TÜM MODELLER YANLIŞTIR VE ONLARSIZ DA YAPABİLDİĞİMİZİ GÖRECEKSİNİZ

Mustafa Ajlan ABUDAK

Determinizm Newton sonrası akli dünyayı esir aldığından beri, insanoğlu gök bilimsel, sosyolojik ve biyolojik olarak modeller çerçevesinde kozmosu anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmış. Bu pozitivist gelenek tıpkı arabalarda kullanılan Newton/tork ölçümü gibi faydacı pratik alanlarda işe yararlılığını kanıtladıkça, insanların idraklerinde de modellerin hükümdarlığını sağlamlaştırmış. Teknolojinin sağladığı temel kolaylıklar sayesinde de bazı bilim insanları, ister teizmin alanında gayeselci (teleolojik), isterse ateizmin alanında indirgemeci indüksiyon ile yani determinizm farklı biçimleriyle, sosyal siyasal ve bilimsel modelleri insan idrakine dayatmıştır. Bu tahakkümcü idrak anlayışına göre, teorik bir modele dayanmayan düşünce bilimsel olamaz, bilimsel değilse doğru olamaz, doğru değilse sosyolojik olarak uygulanamazdı.

Serdar Kaya’nın Türkiye’nin Laiklik Faciası adlı yazısında Serdar Kaya Yüksek Modernizmadı verilen bu ideolojik yapılandırılmanın derdinin sadece bilim olmadığınıda açıkça ortaya koyuyor.

James C. Scott, 1998 yılında yayınlanan ve şimdiden alanında bir klasik haline gelmiş olan Devlet Gibi Görmek adlı kitabında, “yüksek modernizm” olarak atıfta bulunduğu bir ideolojiden söz eder. Bu ideolojinin temelinde, bilimin insanlığın her sorununu çözeceğine dair bir “iman” vardır. Özellikle 1800 ve 1900′lü yıllarda hakim olan bu düşünce, o dönemde bilim ve endüstride yaşanan (daha önce benzeri görülmemiş çapta) ilerlemelerin neden olduğu aşırı özgüvenin bir sonucudur. Bu yaklaşıma göre, bilim, geçmişin karanlığına bir son verecek ve sadece doğayı değil, insanları ve sosyal alanı dahi olması gereken şekle sokacaktır!

Ancak yüksek modernizm, bilime vurguda bulunmasına rağmen, bilimsellikten uzaktır. Örneğin, eleştiri ya da şüpheye tahammülü yoktur. Bu nedenle, Scott, yüksek modernizmi bir ideoloji ve hatta bir inanç olarak nitelendirir. Dahası, bu ideoloji, doğruyu kendi tekeline aldığı ölçüde totaliterleşir. Bu totaliter algı, yüksek modernist devletleri, geleneksel olan (ve dolayısıyla ilerlemenin önünde bir engel teşkil eden) her türlü kurum ve pratiği ortadan kaldırmaya yöneltir. Geleneksel hayat tarzlarını, ahlaki değerleri ve dünya görüşlerini ortadan kaldırmanın yolu ise, büyük çaplı toplum mühendisliği projeleridir.

Bu ön kabulün getirdiği ağır zihinsel yapılandırmanın şartlandırması altında, aydınlanmadan beri üretilen tüm düşünceler, öncelikli ve zorunlu olarak determinist bir icazet ile kendi meşrutiyetlerini sağlama yoluna gitmiştir. Sosyolojik olarak dinin yerini alması beklenen bir tür değerler dizgesi ve hayat gayesi olarak bilimin, bir araç konumundan bir amaç haline getirilmesine tanık olunuyordu. Bilim bu tarihsel zamandan sonra, sınırlı insan idrakinin tanrılaştırılmasını simgeliyor ve eskinin yasal tahakkümünün yerini alan daha derin başka bir tahakküm şekli oluyordu.  Bilimin artık tek bir amacı vardı; insanı tanrılardan hür kılmak.

Kendine benzeyen tanrıların bir panteonda yaşadığını, ilahi tek bir yaratıcının kendi suretinde şekil verdiğini benimseyen insan, tarih boyunca sürekli antromorphizme hizmet eden bu şuur altıyla bir tür kibir biriktirerek, sonunda hümanizm ile kendine tapmaya başladı.

Antik çağ bize demokrasi ve bilimin temel filizlerini verdiği kadar, insan dramının da tanıklığını bahşeder. Zenon’dan beri paradokslar insan dramının bir parçası. Her soruya verilen cevabın bir başka soruyu beraberinde getirdiği araştırma ve sorgulama şekline bilim dediğimizden beri, paradokslar birer açıklama olduğu kadar birer soru olarak ta insan idraki ile hem oyun oynuyor, hem de onun evreni kavrayışına katkıda buluyorlar. Belki de bu paradokslarımızın en büyüğü bizzat bilimin kendisidir. Çünkü bilim aydınlanma sonrasında, insanı evrenin merkezine koyan dinlerden insanlığı kurtaracaktı. Bunu yaparken rakibinin tahakkümü olarak sunduğu söylemi daha ileri götürerek, insanı her şeyi bilmeye, değiştirmeye ve açıklamaya kadir bir seküler tanrı haline sokarak kendi çıkmazını oluşturdu. Bu çıkmaz son 20 yıldır tam anlamıyla bir kanser gibi bugünkü bilimsel paradigmayı kemirmekte.

Son sarsıcı gelişme geçen hafta Rönesans’ın başladığı İtalya’dan geldi. Bilim dünyası yine yeni yeniden bir şok haberle sarsıldı. Aslında bunun gerçekten büyük bir devrim olduğunu çok az kişi kavrayabilmiş görünüyor. Bu haber bir yapı sökümü başlangıcı  için o kadar önemli ki, yukarıda bahsettiğimiz paradigmanın meşrutiyet kaybının bilimsel bir manifestosu olarak şimdiden tarihe geçti. Neydi bu devrim?

İtalya’da Alplerin kolu olan Apenin Dağları’nın altında bir laboratuvardan 700 kilometre ötedeki diğer laboratuvara fırlatılan nötrinoların hedefe saniyenin milyarda biri kadar önce vardığını hesapladılar. 15 bin defa ölçüm yapan bilim adamları sonucun kendilerini şaşırttığını, bu nedenle ABD ve Japonya’dan başka kuruluşlardan da bağımsız şekilde bu ölçümleri değerlendirmelerini istediklerini açıkladı.

Araştırmacılar o zamana dek bu bulgulara temkinli yaklaştıklarını söylüyor. Albert Einstein’a göre hiçbir şey ışıktan daha hızlı hareket edemez. Ancak doğrulandığı takdirde bu deney, Albert Einstein’ın Özel Görelilik Kuramının bazı kısımlarını tersine çevirebilir, evrenin nasıl işlediğini açıklayan yasalar alt üst olabilir. Tüm modern fizik teorilerinin yeniden gözden geçirilmesini dahi gerektirebilir. 1

Bu haber sadece evrenin en büyük sabit değeri olarak kabul edilen ve kendisinden şüphe edilmeyen bir bilginin değişmesi demek değildi. Bu temelden bir değişiklikle tüm mağrur bilginin değişmesi, evrenin ne kadar çok bilinmediğinin açık bir kabulüydü. Artık bilimin çocuğu teknoloji sosyal yapılarımızı,kurumlarımızı, ideolojilerimizi değiştirmekle kalmıyor, bizzat bilimin kendisini de bir yapı sökümüne zorluyordu.

Google hayatımıza girdiğinden beri, bildiğimiz her şeyin değiştiğini görüyoruz. Çünkü en önemli ayrıcalık olan bilgiye erişim, bir ayrıcalıktan en temel insani hak haline geldi. Erişim bir ayrıcalık iken bilgi yukarıda bahsettiğimiz modeller üzerinden insanları kötücül zihinler tarafından kullanılarak endoktrine edebiliyordu. Onların nasıl düşünmesi gerektiğinden tutun, nasıl yemesi, nasıl içmesi, nasıl inanması ve nasıl kendini feda etmesi gerektiği konularında insanları ikna etmek için kitle iletişim araçları ve eğitim yoluyla hayatlara şekil vermek oldukça kolaydı. Ulus devletler sistemi için yararlı hale getirilen son ürünler olan modern insanlar, termit yuvaları olan modern apartmanlarda sistemin armadilloları için protein tarlalarına dönüştürülüyorlardı. Gerçek bir matrix içindeydik ve buna ulus devletler sistemi deniyordu.  Google ve enformasyon devrimi her şeyi değiştirdi ve değiştiriyor. Wired baş editörü Chris ANDERSON’un Teorinin Sonu adlı makalesinde bu model kavramına bilimsel manada bir yapı sökümüne işaret ettiği gibi;

 Modeller, kozmolojik denklemlerden insan davranışı teorilerine varıncaya değin çevremizi saran dünyayı, her ne kadar mükemmel olmasa da sürekli açıklayabilir görünüyordu. Şimdiden sonra, devasa bollukta veri çağında büyüyen Google gibi şirketler, yanlış modellere yetinmek zorunda değildir. Gerçekten de, bu şirketler modellerle asla yetinmek zorunda değiller.

Herhangi bir anlam bilimsel (semantik)  ya da nedensel analiz gerekliydi. İşte tamda bu yüzden Google diller arasında gerçekten o dilleri ‘’ bilmeden’’ çeviri yapabiliyor. (yeterli eşit veri büyüklüğü sağlandığında Google Klingon dilinden Farsçaya tıpkı Fransızca ve Almanca arasında çeviri yapabildiği gibi rahatlıkla çeviri yapabilir.) Ve bu yüzdendir ki, reklamlar ve içeriği ile ilgili herhangi bir varsayımı ya da bilgisi olmadan içerik ile reklamı eşleştirebilmektedir.

Oysa bize söylenen şudur; bilimsel metot test edilebilir hipotezlerin çevresinde bina edilir. Bu modeller, genellikle bilim insanlarının zihinlerinde tahayyül edilmiş sistemlerdir. Modeller daha sonra test edilir ve deneyler dünyanın nasıl işlediğine dair teorik modelleri onaylar ya da geçersiz kılar. Bu bilimin yüzlerce yıldır uyguladığı çalışma şeklidir.

Bilim insanları korelasyonun nedensellik olmadığını, X ve Y arasındaki korelasyon (bu tesadüfi olabilir) temel alınarak  hiçbir çıkarımda bulunulamayacağını fark edebilecek şekilde eğitilirler. Bunun yerine bunları birbirine bağlayan alta yatan mekanizmaları anlamak zorundasınız. Bir kez modeliniz olduğunda, veri dizilimini güven içerisinde ilişkilendirebilirsiniz. Bir modeli olmayan veri sadece gürültüdür.

Şimdi daha iyi bir yolumuz var. Petabaytlar şunu söylememize izin veriyorlar: “Korelasyon yeterlidir.” Modeller arayıp durmayı bırakabiliriz. Veriyi ne gösterebileceği ile ilgili hipotezler olmadan analiz edebiliriz. Sayıları dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük bilgi işlem kümeleri içine atabilir ve istatiksel algoritmaların bilimin bulamadığı örüntüleri bulmasına izin verebiliriz.

Fırsat çok büyük: Devasa miktarda yeni veriye erişim ve bunu analiz edebilecek istatiksel araçlarla bu sayıları kırmak, dünyayı anlama yolunda tamamen yeni bir yol sunuyor. Korelasyon nedenselliğin yerini alıyor, ve bilim bundan sonra ilişik modeller, bileşke teoriler ya da herhangi bir mekanik açıklama olmaksızın ilerleyebilecek. 2

Bu açıklama, ışık hızı ile ilgili son bulgularla birlikte,  bize artık modellerin (ideoloji ve paradigmaların) Cemil Meriç‘in eşsiz saptamasıyla insan idraklerine vurulan deli gömlekleri olduğunu göstermekte.

Dünyanın şahit olduğu Arap Devrimi de işte bu korelasyonun itici gücünün dolaylı bir sonucu olabilir.  Arap Devriminin arkasındaki yoğun, karmaşık sosyoekonomik ve dini nedenlerin su yüzüne çıkmasına sebep, artık bilgiye erişebilen gençliğin endoktirine edilmesinin imkânsızlığıdır. Onlara sunulan rol modeller ve onların ideolojik aygıtlarıyla daha fazla sömürülmek istemeyen bir devinimin, enformasyon devrimi ile ortaya çıkması, Chris Anderson’un makalesi bağlamında çok anlamlıdır. Tıpkı bilimsel verilerin giderek modelleri yıkması ve onlara ihtiyaç duymayı bırakması gibi, yeni sosyal düzeninde modelsizliğe dayanması rastlantı değildir. İnsanların birilerinin onlara ne yapması, ne düşünmesi, nasıl yaşaması gerektiğini söylemesinden azat olması ancak bu şekilde mümkün olabilecektir. Mısır’da ve diğer Arap ülkelerinde gençliğin örgütlenmesi ve diktatörleri devirmesinin arkasındaki katalizörün sosyal medya ağları ve Google olması sizce boşuna mı?

Bu süreçte, demokrasinin en anlamlı model olmasının ardındaki yegâne sebeplerden birinin, demokrasinin özündeki modelsizlik olması ise yukarıda değindiğimiz sürecin doğasına dair daha da anlamlı bir mesaj vermekte.

Arap Devrimini asıl başlatan kıvılcım, Cezayirli üniversite mezunu bir meyve satıcısı Muhammed Buazzi’nin intiharına sebep olan sosyoekonomik yıkımdır. Fakat Arap halklarının demokrasi talebinin altında yatan bahsettiğim bu modelsizlik te olabilir mi? Jaques Derrida’nın vefatında önce 2003 yılında Cezayirli münevver Mustafa Şerif ile yaptığı kitaplaştırılan sohbetinde (Islam and the West) söylediği şu önemli saptama bunu doğrulamaktadır.

Demokrasinin evrenselliği, evrensel manada bir devlet yönetim şekli olarak uygulanabilmesi, demokrasinin model yoksunu bir model oluşundan kaynaklanmaktadır. Bu sebeple birilerinin hoşnut olduğu bir şekilde paketlenemez ve ihraç edilemez. (s43-44)

Google ve enformasyon devrimi bizi geçmişin değerler dizgesi olan modellerden, ideolojilerden, sosyal tahakkümlerden gün be gün azat etmektedir. İnsanlık modernite kavramı ile esir edilmiş idrakleri ve bedenleri ile kapitalizmin bir nesnesi olmaktan sıyrılıp, bir özne konumuna geçmeye başlayarak artık kapitalizmi de şekillendirmektedir. Bu sebeple bireysel ürün üreten ve pazarlayan Apple gibi teknoloji şirketleri Exxon ve GE gibi eskinin konvansiyonel üretiminin yerini almaktadır. Ulus devletler artık giderek daha fazla küresel bir simbiyotik organizmanın ulus çıkarlarından evvel düşünülmesi gerektiğini zımnen kabul etmekte, internetin sağladığı bilgi otobanlarında fikirler bir sınırın tahakkümü olmadan paylaşabilmekte, seyahat edebilmekte ve üretebilmektedir.

Belki de Google araştırma direktörü Peter Norvig, George Box’un vecizesini güncelleyerek söylediği gibi;

” Tüm modeller yanlıştır ve giderek onlarsızda başarabileceğinizi göreceksiniz. “

Kaynak;

1. Radikal Gazetesi

2. Chris Anderson - Teorinin Sonu

  1. Henüz geridönüş yok.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 209 other followers