<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>......Akıllı Tasarım ve Yönlendirilmiş Evrimsel Patikalar......</title>
	<atom:link href="http://akillitasarim.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://akillitasarim.wordpress.com</link>
	<description>...Bilim organize edilmiş bilgidir.Bilgelik organize edilmiş hayattır... Immanuel Kant... (1724 -1804)</description>
	<pubDate>Sun, 29 Jun 2008 10:10:27 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=MU</generator>
	<language>tr</language>
			<item>
		<title>Bir Darwin Mitinin daha ölümü&#8230;</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/06/07/yuzde-99-ayni-degilmisizbir-darwinci-mitin-daha-olumu/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/06/07/yuzde-99-ayni-degilmisizbir-darwinci-mitin-daha-olumu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jun 2008 13:14:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akademik Yayın]]></category>

		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<category><![CDATA[Moleküler Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Süreli yayın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=72</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Ajlan ABUDAK
Ülkemizin güzide basınındaki pozitivist imanı bilmeyen yoktur.  Pozitivist materyalizm &#8221; ciddi basınımız &#8221; için çağdaşlığın ve bilimselliğin olmazsa olmazıdır. Bilimselliğe herhalde aklı sağlıklı çalışan kimsenin itirazı olamaz ama bilimsellik maskeli toplum mühendisliğine pekala itiraz olabilir. Basınımız  kopyala yapıştır aydınlanma hareketine yardımcı olmak için  uzun yıllardır,   insan ve yakın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:#ff6600;"><strong>Mustafa Ajlan ABUDAK</strong></span></p>
<p><img class="alignright" style="float:right;" src="http://img155.imageshack.us/img155/6531/bemaymunhikayesiwy3.jpg" alt="" width="250" height="250" />Ülkemizin güzide basınındaki pozitivist imanı bilmeyen yoktur.  Pozitivist materyalizm &#8221; ciddi basınımız &#8221; için çağdaşlığın ve bilimselliğin olmazsa olmazıdır. Bilimselliğe herhalde aklı sağlıklı çalışan kimsenin itirazı olamaz ama bilimsellik maskeli toplum mühendisliğine pekala itiraz olabilir. Basınımız  kopyala yapıştır aydınlanma hareketine yardımcı olmak için  uzun yıllardır,   insan ve yakın akrabası maymunların birbirine &#8221;<strong><span style="color:#ff6600;">ne kadar olağanüstü</span>&#8221; </strong> bir şekilde  benzediğine dair haberler yapagelmiştir. Bunlar aslında temelde yada daha doğru ifadeyle görünürde doğrudur yada doğru gözükmektedir. Tüm primatlar birbirleriyle yakın akrabadır. Tıpkı tüm canlıların aynı ortamı (dünya) paylaşmaktan kaynaklanan benzerlikleri olduğu gibi uzak ve yakın akrabalarımızla yaşamaktayız. Hatta biz en acımasız akrabalarıyız&#8230;Bu makalede 30 yıl önce bulunan bir verinin hala bir <span style="color:#ff6600;"><strong>&#8221;bilimsel kanıt&#8221; </strong></span> olarak materyalist söylemi desteklediğinin söylenmesi ne derece doğru birlikte inceleyeceğiz. Bilimsel kanıtlar genelde genel geçer pragmatik faydası olduğunda toplumlarca evrenselleşebilir. Elbette bu durumlarda genelde  tüm toplumlarcada kabul görür. Darwinin kuramını bize kazandırdığı inkar edilmez bir çok faydanın yanında maalesef Avrupanın tarihsel sorunlarından kaynaklanan birde ideolojik yan etkileri vardır. Bu yan etkiler batıyı örnek alarak modernleşmeye çalışan bizim gibi geleneksel toplumlarda da bu sorunların yapay şekilde transferi ile kendini ortaya koyar.</p>
<p>Bunun ülkemizde ve dünyada niçin yapıldığıda  ortada olan bir durumdur. Belirli bir siyasi ve felsefi arka planın, rüştünün ispatı için kullanılan bu tür yazılar bilim eklerinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Böylelikle siyasi düşünceye bilimsel bir kişilik, sağlam bir temel kazandırıldığı düşünülür. Bilim yine maalesef amacı dışında kullanılır ve bir siyasi  propaganda malzemesi konumuna düşer. Bir bilim adamı yada bilim adamlar topluluğu  bir gerçeği kendilerince somutlaştırıp inanıyor  yada inanmıyor diye  tüm toplumunda bu pratiğe ve yahut düşünceye uyması ve tartışmasız şekilde buna katılıp uygulamasını düşünmek insanı insan yapan en önemli etkinlik olan kültürleşmeyi oldukça hafife almak anlamına gelecektir. Ayrıca Carl Popper&#8217;ın ampirik bilimsel metod üzerine getirdiği eleştirilerden sonra bu tip bir söylemin bilim tarafından da ciddiye alınabileceğini sanmıyorum.</p>
<p>Son bulgular göstermektedir ki, yapısal benzerlikten öte bu olağanüstü değişimlerin kaynağı gen düzenlemesi ve duplikasyonlarıdır. Birkaç küçük değişiklik,  büyük sonuçlara neden olabilmektedir. Bu kısıtlı marangozluk aletlerinden IKEA &#8216;nın kataloglarındaki tüm işlevsel mobilyaların yapılmasına bezetilebilinir. Bunların bu denli olumlu sonuç verecek şekilde insan için gerçekleşmesi ve diğer primatlarda gözlemlenmemesi evrimin yönlendirilmiş bir içeriğe sahip olduğu yönündeki görüşü desteklemektedir. Sorunsalımızın kaynağında aslında bir nüans farkıdır. İnsanın evrimde nasıl olupta bu denli özel bir  sonuça ulaştığında yatmaktadır. Kimileri için bu sonuç tamamıyla şansın kutlu bir sonucu olabilir, kimimiz içinse evrimin yönlendirilerek ortaya çıkardığı harkulade bir sonuçtur.</p>
<p>İnsanla şempanzenin ayrımını oluşturan fark benzerliklerden değil genlerin düzenlenmesi ve kodlanmasındaki farklardan meydana geliyor. Ve bunlardan çok önemli olanların bazıları (<strong>karaciğerdeki dokularda olduğu gibi</strong>) sadece insana özgü ve diğer primatlarda yok&#8230;</p>
<p>Açıklamlarımızdan sonra makalemizin başında Türk medyasında bu topluma nasıl aksetiriliyora gelelim. Birkaç örnek yetecektir.Birde bu tip haberler dikkatli okurların sürekli karşılaşabilecekleri &#8221;flaş&#8221; haberlerdir.  Geçmişi 30 yıl öncesine dayanan ve salt formal benzerlik üzerinden yola çıkarak yorumlanan ve topluma sunulan araştırma sonuçları ile ülkemizde topluma nasıl bir perspektif(le) sunulmak istenmiş, hep beraber görelim;</p>
<p><a href="http://www.milliyet.com.tr/ozel/interaktif/gen/yor01.html" target="_blank">Dinazorların Sessiz Gecesi</a></p>
<p>Bu yazıdan küçük bir alıntı;</p>
<blockquote><p>&#8221; Yani İnsan ve Maymun genleri yüzde 98,4 oranında aynı&#8230;&#8221;</p>
<p>Yani Darwin Teorisi. Yani, İnsanın maymundan türemiş olduğunun biyolojik kanıtı. Yani, Darwin&#8217;e karşı çıkan her türlü <strong><span style="color:#ff6600;">hurafe</span> </strong>artık yerle bir&#8230;&#8221;</p></blockquote>
<p><span id="more-72"></span></p>
<p>Yukarıdaki ifade son cümlesinde maalesef nesnelliğini yitiriyor. Bilimsel veri yerini ideolojiye bırakıyor. Birden bilim hurafelerle yılmaz bir mücadele içindeymiş ve bu mücadele bu veriyle (1.23) bilim adına bir zaferle son bulmuş izlenimi verilmek istenmiş.Yada kısıtlı algımızla bunu anlayabiliyoruz.</p>
<p>Aslında bilimin değilde bilim yaptığını iddia edenlerin bu tip bir mücadelesi olabilir. Yadırganacak bir durumda olmayabilir.Kişisel tercih der geçersiniz ama bilimsel metod adına böyle bir mücadele verilmesi bilimi bilimlikten çıkaracağını düşünüyoruz. Öyleyse bu tip sonuç çıkarımlarına varmadan evvel elimizde iddia edilen olgunun varlığına dahil (mücadele savaş vs ) ve bu olgunun &#8221;kesin &#8221; bir şekilde bir tarafın söylemi çerçevesinde  son bulduğuna dair kuşku götürmez bir sağlamamız olması gerekir. Bunlardan elimizde biri bile olmazsa ,  söylediğimiz bir veri üzerinden ideoloji inşası yada propagandadan başka bir anlam taşımaz.İşte tam burda bir düşünce paylaşımı olmaktan çıkar söylem. Çünkü yazılarınız yüzbinlere ulaşmaktadır ve etkileşimli bir düşünce alışverişi değil, tek taraflı bir bilgilendirme şeklindedir.</p>
<p><a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=55966&amp;p=2" target="_blank"><span class="haberdevambaslik">Maymunlarda da insana benzer &#8220;dil organı&#8221; var</span></a></p>
<p>Bu yazıdanda bir kaç alıntı yapalım;</p>
<blockquote><p>&#8221; Bilim adamının bu çarpıcı buluşu, genetik yapıları yüzde 99 insanlara benzeyen goril ve şempanzelerin konuşma yetileri üzerine tartışmaları da gündeme getirdi&#8230;</p></blockquote>
<blockquote><p>Genetik yapıları arasındaki sadece yüzde 1&#8242;lik bir fark bulunan, <strong><span style="color:#ff6600;">yüzde 99</span></strong> birbirine benzeyen insanlarla goriller ve şempanzeler arasındaki bu konuşma merkezleri benzerliği de yeni soruları gündeme getirdi&#8230;</p></blockquote>
<p><a href="http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2002/03/04/dunya/dunya4.html" target="_blank">Maymunla İnsanı ayıran gen bulundu</a></p>
<blockquote><p>New York State Üniversitesi uzmanlarından Caro-Beth Stewart da, insan ile maymunun kalıtım öğelerinin <span style="color:#ff6600;"><strong>yüzde 98,5</strong></span><strong> </strong>aynı olduğunu belirtti. Stewart farklılığı oluşturan yüzde 1,5&#8242;luk oranın da yaklaşık <strong><span style="color:#ff6600;">300 </span></strong>gen anlamına geldiğini kaydetti&#8230;</p></blockquote>
<p><a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=163034" target="_blank"></a></p>
<p>İlk olarak en son yapılan son (2007 Science makalesi)  araştırmaların sonucunda çıkan <strong><span style="color:#ff6600;">1,23</span></strong> fark temel yer değiştirmeler için bahsi geçen farktır. Bu uzun yıllardır bilinen ve üzerinden çok tartışma ve yanlış bilgilendirme (Darwin teorisini kanıtlayan bir veri gibi sunularak) yapılmış bir araştırma sonucudur.</p>
<p>Bilimsel veriler tamamıyle o araştırmanın hatasından yada eldeki imkanların o dönem sadece o aralıktaki verilerin elde edillmesine izin vermesinden dolayı, o farkı yada rakamı bizlere sunuyor olabilir. Sayılar araştırmaların ışığında azalır yada artar. Mühim olan; bu sayıların ve o sayıların ifade ettiği mekanizmalardaki işlev ve bağlantılarının gerçekte neyi ifade ettiğidir. Yukarıdaki<strong> </strong>gibi farkın yüzdesi yada gen sayıları salt sayı olarak kalsa itirazımız olamaz. Çünkü bilim her geçen gün yeni veriler elde etmektedir. İtirazımız,  bunların belirli amaçlar dahinde topluma sunuluş tarzındadır. Şimdi yukarıdaki sayıların yanlışlığını ve aslında sayıların ne anlama geldiğini kısaca  inceleyelim;</p>
<blockquote><p>&#8221;Araştırmacılar insanla şempanzeler arasındaki gen değişim sayısına özel bir dikkatle eğilmişledir.Ellerindeki istatisliksel methodu kullanarak insanların<strong><span style="color:#ff6600;"> 689</span></strong> ek gene sahip olduğunu evrim süreçindede  en yakın ortak atada bulunan genlerden <strong><span style="color:#ff6600;">86</span></strong> tanesinin şempazenlerce kaybedildiğini göstermektedir. Buda demek oluyor ki değişim başladığından beri <strong><span style="color:#ff6600;">729</span></strong> gen şempanzeler tarafından yitirilmiş.Buda demek oluyor ki aslında insanlarla şempanzeler arasındaki toplam fark yaklaşık olarak <span style="color:#ff6600;"><strong>yüzde 6&#8242;ya</strong></span> tekabül etmektedir.&#8221; 1</p></blockquote>
<p>Mitimiz <span style="color:#ff6600;"><strong>yüzde 1&#8242;lik farka</strong></span> geri dönelim.  İndels denen genetik koda evrim sırasında yazılan ve çıkarılan kısımlar hesaba katıldığında bu fark en az <strong><span style="color:#ff6600;">yüzde 3</span></strong> artmaktadır. (Chimp Consortium) zaten son linkteki yazıda buna değiniliyor ;</p>
<blockquote><p>&#8221; Ama kodlu olmayan ve &#8221;işe yaramaz &#8221; diye nitelenen genlere gelindiğinde ,  bu fark  <strong><span style="color:#ff6600;">yüzde 4</span></strong> çıkıyor..&#8221;</p></blockquote>
<p><span style="font-size:x-small;font-family:Arial, Verdana,;"><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;"><span style="font-size:large;font-family:Tahoma;"><strong> </strong></span></span></span></p>
<p>İşe yaramaz kısım diye nitelemek, işlevi bilinmeyen yada şuan bir işlevi bilinmeyen insanlardaki <strong><span style="color:#ff6600;">689</span></strong> fazla genin, işlevlerinden yada işlevsizliklerinden bilimsel manada tamamıyle emin olduktan sonra söylenebilinecek bir durum. Tüm hikayede bunlada bitiyor değil üstelik&#8230;</p>
<p>Ortadoks Darwinci zihnin yarattığı bu inanç mitinin tarih sahnesinde yine bilim tarafından gömülüşüne tanık olmak için<span style="color:#ff6600;"> <strong>Science dergisi 2007 haziran</strong></span> sayısı 40. sayfadaki Relative Difference adlı makalede Jon Cohen yazısına değineceğiz. Cohen bu yazının tamamında bu konuya değiniyor.  <strong>&#8221; <span style="color:#ff6600;">Yaklaşık Farklar : Yüzde 1  Miti</span>&#8221;</strong> adlı yazısından çok önemli bir kaç alıntıyı verelim;</p>
<blockquote><p>1975′de yine Science da yayınlanan bir makale (Allan Wilson, Berkeley) bir öğrencisiyle beraber yaptığı araştırma sonuçlarını oldukça inandırıcı bir metinde yayınlamıştı.Bu metinde Şempazelerle insanların genetik olarak birbirlerinden <span style="color:#ff6600;"><strong>yüzde 1</strong></span>‘lik bir farkla ayrıldıklarını iddia ediyordu…</p></blockquote>
<blockquote><p>Fakat doğruyu söylemek gerekirse onlar bile bunun tüm hikaye olmadığını söylemişlerdi….Bu yüzde bir hikayesi bize uzun yıllar çok iyi hizmet etti.Böylece bu söylem ne kadar da benzer olduğumuzu anlamamız manasına geliyordu fakat gördük ki bu aslında bir anlama ve kavramadan çok bir yardımdan ibaretti…(Pascal Gagneux)</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>PlosONE 2006 Aralık</strong> sayısında Indiana Üniversitesinden Matthew Hahn (computional genomics) ve arkadaşları fare,sıçan,köpek,şempanze ve insandaki gen kazanımı ve kaybını hesapladılar.Hahn ve arkadaşları insan ve şempanze arasındaki gen kopyalama farkının <strong><span style="color:#ff6600;">yüzde 6,4</span> </strong>olduğunu rapor ettiler…</p></blockquote>
<p><strong><span style="color:#ff6600;">Yüzde 6,4 fark </span></strong>gen duplikasyonu ve kayıpların, nükloitid yer değişikliklerininden çok daha önemli rol oynayabileceğni göstermektedir…</p>
<blockquote><p>Şurası açıktır ki, önümüzde duran sorun genotipin fenotipe bağlanması gibi cesaret kırıcı bir durumldur…</p></blockquote>
<blockquote><p>UCLA’dan Daniel Geschwind’in ortaya koyduğu verilere göre korteksimizdeki bu gen farklılığının oluşturduğu ağların incelenmesinde ağ örüntüsündeki bağlantıların <strong><span style="color:#ff6600;">yüzde 17,4</span>&#8216;</strong>lük kısmının’’<span style="color:#ff6600;"><strong>sadece insanlara</strong></span> <span style="color:#ff6600;"><strong>özgü</strong></span> &#8221; olduğu ortaya çıkmıştır…(21 Kasım 2006 tarihli çalışma)</p></blockquote>
<p>Max Planck Enstitüsünden Svante Paabo’nun sonda  vurguladığı gibi;</p>
<blockquote><p><strong>Bu farklıklarımızı nasıl adlandıracağımız veya algılayacağımız, bizlerin dünyaya politik ve kültürel bakışına göre değişecektir…</strong></p></blockquote>
<p><span style="color:#ff6600;"><strong></strong></span></p>
<p>Fakat bu verilerin topluma sunuluşunda herhangibir siyasi-dini düşünceyi yada karşıt düşünceyi referans alan yorumların bu verilerle beraber verilmesi o düşünceler için olumlu olsada görüldüğü gibi sürekli gelişen ve ilerleyen (o düşüncelerden çok daha hızlı bir şekilde  de evrilebilen)  bilim için hoş sonuçlar doğurmamaktadır. Bilim adamının görevi objektif olmak ve bunu korumaktır. Bilimsel mesafesininde her düşünceye ve inanışa eşit mesafede olması gereklidir.Bilimin nesnel ve bağımsız olması onun elde edeceği sonuçların daha tutarlı ve daha yararlı olabilmesini sağlayacaktır. Elbette bilim adamı kendi kişisel hayatında dilediği pratiği yapabilir, bu en doğal ve insani hakkıdır ama ne bilim adamı bilim yaparken ve  nede onun verilerini kullanan herhangi biri kesinleşmiş doğrular varsayımı üzerinden, toplum mühendisliğine soyunmamalıdır. Bu yolla bir felsefi düşüncenin yada inancın rüşt ispatını yapmaya çalışmamalıdır. Bilimin önü polemiklerle ve siyasi hezeyanlarla kapatılmamalı ve toplumun öncelikli pragmatik faydaları için desteklenmelidir. Herkes verilerden elde ettiği düşünceleri bir eleştiri ve kritik manasında ortaya koyma hakkına sahiptir. Bunlardan dilediği sonuca varma hürriyetine de sahiptir. Bu tamamen kendisini bağlar, bu sonuçların bilimi ilgilendirdiğini ve bilim için bağlayıcı bir yapı oluşturduğunu zannetmiyoruz.</p>
<p>Birçok kere belirttiğimiz gibi amacımız genel geçer bir doğruyu temsil etmek değil. Bilimsel verilerin ışığında  çıkarımlar yapmak ve bunu paylaşmak. Bilimsellik iddiamız,   bilimin topluma kazandırmasını umduğumuz en önemli faydalardan biri olan &#8221;eleştirisel düşünme&#8221; ile sınırlı. Burada savunduğumuz düşüncede dahil herşeyin eleştirisel bir bakış açısıyla yeni veriler ışığında yorumlanması ve herkesin kendi dünya görüşü çerçevesinde bir sonuca varmasını sağlamak, hatta mümkünse herkesin düşüncelerini kendi çapında sorgulamasını ve eleştirmesini temin etmek sanırım sorumlu bir yayıncılığın çerçevelerini çizmek demektir. Bu makalemizinde bu şekilde anlaşılması ve anlamlandırılması ümidiyle&#8230;</p>
<p><span style="color:#ff6600;"><strong>Kaynakça</strong></span></p>
<p><a href="http://www.sciencedaily.com/releases/2006/12/061219201931.htm" target="_blank">Science Daily</a></p>
<p><a href="http://www.sciencemag.org/cgi/content/full/316/5833/1836" target="_blank">Science-Relative Difference Myth</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/akillitasarim.wordpress.com/72/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/akillitasarim.wordpress.com/72/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/72/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/72/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/72/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/72/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/72/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/72/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/72/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/72/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/72/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/72/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&blog=985899&post=72&subd=akillitasarim&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/06/07/yuzde-99-ayni-degilmisizbir-darwinci-mitin-daha-olumu/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/akillitasarim-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">akillitasarim</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img155.imageshack.us/img155/6531/bemaymunhikayesiwy3.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>PROTEİNLER VE EVRİM: BİR İLERLEME RAPORU</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/05/18/proteinler-ve-evrim-bir-ilerleme-raporu/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/05/18/proteinler-ve-evrim-bir-ilerleme-raporu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 May 2008 07:55:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Moleküler Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=70</guid>
		<description><![CDATA[Mike GENE
Proteinler ve onların evrimi başarılı kılmalarını sağlayan rollerine odaklanan son gözlemlerimi izninizle bir sıralayayım. Şunları ele alırsanız;
1.Tüm hayat ağacı protein odaklı bir çıktıdır. Evrimsel süreçler için kanıt aynı zamanda proteine muhtaç bir görüngü içinde kanıt sunmaktadır. Buda herhangi bir daha az proteine bağlı evrimi nihai sonuca ulaştırmak için gerçekleştirilen herhangi bir girişimi, bu kanıt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a title="http://www.thedesignmatrix.com/content/proteins-and-evolution-a-progress-report/#more-136" href="http://www.thedesignmatrix.com/content/proteins-and-evolution-a-progress-report/" target="_blank"><img class="alignright" style="float:right;" src="http://www.rsc.org/images/FEATURE-NMR-protein-240_tcm18-52760.jpg" alt="" width="240" height="240" /><span style="color:#ff6600;"><strong>Mike GENE</strong></span></a></p>
<p>Proteinler ve onların evrimi başarılı kılmalarını sağlayan rollerine odaklanan son gözlemlerimi izninizle bir sıralayayım. Şunları ele alırsanız;</p>
<p><a href="http://www.thedesignmatrix.com/content/hi-tech-evolution/">1.</a>Tüm hayat ağacı protein odaklı bir çıktıdır. Evrimsel süreçler için kanıt aynı zamanda proteine muhtaç bir görüngü içinde kanıt sunmaktadır. Buda herhangi bir daha az proteine bağlı evrimi nihai sonuca ulaştırmak için gerçekleştirilen herhangi bir girişimi, bu kanıt sunan proteine bağlı evrime göre sorgulamaya yöneltir.</p>
<p><a href="../../../../../2008/04/26/protein-sasirtici-bir-tasarim-maddesi/">2.</a>Proteinler inanılmayacak kadar çeşitli ve muazzam işlevleri gerçekleştirme kapasitesine sahip,  inşa materyalleridir. Proteinler kadar çok yönlü başka bir inşa maddesi bilmiyoruz.</p>
<p><a href="../../../../../2008/04/26/protein-sasirtici-bir-tasarim-maddesi/">3</a>.Bu denli muazzam çok yönlülük sergileyen proteinler  ‘&#8217;tercüme&#8221; adıyla bilinen tek bir üretim süreci sonucu oluşturulurlar. Bu söylenileni<span style="color:#ff6600;"><strong> </strong>2 </span>numaralı madde ile birleştirirseniz, proteinlerin şaşırtıcı bir zarafet gösterdiğine tanık olursunuz.</p>
<p>4.Proteine daha az bağlı bir evrim kavramı, proteine bağlı bir evrim kadar başarılı olduğu yönünde kendisini destekleyen nerdeyse yok denecek kadar az kanıt sunmaktadır.</p>
<p><a href="http://www.thedesignmatrix.com/content/limiting-a-designer/">5.</a>Tasarımcılar tasarım maddeleri tarafından kısıtlandıklarından ötürü, evrimde  ( tasarım taklitçisi olarak) buna benzer olarak kendi tasarım maddelerince kısıtlanır. Bu düşüncede, evrimin protein faaliyetlerine olan bağımlılığı üzerine daha yakından bir incelemenin önemini güçlendirmektedir.</p>
<p>Maddelerin numaraları tıklanarak ilgili makalelere gidilebilinir.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/akillitasarim.wordpress.com/70/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/akillitasarim.wordpress.com/70/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/70/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/70/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/70/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/70/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/70/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/70/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/70/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/70/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/70/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/70/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&blog=985899&post=70&subd=akillitasarim&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/05/18/proteinler-ve-evrim-bir-ilerleme-raporu/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/akillitasarim-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">akillitasarim</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.rsc.org/images/FEATURE-NMR-protein-240_tcm18-52760.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>DNA VE TASARIM</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/05/08/dna-ve-tasarim/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/05/08/dna-ve-tasarim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 May 2008 10:38:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Moleküler Biyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[
Mustafa Ajlan Abudak
DNA muhteşem bir tasarımdır. Şimdi neden bu şekilde algıladığıma gelelim. Bunun için ilk olarak &#8221;tasarım&#8221; kavramının bize neyi ifade ettiğinden başlamalıyız. Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre tasarım;
1 . Zihinde canlandırılan biçim.
2 . Bir sanat eserinin, yapının veya teknik ürünün ilk taslağı, desen, tasar çizim, dizayn.
3 . Bir araştırma sürecinin çeşitli dönemlerinde izlenecek yol [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img class="alignright" style="float:right;" src="http://www.mediaarchitecture.org/wp-content/uploads/2006/07/130387223_837b6e5040.jpg" alt="" width="217" height="300" /></p>
<p><span style="color:#ff6600;">Mustafa Ajlan Abudak</span></p>
<p>DNA muhteşem bir tasarımdır. Şimdi neden bu şekilde algıladığıma gelelim. Bunun için ilk olarak &#8221;<span style="color:#ff6600;"><strong>tasarım</strong></span>&#8221; kavramının bize neyi ifade ettiğinden başlamalıyız. Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre tasarım;</p>
<p><strong><span style="color:#ff4500;"><strong><span style="color:#4169e1;">1 . </span></strong></span></strong>Zihinde canlandırılan biçim.</p>
<p><strong><span style="color:#ff4500;"><strong><span style="color:#4169e1;">2 . </span></strong></span></strong>Bir sanat eserinin, yapının veya teknik ürünün ilk taslağı, desen, tasar çizim, dizayn.</p>
<p><strong><span style="color:#ff4500;"><strong><span style="color:#4169e1;">3 . </span></strong><strong></strong></span></strong>Bir araştırma sürecinin çeşitli dönemlerinde izlenecek yol ve işlemleri tasarlayan çerçeve, tasar çizim, dizayn.</p>
<p><strong><span style="color:#ff4500;"><strong><span style="color:#4169e1;">4 . </span></strong><strong></strong></span></strong><em>felsefe</em> Daha önce algılanmış olan bir nesne veya olayın bilinçte sonradan ortaya çıkan kopyası.</p>
<p>Demek ki bir şeye tasarım dememiz için onun önceden var olan bir &#8221;<span style="color:#ff6600;"><strong>planı</strong></span>&#8221; yada o planın gerçekleşmesini sağlayan bir işlevi olması gerekli.Yani kısaca bir &#8221;<span style="color:#ff6600;"><strong>amacı</strong></span>&#8221; olmalı. Bu amaçsal yaklaşım kendini &#8221;<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Teleoloji" target="_blank"><span style="color:#ff6600;"><strong>teleolojik</strong></span></a>&#8221; düşüncede gösterir. Doğal olarak bu düşüncenin tersi diyebileceğimiz materyalizmde tasarıma kendince bir açıklama getirebilir.Birlikte olası açıklamalardan hangisinin insan aklına daha iyi hitap etmektedir, inceleyelim.</p>
<p>DNA hem hatalara karşı kırılgan, dayanıksız hem mümkün olan en küçük hacimde mümkün olan en büyük bilgi saklama kapasitesine sahip, birde ek olarak bilgiyi derleyen ve organize eden bir yapıdır. Wikideki tanımıyla kısaca ;</p>
<p><strong>Deoksiribonükleik asit</strong> ya da kısaca <strong>DNA</strong>, tüm <a title="Hücre" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%BCcre">hücreli</a> canlıların ve bazı <a title="Virüs" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vir%C3%BCs">virüslerin</a> biyolojik gelişimleri için gerekli <a title="Genetik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Genetik">genetik</a> bilgiyi taşıyan <a title="Nükleik asit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%BCkleik_asit">nükleik asittir</a>. DNA, canlının özelliklerinin soydan soya geçmesini sağladığı için bazen <a class="mw-redirect" title="Kalıtım" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kal%C4%B1t%C4%B1m">kalıtım</a> molekülü olarak da adlandırılır.<a title="Bakteri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bakteri">Bakterilerde</a> ve diğer basit hücreli canlılarda DNA hücrenin içinde dağınık biçimde bulunur. <a class="mw-redirect" title="Hayvan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hayvan">Hayvanları</a> ve <a class="mw-redirect" title="Bitki" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bitki">bitkileri</a> oluşturan daha karmaşık hücrelerde ise DNA&#8217;nın çoğu <a title="Hücre çekirdeği" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%BCcre_%C3%A7ekirde%C4%9Fi">hücre çekirdeğindeki</a> <a title="Kromozom" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kromozom">kromozomlarda</a> bulunur. Enerji üreten <a title="Kloroplast" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kloroplast">kloroplast</a> ve <a title="Mitokondri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mitokondri">mitokondri</a> organellerinde ve pek çok virüste de bir miktar DNA bulunur.Bazen &#8220;kalıtım molekülü&#8221; olarak adlandırılsa da, DNA aslında tek bir molekül değil, bir çift moleküldür. Bu çift molekül, bir sarmaşığın dalları gibi birbiri çevresinde dönerek bir <a class="new" title="Sarmal (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Sarmal&amp;action=edit&amp;redlink=1">sarmal</a> oluştururlar.</p>
<p><span id="more-69"></span></p>
<p>Görüldüğü gibi içinde birçok harikulade makinenin olduğu hücrenin yapı taşı DNA&#8217;nın rasgele, bütünüyle yönlendirilmemiş, inorganik maddeden (silikon) kör süreçler yordamıyla oluştuğunu ileri sürmek, ya da bu yapının bir tasarım gayesiyle meydana gelmiş olduğunu iddia etmek arasında rasyonel bir seçim yapabiliriz.</p>
<p>Raslantısal süreçlerden doğa içersinde bu şekilde bir organisazyonun beklenmesi fikrimce bir maymundan (Her ne kadar akrabalık olsada) insanlık tarihini yazmasını beklemekten çok daha saçmadır. Doğadaki en temel parçalardan en üst parçaya kadar gözlemlenen, hayran olunan bir tasarım ya da tasarım yanılsaması vardır.</p>
<p>Gelin bir şeyin tasarlanıp tasarlanmadığı ile ilgili düşüncelerimizi yanımıza alarak şöyle düşünelim;</p>
<p>Bir gökdelene girdiniz ve mimarideki muhteşemlik ve zerafet sebebiyle hayran hayran gözlemlediniz. Doğal olarak bu gökdelenin birilerince tasarlandığını düşündünüz. Gökdelenin içine daha da içine girdiğinizde orada duran bir de taslak gördünüz, ve incelediğinizde anladınız ki , bu taslak gökdelenin inşa planı. Şimdi elimizde sizin için kabul edilebilecek iki rasyonel seçenek vardır;</p>
<p>1) Bu gökdelen, doğal süreçler olan rüzgâr, şimşek, yağmur, meteor yağmuru, volkanik patlamalar ve depremlerin kutlu koordinasyonu ile kademe kademe milyarlarca yılda deneye yanıla deneye yanıla kendiliğinden oluşmuştur. Zorunlu olarak madde böyle bir yapıyı oluşturacaktı.Gökdelen sahipleri olarak ne kadarda şanslıyız ! Tamamen amaçsız bir şekilde ortaya çıkmış, ilk bakışta bizi hayran bırakan yapısı ise daha da amaçsız bir şekilde oluşmuş bir bilinçle kendisini gözlemleyenlerin (bizlerin) tasarım bilgisinin sınırlarını bile zorlamaktadır. Fakat bu gökdelen bir tasarım yanılsamasıdır. Tasarlanmış gibi görünen ama aslında tasarımla alakası olmayan bir yapıttır. Biz onu öyle değerlendirmeye meğilli olduğumuz için tasarım gibi görünür. Bir tür illüzyondur. Doğadaki dağlar, göller,ırmaklar ve vadilerde gözümüze zerafet ve incelikle görünür.Bunlarda mı tasarlanmıştır?</p>
<p>2) Gökdelenin var olan planı üzerinden (DNA) anlaşılan bu gökdelenin bir mimarı, yapanı , tasarlayanı vardır.Tüm süreçler onun tarafından yönlendirilmiş ve madde içersine yeni çözümler oluşturabilme potansiyeli, yine bu tasarımcı tarafından eklenmiştir.(<em>Mesela yapı içersinde esnek ve geri dönüşümlü malzeme kullanılmıştır. Gerektiğinde yeni eklemeler yapılabilmesi için binanın temeldeki statik direnci en başında ihtiyaç duyulandan çok daha yüksek tutulmuştur. Modüler bir tasarıma sahip  çok işlevsel mobilyalarla dekore edilmiştir.</em>) Böylelikle şans ve raslantısallık belirli sınırlar içersinde üretken olabilir ve yine yapım aşaması için gerekli olan çözümleri &#8221;<span style="color:#ff6600;"><strong>var olan bilgi yapısından</strong></span>&#8221; üretebilir. (<em>Diyelim ki gökdelenin camları öyle bir özellik içersin ki bunların ısı tutma kabiliyeti hem içersini sıcaktan korusun hemde bu tutulan ısı yönlendirilerek elektrik enejisine çevrilsin ve binanın soğutulmasında tutun elektirik gerekli her bölgesinde kullanılsın .Böylelikle hem zaman içersinde gerekli olan değişim ve ihtiyaç giderme gerçekleştirilir , hem de stabilite muhafaza edilir. Var olan tasarım fazla değiştirilmeden yeni çözümler elde edilmiş olur.</em>)  Bizim kendiliğinden dediğimiz rastlantısal süreçler, aslında içeriksel olarak var olabilecek potansiyelin maddeden devşirilmesinde kullanılan aletlerden yada imkanlardan başka şeyler değildir. Bir inşa esnasında kullanılan aletlerin varlığı, bu aletleri yüksek bir sanatla kullanan ustanında varlığını gösterir. Alet usta olmadan şekil verme gücüne sahip midir ?</p>
<p>Bu şu soruyuda akla getirmektedir. Hangi seçenek insan aklının bilimsel algısına hitap etmektedir ?</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/akillitasarim.wordpress.com/69/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/akillitasarim.wordpress.com/69/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/69/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&blog=985899&post=69&subd=akillitasarim&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/05/08/dna-ve-tasarim/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/akillitasarim-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">akillitasarim</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.mediaarchitecture.org/wp-content/uploads/2006/07/130387223_837b6e5040.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>EVRİMİ BÖYLESİNE AKILLI KILAN NEDİR?</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/05/03/evrimi-boylesine-akilli-kilan-nedir/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/05/03/evrimi-boylesine-akilli-kilan-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 May 2008 13:06:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<category><![CDATA[Moleküler Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=68</guid>
		<description><![CDATA[27/04/2008-
Beyaz vurgulanmış kelimeleri tıklayarak ilgili metinlere gidilebilinir.
Mike GENE
Haydi hep beraber en iyi bilinen evrimsel değişim mekanizmaları olan genetik sürüklenme, yansız mutasyon, gen duplikasyonu transpozonlar ve plasmidlerce gerçekleştirilen yatay gen transferi ve diğerlerinin hiçbir amacı olmadığı ve tümüyle rastgele olduğu gözlemine bir bakalım; daha önce de açıkladığım gibi bu söylem evrimin herhangi bir amacı olmadığın ilan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>27/04/2008-<br />
Beyaz vurgulanmış kelimeleri tıklayarak ilgili metinlere gidilebilinir.</p>
<p><a href="http://www.thedesignmatrix.com/content/what-makes-evolution-so-clever/#more-132" target="_blank"><strong><span style="color:#ff6600;">Mike GENE</span></strong></a></p>
<p><img class="alignright" style="float:right;" src="http://mcb.web.psi.ch/teaching/IMR/Babu_psitalk_files/slide0064_image093.jpg" alt="" width="205" height="193" />Haydi hep beraber en iyi bilinen evrimsel değişim mekanizmaları olan genetik sürüklenme, yansız mutasyon, gen duplikasyonu transpozonlar ve plasmidlerce gerçekleştirilen yatay gen transferi ve diğerlerinin hiçbir amacı olmadığı ve tümüyle rastgele olduğu gözlemine bir bakalım; <strong><span style="color:#ff6600;"><a href="http://www.thedesignmatrix.com/content/the-casino-principle/">daha önce de açıkladığım gibi</a> </span></strong>bu söylem evrimin herhangi bir amacı olmadığın ilan etmek için yetersiz bir nedendir.</p>
<p>Nitekim, bazılarının belki de evrimsel mekanizmaların rastlantısal olması gerçeği yüzünden (uygun olana göre) kafası karışmış olabilir fakat benim kafam karışık değil!</p>
<p>Eğer bizler organizmaları tasarlamak ve uzak zamanda tasarım amaçlarını gerçekleştirmelerini sağlamak istiyorsak, hayatın kendisini içerisinde bulduğu çevrenin sürekli bir değişim ve düzensizlikler yaşadığını hatırlamak zorundayız. Gerçekten de eğer uzak zamanı hesaba katarsak, olası asteroit çarpışmaları gibi potansiyel yıkıcı değişiklikleri de hesaba katmalıyız. Bunun anlamı, gerçekleştireceğimiz tasarımlarımızın, geniş bir yelpazede var olan yaşamsal meydan okumalara karşı yeterince değişken ve uyumlu olarak yaşam formunun içeriğine yerleştirilmelidir. Ve böylesine bir uyumu sağlayan evrimsel mekanizmaların rastlantısal doğasının gereği, evrim önden yüklemeli durum tarafından yapılandırılan bu tip rastlantısal süreçlerce açıklanan bir süreç olacaktır. Gerçekten de daha önceden de önerdiğim gibi <strong><a href="http://www.idthink.net/biot/learn/index.html">evrim bir öğrenme süreci</a></strong> olarak görülebilir.</p>
<p>Eğer bu evrimsel değişen mekanizmaları rastlantısal değil de bunun yerine <span style="color:#ff6600;"><em>yönlendirilmişse</em></span>, demek ki oluşabilecek tüm potansiyel çözümler ve meydan okumalar, esas hücrenin içerisine kodlanarak daha sonra nihai bir kararlılıkla milyonlarca yıl kendisine ihtiyaç duyuluncaya kadar üretilmiştir. Tasarım Matrisi&#8217;nde açıkladığım gibi:</p>
<p><span id="more-68"></span></p>
<blockquote><p>Belki de bir tasarımcı daha iyi bir çözüm geliştirdi. Popülasyon hücrelerini bilgisayar olarak ele alalım. Bu popülasyon en azından &#8220;<strong><span style="color:#ff6600;">hayatta kal</span></strong>&#8221; adlı genetik bir program tarafından birbirine bağlanan bir sinirsel ağ yapısı olarak düşünülebilir. Artık her bir hücreye çevreyi denetleyen ve çevresel meydan okumalara karşı genomda özel değişiklikleri planlayan bir bilgisayar kurmaya gerek yoktur. Bu asli görev rastlantısal şekilde oluşan mutagenetik süreç yoluyla çevresel meydan okumalara karşı çözümleri masaya koyarak, bunlardan işe yarayanların popülasyonu değiştiren ve de popülasyon tarafından değiştirilmesiyle sonuçlanan bir süreçle gerçekleştirilir. Popülasyon içerisindeki değişimleri takip eden doğal seçilim tasarımcının olasılıklar denizindeki yıkımlara karşı uyum sağlama, öğrenme yetenekleri ile donanmış hücreleri çalıştırarak gerçekleştirmiş olabileceği bir strateji türüdür.</p></blockquote>
<p>Buna ek olarak, yanal gen transferi ve gen duplikasyonu mekanizmalarını ele alın. Bunlar evrim ve uyum sağlamanın varlığından emin olunması adına oldukça akılcı yollardır. Her iki mekanizmada önden yüklemeli bir evrimi yankılamaktadırlar.</p>
<p>Tasarım Matrissi&#8217;nde yine yazdığım üzere ;</p>
<blockquote><p>Gen duplikasyonu yukarıda bahsedilen tasarım sorunlarını basit bir yolla çözer. Çünkü hücreler kendini çoğaltırken aynı zamanda mutasyona uğratıp yeni çözümler ararken, temel tasarlanmış yapıyı koruyabilir. Temel yapıda korunduğu müddetçe, yeni işlev için oluşan yol da korunup çoğaltılabilir. Bu önden yüklemeli tasarımcı için harikulade bir çözümdür. Tek bir süreçle bizler hem orijinal tasarımı üretip çoğaltabilir ve ilk tasarımı silmeden, ikincil tasarımlar için var olan şemayı düzenleyip yeni açılımlar ortaya koyabiliriz. <strong><span style="color:#ff6600;">İstikrar (stability)  ve değişim</span></strong>. Hepsi tek bir paketin içerisinde mevcuttur.</p></blockquote>
<p>Şunu da eklemeyelim ki gen deplikasyonu ve yan transferin her ikisi de moleküler makinelere bağımlıdır. Bunun anlamı evrimim nano-teknolojik cihazlar tarafından gerçekleştirilen bir şey olarak görebiliriz demektir. Ya bu makinelerin yardımında kullanılan maddeler? Bir kez daha , <strong><a href="../../../../../2008/04/26/protein-sasirtici-bir-tasarim-maddesi/">harika proteinlere</a></strong> dönelim.</p>
<p>Akıllı bir öğrenme süreci olarak evrim, sağlam bir bakış açısını bu makinelerden yapılan usta işi <em><span style="color:#ff6600;">tasarım</span></em> sayesinde oluşturmaktadır. Buradan itibaren, bizlerin <span style="color:#ff6600;"><em>asıl amacı</em></span> tarif etmeye ihtiyacımız vardır.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/akillitasarim.wordpress.com/68/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/akillitasarim.wordpress.com/68/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/68/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&blog=985899&post=68&subd=akillitasarim&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/05/03/evrimi-boylesine-akilli-kilan-nedir/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/akillitasarim-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">akillitasarim</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://mcb.web.psi.ch/teaching/IMR/Babu_psitalk_files/slide0064_image093.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>PROTEİN- ŞAŞIRTICI BİR TASARIM MADDESİ</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/04/26/protein-sasirtici-bir-tasarim-maddesi/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/04/26/protein-sasirtici-bir-tasarim-maddesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Apr 2008 14:34:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<category><![CDATA[Moleküler Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=67</guid>
		<description><![CDATA[MIKE GENE
21Nisan 2008
Tüm canlılar proteinlere bağlıdırlar. Bu sebeple, bazen kaç insanın, proteinlerin ne  kadar olağanüstü yapılar olduklarını durup düşündüklerini merak ederim. Kendi vücudunuz ele alalım. Eğer yeterince derine inebilirseniz, temel bir organ sisteminin, bir proteinin ya da bir dizi protein çevresinde yer alarak meydana geldiğini görebilirsiniz. Ya kaslarınız? Actin ve myosin adlı gerilip-açılan proteinleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:#ff6600;"><a href="http://www.thedesignmatrix.com/content/" target="_blank"><strong>MIKE GENE</strong></a></span></p>
<p>21Nisan 2008</p>
<p style="text-align:left;"><img class="alignright" style="float:right;" src="http://www.eldan.biz/var/307/14485-tb-PROTEIN.gif" alt="" width="250" height="200" />Tüm canlılar proteinlere bağlıdırlar. Bu sebeple, bazen kaç insanın, proteinlerin ne  kadar olağanüstü yapılar olduklarını durup düşündüklerini merak ederim. Kendi vücudunuz ele alalım. Eğer yeterince derine inebilirseniz, temel bir organ sisteminin, bir proteinin ya da bir dizi protein çevresinde yer alarak meydana geldiğini görebilirsiniz. Ya kaslarınız? Actin ve myosin adlı gerilip-açılan proteinleri bir düşünün!  Beyniniz ya da sinirleriniz? Elektrik sinyallerini üreten ve taşınmasını sağlayan zar reseptörlerini ve kanalları düşünün! Ya kanınız? Kanınıza oksijeni taşıyan hemoglobini düşünün! Peki ya sindirim sisteminiz? Aldığınız tüm besin molekülerini (tabi ki içerlerindeki proteinleri) parçalayan enzimleri düşünün! Ya kemikleriniz ve eklemleriniz? Yapıları birbirine bağlayan collageni düşünün! Saçlarınız ve deriniz? Dayanıklı ve güçlü keratin adında bir proteini düşünün! Salgı bezlerini? Onları ortaya çıkaran hormonları ve reseptörleri düşünün! Ya bağışıklık sisteminiz? Vücudunuzun koruyucuları antibodileri düşünün&#8230;!</p>
<p style="text-align:left;">Proteinleri tasarım maddesi olarak görürken aslında birden onların olağanüstü çok yönlü, tüm amaçlar için işlev oluşturma özelliğini sergileyen bir özdek olarak karşınıza çıkması karşısında dumura uğrarsınız.</p>
<p>Proteinler ışık üretebilir, ışığı ortaya çıkarabilir, ya da ışığı iyon ve kimyasal enerji üretmek için kullanabilir. Proteinler bir sinyal gibi davranabilir ya da sinyalleri yakalayabilir. Proteinler hareketi meydana getirir ve motorlar gibi işlev sergilerler. Onları bir şeyleri birbirine bağlamak ya da birbirinden ayırmak için kullanabilirsiniz. Proteinler binlerce kimyasal reaksiyonda katalizör görevini üstlenirler, minicik ve iri moleküllerin taşınmasını üstlenirler, büyük mesafelerde sinyalleri taşırlar ve oluşan hataları düzeltirler. Proteinler basit fiber yapılardan son derece karmaşık ve gelişmiş moleküler makinelere değin oldukça farklı şeklinde var olabilirler. Tek başlarına bir görevi yerine getirebilir ya da bir işlev bütünün parçası olabilirler. Proteinleri lipitlerle birleştirin; elinizde canlı yapıları bölümlere ayırmak için kontrol edilebilir mükemmel bariyerleriniz olsun. DNA ile birleştirin ve elinizde düzenlenebilir ve paketlenebilir bir kromozon olsun. RNA ile birleştirin bu sefer elinizde proteinleri üreten ve genleri mükemmel olarak bölen makineleriniz olsun. Proteinleri bir şeylerin evriminde de kullanabilirsiniz; evrimde oldukça etkili süreçler olan gen duplikasyonu, tekrar birleştirme ve yatay gen transferi gibi işlemler tahmin edebileceğiniz gibi proteinlere bağlıdırlar. Hatta proteinleri sert bir kaplumbağa kabuğu yapmak, yumuşak bir tavşan kürkü elde etmek ve ördeğin uçuş tüylerini oluşturmak için bile kullanabilirsiniz.</p>
<p><span id="more-67"></span></p>
<p>Birileri, tüm evrende proteinlerden daha çok yönlü bir tasarım maddesi bulunup bulunmadığını merak edebilir. Fakat dahası da var. Hayata milyarlarca yıldır bu tip bir akıl almaz çok yönlülük ve işlevsellikle hizmet eden proteinlerin merkezinde <span style="color:#ff6600;"><em>oldukça benzer bir yapım</em></span> süreci vardır. Şimdi bu bir tasarım maddesidir: Bir yapım süreci binlerce kez birleşerek yine binlerce işlev ortaya çıkarmaktadır.</p>
<p>Tüm bunlar oldukça ilginç sorulara neden olmaktadır. Örneğin, proteinler ve yapım süreçleri olmadan kör saatçi ne ifade edebilir? Proteinler ve içlerindeki potansiyel gizli işlevleri olmadan, kör saatçi yetersiz ve sakat bir varoluşla kimsenin varlığını fark edemeyeceği bir şey oluyor olmaz mı? Öyleyse kör saatçi ne derece bir saygınlığı hak ediyor?</p>
<p>Elbette, eğer proteinlere dair her şey, onların (Dawkins, Dennett,) söylediği gibi, bazı amino asitlerin <em>birden</em> katalizör grup şeklinde hareket edip, ya da <span style="color:#ff6600;"><em>şans eseri olarak</em></span> küçük peptitlerin üzerine kilitlenerek çapraz bağlayıcı işlevi yerine getirip işe koyulmasıyla oluşuyordur. Hatta belki de bu <span style="color:#ff6600;">EVRENDE ŞANSA DAİR EN BÜYÜK</span> <span style="color:#ff6600;">OLAY</span>, son derece sıradan bir maddenin içersindeki <span style="color:#ff6600;"><em>gizil güçle</em></span>, kör saatçiyi oldukça etkileyici bir tasarım taklitçisine dönüştürüyordur. :)</p>
<p>ORJİNAL METİN; <a href="http://www.thedesignmatrix.com/content/an-amazing-design-material/#more-131" target="_blank">AN AMAZING DESIGN MATERIAL</a></p>
<p>Çeviri-<strong><span style="color:#ff6600;">Mustafa Ajlan ABUDAK</span></strong></p>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://fig.cox.miami.edu/~cmallery/255/255prot/ecb4x9.jpg" alt="" width="576" height="428" /></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/akillitasarim.wordpress.com/67/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/akillitasarim.wordpress.com/67/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/67/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&blog=985899&post=67&subd=akillitasarim&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/04/26/protein-sasirtici-bir-tasarim-maddesi/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/akillitasarim-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">akillitasarim</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.eldan.biz/var/307/14485-tb-PROTEIN.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://fig.cox.miami.edu/~cmallery/255/255prot/ecb4x9.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>BİLGİLENDİRME</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/04/15/bigilendirme/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/04/15/bigilendirme/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Apr 2008 21:04:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>

		<category><![CDATA[Enstitü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=66</guid>
		<description><![CDATA[Daha önce giriş bölümünü verdiğim ve site ziyaretçilerin ilgi gösterdiği &#8221; Akıllı Tasarım Hakkında Sıkça Sorulan Soruların &#8221; tam metnini eklemiş bulunuyorum.Erişmek için aşağıdaki başlığı tıklayın ;
Akıllı Tasarım Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Temel bazı konularda bilgi vermek ve  AT hakkında &#8221;genel bir çerçeve&#8221; çizmek için faydalı olacağını düşünüyoruz.Bu blogta AT&#8217;nin içersinde yönlendirilmiş evrim mekanzimalarını savunan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Daha önce giriş bölümünü verdiğim ve site ziyaretçilerin ilgi gösterdiği &#8221; <span style="color:#ff6600;">Akıllı Tasarım Hakkında Sıkça Sorulan Soruların </span>&#8221; tam metnini eklemiş bulunuyorum.Erişmek için aşağıdaki başlığı tıklayın ;</p>
<p><a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2007/10/27/akilli-tasarim-hakkinda-sikca-sorulan-sorular/" target="_self"><span style="color:#ff6600;">Akıllı Tasarım Hakkında Sıkça Sorulan Sorular<br />
</span></a></p>
<p>Temel bazı konularda bilgi vermek ve  AT hakkında &#8221;<strong><span style="color:#ff6600;">genel bir çerçeve</span></strong>&#8221; çizmek için faydalı olacağını düşünüyoruz.Bu blogta AT&#8217;nin içersinde yönlendirilmiş evrim mekanzimalarını savunan görüşün seslendirildiğini dikkate alarak okunmasını rica ediyoruz. Bu metin yukarıda da belirtildiği gibi genel bir bilgilendirmedir.</p>
<p>Sitemizin asıl amacı için;</p>
<p><span style="color:#ff6600;">http://akillitasarim.wordpress.com/blog-amac/</span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/akillitasarim.wordpress.com/66/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/akillitasarim.wordpress.com/66/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/66/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&blog=985899&post=66&subd=akillitasarim&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/04/15/bigilendirme/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/akillitasarim-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">akillitasarim</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>DOĞANIN TASARIMI YA DA MÜHENDİSLİĞİN GELECEĞİ</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/04/05/doganin-tasarimi-yada-muhendisligin-gelecegi/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/04/05/doganin-tasarimi-yada-muhendisligin-gelecegi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Apr 2008 19:16:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Enstitü]]></category>

		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<category><![CDATA[Moleküler Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Süreli yayın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=64</guid>
		<description><![CDATA[
Mustafa Ajlan Abudak
Gerçekten de doğadaki tasarımlardan öğreneceğimiz çok şey var. Teknolojimiz ilerledikçe hayat içersindeki tasarımlardan &#8221; daha çok ve etkin &#8221; şekilde faydalanıyoruz.  Zaten bunların tasarım olduğunuda ancak bu şekilde kavrayabiliyoruz. Kısaca teknolojimiz geliştikçe doğanın ilkel kabul ettiğimiz canlıları bile bize teknolojimizin ilersinde olan bilgelikleri ile gülümsüyorlar.  İnsan kibrini alaşağı eden bu canlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img class="alignright" style="float:right;" src="http://www.beloblog.com/ProJo_Blogs/shenews/07/bat.gif" alt="" width="250" height="250" /></p>
<p><span style="color:#ff6600;">Mustafa Ajlan Abudak</span></p>
<p>Gerçekten de doğadaki tasarımlardan öğreneceğimiz çok şey var. Teknolojimiz ilerledikçe hayat içersindeki tasarımlardan &#8221; <span style="color:#ff6600;"><strong>daha çok ve etkin</strong></span><span style="color:#ff6600;"> </span>&#8221; şekilde faydalanıyoruz.  Zaten bunların tasarım olduğunuda ancak bu şekilde kavrayabiliyoruz. Kısaca teknolojimiz geliştikçe doğanın ilkel kabul ettiğimiz canlıları bile bize teknolojimizin ilersinde olan bilgelikleri ile gülümsüyorlar.  İnsan kibrini alaşağı eden bu canlı yapıların, bundan daha 20 sene önce  amaçsız, bilinçsiz  kısaca tamamıyla öngörüsü olmayan kör süreçlerce , sadece deneme-yanılma ve kayrılmış avantaj kısır döngüsü ile &#8221;<em> </em><span style="color:#ff6600;"><strong>kendiliğinden</strong></span> &#8221; orta çıkabileceğini düşünüyorduk. (Darwin Dini için hala geçerli olan bir düstur.) oysa adaptasyonların optimisazyon kaynağının genelde eskilerde sanıldığı  gibi mutasyon havuzu değil,  orta dereceli proteinlerin başka işlevler üstlenerek kombine bir görev ortaya koyması ile oluştuğunu biliyoruz. (adaption from a different function- kuzey kutup (arctic) balıkları ve crystallin örneği)</p>
<p>Peki biz benzetimler yoluyla doğadaki tasarımları taklit ederek &#8221;<span style="color:#ff6600;"><strong>makineler</strong></span>&#8221; oluşturuyorsak, hatta bu doğadaki tasarımları anlamak ve açıklamak için kendi yaptığımız makineleri referans alıp, analojiler kurmak zorunda kalıyorsak , acaba canlıların bir tasarım sonucu oluştuğunu düşünmek bir halüsünasyon mudur ? Yoksa aklın kategorik olarak en basit şekilde yani Ockhamlı&#8217;nın usturasını kullanarak elde edeceği bir sonuç çıkarımı mıdır ? Kısaca , herhangi bir şeyi açıklamak üzere öne sürülen birden fazla açıklama söz konusu olduğunda, açıklanmak durumunda olanı, <span style="color:#ff6600;"><strong>en az sayıda açıklayıcı ilke ve kabulle açıklayan </strong></span><strong><em><strong><em> </em></strong></em></strong>ve olabildiğince çok şeyi açıklamayı başaranın seçilmesi gerekir; en basit açıklama, gerçekliği olduğu şekliyle tarif eden en muhtemel açıklama olma durumundadır.</p>
<p>Biyolojinin en temel alanlarından moleküler biyolojide durum nedir? En küçük hayat formları onların proteinleri, DNA ,RNA ve hücre içi karmaşık aletlerini bilim dünyası bugüne değin nasıl araştırıyordu ?  Şuan önümde  <a href="http://www.thedesignmatrix.com/content/" target="_blank"><strong><span style="color:#ff6600;">Mike Gene</span></strong></a>&#8216;nin kitabın <a href="http://www.amazon.com/gp/product/0978631404/ref=s9subs_c2_img1-rfc_p-2814_g1_62_16_12_6_5?pf_rd_m=ATVPDKIKX0DER&amp;pf_rd_s=center-2&amp;pf_rd_r=05MNQG58JFMNGN0YJ8HY&amp;pf_rd_t=101&amp;pf_rd_p=278240301&amp;pf_rd_i=507846" target="_blank"><strong><span style="color:#ff6600;">The Design Matrix</span></strong></a>&#8216;te yaptığı bir araştırmanın grafiği durmakta. Grafik <a href="http://www.pubmedcentral.nih.gov/" target="_blank"><strong>PubMed</strong></a> veritabanında 1965&#8242;lerden 2005 değin yapılan bir araştırmayı gösteriyor. Araştırmada sayın M.Gene veritabanı içersinde &#8221;<span style="color:#ff6600;"><strong>moleküler makineler</strong></span>&#8221; tanımın bu yıllar arasında yapılan tüm akademik çalışmalarda ne kadar kullanıldığını araştırmış. 1965 yılından 85 yılına değin bu konuda nerdeyse bir kullanım, gönderme yada bilimsel araştırma yok. 86-90 yılları arası hafif kıpırdanmalar olmuş 40 küsur makalede bu terim kullanılmış. 1991&#8242;den itibaren ise roket fırlatılmış. 91 yılında 100 üzerinde makale bu konuya değinmiş daha sonra 96-2000 arası 200 üzerinde makale konuyla daha da çok ilgilenmiş. <span style="color:#ff6600;"><strong>2001-2005</strong></span> arası ise roket hızını alamamış <span style="color:#ff6600;"><strong>613 hit almış</strong></span> moleküler makineler bilimsel literatür içirsinde .Moleküler makineler lafzının bugüne değin kayıtlı bilimsel araştırmalar içersinde aldığı hitin <span style="color:#ff6600;"><strong>%90&#8242;nı 1991-2005</strong></span> yılları arası ulaşılmış. (1)</p>
<p><span id="more-64"></span></p>
<p>Yukarıdaki veriler, son 20 yıldır yer  insanın zekasıyla tasarladığı aletlere verilen genel tanım olan &#8221;makine&#8221; kavramıyla ancak kendilerine analojik bir bağlam kurulabilen yapıların teknolojimiz ve bilimsel kapasitemiz artıkça daha da çok artan bir şşekilde ortaya çıktığının kanıtıdırlar. Bu molelüler makinelerde tıpkı insan makineleri gibi evrimsel bir tasarımın ürünüdürler. Evrim üstün bir akıl tarafından yönlendirilmeseydi, kendi aklımızın ürünlerine nerdeyse birebir benzeyen yapıları, hayatın temelinde bulamamış olacaktık.Çünkü insan kendi oluşturduğu tasarım sonuçların benzerlerini hatta çok daha optimize edilmiş ve etkinlerini görmeyi hiç beklemediği bir yerde görmüştür. Son yıllardaki araştırmalar şunu gösteriyor ki,  bilim eninde sonunda  &#8221;aklın yolunun&#8221;  her türlü evrimsel macerada  benzer patikalar izlediğini ve benzer sonuçlara vardığını gösteriyor. Yani ister bir arabanın evrilmesi, isterse bir canlının evrilmesi olsun , tasarımların aklın  maddesel içeriğin içersindeki potansiyelin yönlendirmesiyle şekil aldığını gösteriyor. Böylelikle biz doğayı benzetim yoluyla taklit ederek optimum makineler oluşturabiliyor ve bunları çözüm üretmekte kullanabiliyoruz. Giderek bilim dünyasında artan tersine mühendislik ve moleküler biyoloji araştırmalarının eşgüdümlü sonuçları, gözün gördüğünün bir illüzyon olmadığının aksine en temel yapı taşından genotipe varıncaya kadar tasarımın kendini hayatın en yüksek çönünürlüklü mikro alanlarında bile, açıkca ortaya koyduğunu göstermektedir.</p>
<p>Evrimsel gelişimin, kör bir şekilde , yönlendirilmeden, tüm canlılık için  bu denli mükemmel optimisazyonlar sağlaması,  sadece hakim paradigma öğretisine binaen, ortama göre hayatta kalma güdüsünün eseri olabilir mi? Yoksa canlıların içersindeki potansiyel evrilme kapasiteleri, çevre şartlarına göre mi kendilerini optimize ederek bizim ilham aldığımız makineler oluşturuyorlar ? Bu seçeneklerden İkincisinin  doğrudan akla hitap ettiği açık. Bu önden yüklemeli bir evrimsel patikanın canlıların içeriğinde olduğunu düşündürmektedir. Oysa bu optimum tasarımlar ilk bakışta  gerçektende tasarlanmış gibi görünen hayatın moleküler seviyedede içine girildiğinde tasarım argümanına delil sunmaya devam ettiğini gösteriyor. Yani gözle gördüğümüz görüntünün yüksek çözünürlükte tarandığında da, hala  tasarım gerçeğinin karşımızda olması tesadüfü ile karşı karşıyayız. Bu tasarım çıkarımı, yüksek çözünürlüklü bilimsel taramalarımızda bile devam ediyorsa, hayatın arkasında bir evrensel aklın olması sonuçu çok mu zorlama olur ? Yoksa Dawkins&#8217;in deyimiyle  bu tasarlanmış gibi görünen ama kör saatçi tarafından meydana çıkarılan tasarımlar, rasgeleliğin o büyülü, kutlu sonuçları mı  demek zorunlu olarak ulaşılması gerekli olan &#8221; <span style="color:#ff6600;"><strong><span>bir zorunluluk</span></strong></span> &#8221; mu olmaktadır bilim açısından ? Yoksa salt şansın tanrılaştırılmasıyla bir felsefenin kutsanması mıdır bilimin amacı ?  Eğer bu tasarımlar doğada bakterilerden , böceklere , bitkilerden, balıklara, kuşlardan  balinalara kadar her yerde karşımıza çıkıyorsa, ve biz akıllı evrimsel yapılar tersine mühendislik uygulamasıyla bu yapıların evriminin salt bir uyum ve hayatta kalma çabasının sonuçları olamayacak kadar o ortamlar için varolduklarını gözlemliyorsak, kendi aklımızın açtığı bilimsel yoldan üstün bir aklın planına daha da yaklaşıyor olmaz mıyız ?   İşte buna güzel bir örnek <span style="color:#ff0000;"><strong><span style="color:#ff6600;">National Geographic Türkiye</span> 2008 Nisan</strong></span> sayısı sayfa 126-149 arasında yayınlanan &#8221; <span style="color:#ff6600;"><strong>doğanın tasarımı</strong></span> &#8221; yazısı. Elbet bu sitedeki bakış açısından farklı bir perspektifle kaleme alınmış fakat akıl yine akıl sahiplerine hitap ediyor.  Şimdi bu güzel dergide yayınlanan harika yazının web portalında yayınlanmış bölümü ile sizleri başbaşa bırakalım.</p>
<p><span class="featureMainCopy">Aylardan şubat, yaz ortası, havada tek bir bulut yok&#8230; Evrim biyoloğu Andrew Parker, Avustralya kırsalında, Alice Springs&#8217;in hemen güneyindeki kızgın kızıl kumların üzerinde diz çöküyor ve &#8220;dikenli şeytan&#8221;ın (<em>Moloch horridus</em>) sağ arka bacağını su kabının içine batırıyor. Bu sanıldığı kadar tehlikeli bir iş değil: Üstü sivri dikenlerle kaplı olsa da kertenkelenin boyu –kafası hariç– sadece iki santim.Ve Parker&#8217;a öyle endişe dolu gözlerle bakıyor ki, annesini kaybetmiş bir bebek dinozoru andırıyor. Dünyanın en zehirli yılanlarına –zehrinin 30 gramı ile yüz kişiyi öldürebilen Oxyuranus microlepidotus ve tehlikesi adından belli olan &#8220;çöl ölümü&#8221; (<em>Acanthophis pyrrhus</em>)– ev sahipliği yapan bu sert çevre koşullarında yaşayan bir hayvan için oldukça sevimli bir görünümü var. Burada coğrafyanın kendisi de bir o kadar sert; rüzgâr, akasya ağaçlarının arasında en üst dereceye ayarlanmış bir saç kurutma makinesi gibi üfürürken, güneş de üç kat büyük görünüyor. Ve tüm bunlar size, burada, dünyanın üzerinde insan yaşayan en kurak kıtasının bu en kurak bölgesinde, bir sonraki içeceğinizi nereden temin edeceğinize ilişkin bir planınız olması gerektiğini sürekli hatırlatıyor.</span></p>
<p><span class="featureMainCopy"><br />
Dikenli şeytan ise bunu zaten biliyor. Üstelik öyle etkileyici ve kendinden emin ki, Parker&#8217;ı –yılan sokmasını ve başına güneş geçmesini bile unutturacak kadar– büyülüyor. &#8220;Bakın, bakın!&#8221; diye haykırıyor heyecanla. &#8220;Sırtı su içinde kaldı!&#8221; Gerçekten de 30 saniye sonra kaptaki su, kertenkelenin bacakları boyunca ilerleyip, dikenli derisi üzerinde ışıldıyor. Birkaç saniye içinde su ağzına ulaşıyor ve kertenkele halinden memnun, ağzını şapırdatmaya başlıyor. Bu kertenkele kelimenin tam anlamıyla ayaklarıyla su içiyor. Daha fazla zamanı olsa dikenli şeytan aynı numarayı bir parça nemli kum üzerinde de yapabilir. Bu, çölde çok ciddi bir rekabet avantajı. </span></p>
<p><span class="featureMainCopy"><br />
Andrew Parker buraya, kertenkelenin bu işi tam olarak nasıl başardığını keşfetmek için gelmiş. Ama biyolojiye olan merakından değil, kafasında somut bir hedef var: &#8220;Dikenli şeytan&#8221;dan esinlenerek, insanlara çölde hayat kurtarıcı olan suyu sağlayacak bir cihaz yapmak.</span></p>
<p><span class="featureMainCopy"><br />
Kumral, dalgalı saçları ve geniş kenarlı beyaz bir şapkası olan ince yapılı İngiliz akademisyen Parker, dikenli şeytanın suyu çekişinin sırrını daha iyi anlayabilmek için damlalıklarla, renk renk pudrayla ve sisleme cihazlarıyla uğraşıyor. Durup durup, İngiliz akademisyenlerin o tipik yumuşak ve melodik şaşırma ve memnuniyet ifadelerini kullanıyor. &#8220;Su inanılmaz hızlı dağılıyor!&#8221; diyor; elindeki damlalıktan damlayan sular kertenkelenin sırtına damladığı anda sanki bir hokus pokusla kayboluyor. &#8220;Derisi sandığımdan çok daha hidrofobik. Suyu ağzına yönlendiren gizli kılcal damarlar olabilir.&#8221; Son deneyini tamamladıktan sonra ekipmanımızı toplayıp, dört çekerimize atlıyoruz. Biz giderken kertenkele de belli belirsiz bir mahsunlukla arkamızdan bakıyor. Parker, kamp alanına dönerken, arabada bana, &#8220;Bu şeytanı doğal ortamında –kumun dokusu, gölge miktarı ve ışığın kalitesi ile– görmek, çevresine nasıl uyum sağladığını anlamak açısından çok önemli,&#8221; diyor. &#8220;İşin makro kısmını bitirdik. Artık derinin mikroyapısını incelemeye hazırım.&#8221; </span></p>
<p><span class="featureMainCopy"><br />
Londra Doğa Tarihi Müzesi ve Sidney Üniversitesi&#8217;nde araştırmacı olan Parker, biyobenzetimin önde gelen savunucularından biri. Doğadaki tasarımları, mühendislik, madde bilimi, tıp ve diğer alanlardaki problemleri çözmek için uyguluyor. Kelebeklerin ve böceklerin yanardöner renklerini, güvelerin gözündeki yansımayı önleyici dokuyu incelemiş; bu araştırmalar, daha parlak cep telefonu ekranlarının yapımını ve –hangi şirketin desteklediğini bile söyleyemeyeceği kadar– gizli bir kalpazanlığı engelleyici tekniğin geliştirilmesini sağlamış. Doğanın geçmişinden de ilham alıyor: Varşova&#8217;daki (Polonya) bir müzede –bir kehribar içinde– sergilenen 45 milyon yıllık sineğin gözlerinde ışığın yansımasını azaltan mikroskobik yivler olduğunu fark etmiş. Ve bunlar da şimdi güneş panellerinde kullanılıyor. Parker&#8217;ın yaptığı iş, dünya çapında süren ve giderek güçlenen biyobenzetim hareketinin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor. Bath&#8217;taki (İngiltere) ve West Chester&#8217;daki (Pensilvanya, ABD) mühendisler, uçakların daha çevik hareket edebilmesini sağlayan kanatlar yapmak için kambur balinaların göğüs yüzgeçlerinin serbest kenarlarındaki yumruları inceliyor. Berlin&#8217;de, yırtıcı kuşların kanatlarındaki parmaksı uçma tüylerinden ilham alan mühendisler, havadayken biçim değiştirerek sürtünmeyi azaltan ve böylece yakıt verimliliğini artıran uçak kanatları geliştirmeye çalışıyor. Zimbabve&#8217;de mimarlar daha konforlu binalar yapabilmek için, termitlerin, tepemsi yuvalarında sıcaklık, nem ve havalandırmayı nasıl kontrol ettiğini anlamaya çalışırken, Japon tıp araştırmacıları da sinir uyarımını en aza indiren sivrisinek iğnesindeki gibi –kenarlarında minik tırtıkları olan– derialtı iğneleri kullanarak enjeksiyon sırasında duyulan acıyı azaltıyor.</span></p>
<p>devamı NGT Nisan sayısında bu güzel derginin Nisan sayısını mutlaka edinin&#8230;</p>
<p>1.Mike Gene&#8217;nin The Design Matrix kitabı.  Sayfa numarası 89-99 Makinelere Hoşgeldiniz adlı bölüm.</p>
<p>Kaynak ;  <a href="http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/0804/konu.aspx?Konu=2" target="_blank">National Geographic Türkiye</a> - 2008 Nisan sayısı s.126-149</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/akillitasarim.wordpress.com/64/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/akillitasarim.wordpress.com/64/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/64/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&blog=985899&post=64&subd=akillitasarim&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/04/05/doganin-tasarimi-yada-muhendisligin-gelecegi/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/akillitasarim-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">akillitasarim</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.beloblog.com/ProJo_Blogs/shenews/07/bat.gif" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>KUTLU TESADÜFLER EVRENİNDE BİLİNÇ</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/03/24/kutlu-tesadufler-evreninde-bilinc-ve-insani-ilkeler/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/03/24/kutlu-tesadufler-evreninde-bilinc-ve-insani-ilkeler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Mar 2008 20:41:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>

		<category><![CDATA[Kozmoloji]]></category>

		<category><![CDATA[İnsani ilkeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=63</guid>
		<description><![CDATA[Bu makale son zamanlarda okuduğum birkaç önemli belgeyi sizle paylaşmaktan ibarettir. İlk önce elbette nedir bu insani ilkeler diye makalemize kısa bir giriş yapmak gerekli görünüyor. Wikipedi&#8217;deki kısa tanımıyla insani ilkeler; Fizik ve kozmolojide kısaca hayatı destekleyen bir tek evrenin var olduğunu söyler eğer bu başka türde evrenler var olsaydı biz zaten var olup bunları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.literatepackrat.com/blogs/scrapbook/archives/mri_scan.jpg" alt="" width="200" height="250" align="right" />Bu makale son zamanlarda okuduğum birkaç önemli belgeyi sizle paylaşmaktan ibarettir. İlk önce elbette nedir bu insani ilkeler diye makalemize kısa bir giriş yapmak gerekli görünüyor. Wikipedi&#8217;deki kısa tanımıyla insani ilkeler; Fizik ve kozmolojide kısaca hayatı destekleyen bir tek evrenin var olduğunu söyler eğer bu başka türde evrenler var olsaydı biz zaten var olup bunları şu anki  gibi gözlüyor olamayacaktık. Diğer bir tanımla insanı evrenin kendi varlığı ile ilintili bir zorunluluk olarak kabul eder. Profesör Roger Penrose Kralın Yeni Usu adlı önemli eserinde (mutlaka okunmasını nacizane tavsiye ederim) çok ilginç bir bilimsel çıkarımda bulunur;</p>
<p>Bilinçlilik, bir bütün olarak evren için ne kadar önemlidir? içinde yaşayan bilinçli yaratıkları olmaksızın evren var olabilir miydi? Fizik yasaları, bilinçli yaşamın var olması için özellikle mi tasarımlanmıştır? Evrende, uzayda ya da zamanda, belirli yerimiz ile ilgili özel bir şey var mı? <em>İnsansıl </em>(antropik) <em>ilke </em>ola­rak bilinen görüşün yanıt aradığı sorulardan bazıları bunlardır. Çeşitli insansıl ilkelerden (bkz. Barrow ve Tipler 1986) en açıkça kabul edilebilir olanı, evrende bilinçli (veya &#8216;zeki&#8217;) yaşa­mın uzaysal-zamansal (spatio-temporal) yerini savunur. Bu <em>za­yıf</em> İnsansıl (antropik) ilkedir. Bugün yeryüzünde (bilinçli) yaşa­mın var olması için koşulların nasıl böylesine uygun olduğunu açıklamak için kullanılır. Çünkü, koşullar böylesine elverişli ol­masaydı, başka bir zamanda başka bir yerde yaşardık. Bran-don Carter ve Robert Dicke, fizikçileri uzun yıllar düşündüren bir konuyu çözümlemek için bu ilkeyi başarıyla uyguladılar. Konu, (çekim sabiti, protonun kütlesi, evrenin yaşı, vb.) fiziksel sabitler arasında bulunduğu gözlenen çeşitli ve ilginç sayısal ilişkilerle ilgiliydi, ilişkilerden bazılarının salt şimdiki çağ için geçerli olması şaşırtıcıydı; öyle ki, rastlantıyla, çok özel bir çağ­da yaşıyor görünüyorduk (aşağı yukarı birkaç milyon yıllık bir çağda!). Daha sonra, Carter ve Dicke, bunu şöyle açıkladılar: Çağımız, Güneş gibi, asal dizi yıldızları denilen yıldızların ya­şam süreleriyle çakışmaktaydı. Bir başka çağda, evrende, söz konusu fiziksel sabitleri ölçmek için etrafta bilinçli yaşam bulu­namazdı. Bu nedenle, rastlantının <strong><em><span style="color:#ff6600;">gerçekleştiği</span> </em></strong>zamanda bilinç­li yaşam var olduğu için, <em><strong><span style="color:#ff6600;">rastlantının bu çağda gerçekleşmesi zorunluydu!</span></strong></em></p>
<p><span id="more-63"></span></p>
<p><em><strong><span style="color:#ff6600;">Güçlü</span></strong> </em>antropik ilke daha da ileriye gider: Salt evrendeki uzaysal-zamansal konumumuzla değil, aynı zamanda <em>olası </em>evrenlerin sonsuzluğu içindeki yerimizle de ilgileniriz. Şimdi, fiziksel sabitlerin ya da fizik yasalarının, bilinçli yaşamın var olabilmesi için neden özellikle tasarımlanmış olduklarına iliş­kin sorulara yanıtlar önerebiliriz. Fiziksel sabitler ya da ge­nel fizik yasaları farklı olsaydı, bu evrende değil, başka bir evrende yaşıyor olurduk! Bu savları savunan güçlü insansıl il­ke, bence, oldukça kuşku uyandıran bir yaklaşıma sahip; göz­lenen gerçekleri (yani, parçacıkların kütlelerinin açıklanma­dığı ve gözlemlenenden farklı değerlere sahip olmaları duru­munda yaşamın, belki de olanaksız olduğu, vb. ileri sürülen parçacık fiziği kuramlarında) açıklayacak yeterince iyi ku­ramları olmayan kuramcıların zorlamayla yöneldikleri görüş­ler izlenimini veriyor. Öte yandan, zayıf insansıl ilke, nasıl kullanıldığına çok dikkat edilmesi koşuluyla, bana kusursuz görünüyor. <span style="color:#ff6600;">(1)</span></p>
<p>&#8221;Neden, hiçbir şey yok değil de var? Yunan flozofları bu düşüncelerle oynadılar. Kuşkusuz, Yunandan önceki antik toplumlarda bu düşüncelerle oynadılar. Tüm düşünceler Tanrı fikrine saplanır. Tanrı fikrinin dışında kalan pek az cevap vardır. Bunların çoğu da kısırdır döngüdür, biz burada olduğumuza birşey var ve bir neden-sonuç zinciri birinci nedeni destekler ve birinci neden hiçbir şey olmaksızın olamaz. Soru soruyu getirir, bu defa da neden bir şey var diye sorarız, sonra da neden hiçbir şeyden birşey türeyemez?</p>
<p>Yeni fizik bu soruya kendi cevabını insani ilke doğrultusunda verir. Neden sorusunu ‘ben&#8217; cevabıyla karşılar. Stephen Hawking şöyle anlatır: &#8220;Biz kainatı olduğu gibi görüyoruz, çünkü eğer bizim gözlemlediğimizden farklı birşey olsaydı, biz burada olup onu gözlemleyemezdik.&#8221; Kainat biz burada olalım diye böyle. Farklı bir şey olsaydı biz burada olamazdık. Hiçbir şey bizim gözlemlediğimizden farklı değil. Bizim soru soruyor olmamız, bizim varlığımız, Kainatı burada olduğu gibi yapıyor. O öyle olduğu için biz biziz.</p>
<p>Bu cevap da kısır döngü ile flört ediyor. Ama fizikçilerin konu hakkında konuşmayı reddeden felsefecileri bir kenara bırakıp, konuşmalarını görmek eğlendirici. Yine de cevap zayıf çünkü kainatta az rastlanır bir olguya dayanıyor: niçin sorusunu sorma yeteneği olan bizlerin varlığına.</p>
<p>Kainat önümüzde bir halı gibi açılsa bile, biz burada çok yeniyiz - biz ortaya çıkalı bir milyon yıl ancak oldu. Oysa kainat onbeş milyardır burada - onbeş milyar önce Bing Bang&#8217;le ortaya çıktı. Ya biz ortaya çıkmadan önce aptal bir şey, aptal bir yaratık veya gelişgüzel bir atom ya da yıldız grubu aynı soruyu &#8220;Neden bir şey var?&#8221; sorusunu sormuş olsaydı ne olacaktı? Belki de kainat bizim için değil, daha henüz evrimleşmemiş akıllı birileri için açılacak.</p>
<p>İnsani cevabın, kainat&#8217;ın trilyon, katriliyon dallı evrim ağacıyla başı dertte. Çünkü kainat pek çok biçimde açılabilir. Bir dal ya da bir yol bize Big Bang&#8217;den dünyayı getirdi. Başka dallar bizimki gibi hayat biçimleri ile sonuçlanabilir. Diğer başkaları öyle başka hayat biçimleri, akıllı hayat biçimleri, ile sonuçlanabilir ki, bu akıllı yaratıkları biz görsek de duysak da tanıyamayabiliriz. Şu anda bile bize bağırıyor olabilirler. Genişleyen kainatta hayat, tavlı zengin toprakta biten otlar gibi bitebilir. Hayat, genişleyen kainatın ilk aşamasında ibaret de olabilir. Gençlikten yaşlılığa geçerken yıldızların çoğu üzerlerinde su tutabildikle bir kaç milyar yıllık bir &#8220;su penceresi&#8221; aşamasından geçerler. Kaldı ki, matematik bize çok büyük sayıda kainatların olabileceğini, olduğunu ya da olmuş olduğunu söylemektedir. Bunların pek çoğunda niye-birşey var sorusunu soracak akıllı bir şey ya da yaratık sorabilir ve insani ilke doğrultusunda cevaplayabilir. Bu soru tıpkı bizim kainatımızın var olması gibi onların kainatlarını da vareder. Böyle bir dünya var: bizimkine eşit bir kainat ama içindeki insan sayısı hatta molekül sayısı bizimkinden bir tane daha az. Niye tek bir dünya olsun? Niye biz bu kadar şanslı olalım?</p>
<p>İnsani ilke tek bir dünyayı açıklamaya çalışırken içi akıllı dünyalarla dolu bir Pandora&#8217;nın kutusunu açıyor. Ve neden bir soru sormanın veya beyin sahibi olmanın ya da beyine benzer şeylerin dünya çizgisi bulduğunu daha hala anlatmıyor. Dünya çizgisini seçmenin ya da ahmakları budamanın mekanizmasını vermiyor. Bu durumda kainat burada çünkü bu kaya ya da bu yıldız burada da diyebiliriz çünkü kainat onun burada olacağı şekilde açılmasaydı o burada olmazdı. Şu halde insani ilke iddiasının geçerli olması için akıllı nesnelere gerek yok. Birşeyler olsun yeter. Dünya tek bir şey için açılabilir. Niye bir şey için açılır? Bizim için açıldığı gibi açılır. Peki neden o öyle? Çünkü biz buradayız. Ve saire.</p>
<p>Doğaya ne kadar çok bakarsak, yapılanmasında o kadar çok enformasyon görüyoruz. Yapılanma, enformasyondur. Bizim DNA&#8217;mız etten yapılmış enformasyondan ibaret. Beynimizdeki, omurgamızdaki ve kaslarımızdaki neural ağ enformasyon şifreler, depolar ve şifre çözer. Kültürlerimiz ve ekonomimiz enformasyon depoları ve akılarından ibarettir. 1940larda Bell laboratuarlarında Claude Shannon pure enformasyon teorisinin ilk yasalarını buldu. Dünya bu yasalara uyar gibi duruyor. Termodinamiğin entropisi soyut enformayon teorisinin entropisinin aynısıdır. Bir yüz, bir yıldız ya da galaksi kümesi gibi &#8220;pattern&#8221;ler, azami bilginin yerel noktası ya da asgari entropi ima eder. 1957&#8242;de Stanfordlu fizikçi E.T.Janes istatistiki kuantum mekaniği kuralının (Gibbs olasılık dağılımı) temel matematiği enformasyon teorisinin maximize edilmesinin sonucudur. Bunu kanıtlamak için ne bulgulara deneylere ne de Niels Bohr&#8217;a ihtiyacınız var. Bütün ihtiyacınız soyut enformasyon teorisidir.</p>
<p>Farz edelim ki hiç bir şey yok. Tek bir şey bile yok. Bunu nasıl yapacaksınız? Eğer sadece kelimelerle çalışacaksanız, eki Yunanlıların yaptığı gibi hiçbirşeyden oluşan birşey gibisinden muğlak fikirlere saplanırsınız. Ben küme anlamında hiçbir şey fazetmedim. Hiçbir şey olmayan bir küme nasıl bir kümedir? Biz buna boş set ya da null set deriz ve 0 diye yazarız. Peki öyleyse hiçbir şey ne? Ben neyin hiçbir şey olduğunu düşündüm? Dünyanın. Kainatın. Her şeyin &#8220;uzay&#8221;ının. Bunu X diye yazalım. Hiçbir şeyin olmadığını varsaymak, X&#8217;in boş set olduğunu söylemektir. X=0. Bu matematik dili. Bu formun nereye gidebileceğini görebiliyordum. Bu form matematik patlamasına gidiyordu.</p>
<p>Fuzzy entropi teoremi kainatın entropisi ya da saçaklılığı ya da muğlaklığı sıfır bölü sıfırdır, 0/0. 0/0, sıfıra eşit değildir. Ve iki sıfır birbirlerini götürüp bir yapmazlar. Bu terim tanımsızdır. Sıfırla bölünmez bölünürse matematik görülmedik şekilde patlar. Patlamaya neden olan faraziye hiçbir şeyin olmadığı faraziyesidir. Öyleye bu faraziyeyi reddetmek durumundayız. O halde bir şey var. Benim cevabım bu.</p>
<p>Bunu saçaklı küplerle de görebiliriz. Hiçbir şey yoksa, Artisto Buda ile çarpışır. Küpün köşeleri orta noktaya yürürler. Orta nokta köşelere genişler. Şekil de tek bir şeyin kaldığı duruma bakın. Fuzzy küp bir doğru parçasına indirgenmiştir.</p>
<p><strong><span style="color:#ff6600;">0&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;1/2&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-1</span></strong></p>
<p>Son kalan bir şeyden hiç bir şeye gittiğinizde, bir şeyden hiçbir şeye gittiğinizde, doğru parçası bölünemeyecek kadar küçük bir noktaya çöker. Bu nokta, boyutları 0 olan fuzzy küptür. Bu noktada Aristo&#8217;nun A ya da A-değil köşesi %100 geçerli olup, Buda&#8217;nın %100 geçerli hem A hem de A değil orta noktasına çökmüştür. Yin-Yeng denklemi geçerlidir. Ama ikili mantığın A ya da A değili de geçerlidir. Bu nokta maddenin matematiği kendisiyle birlikte gömdüğü noktadır. Acayip olan yanı da budur. Bir şeyden hiç bir şeye gidiş, fiziki bir şeydir. Kainat son bir atom içerir sonra da hiç. Bu maddesel bir veridir. Bu cevaptan hoşlanmayabilirsiniz. Teknik bir şeyler ileri sürüp, reddetmek isteyebilirsiniz. Ama matematiği basittir. Hiçbir şey yoksa, matematik patlar. Bunun ne kadar ciddi olduğunu bilmiyorum. Ama bu iddiamın nasıl test edilebilineceğini düşünüyor olmanız hoşuma gidiyor.</p>
<p>Teorik olarak test edebiliriz. Yapacağımız tüm maddeyi şey kainattan boşaltmaktır. Bunu nasıl yapacağımızı ya da boşaltılılarımızı nereye koyacağımızı ya da bu testi yaparken kendimizi nereye yerleştireceğimizi bilmiyoruz. Bu bir düşünce deneyi. Son atom ya da foton ya da madde topu boşlukta asılı kadar ve sonra kaybolur ya da hiç oluncaya kadar büzülür. Belki bir solucan deliğine kaçar ve ihtiyar kainatı bomboş bırakır. Bunu daha önce duymuş olmalısınız: Yerçekimi çöküntüsü.</p>
<p>İddiayı kainatın yerçekimsel çöküntüsü iddiayı test edebilir. Diyelim ki kainatın içinde Big Bang&#8217;den bu yana yavaşlamış, genişlemesini durdurmuş, kendi üstüne yığılan ve Big Crunch&#8217;a sıkışan yeteri kadar karanlık madde ya da neutron ya da herhangi türden parçacık ya da dalga var. Bu tamamıyla mümkündür. Pek çoğumuz hesabını bunun üzerine kuruyor. Kainatın genişlemeye devam etmesini ve sıcak ölümle yok olmasını istemiyoruz. Kainatın çökmesi için her bir metre küp uzaya üç elektron gerekir. Kütlesi olmayan yada minicik kütleli ve pek pek az elektrik yüklü hayalet benzeri yaklaşık 100 neutrino yeter.</p>
<p>Kainat Big Cruch&#8217;a yönelirse ne olur, kimse bilmiyor. O müstesna durumda fizik kanunları işlemiyor. Dolayısıyla şimdi bilim-dışı<strong> </strong>konuşuyoruz.</p>
<p>Gidip-gelen/sallanan kainat düşüncesi var. Big Crunch yerini yeni bir Big Bang&#8217;e bırakabilir ya da Bing Bang&#8217;in kendisi olabilir - büyür ve yeniden kendi üstüne çöker. Ya da kainat topu kendi kara deliğine çekilebilir. O kadar küçülebilir ki, bir solucan deliğinin boynundan başka bir kainata geçer, orada beyaz delik olarak pırtlar ya da büyük veya küçük bir bang ya da başka garip bir olay yaratır. Bu durumda eski kainat en azından son anında bir şeyden hiçbir şeye geçecektir. Ben bunu bir deney sayarım. Fizikçiler hali hazırdaki genişlemenin on milyar yıl daha süreceğini iddia ediyorlar. Bundan sonra Big Crunch&#8217;a çöküş bir on milyar yıl daha sürecek. Demek ki, iddiamın test edilebilmesi 20 milyar yıl sonraya kalıyor.</p>
<p>Vakum testi de yapılabilir. Vakum, ‘boş&#8217; değildir. Vakum aktiftir ve quantum olanaklarıyla doludur. Belki onun bir parçanı temizleyip, etrafını duvar çevirebilir, kapalı bir hiçlik bölgesi yaratabiliriz. Balki bir kara deliğin etrafını çevirebilir bir kaç bin yıl süreyle onu olmayan maddeyle doldurabiliriz. Kim bilir?</p>
<p>Mesele bildiğimiz matematiğin olmaması durumunun nasıl bir şey olacağı meselesidir. Toplama ya da çarpma yapamazsınız. 2 sayısı 3 sayısına eşit olabilir. Rakam fikri kaybolabilir. Fizikçiler, fizik kanunlarının big crunch ya da kara delik de işlemeyebileceğini söylüyorlar. Fuzzy iddia, bu durumlarda matematiğin de işlemeyebileceğini söylüyor. Bu tuhaf bir iddiadır. Ve daha da tuhaf bir şey söyler.</p>
<p>Şöyle ki, belki de mantık, veriden/olgudan farklı değildir. Belki ikisi bağlantılıdır. Araştırmak istediğim nokta bu. Mantık ve olgu. Matematik ve şeyler. Bağlantılı. &#8221; <span style="color:#ff6600;">(2) <span style="color:#999999;">Matematiğin izinde evreni algılamaya çalışan bizler için olgusal bilim bazen ne kadar da çaresiz kalıyor. Çoğu zaman  aklın rehberliğini dileyen bizler, tasarımı salt akıla yada salt tesadüfe dayandırarak kendi ictihatlarımızı mı kutsuyoruz? Acaba beyinlerimiz görmek istediklerini mi görerek kendi sınırlarını rasyonelleştiriyor. Bilim  felsefi bir red yada ikrar yerine varmak için mi var ? Yoksa bizi kanıtlar nereye götürüyorsa oraya gitmek için mi kullanılmalı ?</span> </span></p>
<p>Sitede yorum yazan değerli materyalist arkadaşlara akıl ve bilincin kaynağı ile ilgili birkaç makaledir sorular yöneltiyorum.Kendi görüşleri yada havarilerinin görüşleri bağlamında (Daniel Dennet , Dawkins) bir yanıt bekliyorum.Son olarak ‘&#8217;<strong><span style="color:#ff6600;">Akıl organisazyon ve Tasarım</span></strong>&#8221; adlı yazımın sonunda sorduğum soruları birkez daha tekrarlayayım;</p>
<p>Akıl potansiyel olarak madde içinde yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkânsızdır. <span style="color:#ff6600;"><strong><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Lucretius" target="_blank">Lucretius</a></strong></span>‘un dediği gibi mekanik süreçler için hiçlikten hiçlik doğar. Çünkü potansiyelin gerçekleşmesiyle biz, geriye dönük nedensellik ilkesini gerçekleştirip bu potansiyelin canlı mekanik kanıtlarını oluşturuyoruz. Peki, bu çıkarımları yapmamız çok mu zorlama olur? Potansiyel olarak var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, aklı meydana getirmiş olabilir mi ? Yönlendirilmemiş bile olsa sürecin bizi nereye götürdüğü açıktır. Aslına bakılırsa tüm sorun ister yönlendirilmiş ister yönlendirilmemiş olarak adlandırılsın aklın rehberliği ile aklın izlerinin sürülmesidir. İster evren ortaya çıkmadan evvel, ister çıktıktan sonra yönlendirilmiş bir rastlantıyla, ister kör şansla olsun , akıl parçası olduğu bütünün içeriğinde mevcuttur ve onu ondan başka anlayabilecek bir yapıda yoktur. Bilimin hayatı anlama mücadelesinde, tümevarım ve tümdengelimin bize sağladığı tüm olanakların ‘‘birlikte&#8221; kullanılmasının bizlere daha geniş algı olanağı sunacağı ortadadır..</p>
<p>Konular tıpkı matematik gibi bilgi çalıları oluşturuyor. Her şey diğer bir şeyle bağlantılı. Bu kısa derlememden sonra tersinemezlik, kuantumu ve yeni fiziği inceleyeceğimiz bir başka makale gelecek. Şimdilik nihai sonuç için düşünsel ısınmalarımıza yetinelim. Sağlıcakla kalın&#8230;</p>
<p>1.Roger Penrose Kralın Yeni Usu ? -III. Us nerede? s.162</p>
<p>2. <span style="color:#ff6600;"><a href="http://www.alevalatli.com/menu.asp?sayfa=detay&amp;makale=69&amp;v=KUANTUM%20F%C3%84%C2%B0Z%C3%84%C2%B0%C3%84%20%C3%84%C2%B0...&amp;kat=23">Alev Alatlı</a></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/akillitasarim.wordpress.com/63/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/akillitasarim.wordpress.com/63/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/63/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&blog=985899&post=63&subd=akillitasarim&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/03/24/kutlu-tesadufler-evreninde-bilinc-ve-insani-ilkeler/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/akillitasarim-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">akillitasarim</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.literatepackrat.com/blogs/scrapbook/archives/mri_scan.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İmtiyazlı Gezegen Modern Dogmaya Karşı</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/02/08/imtiyazli-gezegen-dunya-modern-dogmaya-karsi/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/02/08/imtiyazli-gezegen-dunya-modern-dogmaya-karsi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Feb 2008 13:25:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akademik Yayın]]></category>

		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>

		<category><![CDATA[Astronomi]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Kişisel site]]></category>

		<category><![CDATA[Kozmoloji]]></category>

		<category><![CDATA[İnsani ilkeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[
Mustafa Ajlan Abudak
Geçtiğimiz yıl militarist materyalistleri son derece rahatsız eden bir çalışmanın sahibi bilim adamı G.Gonzalez IOWA State Üniversitesindeki &#8221; işinden kovuldu&#8221;. Tenure verilmedide diyebilirsiniz ama yapılan bilimsel bir hakaret, bir akademik linç girişimiydi. Gonzalez&#8217;in yegane suçu  &#8221; İmtiyazlı Gezegen Dünya&#8221; (The Privileged Planet: How Our Place in the Cosmos is Designed for Discovery) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.arn.org/arnproducts/coverimages/v039.jpg" align="right" border="2" height="250" width="175" /></p>
<p><font color="#ff6600">Mustafa Ajlan Abudak</font></p>
<p>Geçtiğimiz yıl militarist materyalistleri son derece rahatsız eden bir çalışmanın sahibi bilim adamı G.Gonzalez <font color="#ff6600">IOWA</font> State Üniversitesindeki &#8221; <font color="#ff6600">işinden kovuldu</font>&#8221;. Tenure verilmedide diyebilirsiniz ama yapılan bilimsel bir hakaret, bir akademik linç girişimiydi. Gonzalez&#8217;in yegane suçu  &#8221; <font color="#ff6600">İmtiyazlı Gezegen Dünya</font>&#8221; (<font color="#ff6600">The Privileged Planet</font>: <font color="#ff6600"><i>How Our Place in the Cosmos is Designed for Discovery</i></font>) adlı kitap ve belgesel ile evrenin ve içersindeki hayatın <i><b><font color="#ff6600">tasarlanmış</font></b></i> olduğu iddiasına bilimsel bir perspektif getirmesi idi.Gelin bu büyük kabahatinin detaylarını öğrenelim. Kitabın içeriğine aynı adlı internet sitesinden  erişebilirsiniz. ( Makale içersindeki önemli isim ve maddeleri tıklayarak ilgili wiki açıklaması yada ilgili sitelere gidebilirsiniz.)</p>
<p><a href="http://www.privilegedplanet.com/" target="_blank"><font color="#ff6600"> www.privilegedplanet.com</font></a></p>
<p>Kitabın iki yazarından biri, <font color="#ff6600"><font color="#ffffff">(yazıldığı tarih itibariyle) </font><a href="http://www.public.iastate.edu/~nscentral/news/2007/jun/statement.shtml" target="_blank"><b><u>Iowa State Üniversitesi</u></b></a><a href="http://www.public.iastate.edu/~nscentral/news/2007/jun/statement.shtml" target="_blank">&#8216;</a></font>nden astronomi profesörü <b><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Guillermo_Gonzalez_(astronomer)" target="_blank"><font color="#ff6600">Guillermo Gonzalez</font></a></b> , diğeri ise felsefe ve teoloji alanlarında doktorası bulunan<font color="#ff6600"> <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Jay_Richards"><b>Jay W. Richards</b></a></font> .  Kitap Dünya&#8217;nın, evrende gerçektende Kopernik öncesinde de  inanıldığı gibi evrenin merkezi olmasada , Samanyolundaki (dolayısıyla evrendeki) yerinin gerçekten de  sanki &#8220;<font color="#ff6600">özel tasarlanmış</font>&#8221; bir konumda  olduğunu bilimsel olarak ortaya koyuyor. Oysa Kopernik prensibi (kendisi değil)  Dünyanın son derece alelade bir konumda ve özel olmayan bir durumda olduğunu dikte etmiştir. (Modern dogma yada <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mediocrity_principle" target="_blank"><font color="#ff6600"><b>Principle of Mediocrity</b></font></a>) Bu sayede <b><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnya_D%C4%B1%C5%9F%C4%B1_Ak%C4%B1ll%C4%B1_Ya%C5%9Fam_Ara%C5%9Ft%C4%B1rmas%C4%B1" target="_blank"><font color="#ff6600">SETI </font></a></b>araştırmalarında  görev alan birçok bilimadamı kendilerini Dünya dışı yaşamın &#8221;<font color="#ff6600">çok olası</font>&#8221; olduğu ve George Lucas&#8217;ın Star Wars fantazilerinde olduğu gibi  zeki birçok farklı yaşam formunun evrende heryerde olabileceğine kendilerini  inandırmıştır. (Hatta Gonzalez&#8217;in kendisi bile daha önce  bu gruptan olduğunu itiraf etmektedir.GHZ çalışmalarıda giderek SETI programının  galaksilerin belirlenmiş alanlarına odaklanmasını sağlamış ve araştırmaları çok daha işler hale getirmiştir.) Bu uğurda milyarlarca doları bilimsel araştırmalar  için harcamış ve harcamaktadır. Fakat 1999&#8242;dan beridir Astro-Fizik kendi içinde sessiz devrimini yaşamaktadır. Süreç İmtiyazlı Gezegen Dünyadan çok önce<font color="#ff6600"> Paul Davies</font> ve <font color="#ff6600">Roger Penrose</font>&#8216; un kitapları ve makaleleri ile başlamıştı, ama hiçbiri doğrudan bilimsel bir gözlemden elde edilen sonuçun oluşturduğu etkiyi ve şaşkınlığı materyalist bilim için yaşatmamıştı.</p>
<p><span id="more-62"></span></p>
<p>Bu  teori, birçok birbiriyle ilişkili ilkeden oluşuyor. Esas ilginç olan, bu teoriye esin kaynağı olan olayın , güneş tutulması olması. G.Gonzalez , Kuzey Hindistan&#8217;da güneş tutulmasını gözlemlerken elde edilen kayıtlardan yola çıkmış. Bu kayıtlar şunu ortaya çıkardı; ayın güneşi mükemmel şekilde kaplayarak onun ışığını keserken aynı zamanda bizlere  güneşimizin atmosferinin en derin ve en üst katmanlarındaki nükleer reaksiyonlardan kaynaklanan ışınımları ve katmanların yapısını inceleme fırsatını veriyordu. Tam tutulma anında,   gelen  ışık spekturumu, bizlere  güneşimizin kronosferinin tam bir spekturumunu sunuyordu . (<font color="#ff6600">İçinde heliumu barındıran foton skalası ile birlikte</font>) Bu keşif atro fizik dünyasının önünde yepyeni ufuklar açtı. Diğer yıldızların işleyişi hakkında bize daha önce öngöremediğimiz veriler sundu. Çünkü diğer yıldızlarda bizim yıldızımızdan daha büyük yada küçük olsalarda,  sonuçta diğer güneşlerdir. Temel işleyiş prensipleri aynıdır. Bu şekilde bir spekturumun oluşup gözlemlenebilmesi için gerekli koşullar, son derece kesin ve ince ayarlanmış olmalıydı ki yoksa bu şekilde   gözlemlenmesi imkansızdır.  Eğer ayımız biraz daha büyük olsaydı , ay güneşten gelen ışığı tamamen bloke edecekti ve bu gözlemi yapmamız imkansız olacaktı. Eğer ayımız biraz daha küçük olsaydı gelen ışınım son derece kuvvetli olacak ve biz güneşin kronosferinden gelen gerçek spekturumunu gözlemleyemeyecektik. Bu durum şuna işaret etmektedir ki, bu gözlemin oluşa bilmesi için Ay ve Güneşin birlikte mükemmel bir eşleşme ile bu tutulmayı gerçekleştirebilmesi gereklidir. (Aradaki mesafe ve büyüklük farkı yani Güneş uydumuz Aydan <b><font color="#ff6600">400 kez daha büyüktür ve 400 kez de daha uzaktır</font></b>.Böylelikle bizim görüş açımızdan her ikisinin büyüklüğü de aynı olmaktadır. <a href="http://science.nasa.gov/headlines/y2003/30may_solareclipse.htm" target="_blank"><font color="#ff6600"><b>NASA</b></font></a> ) Gonzalez bununla yetinmeyerek Güneş sistemindeki 65 uydu ve gezegen içinde güneş tutulmasının bu denli mükemmel değerleri verebilecek şekilde oluşma olasılığını hesaplamıştır. Sonuç tatmin edilebileceği gibidir; bu koşullar sadece <u><font color="#ff6600">Dünyaya özgüdür</font></u>.</p>
<p>Bu güneş tutulması olgusu, aynı zamanda şu kutlu tesadüfe bakın ki yaşamın ortaya çıkabilmesi için gerekli olan <a href="http://www.springerlink.com/index/W411M6585338J000.pdf"><b><font color="#ff6600">şemayıda</font></b></a> içermektedir; yani evrenin herhangi bir yerinde  bize benzeyen bir hayatın oluşması , büyük bir uydusu olan gezegen ve belirlenmiş bir mesafedeki yıldızı gerektirir. Bir güneş tutulması için gerekli koşulların tümü aynı zamanda yaşamın varlığı içinde bazı açılardan gerekli olmaktadır.</p>
<p>&#8221;<font color="#ffcc00"><i>Buna ek olarak bu olguları keşfetmek için, akıllı hayatında bu koşulların sağlandığı bir yerde ortaya çıkması bizlere  şu sonuça iletmektedir; güneş sisteminde gözlemlenebilen en iyi güneş tutulmaları, bunu gözlemleyebilecek en iyi gözlemcilerin olduğu yerde  ve en mükemmel haliyle , bilimsel keşfi ortaya çıkaracak şekilde oluşmaktadır</i></font>.&#8221;</p>
<p>Bu teori bilimsel çevrelerde büyük yankı buldu. Çünkü doğrudan gözlemden çıkan bir sonuçtu.  Bu dergilerin arasında <font color="#ff6600">Astronomy and Geophysics</font> (1999)  gibi hakemli dergilerde vardı. Gonzalez bu teorisinin geniş kabulünden sonra,  akıllı yaşam için güneş sisteminde var olan şemayı, bilinen galaksilerde ve güneşe sahip gezegen sistemlerine uyarladı. Sonuç bizim için geçerli olan koşulların nerdeyse aynısınında diğer galaksiler için geçerli olduğuydu. Bu keşif, onu güneş sisteminin Samanyolu galaksisindeki konumunu sorgulamaya itti. Burada karşılaştıkları ise çok daha sarsıcıydı. Galaksilerin tümü için tıpkı samanyolumuzda olduğu gibi yaşamın oluşması için belirli bir bölgenin imkan tanıdığı ortaya çıkarıldı. Bu galaksinin kendine özgü büyüklük ve yapısına göre farklılık gösterse de, <font color="#ff6600">yaşam</font> bilinen şekliyle ancak tüm galaksilerin ancak belirli bir alanında oluşabilirdi. Science dergisinde çıkan son araştırma bulgularına görede teyit edilen bu kuşağa <i><font color="#ff6600">Galaktik Yaşanabilirlik Kuşağı </font></i>( <font color="#ff6600"><span>Galactic</span> <span>habitable</span> <span>zone</span></font> ( <font color="#ff6600"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Habitable_zone"><b>GHZ</b></a> )</font>  ) adı verildi. Yapılan son derece karmaşık hesaplamalara göre, bu kuşak Samanyolu&#8217;nun tüm  galaktik merkezden yaklaşık<font color="#ff6600"> 7 ila 9 kiloparsek</font> uzaklıkta olmalı (<font color="#ff6600">1 parsek = 3.26 ışık yılı 1 kiloparsek = 1000 parsek</font>) ve içerdiği yıldızlarda <font color="#ff6600">4 ila 8 milyar yaşında</font> olmalıydı. <font color="#ff6600"><i>(1)</i></font></p>
<p>Bu gerçeklerin üzerine Gonzalez&#8217;in son bulguları eklenince, tesadüfün sürekli tesadüf etmesine iman edenlere  ağır bir tokat daha indi. <font color="#ff6600">GHZ</font>  kendi içersindede farklı bölümlerden oluşmaktadır. Buna,  galaksilerin kendilerine has yapıları (sarmal vs) neden olmaktadır. Gonzalez Dünyamızın bulunduğu yerin, aslında Samanyolu GHZ&#8217;si için bile özel bir konumu olduğunu ortaya çıkarmıştır. Güneşimiz,  Segitarius ve Persius kollarının arasında, Orion kolunda galaksimizin dış disklerinden birinde  bulunmaktadır. Böylelikle hem sürekli süpernovaların yada yeni yıldızların oluştuğu sprial merkezden ve kolların bu merkezle ilintili olduğu başlangıç noktalarından uzak ( Bu lokasyon hayatın oluşması için kritik bir zorunluluktur.)  hemde  evrenin diğer kısımlarının  bilimsel keşfi için zorunlu olarak olması gerektiği şeklide tamda olması gerektiği yerdedir<font size="-1"><b>.</b><font color="#ff6600"><b>  Düz bir yapısı olan galaksimizde eğer GHZ nin iç kısımlarında olsaydık hayat bilinen şekliyle oluşmayacağı gibi oluşsa da gaz ve toz bulutundan başka gözlemleyebileceğimiz birşeyimiz yani temiz bir evren görüntümüz olmayacaktı</b></font>.<i> </i></font>Bu konumda olmasaydık, ne hayat var olabilirdi, nede biz akıllı varlıklar olarak evrende bilimsel gözlem yapabilirdik. Sanki evreni keşfetmemiz için <b><font color="#ff6600">konumlandırılmış</font></b> gibiyiz. Bu yanılsamadan yada hatalı mantık yürütmeden öte, ister kör tesadüf tarafından ister bir akıl tarafından olsun ortada duran apaçık <b><font color="#ff6600">bilimsel  bir gerçektir. </font></b></p>
<p>Sözü daha fazla uzatmadan, Akıllı Tasarım teorisinin bu bilimsel çalışmasının, divx formatında olan belgeselinin linkini sunuyorum; (orjinal DVD&#8217;si <a href="http://www.arn.org" target="_blank"><font color="#ff6600">ARN</font></a> sitesinde yada Amazondan temin edilebilir). Torrent havuzuna katkıda bulunanlardan biride benim (Seeder)  elimden geldiğince indirmekte olan kişiler için besleme yapmaya devam edeceğim.</p>
<p>Link;<font color="#ff6600">  <b><a href="http://torrent-finder.com/show.php?q=Privileged+Planet&amp;Browse=tabs&amp;PageLoad=loadall&amp;select=15&amp;sids=1-23-2-3-33-5-4-29-26-289-7-27-16-63-30-281-24-10-296-34-9-25-18-36-12-21-19-35-20-31-22-251-37-38-60-44-40-253-108-297-41-294-252-17-45-48-256-50-54-264-55-56-14-57-58-51-246-245-61-52-64-65-66-275-261-303-273-67-295-68-226-69-70-72-73-74-75-76-78-83-79-80-81-258-77-84-97-249-279-105-266-87-89-90-92-93-94-95-112-98-99-278-100-101-103-104-106-107-124-287-283-299-298-109-262-268-113-114-302-284-293-274-116-119-263-285-120-282-121-267-110-111-300-292-244-49-53-131-133-122-291-125-301-257-277-126-144-137-139-150-140-304-149-151-152-123-132-290-259-143-142-85-135-141-288-147-153-154-134-280-269-271-155-156-157-159-160-162-163-164-165-166-167-168-169-" target="_blank">İmtiyazlı Gezegen</a></b></font></p>
<p>Kitabın Amazon&#8217;dan satın alabileceğiniz ve eleştirilerini okuyabileceğiniz linki; <b><font color="#ff6600"><a href="http://www.amazon.com/Privileged-Planet-Cosmos-Designed-Discovery/dp/0895260654/ref=pd_bbs_1?ie=UTF8&amp;s=books&amp;qid=1201039677&amp;sr=1-1" target="_blank">Kitap</a></font></b></p>
<p>Böylelikle G. Gozalez ve Jay W. Richards  teorileri bilim çevrelerinde resmen kabul görmüş ve hala üzerlerinde çalışmalar yürütülmektedir.Fakat  kendisi üniversitesinden Iowa&#8217;dan 2007 senesinde atılmıştır. Kibarca atılma sebebi Üniversitenin <i><font color="#ff6600"><u><b>istediği şekilde</b></u></font></i> yeterli derecede bilimsel çalışma gerçekleştirmediği, astronomik gözlemde bulunmadığı, doktora öğrencisi yetiştirmediği ve gelecekte astro fizik alanında bir gelişme gösteremeyeceğidir . Çok tanıdık geldi değil mi ?Aşağıdaki linkte Gonzalesin tenure nedeni olarak gösterilen akademik yetersizliğin (hazımsızlığın) detaylarını bulabilirsiniz.Kısaca özetleyelim;</p>
<p>ISU başkanı George Gregory Geoffroy  linkte tenure verilmemesinin nedeni olarak şunu söylemiş; &#8221;<font color="#ff6600"><b>did not show the trajectory of excellence that we expect</b></font>&#8221;  mealen &#8221; <font color="#ff6600"><b>Çalışmalarında (Gonzalez) umduğumuz mükemmelliği gösteremedi</b></font>&#8221;. (Bunu söylerken yüzünde utanma, sıkılma  olduğunu sanmıyorum.Olsa olsa görev bilinci ve sorumluluğunun mağrur hali vardır.)</p>
<p>Bu link makaleyi yazdıktan sonra elime geçti; Tenure verilip verilmemesinin ne olduğu bilinmeyen bir durum değil.  Ben burda kasti olarak , yapılan haksızlığı ve açıkça ortaya konana hazımsızlığı, atılma ve kibarca işten çıkarma olarak tanımladım. Bu tanımlamamı benim aleyhime argüman olarak kullanmaktan bu makalenin amacı olan çalışmaya cevap veremeyen materyalistlerin burada ve <font color="#ff6600"><a href="http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2008/02/bilimperestlerin_yanilgilari.php" target="_blank">Mustafa Akyol</a></font>&#8216;un sitesinde ve burada, mesnetsizce , küçümser bir tavırla Gonzalez&#8217;in çalışmalarını eleştirdirdiler, yok saydılar. Tenure alamamasının onun&#8221;bilimsel yetersiziliğinin&#8221; açık bir sonucu olduğunu söylediler.ISU başkanın kararlarının  savunuculuğunu yaptılar.  Hemen aşağıda verilen  linkle  materyalist  akademisyenlerin, Gonzalez , onun çalışmaları ve  tenure olayı ile ilgili söylemlerini yani kısaca &#8221;gerçek yüzlerini&#8221; görebilirsiniz. Bu e-mailler bu makalenin başından beri savunulan materyalist akademik tahakkümün ne derece irrasyonel ve dogmatik bir şekilde gerçekleştirildiğin de ayan beyan kanıtlardır. Hemde itiraza mahal bırakmayacak şekilde, bizzat kendi ağızlarından;</p>
<p><b><font color="#ff6600"><a href="http://lamp.iowastatedaily.com/ID_EMail.PDF">http://lamp.iowastatedaily.com/ID_EMail.PDF</a></font></b></p>
<p>Kaynağa binaen 2001 (o meşhur üniversiteye giriş tarihi) - 2007 arası <b><font color="#ff6600">68 onaylanmış peer-reviewed (</font></b><font color="#ff6600">Discovery Institute Gonzalez&#8217;in  katıldığı tüm çalışmaları hesaba katmıştır.Detaylı veri bilimsel profile tıklanıp elde edilebilir.</font><b><font color="#ff6600">)</font></b> makale (Bu Iowa State Uni. istediği <font color="#ff6600"><b>tenure gerekliliğini yüzde 350 oranında alaşağı etmiş demektir</b></font>)   ve diğer astro fizik yayınlarında <b><font color="#ff6600">çalışmaları 144 kere alıntı olarak kullanılmıştır.</font></b>Bu verilerde bu konuda en yakın rakibi Martin Pohl&#8217;dan (103) daha verimli ve bilimsel  işler yaptığını gösterir. (2001 den ISU&#8217;ya girdiğinden beri) Yolladığım linkte karşıt eleştiriler ve düşüncelerin çok daha fazlasıda  mevcut. Dileyen küçük bir araştırmayla çok daha fazla yazıyı  aşağıdaki yorum kısımlarında bulabilir.</p>
<p><a href="http://www.rasmusen.org/x/2007/06/10/the-guillermo-gonzalez-tenure-case-at-iowa-state/" target="_blank"><b><font color="#ff6600">Rasmusen sitesi ve ilgili tartışmalar </font></b></a></p>
<p><a href="http://www.discovery.org/a/2939"><b><font color="#ff6600">Guillermo Gonzalez&#8217;sin yetersiz Bilimsel Profili</font></b></a></p>
<p>Gelin belgeseli indirin ve üniversite rektörünün bu savların ne kadar doğru olduğunu yada yanlış olduğuna siz karar verin. Makaleleri hakemli dergilerde yayınlanan , bilimsel çevrelerde öne sürdüğü teori ve hipotezler araştırma konusu olmaya devam eden, Amazon gibi dünyanın en büyük kitap satıcısı konumunda olan bir sitede, kitap 2004 yılında yayınlanmasına rağmen hala;</p>
<p>bilimsel kitaplar popülaritesinde aşağıdaki konumda olan</p>
<table style="margin-left:20px;" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="558">
<tr valign="top">
<td align="right">#33 in</td>
<td align="left"><a href="http://www.amazon.com/gp/bestsellers/books/ref=pd_zg_hrsr_b_1_1">Books</a> &gt; <a href="http://www.amazon.com/gp/bestsellers/books/75/ref=pd_zg_hrsr_b_1_2">Science</a> &gt; <a href="http://www.amazon.com/gp/bestsellers/books/14545/ref=pd_zg_hrsr_b_1_3">Physics</a> &gt; <b><a href="http://www.amazon.com/gp/bestsellers/books/14552/ref=pd_zg_hrsr_b_1_4_last">Cosmology</a></b></td>
</tr>
<tr valign="top">
<td align="right">#36 in</td>
<td align="left"><a href="http://www.amazon.com/gp/bestsellers/books/ref=pd_zg_hrsr_b_2_1">Books</a> &gt; <a href="http://www.amazon.com/gp/bestsellers/books/173507/ref=pd_zg_hrsr_b_2_2">Professional &amp; Technical</a> &gt; <a href="http://www.amazon.com/gp/bestsellers/books/173510/ref=pd_zg_hrsr_b_2_3">Professional Science</a> &gt; <a href="http://www.amazon.com/gp/bestsellers/books/227260/ref=pd_zg_hrsr_b_2_4">Astronomy</a> &gt; <b><a href="http://www.amazon.com/gp/bestsellers/books/227263/ref=pd_zg_hrsr_b_2_5_last">Cosmology</a></b></td>
</tr>
<tr valign="top">
<td align="right">#45 in</td>
<td align="left"><a href="http://www.amazon.com/gp/bestsellers/books/ref=pd_zg_hrsr_b_3_1">Books</a> &gt; <a href="http://www.amazon.com/gp/bestsellers/books/75/ref=pd_zg_hrsr_b_3_2">Science</a> &gt; <a href="http://www.amazon.com/gp/bestsellers/books/13439/ref=pd_zg_hrsr_b_3_3">Astronomy</a> &gt; <b><a href="http://www.amazon.com/gp/bestsellers/books/13449/ref=pd_zg_hrsr_b_3_4_last">Cosmology</a></b></td>
</tr>
</table>
<p>bir bilimadamını bu şekilde işinden edilmesi ne demektir karar verin. Buna benzer çirkin olaylar, maalesef sadece ülkemizde yaşanır zannederdim.  Meğerse militarist ateizm heryerde aynıymış. Umarım belgesel, sizlere evreni yorumlamakta diğer bilim insanlarına yaptığı gibi yeni ufuklar açar ve keşfetmekten hiç bir zaman vazgeçmememiz gerektiğini hatırlatır&#8230;</p>
<p><i><font color="#ff6600">Kaynakça;</font></i></p>
<h2> <span></span><span></span><span></span></h2>
<p>1. <font color="#ff6600"><a href="http://www.sciencemag.org/cgi/content/abstract/303/5654/59?ck=nck" target="_blank">Science</a></font></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/akillitasarim.wordpress.com/62/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/akillitasarim.wordpress.com/62/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/62/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&blog=985899&post=62&subd=akillitasarim&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/02/08/imtiyazli-gezegen-dunya-modern-dogmaya-karsi/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/akillitasarim-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">akillitasarim</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.arn.org/arnproducts/coverimages/v039.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>ENTROPİ ve AKLIN VARLIĞI</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/01/05/akil-organisazyon-ve-tasarim/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2008/01/05/akil-organisazyon-ve-tasarim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Jan 2008 01:33:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/2008/01/05/akil-organisazyon-ve-tasarim/</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Ajlan Abudak
Günümüzde evrim vardır ya da yoktur gibi gereksiz tartışmalara girilmemelidir. Eğer entropi evrenin en büyük kanunuysa buna karşı bu evrende &#8221;hayat&#8221; var olmuşsa evrimde vardır. Hatta evrenin ilk anından başlayarak bir evrilmeden söz etmemiz çokda yanlış olmaz. Asıl mühim olan bu ortaya çıkışın kontrollü ve organize olmayı destekleyecek şekilde yönlendirildiğimi yoksa tamamiyle bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img class="alignright" style="float:right;" src="http://www.apa.org/apf/mind.jpg" alt="" width="275" height="225" /><span style="color:#ff6600;">Mustafa Ajlan Abudak<br />
</span>Günümüzde evrim vardır ya da yoktur gibi gereksiz tartışmalara girilmemelidir. Eğer entropi evrenin en büyük kanunuysa buna karşı bu evrende &#8221;hayat&#8221; var olmuşsa evrimde vardır. Hatta evrenin ilk anından başlayarak bir evrilmeden söz etmemiz çokda yanlış olmaz. Asıl mühim olan bu ortaya çıkışın kontrollü ve organize olmayı destekleyecek şekilde yönlendirildiğimi yoksa tamamiyle bir ilk nedene gerek duymadan neden-sonuç ilişkisiyle rastlantısal olarak mı hayatı var kılabileceğini düşünmektir. Çünkü yaşam sınırlı alanda entropi arttırarak var olabilmektedir.Yani hayat dışında entropi artırarak var olan tüm süreçler aynı zamanda bozunmayı artırır ve sistemi düzensizliğe iter sadece hayat entropiyi mucizevi bir şeklide organisazyonu artırmada kullanabilmektedir.Kısaca hem entropinin, hem de organizasyonun artması en önemli tasarım delillerindendir.</p>
<p>Eğer sadece Darwinizmive evrimi belirli bir dünya görünüşe tutsak olarak içselleştirmişsek ,hayatı da kabaca tıpkı bir koli dinamit lokumuyla ve birazda şansın yardımıyla, bir kaya parçasından bir saray inşa etmeye benzetebiliriz.  Sorun, bu büyük olasılıkları salt doğa içersinde kalıp açıklayıp açıklayamayacağımız ve bizde var olduğu bilimsel bir gerçek olan aklımızla bunu nasıl algıladığımız, anlamlandırdığımızda yatmaktadır. Doğa içersinde açıklasak bile, sürecin böyle olmasını sağlayan kurallarda mı maddenin içeriğindedir yada kendiliğinden rastlantı sonucu kurallar haline gelmişlerdir? Yoksa kurallar belirli bir düzen için organizasyonu artıracak ve nedenselliğe dayalı bir biçimde,  üstün bir akıl tarafından düzenlenmiş midir?</p>
<p>Her soru, ya öncesi ile ya da sonrasıyla mutlaka zamanla başlar. Zaman kavramı bizim için bir zorunluluktur. Hatta belki nedensellik ilkesinin vazgeçilemez zorunluluğu. Bu açıdan bakıldığında, zamanın bizim algımızın da ötesinde bir göreceliğe sahip olduğunu düşünürsek, tasarımcı için zaman var olmayabilir, hatta var olmamalıdır. Çünkü tasarımcı bu sistemin dışında kalmalıdır ve aynı özdeği paylaşmamalıdır. (Entropi sorunu) Maddi dünyadaki gözlemlerimiz onun varlığına dair akli ipuçları sunabilir ama kesin bir formülasyon sağlayamaz. Çünkü maddenin kendine has sınırları vardır. Bu sınırların ötesi,  maddenin içeriği dışında olduğu için,  maddesel nedenlerle de rasyonelleştirilemez. Fakat maddenin varlığının belirli bir sınırı olması diğerini varlıksal olarak zorunlu kılar. Biz kendi referans noktamız olan maddeyle, hiyerarşik süreçleri ancak doğrusal bir zaman çizelgesi ile nedenselleştirebiliriz. Bilim bu sebepten ötürü tarihe bağımlıdır ve genelde yöntem olarak tümevarımı kullanmak zorundadır.</p>
<p>Yaşamın başlangıcından anne karnındaki fetüsün evrelerinden, rahimdeki doğuma hazırlığa değin geçen süreçler bizim için kademelendirilmiş bir düzenin göstergesidir. Yada biz onları ancak bu şekilde algılayıp nedenselleştirebiliriz. Evrenin ilk anından şu satırları okuduğunuz ana değin doğal süreçlerin kaotik yıkıcılığı içinden gene o süreçleri kullanarak yaşamın çıkması, akıl için organizasyonun apaçık kanıtıdır. Bunu maddenin içsel özelliği kabul edip, bizim göreceli zaman kavramımızla harmanlarsak aklın rastlantısal olarak maddenin kendinden türediğini <span style="color:#ff6600;">düşünmemek</span> için herhangi bir doğal kanun yoktur, fakat bunun bu şekilde olmasının doğa yasaları içindeki olasılığı, bilinen tüm hesap kabiliyetinin ötesinde ise, bu hesabı ya muğlâk bir ileri zamana atarak görmezden gelmeliyiz ya da aklın kendisi için nedenselleştirmeye çalıştığımızda, illaki tasarımdan ya da indirgemecilikten bahsetmek zorundayız.</p>
<p><span id="more-61"></span></p>
<p>Bunu ya bir aklın işareti olarak ya da Darwincilerin yaptığı gibi bir tasarım yanılgısı ve şansın kendi nedenlerinden ortaya çıkan ahenk olarak adlandırırız. Fakat her ne yaparsak yapalım gözlemlediğimiz evreni ve onun canlı yapılarını açıklarken referans noktamız mutlaka ya tasarımdır ya da tasarım gibi görünen şeylerdir. Bundan sonrası ise bilimsel bir tercihten çok kişisel  felsefi ya da dini  çıkarımlardır…</p>
<p>Not: Turuncu yazan bilim insanlarının isimleri tıklanarak haklarında wiki kaynaklı bilgiye erişebilirsiniz.</p>
<p>Bu satırların yazarı için evrime ve evrene dair en öz açıklamayı yapan bilim adamları <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/William_Paley" target="_blank"><span style="color:#ff6600;">William Paley</span></a><span style="color:#ff6600;"> </span>ve <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Robert_Boyle" target="_blank"><span style="color:#ff6600;">Robert Boyle</span></a> dur.<span style="color:#ff6600;">R.Boyle</span> benimde şuan tamamen katıldığım akıl yürütmesinde şöyle demektedir;<br />
Epikürcüler gibi sonsuz boşlukta tesadüfen karşılaşan atomların kendi başlarına bir dünya ve onun bütün görüngülerini oluşturabileceklerini varsaymaktan uzağım: ne de Tanrının bütün madde yığınını ve sabit hareket miktarını bir kez ortaya koyduktan sonra, evreni yapmak için başka bir şeye gerek görmediğini; maddi kısmın, kılavuzdan yoksun kendi hareketiyle kendisini düzenli bir sisteme sokabilecek yetenekte olduğunu düşünüyorum. Benim savunduğum felsefe, yalnızca cismani şeylere ulaşır ve ilk nedenlerle doğanın daha sonraki gidiş yolu arasında ayrım yaparak, maddeye hareketi gerçekten Tanrının verdiğini öğretir. Ancak, bunu başlangıçta, tasarladığı dünyayı oluşturacak madde parçalarını bu şekilde ayarlayacak biçimde, değişik hareketlerini yönlendirerek yapmış ve hareketin kurallarını ve maddi şeyler arasındaki doğa yasaları dediğimiz bu düzeni kurmuştur. Aynı felsefe, evren bir kez Tanrı tarafından yaratılıp hareketin yasaları konulduktan ve bütün bunlar Tanrının ebedi toplayıcılığıyla, genel takdiriyle bir araya getirildikten sonra, dünya görüngülerinin madde parçalarının mekanik özellikleriyle fiziksel olarak üretildiğini ve bunların birbirlerine karşı mekanik yasalara göre işlediklerini de öğretir. Boyle&#8217;a göre, &#8220;Epikür ve izleyicilerinin çoğu &#8230; Kendilerine göre dünya, niyetlenilmiş hiçbir amaç olmaksızın şans tarafından yapıldığından, şeylerin sonlarını [nihai nedenleri] dikkate almayı bırakmışlardır.&#8221; Buradaki şans anlayışı, atılan zarların sonuçlarındaki gibi som bir şans anlamına gelmeyip, -tasarımdan kanıtlamaya doğrudan karşıtlık içinde- evrenin, ve böylece doğal ve toplumsal tarihin belirlenmemiş doğasına dayanan bir akıl yürütmedir. Bu yüzden, Boyle, Epikürcü atomculuğun kendi mekanist görüşlerini oluşturmak için zorunlu olan bazı hipotezlerini benimserken, sonuna dek götürülen materyalizmi ve ateizmi reddediyordu. Tersine, <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Stephen_jay_gould" target="_blank"><span style="color:#ff6600;">Stephen Jay Gould</span></a>&#8216;un söylediği gibi, &#8220;mekanizmi ve dini, her iki tarafa da daha yüksek bir statü bahşeden tutarlı bir sistem içinde düzgünce evlendirmişti.&#8221;<span style="color:#ff6600;"> 1</span></p>
<p>Özetle Boyle gri tarafı seçmişti. Buna neden belkide o dönemin papaz doğacılarının aşılamaz görünen etkisi (Günümüzde bu etki Darwinci ateistlerin elindedir.) yada belkide kişisel çekişmelerdi. Boyle gibi bir bilim insanının küçük insani zaaflardan etkilenebileceğini hesaba katarak yukarıdaki metni okuduğumuzda dahi, onun yaptığı çıkarımın bu gün bile tazeliğini koruduğunu görüyoruz. Buda akıl yürütmesinin oldukça sağlam temellendirilmiş olduğunu bize göstermekte.</p>
<p>Buradan sonra tasarımcının kimliği genelde Tanrı kavramıyla eş anlamlı hale doğal olarak gelmektedir. Kuşkucu bir nedensellikle yaklaşırsak, beynin mi bir tasarım olarak &#8221;Tanrı&#8221; kavramını yarattığı yoksa Tanrının mı &#8221;tasarım dediğimiz&#8221; süreçlerle onu kavramaya çalışan akıllı canlılar yarattığı tartışması şuan için bilimsel bir veri gösteremeyebilir ve bizi sadece spekülasyonların içine çeker gözükmektedir. Fakat bizlere aklın ve tasarımın ne olduğu konusunda epey ipucu sağlayacaktır. Bu evrenin bir akıl tarafından tasarlandığını düşünmek için yeterli veri elimizde varsa ve bu güçlü bir olasılıksa, niçin aklın Tanrı kavramının tasarımını yapma potansiyelini önerenler nedenselliği kullanarak bu olasılığı red etmektedirler ve saçma bulmaktadırlar? Aklın bu denli karmaşık bir oyunu kendine oynadığını iddia edenler niçin aynı aklın doğada gördüğü mekanik nedenleri &#8221;dogmatik bir gerçeklikle&#8221; akla dayanarak kabul etmektedirler? Sınırlı bir ispat odasında nereye kadar gitmeyi ummaktadırlar. Bu bilimin asli görevi midir? Şahsi kanaatim <span style