bilimsel görecelik en hafif tanımıyla “inanılan bir dogmanın her ne olursa olsun yaşatılması ”dır. Amaçlanan “gerçeği aramaktan” çok “gerçek olması arzulananı ‘ bulmaya çalışmaktır. Bir kere arkanızı teoriye yaslayacak az yada çok veriniz varsa bunun üzerine argüman inşa etmek çok kolaydır.Zıt kutuplar bir kısır döngü şeklinde birbirine kendi gerçeğini söyler durur. Bu durumun ilerlemiş haline Scoptoma denir.Bu psikolojik inkar hali bilimi ispat odası gibi kullanan Darwinci ve diğer kutbu yaratılışcı düşüncedeki insanlarda rahatlıkla gözlemlenebilir. Bilimi bir araç olmaktan amaç olmaya iten bir düşünce yada temelinde belirli inanç dogmaları olan bir düşünce niçin manipülasyonlarla sosyal hayatlarımızı bu kadar şekillendirmek istemektedir? Bu görüşlerin yaptırımsal ahlaki zorunluluklarının bilimsel temelleri mi vardır? Yoksa belirli bir rantın paylaşılmasında sosyal dinamikleri kullanmak mı bilime hizmet etmektir ? Görmek istediğini görmek bilime ne katabilir ?

Gerçektende Darwinin evrim teorisi ile gerçekleştirdiği yegâne başarı, o devrin coşkulu siyasi akımlarının, felsefi doygunluğa ulaştırdığı entelektüel camiaya, tamda ‘’inandıkları’’ gibi bir sosyal düzeni, metafiziği dışlayarak sunabilmesinde yatmaktadır. Güçlü olan ayakta kalır. Hayatın özü seçkin ırklar ve onların doğal seçilim yoluyla mükemmelleşen canlı topluluklarının varlığını sürdürmesi ve gelişmesidir. Burada Caucassian ırkının (Hint-Avrupa insanı yani kısaca Darwinin ataları) ”en gelişmiş seçkin ırk ” olarak söylenmesi bizleri şaşırtmamalıdır.1 Projler hala (BOP) aşağı ırklar üzerinde sürdürülmekte filmlerde (300Spartalı) işlenmekte ve iletişimin kullandığı her yolla belleklerimize kazınmaya çalışılmaktadır.

1.Darwin’in mektupları-The correspondence of Charles Darwin Volume 1: 1821–1836-Cambridge University Press)

Okumaya devam edin ‘Scoptoma ve Bilimsel Paradigmalar’

TERMODİNAMİK VE YAŞAMSAL VERİ AĞLARI

Shapiro’nun makalesini ve bir önceki kozmoloji makalesinin ardından termodinamik ve 2. Yasası olan entropi ile ilgili birbirini izleyen oldukça fazla sayıda yorum ve karşı yorum gönderildi. AT’nin konuya bakış acısını kısaca özetlemek sanırım bir gereklilik oldu. İlk olarak bloglarda herkesin bir kaynak olarak başvurduğu ve ayrıca herkesin ulaşabileceği bir kaynak olması sebebiyle vikipedia ansiklopedisinden termodinamiğin ve entropinin çok kısa tanımlarını koyuyorum. Daha sonra R.Sahipo’nun makalesinin kanımca en önemli kısmını verip ardından benim konu ile alakalı kişisel açıklamamı sunuyorum.

Termodinamik , (Yunancada: thermos: ısı ve dynamic: değişim). Bazı Türkçe kaynaklarda ısıl devingi olarak da geçer. Enerji, ısı, iş ve entropi gibi fiziksel kavramlarla ilgilenen bilim dalı. Termodinamik yasalarının istatistiksel mekanikten türetilebileceği gösterilmiştir.

Termodinamik her ne kadar sistemlerin madde ve/veya enerji alış-verişiyle ilgilense de, bu işlemlerin hızıyla ilgilenmez. Bundan dolayı aslında termodinamik denilirken, denge termodinamiği kastedilir. Bu yüzden termodinamiğin ana kavramlarından biri “quasi-statik” (yarı-durağan) adı verilen, idealize edilmiş “sonsuz yavaşlıkta” olaylardır. Zamana bağlı termodinamik olaylarla, denge halinde olmayan termodinamik ilgilenir.

Termodinamik yasaları çok genel bir geçerliliğe sahiptirler ve karşılıklı etkileşimlerin ayrıntılarına veya incelenen sistemin özelliklerine bağlı olarak değişmezler. Yani bir sistemin sadece madde veya enerji giriş-çıkışı bilinse dahi bu sisteme uygulanabilirler.’’ 1

Entropi , bir sistemdeki düzensizliğin ölçüsü olarak ifade edilebilir. Daha değişik bir tanımla, entropi, bir termodinamik sistemden başka sistemlere iş şeklinde aktarabilecek enerji miktarını gösteren özellik veya durum fonksiyonu olarak da tanımlanır. Sistemdeki düzensizlik arttıkça, sistemin entropisi de artar, yani sistemin faydalı iş verme kabiliyeti de azalır.

Örneğin bir akışkan ısıtıldığında, molekül hareketleri düzensizleştiği için entropisi artar. Eğer bir sistem tamamı ile düzenli ise entropisi sıfır olabilir. Entropi, enerji gibi korunan bir özellik değildir. Gerçekte tüm işlemlerde, çevre ile sistemin entropi değişimlerinin toplamı daima pozitiftir. Kainatta bulunan her sistem ve canlının entropisi sürekli artmaktadır.” 2

Şimdi bu kanunların ışığında Sayın Shapiro’nun yazdıklarına bir göz atalım.

Okumaya devam edin ‘TERMODİNAMİK VE YAŞAMSAL VERİ AĞLARI’

Evrenin Tasarımına 40 Örnek

Dr. Caner Taslaman

Evrendeki tasarıma dair birçok veri o kadar yenidir ki geniş kitlelerin bunlardan haberi yoktur. Bu verilerin adedi ise inanılmaz boyuttadır. Bu verilerin sadece 40 tanesini örnek olarak vereceğim. Hiç şüphesiz biyoloji bu konuda en çok örneğin verilebileceği alandır. Ancak bu örnekleri ve bu konunun biyoloji ile ilgili boyutunu bundan sonraki çalışmama bırakarak, listede biyoloji ile ilgili örnek vermiyorum. Listede vereceğim örnekler Dünya’mızdaki canlılığın oluşabilmesi için olmazsa olmaz şartlardır.

1) Evreni meydana getiren patlama biraz daha şiddetli olsaydı, evrendeki tüm madde dağılırdı; eğer patlama biraz daha yavaş olsaydı, bütün madde hemen kapanacaktı. Her iki durumda da ne galaksiler, ne yıldızlar, ne dünyamız, ne de canlılar oluşurdu. Patlamanın galaksileri, yıldızları, Dünya’mızı ve canlıları oluşturacak şekilde olmasının olasılığı havaya atılan bir kurşun kalemin sivri ucu üstünde durması kadar bile değildir.

2) Big Bang’in patlama anında eğer daha fazla madde olsaydı evren hemen kapanacaktı. Eğer patlama anında madde daha az olsaydı patlama galaksileri oluşturmadan maddeyi dağıtabilirdi. Görülüyor ki Big Bang, hem şiddeti, hem madde oranı, hem de bunların birbirine göre düzenlenmesiyle bilinçli bir tasarımın ürünüdür.

3) Big Bang’in başlangıcının çok yüksek sıcaklıkta olması sayesinde atom-altı dünyadaki oluşumlar gerçekleşmiştir. Böylece de galaksilerden canlılara kadar olan süreç mümkün olmuştur.

4) Evrenin başlangıçtaki homojen yapısı da galaksilerin oluşmasının bir şartıdır. Başlangıç homojenliğindeki ufak bir azalma galaksilerin oluşmasına izin vermeyecek ve tüm maddenin karadeliklere dönüşmesi sonucunu doğuracaktı. O zaman da biz var olamayacaktık.

5) Evrende entropi sürekli artmaktadır. Bu ise evrendeki başlangıç anında çok düşük entropili bir başlangıcın olması gerektiği anlamını taşır. Bu olasılığın gerçekleşmesi imkansızdır. Roger Penrose düşük entropili bu başlangıcın gerçekleşme ihtimalini 10 üzeri 123′te 1 olarak hesaplamıştır.

6) Big Bang’den sonra açığa çıkan protonlar ve anti-protonlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için proton sayısının, anti-protonlardan çok olması gerekiyordu ve öyle olmuştur.

7) Aynı şekilde nötronlar ve anti-nötronlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için nötron sayısı, anti-nötronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

8 Elektronlar ve pozitronlar da birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için elektron sayısı, pozitronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

9) Kuarklar ve karşı kuarklar da birbirini yok eder. Oysa yaşamın varlığı kuarkların daha fazla olmasına bağlıdır ve kuarklar karşı kuarklardan daha çok olmuşlardır.

10) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kendi anti-maddelerinden daha fazla olmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre belirlenmiş oranlarda yaratılmış olmaları da gerekmektedir. Bu da canlılığın bir şartıdır.

Okumaya devam edin ‘Evrenin Tasarımına 40 Örnek’

İndirgenemez Karmaşıklık ve Darwinci Patikalar

R.H Thornhill ve D.W Ussery’nin

Akıllı Tasarım teorisine karşı ileri sürdüğü patikalar

Turuncu ” parantez içersindeki yerler Sayın Da Vinci’nin uyarısıyla yeniden ele alınmış ve düzeltilmiştir.Kendisine çok teşekkür ediyorum.

Mike Gene

Fikir artık resmileşmiştir. Behe’nin indirgenemez karmaşıklık (İK) fikri bilimsel literatürde kendine bir yer edinmiştir. İronik olarak bu süreç, indirgenemez karmaşıklığın teolojik olmayan mekanizmasının formüle etmek üzere R.H Tornhill ve D.W Ussery tarafından yazılan iki kısımlı eleştirisel makale “Darwinci Evrimin Olası Sınıflandırma Yolları” ile başladı.

Her şeyden önce, bu makale Behe’nin bilime gerçek bir katkıda bulunduğunu göstermektedir. Thornhill ve Ussery (T&U) yazdığı gibi:

“Bununla birlikte, işlevsel olarak birbirinden ayrılamaz parçalardan oluşan indirgenemez karmaşıklıktaki yapıların Darwinci Evrim tarafından oluşturulabilmesi ile ilgili daha çok teorik sorunun, eğer böyle bir şey olmuşsa, derinlemesine incelenmediğini görmekteyiz.‘‘ Bunu yapmamızı yani incelememizi önleyen nedenlerden biride, böyle bir sınıflandırmayı yapabilmek için elimizde ”olası yolların sınıflandırmasının yokluğu”dur. ”Aşağıda önerilen bir sınıflandırma sunulmaktadır ”.-Burda aşağıdan kasıt T&U metnidir…

Her ne kadar birileri bunu tartışsa da, bu söylenenler Behe’nin tezinde ortaya koyduğu indirgenemez karmaşıklıktaki yapıların oluşumu üzerine bilimin herhangi bir açıklama getirmekten yoksun olduğunun, en temel kabullenmelerden biri olarak görülebilir. Bununla birlikte, şurası açıktır ki, Behe’nin kuşkuculuğu bu tip bilim adamlarını daha önce varılmayan bir sınıflandırmayı geliştirmek için dolaylı itici bir güç olarak görev yapmıştır. Böylece, Behe bu tip bir sınıflandırmanın oluşturulması için uyarıcı etki olmuştur.(T&U) daha sonra, terimleri tanımlamışlar fakat garip olarak, Behe’nin kullandığı (İndirgenemez Karmaşıklık-İK) tanımını kullanmamışlardır. Tanımlar şunları içerir:”Bilinçli bir etken yâda etmenlerin müdahalesi olmadan oluşan”.Bir kere daha, bilimin apriori kibrinin nasıl bir teolojik nedeni hariç bırakmak için çalıştığını görmekteyiz.(Bize bir kez daha hatırlatılmaktadır ki bilim teoloji ve teolojik olmayan arasındaki soruna eğilmede bir otorite değildir.T&U daha sonra, Darwinci evrim için 4 olası yolu ortaya koymaktalar:

Okumaya devam edin ‘İndirgenemez Karmaşıklık ve Darwinci Patikalar’

Yeni Primat Fosili İnsan Soy Ağacını Salladı.


Hiçbir ”yorum” eklemeden, National Geographic haberinin tercümesini aşağıda veriyorum.

Paleontologlar, Etiyopya da bulunan diş fosilinin Afrika’da daha önce bilinmeyen büyük primatların 10 milyon yıl önce yaşamış olabileceğini gösterdiğini rapor ettiler.

Japon ve Etiyopya takımına göre fosil sadece önemli bir boşluğu doldurmakla kalmıyor, şuanda  ”işleyen insanın evrimi teorisini yok edebilir.”  (kanımca öyledir)

Diş Etiyopya’nın fosil zengini bölgesi Afar’da bulundu. Burası 1974’de ilksel insan atası olarak bilinen Lucy’nin keşfi ile meşhur olmuş bir alandır.

Bilim insanları yıllardır, modern büyük primatların atası olabilecek 8–14 milyon yıllık maziye sahip doğrudan bir fosil kaydına rastlayamamıştı.

Fakat bu büyük primatların- goriller, şempanzeler, babunlar- aynı döneme ait fosilleri Avrupa ve Asya da oldukça fazla sayıda bulunmuştu.

Uzmanlar tüm primatların ortak atasının Afrika’dan ayrılarak değişik primat türlerinin zaman içinde dallandığı hakkında kurumsal tahminde bulunmuşlardı.

Bundan yedi milyon yıl önce modern primatların ve insanın ortak atasının Afrika’ya tekrar döndüğü hipotezi fosillerin moleküler analizleriyle desteklenmişti.

Son keşif, bununla birlikte, goril benzeri primatların Afrika’da en azından 10 milyon yıl önce bile yaşadığı anlamına geliyor.

Rift Vadisi Araştırma ekibi başkanı Berhane Asfaw’a göre de bu keşif ortak atadan dallanmanın moleküler bulguların ön gördüğünden çok daha evvel olduğunu anlamına geliyor. Asfaw şöyle bitiriyor ;

‘‘Bunun anlamı, bildiğimiz her şey yer değiştirmek (değişmek) zorunda…’’

Ayrıca aşağıda bir önceki önemli buluntu Toumai ile ilgili diğer bir çeviriyi veriyorum.Fosiller üzerinde ancak spekülasyon yapılabilecek ”kanıtlar”dır.
Okumaya devam edin ‘Yeni Primat Fosili İnsan Soy Ağacını Salladı.’