<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>TELEOLOJİK EVRİM</title>
	<atom:link href="http://akillitasarim.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://akillitasarim.wordpress.com</link>
	<description>HER GELİŞİM BİR DEĞİŞİMDİR AMA HER DEĞİŞİM BİR GELİŞİM DEĞİLDİR ...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Dec 2011 11:16:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='akillitasarim.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://1.gravatar.com/blavatar/5cd19b0d8b8b84b77be5468bb2a4e741?s=96&#038;d=http%3A%2F%2Fs2.wp.com%2Fi%2Fbuttonw-com.png</url>
		<title>TELEOLOJİK EVRİM</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://akillitasarim.wordpress.com/osd.xml" title="TELEOLOJİK EVRİM" />
	<atom:link rel='hub' href='http://akillitasarim.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>HIGGS BOZONU NEYİ BOZDU?</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/12/16/higgs-bozonu-neyi-bozdu/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/12/16/higgs-bozonu-neyi-bozdu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2011 14:26:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astro-Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Big Bang-Büyük Patlama]]></category>
		<category><![CDATA[Evren]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Higgs Bozonu]]></category>
		<category><![CDATA[Hipotez]]></category>
		<category><![CDATA[Materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Standart Teori]]></category>
		<category><![CDATA[Teleolojik Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani ilkeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=2044</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Ajlan ABUDAK ‘‘Higgs Boson’’ diye adlandırılan paçacıklarla ilgili teori, 1960&#8242;lı yıllarda Edinburgh Üniversitesi teorik fizikçilerinden Peter Higgs tarafından ortaya atıldı. Atomların nasıl kütle kazandığına kafa yoran Peter Higgs, sonunda ‘‘bozon’’larla ilgili teoriyi geliştirdi. Peter Higgs&#8217;e göre evren bir çeşit enerji tarafından yaratıldı. Bu enerjiye fizikte ‘‘Higgs Field’’ (Higgs Alanı) dendi. Bu enerji, Büyük Patlama <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=2044&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://images.nationalgeographic.com/wpf/media-live/photos/000/455/cache/higgs-boson-elusive-particle-energy-range_45598_600x450.jpg" alt="" width="600" height="408" /></p>
<p><span style="color:#3366ff;"><strong>Mustafa Ajlan ABUDAK</strong></span></p>
<p>‘‘Higgs Boson’’ diye adlandırılan paçacıklarla ilgili teori, 1960&#8242;lı yıllarda Edinburgh Üniversitesi teorik fizikçilerinden Peter Higgs tarafından ortaya atıldı. Atomların nasıl kütle kazandığına kafa yoran Peter Higgs, sonunda ‘‘bozon’’larla ilgili teoriyi geliştirdi. Peter Higgs&#8217;e göre evren bir çeşit enerji tarafından yaratıldı. Bu enerjiye fizikte ‘‘Higgs Field’’ (Higgs Alanı) dendi. Bu enerji, Büyük Patlama (Big Bang) sonrası ortaya çıkan parçacıklarla etkileşime girdi. Bu etkileşim sonucu ‘‘Higgs bozon’’ diye anılan parçacıklar açığa çıktı. Söz konusu parçacıklar ise maddeye kütle kazandırdı. ‘‘Bozonlar’’ olmasa ya da farklı bir şekilde ortaya çıksalardı, belki de yıldızlar, gezegenler ve yaşam oluşmayacaktı. Higgs&#8217;in varoluşla ilgili bu teorisi, o günlerde ‘‘Physics Letters’’ isimli fizik dergisi tarafından reddedildi. Ancak bir yandan da teorinin doğruluğunu test etmek için çalışmalar yapıldı. Bazı bilim adamlarının ‘‘Tanrı&#8217;nın partikülleri’’ diye adlandırdığı bozonlar, hemen büyük patlama sonrasında ortaya çıkmışlardı ve artık mevcut değillerdi. Bu nedenle bilim adamları 6 milyar Sterlin harcayarak laboratuvarda ‘‘Big Bang’’ ortamı yarattılar.</p>
<p><span style="color:#3366ff;">2 TRİLYON DERECE ISI</span></p>
<p>Araştırma, İsviçre&#8217;nin Cenevre kentinde Türk üniversitelerinin de gözlemci olduğu Avrupa Partiküler Fizik Merkezi&#8217;nde (Cern) yapıldı. Deneyler sırasında elektron ve pozitron gibi atom içi parçacıklar, ışık hızına yaklaştırdılar. Sonra parçacıklar birbirine çarptırılarak imha edildi. Bu sırada ısı iyice arttı, güneşin 100 bin katına yani 2 trilyon dereceye çıktı ve devasa bir enerji oluştu. Ve yeni parçacıklarla birlikte bozonlar açığa çıktı. Bilim adamları bu deneyler sırasında ilk kez maddeye kütle giydiren bosonları görüntülemeyi de başardılar. Bilim adamları, bu partiküllerin yüzde 99 oranında bozon olduğuna inanıyor. Ancak yine de bir yanılgı var, testlerin tekrarlanması gerekiyor. Eğer gerçekten ‘‘varoluş teorisi’’ doğrulanırsa emekliye ayrılmış olan 71 yaşındaki fizikçi Peter Higgs&#8217;in Nobel alacağına kesin gözüyle bakılıyor. Araştırmaya liderlik eden Londra&#8217;daki Imperial Koleji öğretim üyelerinden Fizikçi Prof. Peter Dornan, ‘‘Bu keşif, 21&#8242;inci yüzyılın en önemli buluşlarından biri olacak’’ dedi. 30 yıllık araştırmalar ve milyonlarca dolarlık deneyler sonrasında varoluşla ilgili teori doğrulandı. Bilim adamları, maddeye kütle kazandıran parçacıkları keşfettiler. Uzmanlara göre, bu parçacıklar sayesinde, madde kütle kazanıp yıldızlar, gezegenler ve yaşam var oldu. 1</p>
<p><span id="more-2044"></span></p>
<p><span style="color:#3366ff;"><strong>Tüm zamanların en pahalı bu deneyinden beklenen nedir?  </strong></span><strong> </strong></p>
<p>Bu soruya yanıtı Türkiye&#8217;de bu alanda yetkin bir kişi olan Prof. Dr.Cengiz Yalçın kaleminden alalım;</p>
<p>Burada amacımız parçacık fiziği dersi vermek değil sadece Higgs parçacığının önemini anlatmaktır.Standart model parçacıklarının nasıl kütle kazandıkları yani nasıl maddesel parçacıklar haline geldiği,günümüze kadar çözülmüş bir problem değildir.</p>
<p>Higgs alanı temel parçacıkların nasıl kütle kazandıklarını yani maddesel evrenin nasıl oluştuğunu açıklayacaktır.</p>
<p>Serbest elektronun ölçülen kütlesi ile bir elektrik alanı içinde ölçülen kütlesinden daha küçüktür.Bunun anlamı elektron bir manyetik alan ile etkileşirken fazladan kütle kazanmaktadır.Kuraklar da Higgs  alanı ile etkileşerek kütle kazanırlar. Deney bu düşünüşün doğru olup olmadığını ortaya koyacaktır</p>
<p style="text-align:left;">Evren,büyük patlama oluşmuş bir enerji sistemdir.Singüler noktadan enerji,Higgs olarak  fışkırmış ve aynı anda uzay-zamanı oluşturmuştur.Higgs büyük proton hızlandırıcısının detektörlerinde kendini gösterirse,bir teorik fizikçi olarak göstereceğinden eminim,bilim kutsal kitaplardaki ünlü cümleyi</p>
<blockquote>
<p style="text-align:center;">Tanrı önce ışığı yarattı.<br />
Tanrı önce Higgs&#8217;i yarattı.</p>
</blockquote>
<p>şeklinde değiştirecektir.Basın bu gerçeğin farkında olarak Higgs&#8217;e bu nedenle  Tanrının zerreleri ismini vermiş olabilir.Gerçekten bu ünlü deneye,büyük patlama anının,yani yaradılış anının,laboratuar ortamında bir tekrarı gibi bakmak mümkündür. 2</p>
<p>Belkide Türk basınında CERN ve deneyleri üzerinde en fazla makale yazmış kişi İsmet Berkan&#8217;dır. Son yazılarında bu açıklamaların bazı çevrelerin nasıl &#8221;morallerini&#8221; bozduğuna tanıklık ediyoruz. Dileyenler gazetesi Hürriyetten bu hafta başından beri  yazdığı 3 makaleyi inceleyebilir. Biz son makalesinin son paragrafına bakalım;</p>
<blockquote><p>- Aslında eğer Higgs bu söylenen enerji seviyelerinde varsa da bazı sorunlar ortaya çıkacak. Bu sorunların başlıcasını pazar günü yazdım: Umulandan daha küçük ve ‘hafif’ olan Higgs varolan kütlenin de büyük bölümünün enerjiden oluştuğu anlamına geliyor. <em>Bu da evrenimizin bir başı olduğu gibi bir de sonu olabileceği düşüncesini beraberinde getiriyor. 3</em></p></blockquote>
<p>Bu son cümleyi anlamak için verilen çabayı takdir ediyoruz. Bir ateistin (Peter Higgs) kuramı sayesinde bilimi tekeline almış kapitalist makine, dünyadaki en büyük deney ile (CERN) maddenin nasıl  kütle kazandığını araştırıyor. Bu araştırma kapitalist sistemi temellerinden sarsan İnternet ve birçok teknolojik gelişmeye yol açıyor. Bir bakıma bilgiyi özgür kılıyor ve yeniden insanlığın ortak şuurunu oluşturmasını sağlıyor. En sonunda yine bu araştırma büyük patlamayı (yaratılış anı) ve Standart Modelin doğruluğunu son bir kez daha kanıtlıyor. Fakat en önemli sonuç kanımca bilgimizin artıkça varılan menzilin 20 yy. başındaki pozitivistlerin düşündüğü gibi olmaması hatta tam tersine doğru evrilmesidir. Madde ona iman eden materyalistleri ve kendi üzerinden bina edilen sosyoekonomik yapıyı, kendini zerresine varıncaya kadar açarak yok ediyor&#8230;</p>
<p>Kaynakça;</p>
<p>1 <a href="http://www.istanbulfizik.com/haberOku.asp?Id=6">http://www.istanbulfizik.com/haberOku.asp?Id=6</a></p>
<p>2 <a href="http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/8676478.asp?gid=234&amp;sz=95142">http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/8676478.asp?gid=234&amp;sz=95142</a></p>
<p>3 <a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19458106.asp">http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19458106.asp</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/2044/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/2044/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/2044/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/2044/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/akillitasarim.wordpress.com/2044/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/akillitasarim.wordpress.com/2044/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/akillitasarim.wordpress.com/2044/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/akillitasarim.wordpress.com/2044/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/2044/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/2044/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/2044/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/2044/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/2044/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/2044/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=2044&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/12/16/higgs-bozonu-neyi-bozdu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/de05edbb36f8e32644a4097990f90a23?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">IDAT</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://images.nationalgeographic.com/wpf/media-live/photos/000/455/cache/higgs-boson-elusive-particle-energy-range_45598_600x450.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>YAN İŞLEV (Co-Option) VE İNDİRGENEMEZ KARMAŞIKLIK</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/11/25/yan-islev-co-option-ve-indirgenemez-karmasiklik/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/11/25/yan-islev-co-option-ve-indirgenemez-karmasiklik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 13:28:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıllı Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel Yayın]]></category>
		<category><![CDATA[Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[Darwinizm]]></category>
		<category><![CDATA[DNA]]></category>
		<category><![CDATA[Teleoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Teleolojik Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[İndirgenemz Karmaşıklık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=2035</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Ajlan ABUDAK Bu makale bir buçuk sene önce yayımlanmıştı.Fakat İnternet de bu konudaki dezenformasyonun Darwinizm taraftarlarınca ne denli büyük boyutlarda yapıldığına şahit olduğum için, gözden geçirilmiş bir şekilde yeniden yayımlamak gereğini duydum. Darwinizm taraftarlarının indirgenemez karmaşıklık ile ilgili çözümlerinin aslında gerçek bir çözüm oluşturamadığına dair  olan bu makalemizde ayrıca Darwinizm propagandasının ilerlemeci söylem ile nasıl yapıldığını <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=2035&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter" src="http://www.antique-watch.com/img4/w7837b.jpg" alt="" width="421" height="420" /></p>
<p><span style="color:#3366ff;"><strong>Mustafa Ajlan ABUDAK</strong></span></p>
<p>Bu makale bir buçuk sene önce yayımlanmıştı.Fakat İnternet de bu konudaki dezenformasyonun Darwinizm taraftarlarınca ne denli büyük boyutlarda yapıldığına şahit olduğum için, gözden geçirilmiş bir şekilde yeniden yayımlamak gereğini duydum. Darwinizm taraftarlarının <span style="color:#3366ff;"><em>indirgenemez karmaşıklık</em></span> ile ilgili çözümlerinin aslında gerçek bir çözüm oluşturamadığına dair  olan bu makalemizde ayrıca Darwinizm propagandasının ilerlemeci söylem ile nasıl yapıldığını (Lamarck&#8217;ın ve Wallace&#8217;ın evrimi anlayışı olan teleolojik evrim ile harmanlandığını) göstermek istedim. Darwin&#8217;in evrim teorisinin temel kaidelerinin onları militanca savunanlar tarafından bile bilinmediğini ya da bilinse de bu teoriyi ideolojik alt zeminde bir sağlama olarak   kullanmak için nasıl çarpıtıldığını göstermek gerekli. Bu konuda yani bilimin siyasal yada diğer tür inanışların geçerliliği için icazet makamı olarak kullanılmasına dair  geçen aylarda 2 makale yayınlamıştım;</p>
<h6><a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2011/09/29/tum-modeller-yanlistir-ve-onlarsiz-da-yapabildigimizi-goreceksiniz/"><span style="color:#3366ff;">TÜM MODELLER YANLIŞTIR VE ONLARSIZ DA YAPABİLDİĞİMİZİ GÖRECEKSİNİZ</span></a></h6>
<h6><a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2011/07/05/teorinin-sonu-veri-madenciligi-bilimsel-metodu-gecersiz-kildiginda/"><span style="color:#3366ff;">TEORİNİN SONU: VERİ MADENCİLİĞİ BİLİMSEL METODU GEÇERSİZ KILDIĞINDA</span></a></h6>
<p>Şimdi Akıllı Tasarımı yani <em>teleolojik evrimi</em> savunanları kendi iddialarını bilmemekle itham edenlerin (ki bilmemek değil öğrenmemek-öğrenememek kayıp) neyi bilip neyi bilmediğini ve bildiklerini nasıl kullandıklarını kısaca ortaya koyalım.</p>
<p><span id="more-2035"></span></p>
<p>Yan işlev mekanizmalar akademik bilim savunucuları tarafından <em><span style="color:#3366ff;">indirgenemez karmaşıklık</span></em> için olası tek çözüm yolu olarak ortaya çıkmıştır.Yan işlev kısaca 3D şekillerinin görevlerini kesin olarak belirlediği proteinlerce meydana getirilen evrendeki sonsuz kutlu şans olaylarından sadece biridir. Protein besin zincirinde bizim için sadece baklagiller ve yumurtanın uzmanlık alanına giren bir konu değil. Proteinler gerçek anlamda evrimin kaderini belirleyen yapılardır. durumu kısaca izah etmek gerekirse;</p>
<h6><span style="color:#3366ff;"><a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2008/04/26/protein-sasirtici-bir-tasarim-maddesi/"><span style="color:#3366ff;">PROTEİN- ŞAŞIRTICI BİR TASARIM MADDESİ</span></a></span></h6>
<p>Proteinleri tasarım maddesi olarak görürken aslında birden onların olağanüstü çok yönlü, tüm amaçlar için işlev oluşturma özelliğini sergileyen bir özdek olarak karşınıza çıkması karşısında dumura uğrarsınız.</p>
<p>Proteinler ışık üretebilir, ışığı ortaya çıkarabilir, ya da ışığı iyon ve kimyasal enerji üretmek için kullanabilir. Proteinler bir sinyal gibi davranabilir ya da sinyalleri yakalayabilir. Proteinler hareketi meydana getirir ve motorlar gibi işlev sergilerler. Onları bir şeyleri birbirine bağlamak ya da birbirinden ayırmak için kullanabilirsiniz. Proteinler binlerce kimyasal reaksiyonda katalizör görevini üstlenirler, minicik ve iri moleküllerin taşınmasını üstlenirler, büyük mesafelerde sinyalleri taşırlar ve oluşan hataları düzeltirler.</p>
<p>Proteinler basit fiber yapılardan son derece karmaşık ve gelişmiş moleküler makinelere değin oldukça farklı şeklinde var olabilirler. Tek başlarına bir görevi yerine getirebilir ya da bir işlev bütünün parçası olabilirler. Proteinleri lipitlerle birleştirin; elinizde canlı yapıları bölümlere ayırmak için kontrol edilebilir mükemmel bariyerleriniz olsun. DNA ile birleştirin ve elinizde düzenlenebilir ve paketlenebilir bir kromozon olsun. RNA ile birleştirin bu sefer elinizde proteinleri üreten ve genleri mükemmel olarak bölen makineleriniz olsun.</p>
<p>Proteinleri bir şeylerin evriminde de kullanabilirsiniz; evrimde oldukça etkili süreçler olan gen duplikasyonu, tekrar birleştirme ve yatay gen transferi gibi işlemler tahmin edebileceğiniz gibi proteinlere bağlıdırlar. Hatta proteinleri sert bir kaplumbağa kabuğu yapmak, yumuşak bir tavşan kürkü elde etmek ve ördeğin uçuş tüylerini oluşturmak için bile kullanabilirsiniz.</p>
<p>Birileri, tüm evrende proteinlerden daha çok yönlü bir tasarım maddesi bulunup bulunmadığını merak edebilir. Fakat dahası da var. Hayata milyarlarca yıldır bu tip bir akıl almaz çok yönlülük ve işlevsellikle hizmet eden proteinlerin merkezinde <em>oldukça benzer bir yapım</em> süreci vardır. Şimdi bu bir tasarım maddesidir: Bir yapım süreci binlerce kez birleşerek yine binlerce işlev ortaya çıkarmaktadır.</p>
<p>Tüm bunlar oldukça ilginç sorulara neden olmaktadır. Örneğin, proteinler ve yapım süreçleri olmadan Darwin ve Dawkins&#8217;in kör saatçisi ne ifade edebilir? Proteinler ve içlerindeki potansiyel gizli işlevleri olmadan, kör saatçi yetersiz ve sakat bir varoluşla kimsenin varlığını fark edemeyeceği bir şey oluyor olmaz mı? Öyleyse kör saatçi ne derece bir saygınlığı hak ediyor?</p>
<blockquote><p>Gelelim asıl konumuz olan yan işlev ve indirgenemez karmaşıklığa. İlk olarak bazı kimyasal yolların tüm gerekli parçalarının mutasyon yoluyla ” <em>aynı anda </em>” oluştuğunu düşünmek hiç bir yayar sağlamaz. Her ne kadar bu “ <em>çözüm</em> ” bizi işleyen bir sistemin bir anda oluştuğu fikrine götürse de, yukarıdaki gibi bir mutasyonu, çok ümitsiz ve olasılık dışı bir fikir olarak hiç bir Darwin yanlısının ciddiye alacağını düşünmüyorum. Behe’nin doğru olarak belirttiği gibi, Darwin&#8217;in mekanizmalarını kabul etsek te bir ” p<em>roblemin yerine mucize koyarak </em>” bilimsel anlamda bir şey kazanamayız. İkinci olarak, indirgenemez karmaşık yapıların bazı parçalarını <em>adım adım başka bir amaç için evirildiğine ve sonra yepyeni bir işlev kazanarak çalıştığı düşünülebilir</em>. Fakat bu olası değildir. (Mike Gene burada yanılmıştır.Matzke2nin çalışması pekala bunu olası olduğunu gösterdi.) Böyle bir şey arabanızın transmisyonunun yarısının birdenbire hava yastığı bölümüne yarım etmesini ummaya benzer. Bu tip değişiklik çok çok seyrek olur fakat kesin olarak bunlar önümüzdeki indirgenemez karmaşıklığa genel bir çözüm getiremez. Bu yan-seçenekli değişimin neden olasılık dışı olduğunu daha iyi kavramak için Behe’nin indirgenemez karmaşıklığa dönelim.</p>
<p>Behe;</p>
<p>İndirgenemez karmaşıklıkla kastettiğim birçok tam uyumlu parçadan oluşan tek bir sistemin-ki bu etkileşimli parçalardan her biri temel bir göreve katkı yapar-içersinden herhangi bir parçanın çıkarılmasıyla sistemin kesin olarak işlevinin durmasıdır.</p>
<p>Bir indirgenemez karmaşık sistem tam uyumlu parçalardan yapılandırıldığından beri, bir parçanın başka bir işlevi yerine getirmek üzere yapılandırılması ve bunun İK sistemler oluşturabilmesi olasılık dışıdır. Aslında, Behe bu çözümü yazarak çok daha önceden haber verir:</p>
<p>Eğer ki, bir sistem indirgenemez karmaşıklıkta ise ve böylece doğrudan oluşturulamayacak denli farklı kademeler içermekteyse. Burada, kimse dolambaçlı, doğrusal olmayan bir olasılığı açıkça savunamaz. Etkileşimli sistemlerin karmaşıklığı artıkça, böyle bir ”<em>olasılığı reddedemeyiz, yok sayamayız</em>.”</p>
<p>Bu noktayı resmetmek için, Flagellayı ele alalım (Bacterial Flagellum) belkide Akıllı Tasarımın en iyi bilinen örneği, işlevsel olan bir kamçı yaklaşık olarak 30 tane gen ürününe (parçaya) ihtiyaç duyar. Peki, yan işlev kazanma hipotezi neyi bildirmektedir bize? Kamçılı hayvanın oluşmasından önce, bu 30 gen ürünü (ve bunların çiftleri) hep birlikte başka şeyler yerine getirmek için var olmuşlardır.Daha sonra, nasıl olduysa bir kamçılı oluşturmak için şansın yardımıyla gene hep birlikte birleştiler. Ve bundan da sonra, diğer gen ürünlerinin asıl işlevleri de kayboldu. Bu size indirgenemez karmaşıklık için genel bir çözüm gibi mi geliyor?</p>
<p>Burada Darwin’in dehası bu tasarım yapılarını alt etmek için ”<em>şansın rolünü minimize etmektedir</em>.” Fakat bir kez daha bu yan-işlev açıklamasına dönelim, burada şans bu yapıların oluşumundaki ana etmen olarak kendini gösterir. Bu öyle bir şans tır ki 30 kadar gen ürününün başka işlevlerden bir anda birleşmesine ve birleşirken de önceki işlevlerini yitirerek yenilerine dönüşmelerini sağlamıştır. Böylece, bu yan-seçenek açıklaması moleküler makinelerde apaçık gözlemlenen tasarımı oluşturan etken olarak kullanılmaktadır. (1)</p></blockquote>
<p>Araştırmalar (<em><a href="http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/16953248?dopt=AbstractPlus" target="_blank"> Nick Maztke </a></em>) göstermiştir ki, bu mekanzimalar gerçekten homolog yapılar olarak belirli indirgenmez olduğu iddia edilen yapıları (<em>bakterinin kamçısı gibi</em>) evrimsel şemada doğrusal bir şablonda indirgenebildiğini göstermiştir..</p>
<p><em>Türlerin Kökeni</em>‘nde Darwin;</p>
<blockquote><p>Eğer her hangi bir karmaşık bir organın, küçük, başarılı ve sayısız değişiklikle oluşamayacağı gösterilirse, teorim kesinlikle geçersiz olacaktır.”demektedir .(2)</p></blockquote>
<p>Darwin’in kriterini karşılayan şey indirgenemez karmaşıklık sistemidir. İndirgenemez karmaşıklıkla söylemek isteilen birçok etkileşimli parçadan oluşan, temel bir görevi yerine getiren yâda katkıda bulunan tek bir sistemdir. Bu tür bir sistem, tedricen, küçük, başarılı öncü değişikliklerle üretilemez. Çünkü doğal seçilim işleyen bir görevi seçmeye dayanır. Bir indirgenemez karmaşık sistemin, eğer böyle bir şey varsa, doğal seçilim için tam bir bütün olarak çalışır halde aniden oluşması gereklidir.</p>
<p>İlk önce İndirgenemezlik kavramı nedir kısaca ona bakalım. Kavramın sahibi <em>Michael Behe</em> ;</p>
<blockquote><p><em>İndirgenemez karmaşıklıkla kastettiğim birçok tam uyumlu parçadan oluşan tek bir sistemin-ki bu etkileşimli parçalardan her biri temel bir göreve katkı yapar-içerisinden herhangi bir parçanın çıkarılmasıyla sistemin kesin olarak işlevinin durmasıdır</em>. (3)</p></blockquote>
<p>Matzke’nin <a href="http://www.nature.com/nrmicro/journal/v4/n10/full/nrmicro1493.html">değerli araştırması</a> bize indirgenemez gibi görünen bir mekanzimanın pekala şeklen indirgenebildiğini göstermiştir. Peki, bu indirgeme ile Darwinizm indirgenemez lafzını bertaraf edip sonuçta var olan tasarımsal argümanı tamamen çürütebilmiş midir ?<br />
<em>Maztke</em> ve arkadaşı <em>Pallen</em>’in çalışmaları ortaya koyduğu şuydu;</p>
<blockquote><p><em>40′tan fazla “olmazsa olmaz” protein olduğunu iddia etmektedir. Halbuki Pallen ve Matzke’nin araştırmaları sonucunda vardıkları sayı 23′dir. Yani incelenen birçok bakteri kamçısının tamamında olan 23 adet farklı protein vardır. Geri kalan proteinlerin bazıları farklı bakteri türlerinin kamçılarında bazıları daha farklı bakteri türlerinin kamçılarında bulunmaktadır fakat tüm kamçılı bakteri türlerinin kamçılarında olan toplam 23 protein vardır. Bu proteinlerin bulunduğu bir listeye buradan da ulaşabilirsiniz.</em></p>
<p><em>Bu bilgi elbette Behe gibi diğer tüm akıllı tasarım savunucuları tarafından da kullanılmaktaydı ve yanlış olduğu ortaya çıktı. Ayrıca akıllı tasarım savunucuları 40 adet vazgeçilmez (olmazsa olmaz) proteinin 30 tanesinin hiç homologu olmadığını iddia ediyorlardı. Pallen ve Matzke yaptıkları incelemelerde farklı bakteri kamçılarında toplam 42 farklı protein buldular ve bunların 15 tanesinin bilinen bir homologu yok. Ama yukarda da belirttiğim gibi bakteri kamçısında vazgeçilmez 23 protein var ve bunların sadece 2 tanesinin homologu yok. Yani Behe, Dembski, Minnich, Meyer ve Luskin gibi en önemli AT savunucuları kitaplarında ve yazılarında 30 adet homologu olmayan proteinin bakteri kamçısı için vazgeçilmez olduğunu ve bu sebeple başka bir yapıdan evrimleşmiş olmasının mümkün olmadığını savunmaktaydı. Fakat bu bilginin dramatik bir şekilde yanlış olduğu ortaya çıktı.</em></p>
<p><em>Aslında bakteri kamçısı hakkında pek de birşey bilmedikleri gün yüzüne çıktı. Bakteri kamçısının diğer biyolojik yapılarda bulunmayan 30 proteine gereksinim duyduğunu düşünüyorlardı ama bu sayı bir anda “2“ye düştü. Bu da akıllı tasarımcıların bu kadar ateşli bir şekilde savundukları bir konuda bile ne kadar bilgisiz olduklarını göstermesi açısından oldukça önemli diye düşünüyorum. (4)</em></p></blockquote>
<p>Ortada apaçık duran gerçek ister 40 proteinden ya da çok daha azından oluşan karmaşık yapı olsun bunların yapılarının varlığının ve öncüllerinden daha fazla karmaşık olduklarının tartışmaya mahal vermeyecek denli kesinleşmiş olmasıdır. Bu yapı ya da herhangi bir başka taksonomik yapı eninde sonunda 10-15-20-25 … proteinli işleyen bir şekilde ( kamçının) Darwinizm için gerekli olduğudur. Her basamak bir sonrakini müjdelemektedir. Sanki bir sonrakinin ortaya çıkacağını bilerek genom içersinden ona uygun olarak çözüm üretmektedir.</p>
<p>Peki, 10 proteinden misal 30 ya da 40 proteine giden bir yapı aynı zamanda gayesel bir şekilde doğal seçilim tarafından seçilerek daha optimize bir motor/yapı oluşturmuş olmuyor mu? Eğer oluşturuyorsa ki, Matzke’nin değerli çalışmasıyla bu ortadadır, evrim için gayesel ve doğrusal olan bu çıktıyı Darwinizm içinde nereye koyabiliriz ? Daha yetkin bir mekanizma oluşturmak doğanın içkin bir özelliği midir ?</p>
<p>Sorular artıkça Darwinizm temel kaideleri derinden sarsılmaktadır. Stephen Jay Gould bu temel kaideleri harkulade bir şekilde özetlemiştir;</p>
<blockquote><p><em>Eğer doğal seçilim yaratıcıysa, ilk önermemize iki ek kısıtlama getirmemiz gerekir.</em></p>
<p><em>Değişiklikler rasgele olmalıya da en azından, tercihlili biçimde uyuma dönük olmalıdır.</em></p>
<p><em>İkinci olarak, değişiklikler, yeni türlerin ortaya çıkışındaki evrimsel değişimlere oranla küçük olmalıdır. Çünkü yeni türler birdenbire oıtaya çıkıyor olsaydı, doğal seçilimin yaptığı tek şey kendisinin üretmediği bir gelişimin yolunu açmak için önceki bireyleri ortadan kaldırmak olurdu. Kısacası, Darwin in basit görünen kuramı bazı inceliklerden ve ek koşullardan yoksun değildir. Yine de, bence kuramın kabul görmesinin önündeki engel bilimsel bir zorlukla değil. Darwin’in iletisinin felsefi içeriğiyle henüz terk etmeye hazır olmadığımız bir dizi kökleşmiş Batı düşüncesine meydan okumasıyla ilgilidir.</em></p>
<p><em>Birincisi, Darwin evrimin amacı olmadığını ileri sürmüştür. Bireyler genlerinin gelecek kuşaklarda temsil edilmesi için mücadele ederler o kadar. Dünya bir ahenk ve düzen sergiliyorsa, bu yalnızca bireylerin kendi çıkarlarını gözetmelerinin rastlantısal bir sonucudur – Adam Smith’in ekonomisinin doğaya uyarlanmış biçimi.</em></p>
<p><em>İkincisi, Darwin evrimin belirli bir yönü olmadığını savunmuştur: evrim mutlaka daha yüce varlıklara doğru ilerlemez.</em></p>
<p><em>Üçüncüsü, Darwin doğa açıklamasına tutarlı bir maddecilik felsefesi uygulamıştır. Madde tüm var oluşun zeminidir; akıl, ruh ve hatta Tanrı, sinirsel karmaşıklığın muhteşem sonuçlarına verilen adlardan başka şeyler değildir. (5)</em></p></blockquote>
<p>Yan işlev mekanizmaları, protein yapıları ile karmaşıklık oluşturdukları için daha az karmaşıklıktan daha çok karmaşıklığa giden ‘‘ilerlemeci” yolda halihazırda Darwnizm için büyük sorun oluşturmaktadırlar. Bir başka açıdan bakarsak, bu mekanizmaların niçin giderek karmaşıklaşan yapıların oluşumunda kendi asli görevlerinin sürekli dışına çıkıp hiç bir amaç taşımaksızın organisazyon ve ilerlemeyi sağladığını sormak gereklidir? Niçin çevrenin oluşan mutasyonları seçilim baskısıyla organizasyona yöneltmesi tamamıyla rastlantısal olarak ilerlemeyi sağlar? Bunun bir evrimsel ilerleme olarak kabul edilmesi niçin tehlikelidir?</p>
<p>Proteinler optimize yapılar oldukları için ve her birinin 3D şekli kendi görevi ile doğrudan ilişkili olduğudan ötürü, proteinlerin birkaç tanesinin birleşerek daha üst bir karmaşıklığı, yan işlev süreciyle organize etmesi ve kendi asli görevlerinle ilişik olmayan daha karmaşık görevler üstlenmesi, sanki ilk ortaya çıkışlarının bu daha sonraki görevler için baştan optimize şekilde var olduğunu fısıldamaktadır.</p>
<p>Yan işlev mekanizmasının ve Darwinizm söyleminin birbirlerine zıt evrimsel içeriğe sahip olduklarını göstermektedir. Görünürde Akıllı Tasarımın en önemli iddlarından birini geçersizleştiren araştırma, aslında doğrudan yönlendirilmiş evrim argümanını desteklemekte ve Darwinizmin açıkça görünen bazı temel gerçeklerle, bunların arkasında yatan daha büyük gerçekleri nasıl maharetle saklayabildiğini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Canlıların temel bazı parçalara ya da içeriğe en başından sahip olmadan daha karmaşık üst yapılara doğru ilerleyebilmesi mümkün değildir. Bu yapılar ne kadar indirgenirse aslında Darwinizm temel kaideleri de bir o kadar indirgenmektedir. Darwinizm Evrimin olası tek açıklaması değildir, olamaz. Darwinizm bir bilimsel teori değil kökleri determinist aydınlanmada kalan  Epikürcü bir ideolojidir.</p>
<p>Kaynakça;</p>
<p>1.<a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2007/08/30/indirgenemez-karmasikli-ve-darwinci-patikalar/">http://akillitasarim.wordpress.com/2007/08/30/indirgenemez-karmasikli-ve-darwinci-patikalar/</a></p>
<p>2. Darwin, sayfa 154</p>
<p>3. M.Behe : http://www.arn.org/docs/behe/mb_mg1darwinianpathways.htm</p>
<p>4. Da Vinci müstear isimli blog yayımcısı ; http://bilimfelsefedin.blogspot.com/2006/10/bakteri-kams-bacterial-flagellum-zerine.html</p>
<p>5. Darwin ve Sonrası – Stephen Jay Gould- Doğa Tarihi Üzerine Düşünceler (İngilizce: Ever Since Darwin: Reflections in Natural History, 1977) Önsöz …</p>
<p>————-</p>
<p>Bu makalemize konu olan yan işlev (co-option) mekanizmalrıyla ilgili söylemimi destekleyen son (2011 yılına ait) iki bilimsel yayınla ilgili makalelerim aşağıdadır;</p>
<p>[[ÖNDEN YÜKLEMELİ EVRİM BU DEĞİLSE NEDİR?|http://akillitasarim.wordpress.com/2011/01/27/onden-yuklemeli-evrim-bu-degilse-nedir/]]</p>
<p>Orijinal makale; [[NATURE-The hypoxia-inducible transcription factor pathway regulates oxygen sensing in the simplest animal,Trichoplax adhaerens|http://www.nature.com/embor/journal/v12/n1/full/embor2010170a.html]]</p>
<p>[[SODYUM KANALLARI HAYVAN SİNİR SİSTEMİNDEN ÖNCE EVRİMLEŞMİŞ….|http://akillitasarim.wordpress.com/2011/05/26/sodyum-kanallari-hayvan-sinir-sisteminden-once-evrimlesmis/]]</p>
<p>Orijinal Makale; http://neurosciencenews.com/sodium-channels-evolved-before-animals-nervous-systems-neuroscience-research/</p>
<div></div>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/2035/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/2035/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/2035/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/2035/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/akillitasarim.wordpress.com/2035/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/akillitasarim.wordpress.com/2035/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/akillitasarim.wordpress.com/2035/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/akillitasarim.wordpress.com/2035/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/2035/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/2035/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/2035/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/2035/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/2035/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/2035/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=2035&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/11/25/yan-islev-co-option-ve-indirgenemez-karmasiklik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/de05edbb36f8e32644a4097990f90a23?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">IDAT</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.antique-watch.com/img4/w7837b.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>KÜRESEL KRİZ VE MATRIX&#8217;TE TELOMERAZ</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/11/17/kuresel-kriz-ve-matrixte-telomeraz/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/11/17/kuresel-kriz-ve-matrixte-telomeraz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Nov 2011 23:28:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomik Yapılar]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Hipotez]]></category>
		<category><![CDATA[Yönlendirilmiş Sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[J.Craig Venter]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Küresel Kriz]]></category>
		<category><![CDATA[Telomeraz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=2013</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Ajlan ABUDAK Küresel ekonomik krizle alakalı son 3 yıldır sayısız makale okudum ve tartışma izledim. Ekonomistler tüm profesyoneller gibi aldıkları eğitimin yapılandırması altında, yaşanan krizi ağırlıklı olarak  iktisadi kavramlarla anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyorlar. Her profesyonelin çıkmazı sanırım buna benzer bir at gözlüğü ile yaşamak.Hayat içerisinde çözümler genelde farklı bakabilen kişiler ya da farklılık meydana <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=2013&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://www.bubenimhayatim.com/pics/ajan%20smith.jpg" alt="" width="640" height="314" /></p>
<p><strong><span style="color:#3366ff;">Mustafa Ajlan ABUDAK</span></strong></p>
<p>Küresel ekonomik krizle alakalı son 3 yıldır sayısız makale okudum ve tartışma izledim. Ekonomistler tüm profesyoneller gibi aldıkları eğitimin yapılandırması altında, yaşanan krizi ağırlıklı olarak  iktisadi kavramlarla anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyorlar. Her profesyonelin çıkmazı sanırım buna benzer bir at gözlüğü ile yaşamak.Hayat içerisinde çözümler genelde farklı bakabilen kişiler ya da farklılık meydana getiren olaylar tarafından üretilir.</p>
<p>İç ve dış basında küresel krizin kapitalizmin kanseri olduğunu anlaşılamıyor ya da anlaşılmak istenmiyor. Nedenleri başka bir makale konusu olabilir. Kısaca piyasanın oluşturduğu simbiyotik ağ o kadar çetrefilli ki, kimse (o piyasayı delicesine bile eleştirenler dahil) bu piyasanın nimetleri sayesinde hayatta kaldıklarından olsa gerek derinlikli bir  sosyal analiz yapamıyorlar. Burada Star gazetesi yazarı<em><a href="http://www.stargazete.com/ekonomi/yazar/cemil-ertem.htm"> Sayın Cemil Ertem</a></em>&#8216;i Türk basını içinde ayrı tutmak gerekli. Kendisinin yazılarını takip ederseniz buna en çok çaba gösteren ve elden geldiğince açıklamaya çalışan bir ekonomist olduğunu görebilirsiniz. Benzeri çabaları <em><a href="http://www.stargazete.com/yazar/paul-krugman/avrupa-da-tum-gozler-italyanin-uzerinde-haber-396620.htm">Paul Krugman </a></em>metinlerinde de görüyorum.Fakat kendisi ABD iç piyasası ile o kadar meşgul ki Ertem&#8217;in yakaladığı evrenselliği yakalayamıyor. ( Bir tür <em><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Narkissos_(mitoloji)">Narkissos</a> </em>etkisi diyebiliriz.)</p>
<p>Şimdi kendi analizimi ile  ne demek istediğimi ve çözüm önerimi oldukça kısa bir şekilde ortaya koymalıyım. Piyasaları insan hücrelerine benzetirsek anlatmak istediğimizi daha net ve kısa anlatabiliriz. Kontrolsüz hücre büyümesi insan hücresinin ölümsüzlük isteğinin insanı öldürmesi ile sonuçlanan &#8221;<span style="color:#3366ff;"><em>Laissez faire</em></span>&#8221; dir. Hücrede <em><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Telomeraz">teleomerin</a></em> görevini dünyada piyasa yapamaz çünkü hücre belirli bir plana göre işleyen bir koruma programına sahiptir. Kısaca ekonomik terimlerle açıklamak gerekirse;</p>
<p>Dünyada “kamu” eliyle ivmesi artırılan ve desteklenen kontrolsüz bir büyüme var ve aslında sistemin defalarca tıkanmaya müsait olduğunun ve her seferinde kapitalizmin krizleri aşarak kendini yenilediğinin (<em><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%BCcre_b%C3%B6l%C3%BCnmesi">hücre bölünmesi</a></em>)  farkındalar. Tabii bu döngülerin de kısalmasını (<em><a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=kondratiyef+dalgalar%C4%B1">Kondratief eğrileri</a></em>) ve dünyanın daha da tahrip olmasını sağlıyor; buraya dair bir “sorumluluk” hissedilmiyor (dışsallaştırma), daha doğrusu bu yük herkesin sorumluluğuymuşcasına davranılıyor, kabul ettiriliyor. Böylece her zaman  % 99 bedeli ödüyordu. (<em>Yener beye teşekkür ederiz.</em>)</p>
<p>Piyasa şu haliyle kendi çocukları olan  kanser hücreleri zenginlerin kontrolündedir ve hatta kontrolden çıkmıştır.  Bu yüzden bir kısım hücrenin büyümesi için tüm organizma yok edilmektedir. Sürdürülebilir büyümeden bahsedecek isek ölümden yani bir nihai sondan da bahsetmemiz gereklidir. Bu insan hücresi için geçerli olduğu gibi o hücrelerin toplamı olan insan ve onun kurduğu sosyal düzen içerisindeki tüm organlar içinde geçerlidir. Kısaca sürdürülebilir büyüme<span style="color:#3366ff;"> <em>bir kontrol mekanizması</em></span> ile büyümenin eninde sonunda sonlandırılmasıyla mümkündür.Buna<em><span style="color:#3366ff;"> telomeraz enzimi</span></em> diyoruz.</p>
<p><strong><span style="color:#3366ff;">Telomeraz da neyin nesi?</span></strong></p>
<p>Telomeraz enzimi, somatik hücrelerde az olarak bulunur. Bu yüzden normal bir hücrenin her bölünüşünde, telomer boyu yaklaşık 100 baz çifti kadar kısalır. Telomer kısalması, hücre bölünmesini zamanla durdurur. Esas görevi hücre bölünmesinin kontrol edilmesi ve kontrolsüz büyüme olan kanserin önlenmesidir diyebiliriz.Bunun bedeli de eninde sonunda bu koruma programının kısalarak bir sona varmasıdır. Biz buna yaşlılık-ölüm diyoruz. Böylece kanserden çabuk ölmemiz yerine yaşlanarak ölüyoruz. Fakat görüldüğü gibi her beşeri yapının sonu var. Bu yapı ölüm anımıza kadar bize sürdürülebilir bir büyüme-gelişme-hayatta kalma olanağı sağlıyor.</p>
<p>Söylediğimiz gibi hücrede kontrolsüz ve sınırsız büyüme  kanserdir. Kapitalizm son 50 senede kendi yarattığı kanser hücreleri olan %1 lik zenginler için organizmanın kararlılığını yok etmiştir. Matrix&#8217;in ilk filminde ajan Smith bu olguyu oldukça açık bir şekilde izah eder. Kendisi ilerleyen bölümlerde matrix sisteminin içindeki kanser olacaktır ;</p>
<blockquote><p>Sizinle, bir süredir kafamı meşgul eden bir düşüncemi paylaşmak istiyorum. Bu düşünce aklıma sizin türünüzü sınıflandırmaya çalışırken geldi ve anladım ki sizler aslında memeliler sınıfına dahil değilsiniz. Bu gezegendeki tüm memeliler, yaşadıkları çevre ile içgüdüsel olarak bir denge kuruyorlar. Ama siz insanlar öyle değilsiniz. Bir bölgeye yerleşiyorsunuz ve çoğalıyorsunuz, tüm doğal kaynakları tüketene kadar çoğalıyorsunuz. Canlı kalabilmenizin tek yolu başka bir bölgeye yayılmak. Bu gezegende bu şekilde yaşamını sürdüren bir organizma daha var. Ne olduğunu biliyor musunuz? Kanser. İnsanlar hastalıktır. Bu gezegenin kanserleri. Sizler vebasınız. Ve bizler de bunların ilacıyız.</p>
<p><span id="more-2013"></span>
</p></blockquote>
<p>Şuan piyasaların yapmaya çalıştığıda yukarıdakine benzer hamlelerle domino etkisinden kendilerini kurtarmak. Bunu yaparken bırakınız yapsınlar adlı kontrolsüz büyümenin sonuçlarını anlamlandırmadan bunu gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Yani tıpkı kanser hücreleri gibiler. Büyümeyi sağlamaya çalışıp kendi sonlarını hızlandırmaktan ibaret çözümleri olan bir ekonomik panorama var. Dertleri büyümeyi bir an önce hızlandırmak daha çok ve hızlı büyümek. Oysa daha fazla ve daha hızlı yerine daha nitelikli ve daha kompozit ekonomik üretim sağlanmalı. Böylece sürdürülebilir bir ekonomiden bahsedebiliriz.</p>
<p><strong><span style="color:#3366ff;">Ne gibi bir çözüm?</span></strong></p>
<p>Yeşil enerji çalışmaları buna en iyi örnektir.  Yeşil enerji çabalarını sadece rüzgar,dalga ve güneşle sınırlı tutmayın. <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Craig_Venter">J. Craig Venter</a> ve ekibinin çalışmalarının sentetik genoma sahip alg benzeri canlıları tasarlaması ve bu sentetik canlıların bizim için gelecekte ihtiyacımız olan enerjiyi sağlayıp, oksijen miktarını arttırması söz konusu. Bu konudaki çalışmalar oldukça umut verici. Bu tip çalışmaların teknoloji-ilerlemenin sürdürülebilir bir hayat döngüsüne katkısı sağlayabileceğini düşünüyorum. Tabii ki ” <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gattaca">Gattaca</a> ” gibi senaryolarında hazırda bekletildiği unutulmamalı. Sanırım bu insan iradesinin metafiziksel mutasyonu ile olacak. Ekolojik parçası olduğumuz Dünyamızın, ya kanseri ya da anlamlı bir parçası olacağız. Şimdilik gidişatımız kanser olduğumuzu göstermekte. Fakat oluşturduğumuz kanser hala tedavi edilebilir&#8230;</p>
<p>İlginizi çekebilecek diğer makalem ; <a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2008/11/29/bir-organizma-olarak-kuresel-ekonomin-evrimi/">http://akillitasarim.wordpress.com/2008/11/29/bir-organizma-olarak-kuresel-ekonomin-evrimi/</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/2013/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/2013/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/2013/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/2013/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/akillitasarim.wordpress.com/2013/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/akillitasarim.wordpress.com/2013/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/akillitasarim.wordpress.com/2013/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/akillitasarim.wordpress.com/2013/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/2013/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/2013/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/2013/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/2013/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/2013/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/2013/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=2013&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/11/17/kuresel-kriz-ve-matrixte-telomeraz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/de05edbb36f8e32644a4097990f90a23?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">IDAT</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.bubenimhayatim.com/pics/ajan%20smith.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>RARE EARTH: NADİR YERYÜZÜ</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/11/06/rare-earth-nadir-yeryuzu/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/11/06/rare-earth-nadir-yeryuzu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Nov 2011 13:30:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Astro-Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel Yayın]]></category>
		<category><![CDATA[Evren]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Görsel içerik]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın Başlangıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Holistik Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Olasılıklar]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani ilkeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=1996</guid>
		<description><![CDATA[BBC&#8217;nin muhteşem belgesellerinden Yeryüzü: Gezegenin Gücü ( Earth: The Power of The Planet) adlı serinin  Nadir Yeryüzü (Rare Earth) bölümünün 6 parçalı halinin ilk kısmı. Bu bölüm Yeryüzünde  aşırı karmaşık ve çeşitlilikte yaşamın oluşması için gerekli olağanüstü koşulların neler olduğu ve bunların nasıl olup hem hayatı hemde evrimi düzenlediği ile alakalı. Geri kalan 5 bölümü Medya <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1996&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2011/11/06/rare-earth-nadir-yeryuzu/"><img src="http://img.youtube.com/vi/GhZEuazxkbo/2.jpg" alt="" /></a></span>
<p>BBC&#8217;nin muhteşem belgesellerinden <strong><span style="color:#3366ff;">Yeryüzü</span></strong>:<span style="color:#3366ff;"><strong> Gezegenin Gücü</strong></span> ( <em>Earth: The Power of The Planet</em>) adlı serinin  <span style="color:#3366ff;"><strong>Nadir Yeryüzü</strong></span> (<em>Rare Earth</em>) bölümünün 6 parçalı halinin ilk kısmı. Bu bölüm Yeryüzünde  aşırı karmaşık ve çeşitlilikte yaşamın oluşması için gerekli olağanüstü koşulların neler olduğu ve bunların nasıl olup hem hayatı hemde evrimi düzenlediği ile alakalı. Geri kalan 5 bölümü <a href="http://akillitasarim.wordpress.com/gorseller/">Medya</a> kısmından diğer videolarla birlikte izleyebilirsiniz.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/1996/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/1996/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/1996/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/1996/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/akillitasarim.wordpress.com/1996/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/akillitasarim.wordpress.com/1996/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/akillitasarim.wordpress.com/1996/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/akillitasarim.wordpress.com/1996/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/1996/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/1996/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/1996/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/1996/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/1996/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/1996/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1996&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/11/06/rare-earth-nadir-yeryuzu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/de05edbb36f8e32644a4097990f90a23?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">IDAT</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>TÜM MODELLER YANLIŞTIR VE ONLARSIZ DA YAPABİLDİĞİMİZİ GÖRECEKSİNİZ</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/09/29/tum-modeller-yanlistir-ve-onlarsiz-da-yapabildigimizi-goreceksiniz/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/09/29/tum-modeller-yanlistir-ve-onlarsiz-da-yapabildigimizi-goreceksiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Sep 2011 18:19:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağlar (Networks)]]></category>
		<category><![CDATA[Örgütleme Stratejileri]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi İşlem]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[Evren]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Holistik Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kozmoz]]></category>
		<category><![CDATA[Mutasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Organize Yapılar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Teleoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Russel Wallace]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel Modeller]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[Chris Anderson]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Google]]></category>
		<category><![CDATA[Jaques Derrida]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Şerif]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=1972</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Ajlan ABUDAK Determinizm Newton sonrası akli dünyayı esir aldığından beri, insanoğlu gök bilimsel, sosyolojik ve biyolojik olarak modeller çerçevesinde kozmosu anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmış. Bu pozitivist gelenek tıpkı arabalarda kullanılan Newton/tork ölçümü gibi faydacı pratik alanlarda işe yararlılığını kanıtladıkça, insanların idraklerinde de modellerin hükümdarlığını sağlamlaştırmış. Teknolojinin sağladığı temel kolaylıklar sayesinde de bazı bilim insanları, <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1972&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://verimadeni.files.wordpress.com/2011/09/thinkingmonkey.jpg?w=400&#038;h=305&#038;h=305" alt="" width="400" height="305" /></p>
<p><strong><span style="color:#3366ff;">Mustafa Ajlan ABUDAK</span></strong></p>
<p>Determinizm Newton sonrası akli dünyayı esir aldığından beri, insanoğlu gök bilimsel, sosyolojik ve biyolojik olarak modeller çerçevesinde kozmosu anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmış. Bu pozitivist gelenek tıpkı arabalarda kullanılan Newton/tork ölçümü gibi faydacı pratik alanlarda işe yararlılığını kanıtladıkça, insanların idraklerinde de modellerin hükümdarlığını sağlamlaştırmış. Teknolojinin sağladığı temel kolaylıklar sayesinde de bazı bilim insanları, ister teizmin alanında gayeselci (teleolojik), isterse ateizmin alanında indirgemeci indüksiyon ile yani determinizm farklı biçimleriyle, sosyal siyasal ve bilimsel modelleri insan idrakine dayatmıştır. Bu tahakkümcü idrak anlayışına göre, teorik bir modele dayanmayan düşünce bilimsel olamaz, bilimsel değilse doğru olamaz, doğru değilse sosyolojik olarak uygulanamazdı.</p>
<p>Serdar Kaya&#8217;nın <a href="http://derinsular.com/turkiyenin-laiklik-faciasi/">Türkiye’nin Laiklik Faciası</a> adlı yazısında Serdar Kaya <strong>“<span style="color:#3366ff;">Yüksek Modernizm</span>” </strong>adı verilen bu ideolojik yapılandırılmanın derdinin sadece bilim olmadığınıda açıkça ortaya koyuyor.</p>
<blockquote><p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/James_C._Scott" target="_blank">James C. Scott</a>, 1998 yılında yayınlanan ve şimdiden alanında bir klasik haline gelmiş olan <a href="http://www.idefix.com/kitap/devlet-gibi-gormek-james-c-scott/tanim.asp?sid=MZBXZ09SOG2GNZHQ5AT0" target="_blank">Devlet Gibi Görmek</a> adlı kitabında, “<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/High_modernism" target="_blank">yüksek modernizm</a>” olarak atıfta bulunduğu bir ideolojiden söz eder. Bu ideolojinin temelinde, bilimin insanlığın her sorununu çözeceğine dair bir “iman” vardır. Özellikle 1800 ve 1900′lü yıllarda hakim olan bu düşünce, o dönemde bilim ve endüstride yaşanan (daha önce benzeri görülmemiş çapta) ilerlemelerin neden olduğu aşırı özgüvenin bir sonucudur. Bu yaklaşıma göre, bilim, geçmişin karanlığına bir son verecek ve sadece doğayı değil, insanları ve sosyal alanı dahi olması gereken şekle sokacaktır!</p>
<p>Ancak yüksek modernizm, bilime vurguda bulunmasına rağmen, bilimsellikten uzaktır. Örneğin, eleştiri ya da şüpheye tahammülü yoktur. Bu nedenle, Scott, yüksek modernizmi bir ideoloji ve hatta bir inanç olarak nitelendirir. Dahası, bu ideoloji, doğruyu kendi tekeline aldığı ölçüde totaliterleşir. Bu totaliter algı, yüksek modernist devletleri, geleneksel olan (ve dolayısıyla ilerlemenin önünde bir engel teşkil eden) her türlü kurum ve pratiği ortadan kaldırmaya yöneltir. Geleneksel hayat tarzlarını, ahlaki değerleri ve dünya görüşlerini ortadan kaldırmanın yolu ise, <em>büyük çaplı toplum mühendisliği projeleri</em>dir.</p></blockquote>
<p>Bu ön kabulün getirdiği ağır zihinsel yapılandırmanın şartlandırması altında, aydınlanmadan beri üretilen tüm düşünceler, öncelikli ve zorunlu olarak determinist bir icazet ile kendi meşrutiyetlerini sağlama yoluna gitmiştir. Sosyolojik olarak dinin yerini alması beklenen bir tür değerler dizgesi ve hayat gayesi olarak bilimin, bir araç konumundan bir amaç haline getirilmesine tanık olunuyordu. Bilim bu tarihsel zamandan sonra, sınırlı insan idrakinin tanrılaştırılmasını simgeliyor ve eskinin yasal tahakkümünün yerini alan daha derin başka bir tahakküm şekli oluyordu.  Bilimin artık tek bir amacı vardı; insanı tanrılardan hür kılmak.</p>
<p>Kendine benzeyen tanrıların bir panteonda yaşadığını, ilahi tek bir yaratıcının kendi suretinde şekil verdiğini benimseyen insan, tarih boyunca sürekli antromorphizme hizmet eden bu şuur altıyla bir tür kibir biriktirerek, sonunda hümanizm ile kendine tapmaya başladı.</p>
<p>Antik çağ bize demokrasi ve bilimin temel filizlerini verdiği kadar, insan dramının da tanıklığını bahşeder. Zenon’dan beri paradokslar insan dramının bir parçası. Her soruya verilen cevabın bir başka soruyu beraberinde getirdiği araştırma ve sorgulama şekline bilim dediğimizden beri, paradokslar birer açıklama olduğu kadar birer soru olarak ta insan idraki ile hem oyun oynuyor, hem de onun evreni kavrayışına katkıda buluyorlar. Belki de bu paradokslarımızın en büyüğü bizzat bilimin kendisidir. Çünkü bilim aydınlanma sonrasında, insanı evrenin merkezine koyan dinlerden insanlığı kurtaracaktı. Bunu yaparken rakibinin tahakkümü olarak sunduğu söylemi daha ileri götürerek, insanı her şeyi bilmeye, değiştirmeye ve açıklamaya kadir bir seküler tanrı haline sokarak kendi çıkmazını oluşturdu. Bu çıkmaz son 20 yıldır tam anlamıyla bir kanser gibi bugünkü bilimsel paradigmayı kemirmekte.</p>
<p>Son sarsıcı gelişme geçen hafta Rönesans’ın başladığı İtalya’dan geldi. Bilim dünyası yine yeni yeniden bir şok haberle sarsıldı. Aslında bunun gerçekten büyük bir devrim olduğunu çok az kişi kavrayabilmiş görünüyor. Bu haber bir yapı sökümü başlangıcı  için o kadar önemli ki, yukarıda bahsettiğimiz paradigmanın meşrutiyet kaybının bilimsel bir manifestosu olarak şimdiden tarihe geçti. Neydi bu devrim?</p>
<p><span id="more-1972"></span></p>
<blockquote><p>İtalya&#8217;da Alplerin kolu olan Apenin Dağları&#8217;nın altında bir laboratuvardan 700 kilometre ötedeki diğer laboratuvara fırlatılan nötrinoların hedefe saniyenin milyarda biri kadar önce vardığını hesapladılar. <em>15 bin defa</em> ölçüm yapan bilim adamları sonucun kendilerini şaşırttığını, bu nedenle ABD ve Japonya&#8217;dan başka kuruluşlardan da bağımsız şekilde bu ölçümleri değerlendirmelerini istediklerini açıkladı.</p>
<p>Araştırmacılar o zamana dek bu bulgulara temkinli yaklaştıklarını söylüyor. Albert Einstein’a göre hiçbir şey ışıktan daha hızlı hareket edemez. Ancak doğrulandığı takdirde bu deney, Albert Einstein’ın Özel Görelilik Kuramının bazı kısımlarını tersine çevirebilir, evrenin nasıl işlediğini açıklayan yasalar alt üst olabilir. Tüm modern fizik teorilerinin yeniden gözden geçirilmesini dahi gerektirebilir. <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1064189&amp;CategoryID=81">1</a></p></blockquote>
<p><img title="More..." src="http://verimadeni.wordpress.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p>Bu haber sadece evrenin en büyük sabit değeri olarak kabul edilen ve kendisinden şüphe edilmeyen bir bilginin değişmesi demek değildi. Bu temelden bir değişiklikle tüm mağrur bilginin değişmesi, evrenin ne kadar çok bilinmediğinin açık bir kabulüydü. Artık bilimin çocuğu teknoloji sosyal yapılarımızı,kurumlarımızı, ideolojilerimizi değiştirmekle kalmıyor, bizzat bilimin kendisini de bir yapı sökümüne zorluyordu.</p>
<p>Google hayatımıza girdiğinden beri, bildiğimiz her şeyin değiştiğini görüyoruz. Çünkü en önemli ayrıcalık olan bilgiye erişim, bir ayrıcalıktan en temel insani hak haline geldi. Erişim bir ayrıcalık iken bilgi yukarıda bahsettiğimiz modeller üzerinden insanları kötücül zihinler tarafından kullanılarak endoktrine edebiliyordu. Onların nasıl düşünmesi gerektiğinden tutun, nasıl yemesi, nasıl içmesi, nasıl inanması ve nasıl kendini feda etmesi gerektiği konularında insanları ikna etmek için kitle iletişim araçları ve eğitim yoluyla hayatlara şekil vermek oldukça kolaydı. Ulus devletler sistemi için yararlı hale getirilen son ürünler olan modern insanlar, termit yuvaları olan modern apartmanlarda sistemin armadilloları için protein tarlalarına dönüştürülüyorlardı. Gerçek bir matrix içindeydik ve buna ulus devletler sistemi deniyordu.  Google ve enformasyon devrimi her şeyi değiştirdi ve değiştiriyor. Wired baş editörü Chris ANDERSON’un <a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2011/07/05/teorinin-sonu-veri-madenciligi-bilimsel-metodu-gecersiz-kildiginda/">Teorinin Sonu</a> adlı makalesinde bu model kavramına bilimsel manada bir yapı sökümüne işaret ettiği gibi;</p>
<blockquote><p> Modeller, kozmolojik denklemlerden insan davranışı teorilerine varıncaya değin çevremizi saran dünyayı, her ne kadar mükemmel olmasa da sürekli açıklayabilir görünüyordu. Şimdiden sonra, devasa bollukta veri çağında büyüyen Google gibi şirketler, yanlış modellere yetinmek zorunda değildir. Gerçekten de, bu şirketler modellerle asla yetinmek zorunda değiller.</p>
<p>Herhangi bir anlam bilimsel (semantik)  ya da nedensel analiz gerekliydi. İşte tamda bu yüzden Google diller arasında gerçekten o dilleri ‘’ bilmeden’’ çeviri yapabiliyor. (yeterli eşit veri büyüklüğü sağlandığında Google <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Klingon_dili">Klingon</a> dilinden Farsçaya tıpkı Fransızca ve Almanca arasında çeviri yapabildiği gibi rahatlıkla çeviri yapabilir.) Ve bu yüzdendir ki, reklamlar ve içeriği ile ilgili herhangi bir varsayımı ya da bilgisi olmadan içerik ile reklamı eşleştirebilmektedir.</p>
<p>Oysa bize söylenen şudur; bilimsel metot test edilebilir hipotezlerin çevresinde bina edilir. Bu modeller, genellikle bilim insanlarının zihinlerinde tahayyül edilmiş sistemlerdir. Modeller daha sonra test edilir ve deneyler dünyanın nasıl işlediğine dair teorik modelleri onaylar ya da geçersiz kılar. Bu bilimin yüzlerce yıldır uyguladığı çalışma şeklidir.</p>
<p>Bilim insanları korelasyonun nedensellik olmadığını, X ve Y arasındaki korelasyon (bu tesadüfi olabilir) temel alınarak  hiçbir çıkarımda bulunulamayacağını fark edebilecek şekilde eğitilirler. Bunun yerine bunları birbirine bağlayan alta yatan mekanizmaları anlamak zorundasınız. Bir kez modeliniz olduğunda, veri dizilimini güven içerisinde ilişkilendirebilirsiniz. Bir modeli olmayan veri sadece gürültüdür.</p>
<p>Şimdi daha iyi bir yolumuz var. Petabaytlar şunu söylememize izin veriyorlar: “Korelasyon yeterlidir.” Modeller arayıp durmayı bırakabiliriz. Veriyi ne gösterebileceği ile ilgili hipotezler olmadan analiz edebiliriz. Sayıları dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük bilgi işlem kümeleri içine atabilir ve istatiksel algoritmaların bilimin bulamadığı örüntüleri bulmasına izin verebiliriz.</p>
<p>Fırsat çok büyük: Devasa miktarda yeni veriye erişim ve bunu analiz edebilecek istatiksel araçlarla bu sayıları kırmak, dünyayı anlama yolunda tamamen yeni bir yol sunuyor. Korelasyon nedenselliğin yerini alıyor, ve bilim bundan sonra ilişik modeller, bileşke teoriler ya da herhangi bir mekanik açıklama olmaksızın ilerleyebilecek. <a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2011/07/05/teorinin-sonu-veri-madenciligi-bilimsel-metodu-gecersiz-kildiginda/">2</a></p></blockquote>
<p>Bu açıklama, ışık hızı ile ilgili son bulgularla birlikte,  bize artık modellerin (ideoloji ve paradigmaların) Cemil Meriç‘in eşsiz saptamasıyla insan idraklerine vurulan deli gömlekleri olduğunu göstermekte.</p>
<p>Dünyanın şahit olduğu Arap Devrimi de işte bu korelasyonun itici gücünün dolaylı bir sonucu olabilir.  Arap Devriminin arkasındaki yoğun, karmaşık sosyoekonomik ve dini nedenlerin su yüzüne çıkmasına sebep, artık bilgiye erişebilen gençliğin endoktirine edilmesinin imkânsızlığıdır. Onlara sunulan rol modeller ve onların ideolojik aygıtlarıyla daha fazla sömürülmek istemeyen bir devinimin, enformasyon devrimi ile ortaya çıkması, Chris Anderson’un makalesi bağlamında çok anlamlıdır. Tıpkı bilimsel verilerin giderek modelleri yıkması ve onlara ihtiyaç duymayı bırakması gibi, yeni sosyal düzeninde modelsizliğe dayanması rastlantı değildir. İnsanların birilerinin onlara ne yapması, ne düşünmesi, nasıl yaşaması gerektiğini söylemesinden azat olması ancak bu şekilde mümkün olabilecektir. Mısır’da ve diğer Arap ülkelerinde gençliğin örgütlenmesi ve diktatörleri devirmesinin arkasındaki katalizörün sosyal medya ağları ve Google olması sizce boşuna mı?</p>
<p>Bu süreçte, demokrasinin en anlamlı model olmasının ardındaki yegâne sebeplerden birinin, demokrasinin özündeki modelsizlik olması ise yukarıda değindiğimiz sürecin doğasına dair daha da anlamlı bir mesaj vermekte.</p>
<p>Arap Devrimini asıl başlatan kıvılcım, Cezayirli üniversite mezunu bir meyve satıcısı Muhammed Buazzi’nin intiharına sebep olan sosyoekonomik yıkımdır. Fakat Arap halklarının demokrasi talebinin altında yatan bahsettiğim bu modelsizlik te olabilir mi? Jaques Derrida’nın vefatında önce 2003 yılında Cezayirli münevver Mustafa Şerif ile yaptığı kitaplaştırılan sohbetinde (Islam and the West) söylediği şu önemli saptama bunu doğrulamaktadır.</p>
<blockquote><p>Demokrasinin evrenselliği, evrensel manada bir devlet yönetim şekli olarak uygulanabilmesi, demokrasinin model yoksunu bir model oluşundan kaynaklanmaktadır. Bu sebeple birilerinin hoşnut olduğu bir şekilde paketlenemez ve ihraç edilemez. (s43-44)</p></blockquote>
<p>Google ve enformasyon devrimi bizi geçmişin değerler dizgesi olan modellerden, ideolojilerden, sosyal tahakkümlerden gün be gün azat etmektedir. İnsanlık modernite kavramı ile esir edilmiş idrakleri ve bedenleri ile kapitalizmin bir nesnesi olmaktan sıyrılıp, bir özne konumuna geçmeye başlayarak artık kapitalizmi de şekillendirmektedir. Bu sebeple bireysel ürün üreten ve pazarlayan Apple gibi teknoloji şirketleri Exxon ve GE gibi eskinin konvansiyonel üretiminin yerini almaktadır. Ulus devletler artık giderek daha fazla küresel bir simbiyotik organizmanın ulus çıkarlarından evvel düşünülmesi gerektiğini zımnen kabul etmekte, internetin sağladığı bilgi otobanlarında fikirler bir sınırın tahakkümü olmadan paylaşabilmekte, seyahat edebilmekte ve üretebilmektedir.</p>
<p>Belki de Google araştırma direktörü Peter Norvig, George Box&#8217;un vecizesini güncelleyerek söylediği gibi;</p>
<p>” <em>Tüm modeller yanlıştır ve giderek onlarsızda başarabileceğinizi göreceksiniz.</em> “</p>
<p>Kaynak;</p>
<p>1. Radikal Gazetesi</p>
<p>2. Chris Anderson - <a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2011/07/05/teorinin-sonu-veri-madenciligi-bilimsel-metodu-gecersiz-kildiginda/">Teorinin Sonu</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/1972/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/1972/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/1972/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/1972/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/akillitasarim.wordpress.com/1972/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/akillitasarim.wordpress.com/1972/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/akillitasarim.wordpress.com/1972/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/akillitasarim.wordpress.com/1972/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/1972/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/1972/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/1972/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/1972/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/1972/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/1972/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1972&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/09/29/tum-modeller-yanlistir-ve-onlarsiz-da-yapabildigimizi-goreceksiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/de05edbb36f8e32644a4097990f90a23?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">IDAT</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://verimadeni.files.wordpress.com/2011/09/thinkingmonkey.jpg?w=400&#38;h=305" medium="image" />

		<media:content url="http://verimadeni.wordpress.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" medium="image">
			<media:title type="html">More...</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>BİR BAŞKA DAWKINS YALANI: GENETİK KODUN EVRENSELLİĞİ</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/09/25/bir-baska-dawkins-yalani-genetik-kodun-evrenselligi/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/09/25/bir-baska-dawkins-yalani-genetik-kodun-evrenselligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Sep 2011 13:18:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıllı Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi İşlem]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darwinizm]]></category>
		<category><![CDATA[DNA]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik]]></category>
		<category><![CDATA[Genom]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın Başlangıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Hücre]]></category>
		<category><![CDATA[Moleküler Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Mutasyon]]></category>
		<category><![CDATA[RNA]]></category>
		<category><![CDATA[Teleolojik Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Amino Asitler]]></category>
		<category><![CDATA[Craig Venter]]></category>
		<category><![CDATA[Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[Darwinizm Paradigmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat Ağacı]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın başlangıcı]]></category>
		<category><![CDATA[LUCA]]></category>
		<category><![CDATA[Moleküler Makineler]]></category>
		<category><![CDATA[mRNA]]></category>
		<category><![CDATA[mycoplasma mycoides]]></category>
		<category><![CDATA[Paul Davies]]></category>
		<category><![CDATA[Ribozom]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Dawkins]]></category>
		<category><![CDATA[trytophan]]></category>
		<category><![CDATA[UGA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=1960</guid>
		<description><![CDATA[Çeviren: Mustafa Ajlan ABUDAK En azından en son yayınladığı Kör Saatçi&#8217;den   (1986) beri, Richard Dawkins genetik kodun yeryüzündeki tüm canlılarda ortak olduğunu iddia etmektedir. Bu, Dawkins’in yazdığına göre Darwin’in evrensel hayat ağacının temellerini oluşturan gezegendeki her canlının ‘ortak bir atadan geldiğinin ’ ( 1986, sayfa 270) neredeyse kesin bir kanıtıdır. Daha güncel olarak, Dawkins <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1960&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="hayat ağacı" src="http://www.newscientist.com/data/images/ns/cms/mg20126921.600/mg20126921.600-1_300.jpg" alt="" width="210" height="278" /></p>
<p>Çeviren: <span style="color:#3366ff;"><strong>Mustafa Ajlan ABUDAK</strong></span></p>
<p>En azından en son yayınladığı Kör Saatçi&#8217;den   (1986) beri, Richard Dawkins genetik kodun yeryüzündeki tüm canlılarda ortak olduğunu iddia etmektedir. Bu, Dawkins’in yazdığına göre Darwin’in evrensel hayat ağacının temellerini oluşturan gezegendeki her canlının ‘ortak bir atadan geldiğinin ’ ( 1986, sayfa 270) neredeyse kesin bir kanıtıdır.</p>
<p>Daha güncel olarak, Dawkins bu iddiasını 2009’da yayınladığı en iyi satan listelerine girmiş kitabı Yeryüzündeki En Büyük Gösteri’de tekrarlamıştır. ( s. 409) :</p>
<blockquote><p>… Genetik kod evrenseldir, tüm hayvanlarda, bitkilerde, mantarlarda, bakterilerde, virüsler de benzerdir. 64 harfli sözlükten oluşan,  üç harfli DNA’nın  20 amino aside tercüme edildiği ve ‘burada başla’ ‘burada bitir’ anlamına gelen bir noktalama işaretinin kullanıldığı, yaşam krallığının neresine bakarsanız bakın aynı 64 harfli sözlüğü görebileceğiniz  yegane kod. ( <span style="color:#3366ff;"><strong>bu genellemeyi bozmayacak birkaç çok küçük istisna dışında</strong></span>)</p></blockquote>
<p>Bu son vurgulanan istisna kısmına geleceğiz ama daha önce Dawkins’in genetik kodun neden evrensel olduğunu düşündüğüne bir göz atalım.</p>
<blockquote><p>Sebep ilginçtir. Genetik koddaki herhangi bir mutasyon (içerdiği genlerdeki mutasyonlara kıyasla) sadece bir yerde değil tüm organizmada ani yıkıcı etkilere sahip olabilir. Eğer bu 64 harfli sözlükteki herhangi bir kelimenin anlamı değiştirilecek olursa, bu değişen harf farklı bir amino asit üretecek, buda vücuttaki tüm proteinlerin değişmesi anlamına gelecektir. Sıradan bir mutasyondan farklı olarak bu bir felaketi ifade eder. (2009, s. 409-10)</p></blockquote>
<p>Şimdi de Dawkins iddiasındaki evrenselliği ve kod niçin evrensel olmalı argümanını akılda tutun ve daha sonra buraya bir göz atın;</p>
<p><a href="http://www.ncbi.nlm.nih.gov/Taxonomy/taxonomyhome.html/index.cgi?chapter=cgencodes">The Genetic  Codes</a></p>
<p>Basit bir sayma sorusu: ‘bir ya da iki’ 17’ye eşit midir? Bu sayı bilinen değişik genetik kodların sayısı olarak Ulusal Biyoteknoloji Veri Merkezince (NCBI) derlenmiştir. Herhangi bir ölçüme göre, Dawkins elde edilen sayının onda birine bile yaklaşamamış durumdadır.</p>
<p>‘Bir ya da iki’ bu yüzden bir yalan, sadece doğru değil demek ‘</p>
<p>‘Bir, İki, ya da On yedi, Kimin umurunda- Bunlar sadece küçük farklar! ‘</p>
<p><span id="more-1960"></span></p>
<p>Bu yukarıda verdiğimiz alıntıyı, Dawkins’in NCBI derlemesine karşı vereceği yanıt olarak hayal ediyoruz.  Bu sebeple, Dawkins ve genom gurusu J. Craig Venter arasında geçen ay gerçekleşen <a href="http://thesciencenetwork.org/programs/the-great-debate-what-is-life/what-is-life-panel">Arizona Devlet Üniversitesindeki bilim forumunda gerçekleşen sürükleyici konuşmayı</a> izlemek bilgilendirici olabilir.</p>
<p>Bu forumdaki soru ‘Hayat nedir?’ di. Panele katılanların çoğu Yeryüzündeki tüm organizmaların bir hayat türünden- basit bir örneğini- temsil ettiği konusunda hem fikirdi. Çünkü tüm organizmalar en son evrensel ortak atanın (<strong><span style="color:#3366ff;">LUCA-last universal common ancestor</span></strong>) soyundan geliyordu. NASA ‘da Mars ve diğer gezegenler ve uydularını keşfederek Yeryüzündeki hayat örneğine benzemeyen ikinci bir hayat örneği arayan bilim insanı Chris Mckay dediği gibi; birin bir örneği ( a sample of one) problemi kuvvetli bir motivasyondur.</p>
<p>Venter (9.dakikadan itibaren) fark edilebilir bir şekilde aynı fikirde değildi. ‘ Bu gezegende tek bir hayat şekli olduğu konusunda burada bulunan meslektaşlarım kadar iyimser değilim. Birçok farklı metabolizmaya, farklı organizmalara sahibiz. Sahip olduğumuz pH 12 tabanlı hayat şekline, eğer sizi içine atarsak, ve derinizi eritiyorsa aynı hayat şekli olarak isimlendirmezdim. (Venter bunu sağında oturan fizikçi Paul Davies dönerek söyledi)</p>
<p>Öyleyse, ben aynı genetik koda sahibim. der Paul Davies, bizim ortak bir atamız olacak diye ekledi.</p>
<p>Aynı genetik kodunuz olmayacak’ diye yanıtladı Venter. ‘ Gerçekte, <em>Mycoplasmalar</em> ( Venter ve takımının sentetik genomu oluştururken kullandığı bir grup bakteri türü) hücrelerinizde çalışmayacak farklı bir genetik kod kullanıyorlar. Bu konuda çok fazla değişiklikleri var…’</p>
<p>İşte burada Davies bir parça endişelenmeye başladı ve Venter&#8217;in sözünü keserek: ‘Fakat siz <em>Mycoplasma</em>’nın benden farklı bir hayat ağacına ait olduğu gibi bir şey söylemiyorsunuz öyle değil mi?</p>
<p><span class="Apple-style-span" style="color:#3366ff;"><strong>Bir Hayat Ağacı Yok!</strong></span></p>
<p><strong> </strong>Venter’in bir sonraki gerçekten sarsıcı ifadesine gelmeden önce, Mycoplazma’nın niçin insan genlerinde çalışmayacağının görsel bir özetini verelim;</p>
<p style="text-align:center;"> <img class="aligncenter" src="http://www.evolutionnews.org/Mycoplasma%20for%20Venter%20post.JPG" alt="" width="655" height="311" /></p>
<p>İnsan hücrelerinde, UGA kodonu bir açık okuma şeridi sonunda ‘dur’ anlamına gelir. Ribozom adlı proteinleri oluşturan moleküler makine, bir insan hücresinin mesajcı RNA’sında UGA ile karşılaşırsa, çeviri işlemini durdurur.</p>
<p><strong> </strong>Bu <em>Mycoplasma</em> için ise geçerli değildir. UGA kodu trytophan adlı bir amino asidi kodlar. Bir mRNA dizgesinde UGA ile karşılaşınca ribozom trytophan kodlar ve çeviri işine <em>Mycoplasmanın</em> dur emrini içeren kodonlarına gelinceye değin kaldığı yerden devam eder. İnsan ve <em>Mycoplasma</em> hücreleri DNA’larını aynı şekilde okumamaktadırlar.</p>
<p>Bu sebeple Venter <em>Mycoplasma</em> kodu ‘ hücrelerinde çalışmaz’ demektedir. Gerçekten de, bu sav <em>Mycoplasma</em>’yı evrensel kod adı verilen dış genlere maruz bırakarak, ribozomdan işleyen ürünler elde edilip edilemeyeceğine bakılıp test edilebilir.</p>
<p>Öyleyse şimdi Venter Davies&#8217;e nasıl bir cevap vermiş videoya dönelim;</p>
<p><em>Hayat ağacı şimdiki verileri açıklamayan eski bilimsel çalışmaların bir ürünüdür. Hayat ağacı diye bir şey yoktur&#8230;</em></p>
<p><span style="color:#3366ff;"> <strong>Dawkins şaşkına döndüğünde.</strong></span></p>
<p>Videoyu 11:23 kadar ileri alın, moderatör Roger Bingham mikrofonu Dawkins&#8217;e uzatır;</p>
<p>Craig&#8217;in hayat ağacının bir masal olduğu yolundaki sözlerine karşı şakınım’ şeklinde yanıtlar Dawkins;</p>
<p>Söylemek istediğim… daha önce incelenmiş tüm yaratıkların DNA kodu tamamen benzerdir.</p>
<p>Venter forumda sadece <em>Mycoplasma</em>’nın DNA’larını okurken diğer organizmalara göre farklı bir kurallar dizgesi kullandığını anlattı. Fakat Dawkins yılmamıştı;</p>
<p>Ventere’a  dönerek ‘ elbette bu hepsinin birbiriyle alakalı olduğu anlamına geliyor öyle değil mi? diye sorar.</p>
<p>Video’dan anlayabildiğimiz kadarıyla Venter’in buna verdiği tepki sadece gülümsemekten ibarettir.</p>
<p><span style="color:#3366ff;"><strong>Video</strong></span>- <a href="http://thesciencenetwork.org/programs/the-great-debate-what-is-life/what-is-life-panel">http://thesciencenetwork.org/programs/the-great-debate-what-is-life/what-is-life-panel</a></p>
<p><strong><span style="color:#3366ff;">Kaynak</span></strong>- <a href="http://www.evolutionnews.org/2011/03/venter_vs_dawkins_on_the_tree_044681.html">http://www.evolutionnews.org/2011/03/venter_vs_dawkins_on_the_tree_044681.html</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/1960/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/1960/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/1960/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/1960/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/akillitasarim.wordpress.com/1960/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/akillitasarim.wordpress.com/1960/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/akillitasarim.wordpress.com/1960/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/akillitasarim.wordpress.com/1960/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/1960/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/1960/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/1960/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/1960/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/1960/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/1960/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1960&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/09/25/bir-baska-dawkins-yalani-genetik-kodun-evrenselligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/de05edbb36f8e32644a4097990f90a23?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">IDAT</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.newscientist.com/data/images/ns/cms/mg20126921.600/mg20126921.600-1_300.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">hayat ağacı</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.evolutionnews.org/Mycoplasma%20for%20Venter%20post.JPG" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>MİLİTAN ATEİZMİN DERİN SORUNLARI</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/09/21/militan-ateizmin-derin-sorunlari/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/09/21/militan-ateizmin-derin-sorunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Sep 2011 16:32:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıllı Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Darwinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoks Kalıp]]></category>
		<category><![CDATA[Teleolojik Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Alain de Botton]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Dawkins]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Ateizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=1950</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Ajlan ABUDAK Bu güncede yazılarımın büyük çoğunluğu evrim ve onun hayatımıza yansımaları üzerine oluyor. Savunduğum gayesel (teleolojik ) evrim kısaca evrimin ilk canlı hücreden insana değin belirli bir amaç doğrultusunda yönlendirildiğidir. Bu amacı da maddeden akıl edebilen bir canlı var etmek şeklinde kısaca özetleyebilirim. Biliyorsunuz ki, evrim konusu popüler medyada daha çok bazı uzmanların <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1950&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://static.guim.co.uk/sys-images/Guardian/Pix/pictures/2009/9/14/1252951683219/dawkins-illo-001.jpg" alt="" width="460" height="276" /></p>
<p><strong><span style="color:#3366ff;">Mustafa Ajlan ABUDAK</span></strong></p>
<p>Bu güncede yazılarımın büyük çoğunluğu evrim ve onun hayatımıza yansımaları üzerine oluyor. Savunduğum gayesel (teleolojik ) evrim kısaca evrimin ilk canlı hücreden insana değin belirli bir amaç doğrultusunda yönlendirildiğidir. Bu amacı da maddeden akıl edebilen bir canlı var etmek şeklinde kısaca özetleyebilirim.</p>
<p>Biliyorsunuz ki, evrim konusu popüler medyada daha çok bazı <em>uzmanların</em> ezbere ve ideolojik tartışmalarına sahne olur. Bu tartışmalarda genelde güzide basınımızda evrimin bir başka kanıtı vs vs. şeklinde yapılagelen haberlerin ardından patlak verir. Sonra bu tartışmalar durulur, herkes dezenformasyonuna devam eder. Bu tür tartışmalar ülkemizde genelde utangaç ateistler ve din soslu yaratılışçılar arasında cereyan eder. Birbirlerinin amansız düşmanı olan bu iki ideolojik kamp, evrimi ideolojilerinin doğrudan ispatı için kullanmaktan asla çekinmez. Pozitivist bir determinizm naaşını kaldıralı çok olsa, ideolojiler hala bilim tarafından takdis edilmedikçe modern paradigmalar haline gelemezler. Bu sebeple bilim bir araç konumundan amaç konumuna indirgenerek temelde sınıfsal çatışmanın çekirdeğini oluşturan bir akide halini alır. Elbette bir kitlesel hipnoz enstrümanı olan medya, gücü o an elinde bulunduran hizibin (<em> 1900 öncesi ruhbanlar sonrası pozitivistler</em>)  amacına hizmet ederek, kabul edilmesinin ilahi ya da doğa yasalarınca tahakküm edilmiş akideleri toplumun bilinçaltı ve üstüne enjekte etmekle yükümlüdür. Geri kalan biçimsel yapılandırmayı <em>eğitim</em> şemsiyesi altında laik ya da teokratik tahakkümlü devlet layıkıyla yapmaktadır.</p>
<p>Bu oldukça sadeleştirilmiş giriş kısmından sonra, evrim ile ilgilenenlere bu yukardakilerden başka bir algılayışında eldeki verilere göre mümkün olabileceğini göstermek adına bu günceyi oluşturdum. Bu konudaki detaylandırılmış düşüncelerimi <a href="http://akillitasarim.wordpress.com/blog-amac/">Blog Amaç</a> kısmından okuyabilirsiniz.</p>
<p>Gelelim militan ateizm sorunsalına. Güncemde militan ateizmin günümüzdeki en ateşli savunucuları olan Richard Dawkins ve Daniel Dennett düşünceleri ve önemli kabul edilen eserleri hakkında <a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2007/05/30/kor-saatci-uzerine-elestiri-paradigmanin-esaretindeki-bilime-bir-bakis/">bir makale</a> yayınlamıştım. Ayrıca ateist retoriğinin nasıl bir felsefi patinaj (totoloji)  içerisinde bulunduğunu ileri sürdüğüm diğer bir kısa <a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2010/10/18/yeni-ateist-retorigi-uzerine/">makale</a> ile ateizm konusuna değinmiştim.</p>
<p>Bu makalelerde yüzeysel kalan bazı imalarımın geçen hafta Radikal gazetesinde Ezgi Başaran Hanımın gerçekleştirdiği bir söyleşi içerisinde İngiliz ateist düşünür Alain de Botton tarafından dürüstçe açıklandığına şahit oldum. Daha önce İngiliz Guardian gazetesinde (haberin çıktığı gazetenin adı ile Dawkins’in görevinin uyumu da oldukça ilginç geldi.) Dawkins ve diğer militan ateizm şövalyelerinin yeniden silahlarını kuşandığı haberi ile bu röportajın bağlamı bu yazıyı yazmamı sağladı. Şimdi ilk olarak şövalye Dawkins ve arkadaşlarının haykırışlarına kulak kabartalım&#8230;</p>
<p><span id="more-1950"></span></p>
<blockquote><p><a href="http://www.radikal.com.tr/index/Ingiltere">İngiltere</a>&#8216;de aralarında Sir David Attenborough ve Richard Dawkins&#8217;in de bulunduğu önde gelen bilimadamları, hükümeti okullarda &#8220;yaratılışçılık&#8221; görüşünün öğretilmesine ilişkin kuralları sıkılaştırmaya çağırdı.</p>
<p><a href="http://www.radikal.com.tr/index/Guardian">Guardian</a> gazetesine göre bilim insanları &#8220;dini anlamda aşırı tutucu&#8221; çevreleri kamu fonlarıyla desteklenen okullarda bu görüşü bilimsel teoriymiş gibi tanıtmakla suçluyor. 30 kadar bilim adamının açıklamasında, &#8220;yaratılışçılık&#8221; ve &#8220;akıllı tasarım&#8221; gibi öğretilerin bilim dersi kapsamında olsun, olmasın öğretilmesinin kabul edilemeyeceğini belirtiliyor.</p>
<p>Açıklamada &#8220;Truth in Science&#8221; ve &#8220;Creation Ministries International&#8221; adlı iki kuruluşun <a href="http://www.radikal.com.tr/index/Ingiltere">İngiltere</a>&#8216;yi dolaşarak kendilerini bilim insanı gibi tanıtıp yaratılışçı görüşlerini bilim diye anlattıkları&#8221; söyleniyor. Bu anlayışlar, Dünya&#8217;daki canlıların evrim süreciyle değil zeki ve bilinçli bir varlık tarafından yaratıldığını savunuyor.</p>
<p>Richard Dawkins ay başında evrim teorisinin çocuklara beş yaşından itibaren öğretilmesi gerektiğini savunmuş, hatta evrimin bir olgu olduğunu teori olarak adlandırılmaması gerektiğini dile getirmişti.  <a href="http://www.radikal.com.tr/index/Ingiltere">İngiltere</a>&#8216;de ne kadar okulda yaratılışçılığın öğretildiğine ilişkin belli bir veri bulunmuyor.  Ancak Eğitim Bakanlığı, tüm okullların geniş ve dengeli bir eğitim öğretim müfredatı izlemesi gerektiğini, ancak yaratılışçılığın bilimsel bir olgu gibi öğretilemeyeceğini bildirdi.  2009 yılında Ipsos Mori şirketinin yaptığı bir araştırma <a href="http://www.radikal.com.tr/index/Ingiltere">İngiltere</a>&#8216;de yetişkinlerin yarıdan fazlasının &#8220;akıllı tasarım&#8221; ve &#8220;yaratılışçılık&#8221; kavramlarının bilim derslerinde evrimle yan yana öğretilmesi gerektiğine inandığını göstermişti.  <a href="http://www.radikal.com.tr/index/Guardian">Guardian</a>aktardığına göre bu oran, <a href="http://www.radikal.com.tr/index/ABD">ABD</a>&#8216;dekilerden dahi yüksek.</p></blockquote>
<p><a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1063780&amp;CategoryID=79">http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1063780&amp;CategoryID=79</a></p>
<p>Şimdi haberimizdeki bilgileri inceleyelim. İlk önce Dawkins ve diğer şövalyelerin rahatsızlıklarının çok ciddi boyutta olduğunu anlıyoruz. Şövalyelerin isteklerini şöyle sıralayabiliriz; özgür düşüncenin anavatanı olmakla övünen İngiltere gibi bir diyarda, bazı farklı evrimsel düşüncelere sahip ya da anti evrimci olan kişilerin çabalarının sansürlenmesi (sıkılaştırma diye geçiyor.) ve çocuklara natüralist evrimin 5 yaşından itibaren anlatılarak beyin yıkama operasyonunun ağaç yaşken başlaması salık verilmiş. Ayrıca tüm natüralist tahakküme ve propagandaya rağmen, İngiltere gibi okumuş aydınlanmış ABD gibi muslukçu Joe’lardan oluşmadığı varsayılan bir ülkede, bu farklı düşüncelere verilen desteğin araştırma sonuçlarına yansıması ateist militanları epey üzmüş.</p>
<p>Şövalyelerin bu demokratik toplumda bile düşünceye tahakküm koyma çabasını bilim adına sergilemesi, durumun ateizm için vahametini ortaya koymak için yeterli. Fakat bu son haykırış, belki de çaresizlikten yapılmış olabilir. Çünkü İngiltere gibi bir toplumda bu tarz elitisyen-jakoben toplum mühendisliği çabaları genelde ters teper. Oysa bizim gibi ülkelerde bu tip ideolojik sansür devlet politikasıdır. Üniversitelerin resmi görevidir. Genel kabule biat etmezseniz dışarıda <em>tenure</em> alamazsınız ülkemde de <em>prof</em> olamazsınız. (Guillermo Gonzalez vakasını dileyenler inceleyebilirler.)</p>
<p>Şimdi bir başka ateistin yukarıda açıkladığımız hezeyanlarla ilgili düşüncelerine bakalım. Alain de Botton militan ateizm analizindeki hemen her cümlesine katılıyorum. Özellikle yapıt-amaç ilişkisine değinirken teleolojik evrim içinde bir açıklama getiriyor aslında. Bu analiz üstüne pek fazla bir şey söylenmesini gerekli değil. Bu sebeple söyleşinin tam metnini okuyalım;</p>
<blockquote><p><strong>Fanatik ateizmin aşılması gerekli</strong></p>
<p>Niye?</p>
<p>Kitapları dünyanın her yerinde çok satan popüler ıngiliz düşünür Alain de Botton son olarak ‘Ateistler İçin Din’i yazdı. Dünyada ilk kez Türkiye’de, Sel Yayıncılık’tan çıktı. ınanmayanların dinden nasıl faydalanabileceğini, biraz insanların dinin organize ettiği iç dünyalarını hangi sistematik yöntemlerle ikame edebileceğini sorguluyor.</p>
<p><strong>Ailenizin Tanrı ve dinle olan ilişkisini nasıl tanımlarsınız?</strong><strong> </strong><br />
Tamamen sekülerdiler. Hiçbir şeye inanmaz, inanan herkesi de komik bulurlardı. Böyle insanlar onlara göre yeterince modern değildi. Bu tabii darkafalılık. Aptalca.</p>
<p><strong>Kitapta onlardan etkilendiğinizi, bu yüzden 20’li yaşlarınızda inanç krizi yaşadığınızı anlatıyorsunuz.</strong><strong> </strong><br />
Geleneksel hikâye şöyledir: ınanmayan bir adam, bir anda fark eder ki aslında çok inançlıdır. Benim başıma gelen kesinlikle bu değildi. Hayatımda hiç ruhani bir yoksunluk hissetmedim, hiçbir zaman bir Tanrı’nın olduğuna inanmadım. Benimki daha çok şöyleydi: Dinlerin sunduğu fikirlere inanmak benim için imkânsız olmasına rağmen dinlerin aktiviteleri ilgimi çekmeye başlamıştı.</p>
<p><strong>Ailenizin katı ateist olması nedeniyle yetiştirildiğiniz ortamla ilgili pişmanlıklarınız var mı?</strong><strong> </strong><br />
Çok değil ama açıkçası Richard Dawkins’in bir versiyonu babayla büyüdüm, o yüzden hatalar yapıldı.</p>
<p><strong>Siz çocuklarınızı nasıl yetiştiriyorsunuz?</strong><strong> </strong><br />
Dikkatle. Geçen yıl Noel’i kutlamak istediler. Çünkü evde bir çam ağacı olmasını istiyorlardı. Ben de çam ağacının Noel’le ilgisini olmadığını anlattım. Sonra da Noel’de aslında gerçekten ne kutlandığını. “Gerçekten bunu kutlamak isteyen insanlar var ama biz onlardan değiliz. Ama yine de isterseniz, bir çaresine bakarız” dedim.</p>
<p><strong>İngiltere niye ateistlerin en rahat ettikleri ülke?</strong><strong> </strong><br />
Ateizm ve agnostiklik Fransa, ıtalya ve Almanya’da da çok yaygın. ıngiltere’nin özel durumu şu: Bu ülke bazı çok güçlü ve saldırgan din düşmanlarının doğduğu yer. Belki bir psikanalist bu hali şöyle yorumlayabilir: “Bu adamlar din karşıtı olduklarını bu kadar bağırıyorlar çünkü kendi içlerinde çözemedikleri bir şey var. Ve belki olmak istemedikleri kadar dindarlar.” Dawkins’in “Tanrı saçmadır” deyip durması sence de biraz tuhaf değil mi? İnanmıyorsundur ama inananlarla dalga geçmenin manası yok.</p>
<p><strong>Böyle kibirli olmak ateistler için bir marka tescili değil mi?</strong><strong> </strong><br />
Haklısın. Ateizmle ilgili zımni bir sınıf meselesi de var. Ama kimse “Tanrı’ya inanan kesim eğitimsizdir ve inançlı olmayanların tamamı iyi eğitimlidir” diyemez. Ama bir tür ateist var ki, büyük bir gururla dolaşır, bilimle ilgili müthiş bilgiler verirler. Bir davette herhangi bir dindar insanın keyfini kaçırırlar. Onlara münakaşacı ateistler diyorum, çünkü dindarların inançlarına karşı bir tür ‘haçlı seferi’ düzenliyorlar. Onları fanatik olmakla eleştirdiğinizde de “Hiç iki uçağı binalara doğru sürüp patlatan ateist gördünüz mü? Ateistler mi fanatik, dindarlar mı?” derler. O anda kendinizi saçmasapan bir tartışmanın içinde bulursunuz.</p>
<p><strong>Kendinizi Christopher Hitchens, Sam Harris veya Dawkins’le karşılaştırdığınızda siz ılımlı ateist mi oluyorsunuz?</strong><strong> </strong><br />
Evet, çünkü ben bir ileri aşamaya geçmek istiyorum. Erken dönem fanatik ateizmden ilerlememiz gerekiyor. Ben de Tanrı kavramını reddediyorum ama ateizm sadece bundan ibaret olamaz. Bu çok sıkıcı. Diyelim ki; kimse Tanrı’ya inanmıyor, şimdi ne olacak? ışte bu benim başlangıç noktam, yani bir adım sonrasını düşünmek. Bana kalırsa birçok insan ‘soft ateist’… Yani Tanrı’ya inanmıyorlar ve şimdi ne yapacaklarını çözmeye çalışıyorlar.</p>
<p><strong>41 yaşındasınız. Bugüne kadar inançsız olduğunuz için bir şey kaybettiniz mi?</strong><strong> </strong><br />
Hayır, hiç. Samimiyetle söylüyorum; yukarıda bir gücün var olduğunu reddettiğim için içsel olarak hiçbir eksiklik hissetmedim. Ama… Ki bu büyük bir ama… Dinler çok ilgimi çekiyor. Hiçbir zaman organize dinler kötüdür, bireysel ruhanilik ya da ibadet iyidir demedim. Evet organize dinlerin insanlığa büyük zararı dokunmuştur ama bir tutam Kabalah, bir tutam Budizm harmanlayıp bir mumla ibadete de karşıyım.</p>
<p><strong>Şöyle sorayım öyleyse: Din, modern seküler toplumlarda nüfuzunu yitirdiği için insanlığın hangi ihtiyaçları karşılanmıyor?</strong><strong> </strong><br />
Bir adım geri git ve şunu sor: Dinlerin görevi nedir? ınsanların iç dünyalarını organize etmek. O iç dünya ki, ne pahalı şeyler alarak ne de statüyle tatmin olur. Modern toplumların insanlığın iç dünyasına en çok dokunduğu nokta belki sanat eserleri olabilir, onun dışında ne var?</p>
<p><strong>Yani hayatın anlamı nedir sorusuna cevap mı kalmıyor dinler olmazsa?</strong><strong> </strong><br />
Halbuki öyle olmayabilir. Bazı insanların hayatından dini çekip alırsanız bir kılavuz noksanlığı ortaya çıkar. Din denilen şey, iç dünyanın eğitim sistemidir. O yok olunca neye değer vereceğimiz, diğer insanlara nasıl davranacağımız konuları içimizde çukurlar oluşturur. Bu çukurları doldurmak için din kadar sistematik bir yöntem geliştiremedik. O yüzden dinler hâlâ var ve etkili.</p>
<p><strong>Peki insanların başkalarına yardım eden altruistik bir yanı, çocuklarını iyi yetiştirme özelliği doğasında yok mu, illa bir sistematik kurallar dizini mi gerekiyor?</strong><strong> </strong><br />
Elbette hepimizin muhteşem spontan tepkileri vardır hayata karşı. Ama eğer bu spontan iyilikler desteklenmezse hafızalarımızda tutunamaz. Bir çocuğun ilk kez kafasını kaldırıp gökyüzüne baktığı ve çok etkilendiği o an kıymetlidir. Dünyanın ne kadar büyük ve güzel olduğunu fark eder. Peki biz yetişkinler bunu ne kadar yapıyoruz? Halbuki dinler sana bazı içsel görevlerini yapmayı hatırlatır, hatta emreder. ıçimizdeki doğal değerler desteklenmeli.</p>
<p><strong>Kitabınızda bunun bir Tanrı inancı olmadan nasıl mümkün olacağını anlatıyorsunuz ve seküler azizlerden, seküler tapınaklardan söz ediyorsunuz. Fransız Devrimi’nden sonra Jacques Louis David de önerdi ama karşılık bulamadı. Neden?</strong><strong> </strong><br />
Bence David’in fikirlerinin karşılık bulamamasının sebebi bir dizi kazadır, yoksa pekâlâ tutabilirdi. O dönemde bazı kültür adamları dine karşı ciddi fikirler üretiyordu. En önemlisi kültürün ayetlerin yerini alabileceğiydi. Fakat bunun nasıl mümkün olabileceğini anlatmıyorlardı. Kitabımda biraz buna kafa yordum ve dinlerin neden etkili olduğunu anlamaya çalıştım. Takvimler, sanat eserleri, mimari gibi destekleyici unsurlar gerek. Sence neden insanlar hâlâ kutsal kitapları okur? Bugüne kadar iç dünyayla ilgili daha iyi kitap yazılmamış olabilir mi? Proust, Dante bunu başaramamış olabilir mi?</p>
<p><strong>Nedir peki?</strong><strong> </strong><br />
Sebep şu: Modern kitaplar bir dini metin gibi, hayatımızı değiştirecek beklentisiyle okunmazlar.</p>
<p><strong>Pratik olarak bana bir seküler tapınak tarif eder misiniz?</strong><strong> </strong><br />
Bir dini mekâna girdiğini hayal et. Bir katedrale yahut Sultanahmet Camii’ne. Hayran kalırsın ve neden artık böyle etkileyici, içimizi titreten binalar yapamıyoruz diye sorgularsın. Halbuki önce şu soruyu sorman gerekir: Bu dini mekânların amacı nedir? Cevap: Tanrı fikrini göklere çıkarmak. Ama bir ateistin, Tanrı’ya inanmıyor diye, göklere çıkarmak isteyeceği hiçbir değer ya da fikir yoktur denemez. Diyelim ki; annelerin çocuk sevgisini övmek istiyorsun, bir mimara gidip ‘Bana tek görevi içine giren insanlarda şefkat duygusu yaratmak olan bir bina inşa et’ dersin. ıyi bir mimar böyle bir fikri bir binaya tercüme edebilir. Böyle bir bina seküler bir tapınaktır. Tapınak insanlarda bir fikir uyandırmak için yapılır, genel olarak bu Tanrı fikridir ama illa böyle olmak zorunda değil.</p>
<p><strong>Dinin belirli ideolojilerle ikame edildiğini tarih boyunca gördük. Karl Marx denedi örneğin… Sizin önerdiğiniz ikame neden farklı?</strong><strong> </strong></p>
<p><strong></strong><br />
Ben yeni bir din ya da ideoloji önermiyorum. Demek istediğim inançsız kişilerin dinin ruhanilik dışında kalan kısımlarından öğreneceği şeyler var. Marx konusuna gelirsek… Doğu Almanya’da ateistik bir dinin yaratılmaya çalışıldığı doğru ve sonuç felaket oldu. Çünkü yanlış bir motivasyonla yapılmıştı. Örneğin Noel’i Aile ve Ev günü olarak değiştirmeye çalışmışlardı. Fabrikalara gidip neredeyse traktörlere tapınıyorlardı. Bir örnek daha; Avustralya’da Pardon Günü diye bir şey var. ısmi bile komik. Beyazların Aborjinlere yaptıkları nedeniyle özür diledikleri günmüş. Evet, böyle bir gün anılmalı ama daha estetik biçimde. Takvimleri sekülerleştirirken düşülen en büyük hata işte bu estetik sorunu. Halbuki dinler dönemin en önemli kültürel koreograflarından yardım alarak bir stille o takvimleri yaratmıştır. Böyle saçma şeylerle ıngiltere’de sıklıkla karşılaşıyorum.</p>
<p><strong>Ne gibi?</strong><strong> </strong><br />
Hümanist duacılar adlı kişiler var. Bizim katedrallerimiz üniversitelerdir derler. Geçenlerde seküler bir arkadaşım evlendi ve nikâhına bu duacılardan birini çağırdı. Kaba olmak istemiyorum çünkü son derece iyi kadındı ama ortalama bir rahip onun 10 katı daha iyi iş çıkarırdı. Bizim hümanist duacı inşaat işçilerinin giydiğine benzeyen turuncu bir tulum giymişti, önce gözlüğünü kaybetti, sonra etrafı dağıttı. Yani her şey bir felaketti. Bir sürü ateist hâlâ kilisede evlenir çünkü her şey daha organize ve estetiktir. Ateistler bunun farkına varsa iyi olur.</p>
<p><strong>İngiliz filozof Grayling de ‘Seküler ıncil’ diye kitap yayımladı, iyi insan olmanın Tanrısız kitabı gibi&#8230; şimdi siz ‘Ateistler ıçin Din’i yazdınız. Size ıngiltere’de bir şeyler mi oluyor?</strong><strong> </strong><br />
Bir kısım ateist düşünürün dine saldırmaktan vazgeçerek entelektüel cimnastik yapmaya başladığını söyleyebilirim. Biz şu anda din kadar etkili ama içinde ruhani olayların geçmediği ne gibi birikimler ortaya koyabiliriz, onu tartıyoruz. Bunun için de inananlara gülmek aşamasını bırakmak gerekiyordu.</p>
<p><strong>Fransız ekonomist Attali “Gelecek, lego dinlerin olacak’ diyordu. Karma ve kişiye özel dinlerin doğacağını söylüyordu. Sizce?</strong><strong> </strong><br />
Bence önümüzdeki 50 yılda tektanrılı dinler devam edecek. Ama seküler hayatlara dinlerin kullandığı birçok ritüel nüfuz edecek.</p>
<p><strong>Laik devletler insanların inanç sistemini etkilemedi</strong></p>
<p><strong>Laik devletler insanların inanç sistemini nasıl etkiledi?</strong><strong> </strong><br />
Hiç. Ben aydınlanmanın bir evladıyım ve kesin olarak devletin dinle ilişkisi olmaması gerektiğini düşünüyorum. Devlet inançlara karşı kör olmalı, hiçbir kararını kişilerin inançlarına göre vermemeli, öyle şekillenmemeli. Bu demek değil ki laik devletlerin vatandaşları dindar olamaz. 19. yüzyılda İngiltere’de devlete göre ‘yanlış dinin inancını’ taşıyorsanız, üniversiteden mahrum kalırdınız. Uygarlığın<br />
en büyük başarılarından biri laikliktir.</p>
<p><strong>Sizce inanmayanlara da dindar insanlara gösterilen hassasiyet gösterilmeli mi? Ateizm bir tür din gibi sert eleştirilerden ari tutulmamalı mı?</strong><strong> </strong><br />
Ben daha çok herkes her şeyi eleştirebilir noktasındayım. Çünkü aslında eleştirilen şey ne kutsal kitaplar, ne de bazılarının kutsal saydığı veya saymadığı kişilerdir. Eleştirilen, insanların “Hayatın anlamı nedir” sorusuna verdiği cevaptır. Ve bunların eleştirilebiliyor olması da bir uygarlık belirtisidir.</p></blockquote>
<p><a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;ArticleID=1063759&amp;Yazar=EZG%DD%20BA%DEARAN&amp;Date=19.09.2011&amp;CategoryID=96">http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;ArticleID=1063759&amp;Yazar=EZG%DD%20BA%DEARAN&amp;Date=19.09.2011&amp;CategoryID=96</a></p>
<p>Ne dersiniz kitabı alıp okumalı ve ezbere yaşamlarımızdan biraz sıyrılmalıyız öyle değil mi?</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/1950/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/1950/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/1950/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/1950/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/akillitasarim.wordpress.com/1950/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/akillitasarim.wordpress.com/1950/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/akillitasarim.wordpress.com/1950/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/akillitasarim.wordpress.com/1950/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/1950/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/1950/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/1950/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/1950/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/1950/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/1950/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1950&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/09/21/militan-ateizmin-derin-sorunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/de05edbb36f8e32644a4097990f90a23?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">IDAT</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://static.guim.co.uk/sys-images/Guardian/Pix/pictures/2009/9/14/1252951683219/dawkins-illo-001.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>SAYILARLA DOĞA</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/07/28/sayilarla-doga/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/07/28/sayilarla-doga/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jul 2011 22:43:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıllı Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Görsel içerik]]></category>
		<category><![CDATA[Olasılıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Rassal Sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[Teleolojik Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Yönlendirilmiş Sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[organizasyona yönelik evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Organize Yapılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=1945</guid>
		<description><![CDATA[<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1945&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2011/07/28/sayilarla-doga/"><img src="http://img.youtube.com/vi/kkGeOWYOFoA/2.jpg" alt="" /></a></span>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/1945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/1945/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/1945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/1945/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/akillitasarim.wordpress.com/1945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/akillitasarim.wordpress.com/1945/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/akillitasarim.wordpress.com/1945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/akillitasarim.wordpress.com/1945/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/1945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/1945/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/1945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/1945/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/1945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/1945/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1945&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/07/28/sayilarla-doga/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/de05edbb36f8e32644a4097990f90a23?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">IDAT</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>TEORİNİN SONU: VERİ MADENCİLİĞİ BİLİMSEL METODU GEÇERSİZ KILDIĞINDA</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/07/05/teorinin-sonu-veri-madenciligi-bilimsel-metodu-gecersiz-kildiginda/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/07/05/teorinin-sonu-veri-madenciligi-bilimsel-metodu-gecersiz-kildiginda/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 21:06:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Örgütleme Stratejileri]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi İşlem]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[DNA]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Hipotez]]></category>
		<category><![CDATA[Kalıtım]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<category><![CDATA[Moleküler Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sibernetik]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel Modeller]]></category>
		<category><![CDATA[Chris Anderson]]></category>
		<category><![CDATA[Craig Venter]]></category>
		<category><![CDATA[Google]]></category>
		<category><![CDATA[Hipotezler]]></category>
		<category><![CDATA[istatistik]]></category>
		<category><![CDATA[Korelasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[Mendel]]></category>
		<category><![CDATA[Nedensellik]]></category>
		<category><![CDATA[Newton]]></category>
		<category><![CDATA[Ontoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Petabayt Çağı]]></category>
		<category><![CDATA[Taksonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Veri Madenciliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=1901</guid>
		<description><![CDATA[Chris ANDERSON- Wired baş editörü Çeviren: Mustafa Ajlan ABUDAK &#8221; Tüm modeller yanlıştır, fakat bazıları yararlıdır. &#8220; İstatistikçi George Box tarafından 30 yıl önce ilan edilmişti ve haklıydı. Fakat ne gibi bir seçeneğimiz vardı? Sadece modeller, kozmolojik denklemlerden insan davranışı teorilerine varıncaya değin çevremizi saran dünyayı, her ne kadar mükemmel olmasa da sürekli açıklayabilir görünüyordu. <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1901&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://akillitasarim.files.wordpress.com/2011/07/pb_theory_f.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1902" title="pb_theory_f" src="http://akillitasarim.files.wordpress.com/2011/07/pb_theory_f.jpg?w=510&#038;h=186" alt="" width="510" height="186" /></a></p>
<p><span style="color:#3366ff;"><strong>Chris ANDERSON</strong></span>- Wired baş editörü</p>
<p>Çeviren: <strong><span style="color:#3366ff;">Mustafa Ajlan ABUDAK</span></strong></p>
<p><strong></strong><strong><em><span style="color:#3366ff;">&#8221; Tüm modeller yanlıştır, fakat bazıları yararlıdır. &#8220;</span></em></strong></p>
<p>İstatistikçi George Box tarafından 30 yıl önce ilan edilmişti ve haklıydı. Fakat ne gibi bir seçeneğimiz vardı? Sadece modeller, kozmolojik denklemlerden insan davranışı teorilerine varıncaya değin çevremizi saran dünyayı, her ne kadar mükemmel olmasa da sürekli açıklayabilir görünüyordu. Şimdiden sonra, devasa bollukta veri çağında büyüyen Google gibi şirketler, yanlış modellere yetinmek zorunda değildir. Gerçekten de, bu şirketler modellerle asla yetinmek zorunda değiller.</p>
<p>60 yıl önce, dijital bilgisayarlar bilgiyi okunabilir kıldı. 20 yıl önce, internet bu bilgiyi erişilebilir hale getirdi. 10 yıl önce, ilk arama motoru zincirleri bu bilgiyi tek bir veri tabanı yaptı. Şimdi Google ve benzer şirketler tarihte en çok ölçümün yapıldığı bir çağda, bu devasa gövdeye insan âleminin bir laboratuvarı şeklinde davranıyorlar. Onlar Petabayt Çağının çocukları.</p>
<p>Petabayt Çağı farklı çünkü daha fazlası farklı. Kilobaytlar disketlerde saklanırdı. Megabaytlar ise sabit disklerde. Terabaytlar disk dizilerinde saklandı. Petabaytlar ise bulutta saklanıyor. İlerleme boyunca hareket ettiğimizde, klasör analojisinden dosya dolapları analojisine oradan da kütüphaneye gittik. Petabaytlara geldiğimizde ise örgütsel analojilerimiz tükendi.</p>
<p>Petabayt boyutunda, bilgi üç ya da dört boyutlu bir sınıflandırılmış hiyerarşinin konusu değildir.  Boyutsal olarak bilinemez bir istatistik yapı sergiler. Bu tamamen farklı bir yaklaşımı gerekli kılar, bilginin bütünlüğünü tahayyül edebilen bir bilgi sınırının kaybını bizden talep eder. Bizleri veriyi matematiksel olarak öncelemek ve bağlamını daha sonra oluşturmaya zorlar. Örneğin, Google reklam dünyasını uygulamalı matematikten başka bir şey yapmayarak fethetti. Google bunu yaparken reklamcılığın gelenekleri ve kültürüyle alakalı bir şey biliyormuş gibi davranmadı. Sadece daha iyi verinin, daha iyi analiz araçlarıyla günün galibi olacağını varsaydı. Ve Google haklıydı.</p>
<p><span id="more-1901"></span></p>
<p>Google kuruluş felsefesi bu sayfanın diğer sayfadan niçin daha iyi olduğunu bilmiyoruz: Eğer gelen bağlantıların istatistiği bunu bize söylerse, bu yeterlidir. Herhangi bir anlam bilimsel (semantik)  ya da nedensel analiz gerekliydi. İşte tamda bu yüzden Google diller arasında gerçekten o dilleri ‘’ <span style="color:#3366ff;">bilmeden</span>’’ çeviri yapabiliyor. (yeterli eşit veri büyüklüğü sağlandığında Google <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Klingon_dili">Klingon</a> dilinden Farsçaya tıpkı Fransızca ve Almanca arasında çeviri yapabildiği gibi rahatlıkla çeviri yapabilir.) Ve bu yüzdendir ki, reklamlar ve içeriği ile ilgili herhangi bir varsayımı ya da bilgisi olmadan içerik ile reklamı eşleştirebilmektedir.</p>
<p>O’ Reilly yayın evinin Gelişen Teknolojiler Konferansında konuşan Google araştırma direktörü Peter Norvig, George Box vecizesine bir güncelleme önerdi:</p>
<p>&#8221; <em><span style="color:#3366ff;">Tüm modeller yanlıştır ve giderek onlarsızda başarabileceğinizi göreceksiniz.</span></em> &#8220;</p>
<p>Bu olağanüstü miktarda verinin ve uygulamalı matematiğin bilinen tüm diğer araç gereçlerin yerini aldığı bir dünya. İnsan davranışının her teorisinin ötesinde, dil bilimden sosyolojiye değin yer alan bir çağ.  Sınıflandırmayı (taksonomi) , varlık bilimi (ontoloji) ve psikolojiyi unutun. Kim insanların yaptıklarını niçin yaptığını biliyor?</p>
<p>Esas nokta, insanların ne yaptığı değil bizlerin bunu benzeri görülmemiş bir sadakatle izleyip ölçebileceğimizdir. Yeterli miktarda veri ile sayılar zaten kendileri için konuşurlar.</p>
<p>Burada reklamcılık büyük hedef değildir gerçi. Bu bilimdir. Bilimsel metot test edilebilir hipotezlerin çevresinde bina edilir. Bu modeller, genellikle bilim insanlarının zihinlerinde tahayyül edilmiş sistemlerdir. Modeller daha sonra test edilir ve deneyler dünyanın nasıl işlediğine dair teorik modelleri onaylar ya da geçersiz kılar. Bu bilimin yüzlerce yıldır uyguladığı çalışma şeklidir.</p>
<p>Bilim insanları korelasyonun nedensellik olmadığını, X ve Y arasındaki korelasyon (bu tesadüfi olabilir) temel alınarak  hiçbir çıkarımda bulunulamayacağını fark edebilecek şekilde eğitilirler. Bunun yerine bunları birbirine bağlayan alta yatan mekanizmaları anlamak zorundasınız. Bir kez modeliniz olduğunda, veri dizilimini güven içerisinde ilişkilendirebilirsiniz. Bir modeli olmayan veri sadece gürültüdür.</p>
<p>Fakat olağanüstü büyüklükte veri ile karşılaşınca, bilimin bu yaklaşımı-hipotez oluşturmak, modellemek, test etmek- demode olmaktadır. Fiziği ele alalım:  Newton modelleri hakikatin oldukça ham yaklaşımlarıydı. ( atomik seviyede yanlış ama hala yararlı) Yüzyıl önce, istatistik temelli kuantum mekaniği daha iyi bir resim sundu &#8211; fakat kuantum en nihayetinde başka bir modeldi ve kuşkusuz kusurlu ve şüphesiz altta yatan daha karmaşık hakikatin bir karikatürüydü. Fiziğin birkaç on yıldır spekülatif n-boyutlu büyük birleştirilmiş teorik modellere doğru sürüklenmesi, (yeterli veri kıtlığının oluşturduğu güzel bir hikaye safhası) aslında bizler hipotezleri geçersiz kılabilecek deneylerin nasıl gerçekleştirilebileceğini bilmiyoruz  –enerjiler çok yüksek, hızlandırıcılar çok pahalı ve benzeri- gibi nedenler sebebiyledir.</p>
<p>Şimdi biyolojide aynı yönde ilerlemektedir.  Okullarda &#8220;<span style="color:#3366ff;">baskın</span>&#8221; ve &#8220;<span style="color:#3366ff;">çekinik</span>&#8221; genler ile alakalı öğretilen modeller ciddi bir şekilde Mendel yanlısı bir süreç ile hakikatin basitleştirilmesini Newton kanunlarından çok daha fazla yapmaktadır. Gen ve proteinlerin etkileşimleri ile ilgili keşifler ve epigenez ile ilgili diğer bulgular, DNA’nın bir kader olduğu yolundaki görüşe ve daha önce genetik olarak olanaksızlık kabul edilen,  çevrenin aktarılan özelliklere etkisinin imkânsızlığına meydan okumaktadır. Kısaca, biyoloji hakkında ne kadar çok öğrenirsek, kendimizi onu açıkladığını düşünen bir modelden o kadar uzaklaşıyor buluyoruz.</p>
<p>Şimdi daha iyi bir yolumuz var. Petabaytlar şunu söylememize izin veriyorlar: &#8220;<em><span style="color:#3366ff;">Korelasyon yeterlidir</span></em>.&#8221; Modeller arayıp durmayı bırakabiliriz. Veriyi ne gösterebileceği ile ilgili hipotezler olmadan analiz edebiliriz. Sayıları dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük bilgi işlem kümeleri içine atabilir ve istatiksel algoritmaların bilimin bulamadığı örüntüleri bulmasına izin verebiliriz.</p>
<p>Bunun en iyi uygulamalı örneği J.Craig Venter tarafından gerçekleştirilen gen taramasıdır. Ürettikleri veriyi istatiksel olarak analiz etmesine olanak sağlayan yüksek hızda tarayıcılar ve süper bilgisayarlarla, Venter bireysel bir organizmadan tutun tüm eko sistemin taranmasına kadar bu işi gerçekleştirmiştir. 2003’te Kaptan Cook yolculuğunu yeniden takip ederek okyanusun büyük kısmını taramaya başladı. Ve 2005’te bu sefer havayı taramaya başladı. Süreçte, daha önce bilinmeyen binlerce bakteri ve diğer hayat türlerini keşfetti.</p>
<p>Eğer &#8220;<span style="color:#3366ff;">yeni türler keşfetti</span>&#8221; kelimeleri aklınıza Darwin ve onun ispinoz çizimlerini düşürdüyse, siz bilim yapmanın eski yoluna saplanıp kalmış olabilirsiniz. Venter bulduğu türler hakkında hemen hemen hiçbir şey anlatamayabilir. Neye benzediklerini, nasıl yaşadıklarını ya da morfolojileri ile ilgili herhangi bir şey bilmiyordur. Hatta tüm genom dizilimleri de elinde değildir. Tüm sahip olduğu istatiksel bir işarettir- veri tabanındaki diğer herhangi bir dizilime benzemeyen eşsiz bir dizilim, mutlaka yeni bir türü temsil etmelidir.</p>
<p>Bu dizilim hakkında daha fazla şey bildiğimiz türlerin dizilimlerle bir korelasyon oluşturabilir. O durumda, Venter bu hayvanlar hakkında bazı tahminlerde bulunabilir- mesela güneş enerjisini özel bir yolla enerjiye çevirmekte, ya da ortak bir atadan gelmektedirler. Fakat bununla birlikte, bu türler hakkında Google’ın MySpace sayfanız hakkında sahip olduğu modelden daha iyi bir modeli yoktur. Bu sadece veridir. Venter, bu veriyi Google kalitesinde bilgi işlem kaynakları ile analiz ederek kendi neslinde herhangi birinden çok daha fazla biyolojinin ilerlemesine katkı sağlamıştır.</p>
<p>Bu tarz bir düşünce ana akım haline gelmek üzeredir. Şubatta, Ulusal Bilim Vakfı Küme Keşifi adlı bir programı duyurmuştur. Bu program Google ve IBM tarafından geliştirilen dağıtılmış bir bilgi işlem platform üzerinde, 6 pilot üniversitenin işbirliğinde büyük çapta yürütülecek araştırmalar için tasarlanmış ve desteklenmektedir. Küme yaklaşık 1,600 işlemci, birkaç terabayt bellek, ve yüzlerce terabayt depolama ile IBM’in Tivoli ve Google’ın dosya sistemi ve MapReduce.1 ‘un bazı açık kaynak versiyonlarını sahip olan bir yazılımdan meydana gelecek. Başlangıçtaki projeler beyin ve sinir sistemi ile ilgili simülasyonları ve yazılım ve donanım arasında yer alan diğer biyolojik araştırmaları içerecek.</p>
<p>Bu tip bir &#8220;<span style="color:#3366ff;">bilgisayarı</span>&#8221; kullanmayı öğrenmek oldukça zor olabilir. Fakat fırsat çok büyük: Devasa miktarda yeni veriye erişim ve bunu analiz edebilecek istatiksel araçlarla bu sayıları kırmak, dünyayı anlama yolunda tamamen yeni bir yol sunuyor. Korelasyon nedenselliğin yerini alıyor, ve bilim bundan sonra ilişik modeller, bileşke teoriler ya da herhangi bir mekanik açıklama olmaksızın ilerleyebilecek.</p>
<p>Eski yollarımıza yapışıp kalmak için herhangi bir neden yok. Şimdi şunu sorma zamanıdır:  <em><span style="color:#3366ff;">Bilim Google’dan ne öğrenebilir?</span></em></p>
<p><strong><span style="color:#3366ff;">Chris Anderson</span></strong> (canderson@wired.com)</p>
<p><em>Illustration: Marian Bantjes</em></p>
<p>Orjinal makale : <a href="http://www.wired.com/science/discoveries/magazine/16-07/pb_theory">The End of Theory: The Data Deluge Makes the Scientific Method Obsolete</a></p>
<p id="articlehed">İlginizi çekebilecek diğer makaleler ;</p>
<p>Şakir Koçabaş&#8217;ın kitabından İfadelerin Grametik Ayrımı;</p>
<p><a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2010/10/10/ifadelerin-grametik-ayrimi/">http://akillitasarim.wordpress.com/2010/10/10/ifadelerin-grametik-ayrimi/</a></p>
<p>K.Popper ve C.Hempel açıklamaları ışığında Ockhamlı’nın Usturasında Paradigma ve Tümevarım ;</p>
<p><a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2007/11/18/ockhamlinin-usturasinda-paradigma-ve-tumevarim/">http://akillitasarim.wordpress.com/2007/11/18/ockhamlinin-usturasinda-paradigma-ve-tumevarim/</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/1901/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/1901/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/1901/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/1901/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/akillitasarim.wordpress.com/1901/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/akillitasarim.wordpress.com/1901/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/akillitasarim.wordpress.com/1901/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/akillitasarim.wordpress.com/1901/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/1901/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/1901/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/1901/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/1901/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/1901/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/1901/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1901&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/07/05/teorinin-sonu-veri-madenciligi-bilimsel-metodu-gecersiz-kildiginda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/de05edbb36f8e32644a4097990f90a23?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">IDAT</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://akillitasarim.files.wordpress.com/2011/07/pb_theory_f.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">pb_theory_f</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>TEORİNİN ÇEKİRDEĞİNDEKİ ÇELİŞKİ</title>
		<link>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/06/28/darwinizm-ve-celiski/</link>
		<comments>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/06/28/darwinizm-ve-celiski/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Jun 2011 22:11:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi İşlem]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darwinizm]]></category>
		<category><![CDATA[DNA]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik]]></category>
		<category><![CDATA[Mutasyon]]></category>
		<category><![CDATA[RNA]]></category>
		<category><![CDATA[Teleoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Teleolojik Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Yönlendirilmiş Sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[Adaptasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Alel]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital kod]]></category>
		<category><![CDATA[Evrimsel Mekanizmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Gen Regülasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Makro evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Mikro Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Mutasyon Koruma Mekanizması]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleotit]]></category>
		<category><![CDATA[Rekombinasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Semantik hata]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://akillitasarim.wordpress.com/?p=1885</guid>
		<description><![CDATA[Videoda bahsi geçen açıklamaların tam metni; Mustafa Ajlan ABUDAK Dijital ve Nükleotit Kodların Evrimsel Dinamikleri : Mutasyondan Korunma Perspektifleri 1. Dijital ve nükleotit kodların eşitliği: her ikisi de bir alfabeye dayanır ve semantik yapıdadır. 2. Her iki kod türü de mutasyona karşı içsel koruma mekanizmalarına sahiptir. Her 8 bit verinin 1 biti mutasyon belirlenmesi için <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1885&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://akillitasarim.wordpress.com/2011/06/28/darwinizm-ve-celiski/"><img src="http://img.youtube.com/vi/dzh6Ct5cg1o/2.jpg" alt="" /></a></span>
<p>Videoda bahsi geçen açıklamaların tam metni;</p>
<p><span style="color:#3366ff;"><strong>Mustafa Ajlan ABUDAK</strong></span></p>
<p><strong><span style="color:#3366ff;">Dijital ve Nükleotit Kodların Evrimsel Dinamikleri : Mutasyondan Korunma Perspektifleri</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:#3366ff;">1.</span></strong> Dijital ve nükleotit kodların eşitliği: her ikisi de bir alfabeye dayanır ve semantik yapıdadır.</p>
<p><strong><span style="color:#3366ff;">2.</span></strong> Her iki kod türü de mutasyona karşı içsel koruma mekanizmalarına sahiptir.</p>
<p>Her 8 bit verinin 1 biti mutasyon belirlenmesi için ayrılmıştır. Bunun biyotik karşılığı, geniş bir repertuvarda DNA içerisinde bulunan tamir enzimleridir.</p>
<p><span style="color:#3366ff;"><strong>3.</strong></span> Dijital kodların adaptasyonu rastgele süreçlercedir. Dijital kodlar evrimsel programlama adı verilen teknik vasıtasıyla , daha önceden belirlenmiş parametrelerin belirlenmiş sınırlar çerçevesinde, belirlenmiş program modülleri tarafından derlenip seçilerek,  &#8217; rastgele &#8216; süreçlerce adapte edilebilir.</p>
<p>Bir dijital rakamın tam anlamıyla rastgele değişikliğe uğraması, bir veri siciminden rastgele  kopyalanması veya  kodda başka bir yere dahil edilmesi imkansızdır. Çünkü mutasyon tanımlamakla görevli bit bu şekilde oluşacak hataları semantik hata yada telaffuz hatası olarak belirleyecektir. Buda yedek kodun devreye girip hatalı kısmın düzeltilmesine sebep olan içkin mutasyon korumasını devreye sokacaktır.</p>
<p><span id="more-1885"></span></p>
<p><span style="color:#3366ff;"><strong>4. </strong></span>Nükleotit kodların adaptasyonu: Yaşayan doğa sürekli değişen çevresine şu şekillerde uyum sağlar:</p>
<p>a. Gen regülasyonu (düzenlemesi)  ile</p>
<p>b. Rekombinasyon ve alel adı verilen gen varyasyonuyla</p>
<p>Yukarıdaki her iki mekanizmada adaptasyonu sağlar . Her ikisi de mutasyon koruması mekanizmasının sınırları içerisinde çalışır. Her ikisi de ne yeni aleller oluşturur, nede nükleotit kodun genişlemesini sağlayabilir.</p>
<p><span style="color:#3366ff;"><strong>5. </strong></span>Nükleotit kodun genişlemesi</p>
<p>Kodun genişlemesi Darwin&#8217;in teorisine dayanan evrim kabulüne göre aşağıdaki süreçlerin birikimi;</p>
<p>a. onarılamaz,</p>
<p>b. avantaj sağlayan,</p>
<p>c. code genişlemesine olanak veren</p>
<p>d. bir sonraki nesle aktarılması mümkün olan mutasyonlar ile  meydana gelir;</p>
<p>Bu süreçlerin kodu genişletebilmesi için mutasyondan koruma mekanizmasının kapatılması yada en azından işlev bozukluğuna uğraması gereklidir.</p>
<p>Halbuki, mutasyondan korunma mekanizmasındaki işlev bozukluğu yaşama ve üreme kapasitesinin azalması demek olan kanser ve kalıtsal hastalıkların oluşmasının ana nedenidir.</p>
<p><span style="color:#3366ff;"><strong>6.</strong></span> Mutasyondan koruma paradoksu</p>
<p>Videoda bahsi geçen araştırma var olan evrim paradigmasındaki paradoksu ortaya koymaktadır. Bu kısaca esas görevi hayatta kalma kapasitesini korumak olan mutasyondan koruma mekanizmasının  işlev bozukluğuna uğrayarak  mutasyonların yeni işlevler üretmesi için mutasyona olanak tanıması ve hayatta kalma kapasitesini artırdığı düşünülen mutasyonları oluşturmasının sağlanmasıdır. Fakat bu mekanizmadaki işlev bozukluklarının tam tersine hayatta kalma kapasitesini kanser ve kalıtsal hastalıkların aktarımıyla azaltığı bilinmektedir.</p>
<p><strong><span style="color:#3366ff;">7.</span></strong> İlerideki araştırmalar için öneriler</p>
<p>Evrim teorisinin ana çekirdeğindeki bu çelişkiler sebebiyle teorinin çok daha doğru bir şekilde formüle edilmesi ve güncellenmesi gereklidir. Bunun mikro ve makro evrim teorileri arasında bir bölünmeyle gerçekleştirilmesi mümkündür.</p>
<p>Rastgele değişikliklerinin  innovasyon kapasitelerinin yeniden ele alınması belkide ilk yapılması gerekli olan çalışmalardır. Gerekli açıklamaları çalışma dosyasında bulabilirsiniz;</p>
<p><a href="http://www.benthamscience.com/open/toevolj/articles/V005/1TOEVOLJ.pdf">http://www.benthamscience.com/open/toevolj/articles/V005/1TOEVOLJ.pdf</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/akillitasarim.wordpress.com/1885/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/akillitasarim.wordpress.com/1885/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/akillitasarim.wordpress.com/1885/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/akillitasarim.wordpress.com/1885/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/akillitasarim.wordpress.com/1885/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/akillitasarim.wordpress.com/1885/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/akillitasarim.wordpress.com/1885/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/akillitasarim.wordpress.com/1885/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/akillitasarim.wordpress.com/1885/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/akillitasarim.wordpress.com/1885/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/akillitasarim.wordpress.com/1885/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/akillitasarim.wordpress.com/1885/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/akillitasarim.wordpress.com/1885/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/akillitasarim.wordpress.com/1885/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=akillitasarim.wordpress.com&amp;blog=985899&amp;post=1885&amp;subd=akillitasarim&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://akillitasarim.wordpress.com/2011/06/28/darwinizm-ve-celiski/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/de05edbb36f8e32644a4097990f90a23?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">IDAT</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
