header image
 

İmtiyazlı Gezegen Modern Dogmaya Karşı

Mustafa Ajlan Abudak

Geçtiğimiz yıl militarist materyalistleri son derece rahatsız eden bir çalışmanın sahibi bilim adamı G.Gonzalez IOWA State Üniversitesindeki ” işinden kovuldu”. Tenure verilmedide diyebilirsiniz ama yapılan bilimsel bir hakaret, bir akademik linç girişimiydi. Gonzalez’in yegane suçu ” İmtiyazlı Gezegen Dünya” (The Privileged Planet: How Our Place in the Cosmos is Designed for Discovery) adlı kitap ve belgesel ile evrenin ve içersindeki hayatın tasarlanmış olduğu iddiasına bilimsel bir perspektif getirmesi idi.Gelin bu büyük kabahatinin detaylarını öğrenelim. Kitabın içeriğine aynı adlı internet sitesinden erişebilirsiniz. ( Makale içersindeki önemli isim ve maddeleri tıklayarak ilgili wiki açıklaması yada ilgili sitelere gidebilirsiniz.)

www.privilegedplanet.com

Kitabın iki yazarından biri, (yazıldığı tarih itibariyle) Iowa State Üniversitesinden astronomi profesörü Guillermo Gonzalez , diğeri ise felsefe ve teoloji alanlarında doktorası bulunan Jay W. Richards . Kitap Dünya’nın, evrende gerçektende Kopernik öncesinde de inanıldığı gibi evrenin merkezi olmasada , Samanyolundaki (dolayısıyla evrendeki) yerinin gerçekten de sanki “özel tasarlanmış” bir konumda olduğunu bilimsel olarak ortaya koyuyor. Oysa Kopernik prensibi (kendisi değil) Dünyanın son derece alelade bir konumda ve özel olmayan bir durumda olduğunu dikte etmiştir. (Modern dogma yada Principle of Mediocrity) Bu sayede SETI araştırmalarında görev alan birçok bilimadamı kendilerini Dünya dışı yaşamın ”çok olası” olduğu ve George Lucas’ın Star Wars fantazilerinde olduğu gibi zeki birçok farklı yaşam formunun evrende heryerde olabileceğine kendilerini inandırmıştır. (Hatta Gonzalez’in kendisi bile daha önce bu gruptan olduğunu itiraf etmektedir.GHZ çalışmalarıda giderek SETI programının galaksilerin belirlenmiş alanlarına odaklanmasını sağlamış ve araştırmaları çok daha işler hale getirmiştir.) Bu uğurda milyarlarca doları bilimsel araştırmalar için harcamış ve harcamaktadır. Fakat 1999′dan beridir Astro-Fizik kendi içinde sessiz devrimini yaşamaktadır. Süreç İmtiyazlı Gezegen Dünyadan çok önce Paul Davies ve Roger Penrose‘ un kitapları ve makaleleri ile başlamıştı, ama hiçbiri doğrudan bilimsel bir gözlemden elde edilen sonuçun oluşturduğu etkiyi ve şaşkınlığı materyalist bilim için yaşatmamıştı.

Bu teori, birçok birbiriyle ilişkili ilkeden oluşuyor. Esas ilginç olan, bu teoriye esin kaynağı olan olayın , güneş tutulması olması. G.Gonzalez , Kuzey Hindistan’da güneş tutulmasını gözlemlerken elde edilen kayıtlardan yola çıkmış. Bu kayıtlar şunu ortaya çıkardı; ayın güneşi mükemmel şekilde kaplayarak onun ışığını keserken aynı zamanda bizlere güneşimizin atmosferinin en derin ve en üst katmanlarındaki nükleer reaksiyonlardan kaynaklanan ışınımları ve katmanların yapısını inceleme fırsatını veriyordu. Tam tutulma anında, gelen ışık spekturumu, bizlere güneşimizin kronosferinin tam bir spekturumunu sunuyordu . (İçinde heliumu barındıran foton skalası ile birlikte) Bu keşif atro fizik dünyasının önünde yepyeni ufuklar açtı. Diğer yıldızların işleyişi hakkında bize daha önce öngöremediğimiz veriler sundu. Çünkü diğer yıldızlarda bizim yıldızımızdan daha büyük yada küçük olsalarda, sonuçta diğer güneşlerdir. Temel işleyiş prensipleri aynıdır. Bu şekilde bir spekturumun oluşup gözlemlenebilmesi için gerekli koşullar, son derece kesin ve ince ayarlanmış olmalıydı ki yoksa bu şekilde gözlemlenmesi imkansızdır. Eğer ayımız biraz daha büyük olsaydı , ay güneşten gelen ışığı tamamen bloke edecekti ve bu gözlemi yapmamız imkansız olacaktı. Eğer ayımız biraz daha küçük olsaydı gelen ışınım son derece kuvvetli olacak ve biz güneşin kronosferinden gelen gerçek spekturumunu gözlemleyemeyecektik. Bu durum şuna işaret etmektedir ki, bu gözlemin oluşa bilmesi için Ay ve Güneşin birlikte mükemmel bir eşleşme ile bu tutulmayı gerçekleştirebilmesi gereklidir. (Aradaki mesafe ve büyüklük farkı yani Güneş uydumuz Aydan 400 kez daha büyüktür ve 400 kez de daha uzaktır.Böylelikle bizim görüş açımızdan her ikisinin büyüklüğü de aynı olmaktadır. NASA ) Gonzalez bununla yetinmeyerek Güneş sistemindeki 65 uydu ve gezegen içinde güneş tutulmasının bu denli mükemmel değerleri verebilecek şekilde oluşma olasılığını hesaplamıştır. Sonuç tatmin edilebileceği gibidir; bu koşullar sadece Dünyaya özgüdür.

Bu güneş tutulması olgusu, aynı zamanda şu kutlu tesadüfe bakın ki yaşamın ortaya çıkabilmesi için gerekli olan şemayıda içermektedir; yani evrenin herhangi bir yerinde bize benzeyen bir hayatın oluşması , büyük bir uydusu olan gezegen ve belirlenmiş bir mesafedeki yıldızı gerektirir. Bir güneş tutulması için gerekli koşulların tümü aynı zamanda yaşamın varlığı içinde bazı açılardan gerekli olmaktadır.

Buna ek olarak bu olguları keşfetmek için, akıllı hayatında bu koşulların sağlandığı bir yerde ortaya çıkması bizlere şu sonuça iletmektedir; güneş sisteminde gözlemlenebilen en iyi güneş tutulmaları, bunu gözlemleyebilecek en iyi gözlemcilerin olduğu yerde ve en mükemmel haliyle , bilimsel keşfi ortaya çıkaracak şekilde oluşmaktadır.”

Bu teori bilimsel çevrelerde büyük yankı buldu. Çünkü doğrudan gözlemden çıkan bir sonuçtu. Bu dergilerin arasında Astronomy and Geophysics (1999) gibi hakemli dergilerde vardı. Gonzalez bu teorisinin geniş kabulünden sonra, akıllı yaşam için güneş sisteminde var olan şemayı, bilinen galaksilerde ve güneşe sahip gezegen sistemlerine uyarladı. Sonuç bizim için geçerli olan koşulların nerdeyse aynısınında diğer galaksiler için geçerli olduğuydu. Bu keşif, onu güneş sisteminin Samanyolu galaksisindeki konumunu sorgulamaya itti. Burada karşılaştıkları ise çok daha sarsıcıydı. Galaksilerin tümü için tıpkı samanyolumuzda olduğu gibi yaşamın oluşması için belirli bir bölgenin imkan tanıdığı ortaya çıkarıldı. Bu galaksinin kendine özgü büyüklük ve yapısına göre farklılık gösterse de, yaşam bilinen şekliyle ancak tüm galaksilerin ancak belirli bir alanında oluşabilirdi. Science dergisinde çıkan son araştırma bulgularına görede teyit edilen bu kuşağa Galaktik Yaşanabilirlik Kuşağı ( Galactic habitable zone ( GHZ ) ) adı verildi. Yapılan son derece karmaşık hesaplamalara göre, bu kuşak Samanyolu’nun tüm galaktik merkezden yaklaşık 7 ila 9 kiloparsek uzaklıkta olmalı (1 parsek = 3.26 ışık yılı 1 kiloparsek = 1000 parsek) ve içerdiği yıldızlarda 4 ila 8 milyar yaşında olmalıydı. (1)

Bu gerçeklerin üzerine Gonzalez’in son bulguları eklenince, tesadüfün sürekli tesadüf etmesine iman edenlere ağır bir tokat daha indi. GHZ kendi içersindede farklı bölümlerden oluşmaktadır. Buna, galaksilerin kendilerine has yapıları (sarmal vs) neden olmaktadır. Gonzalez Dünyamızın bulunduğu yerin, aslında Samanyolu GHZ’si için bile özel bir konumu olduğunu ortaya çıkarmıştır. Güneşimiz, Segitarius ve Persius kollarının arasında, Orion kolunda galaksimizin dış disklerinden birinde bulunmaktadır. Böylelikle hem sürekli süpernovaların yada yeni yıldızların oluştuğu sprial merkezden ve kolların bu merkezle ilintili olduğu başlangıç noktalarından uzak ( Bu lokasyon hayatın oluşması için kritik bir zorunluluktur.) hemde evrenin diğer kısımlarının bilimsel keşfi için zorunlu olarak olması gerektiği şeklide tamda olması gerektiği yerdedir. Düz bir yapısı olan galaksimizde eğer GHZ nin iç kısımlarında olsaydık hayat bilinen şekliyle oluşmayacağı gibi oluşsa da gaz ve toz bulutundan başka gözlemleyebileceğimiz birşeyimiz yani temiz bir evren görüntümüz olmayacaktı. Bu konumda olmasaydık, ne hayat var olabilirdi, nede biz akıllı varlıklar olarak evrende bilimsel gözlem yapabilirdik. Sanki evreni keşfetmemiz için konumlandırılmış gibiyiz. Bu yanılsamadan yada hatalı mantık yürütmeden öte, ister kör tesadüf tarafından ister bir akıl tarafından olsun ortada duran apaçık bilimsel bir gerçektir.

Sözü daha fazla uzatmadan, Akıllı Tasarım teorisinin bu bilimsel çalışmasının, divx formatında olan belgeselinin linkini sunuyorum; (orjinal DVD’si ARN sitesinde yada Amazondan temin edilebilir). Torrent havuzuna katkıda bulunanlardan biride benim (Seeder) elimden geldiğince indirmekte olan kişiler için besleme yapmaya devam edeceğim.

Link; İmtiyazlı Gezegen

Kitabın Amazon’dan satın alabileceğiniz ve eleştirilerini okuyabileceğiniz linki; Kitap

Böylelikle G. Gozalez ve Jay W. Richards teorileri bilim çevrelerinde resmen kabul görmüş ve hala üzerlerinde çalışmalar yürütülmektedir.Fakat kendisi üniversitesinden Iowa’dan 2007 senesinde atılmıştır. Kibarca atılma sebebi Üniversitenin istediği şekilde yeterli derecede bilimsel çalışma gerçekleştirmediği, astronomik gözlemde bulunmadığı, doktora öğrencisi yetiştirmediği ve gelecekte astro fizik alanında bir gelişme gösteremeyeceğidir . Çok tanıdık geldi değil mi ?Aşağıdaki linkte Gonzalesin tenure nedeni olarak gösterilen akademik yetersizliğin (hazımsızlığın) detaylarını bulabilirsiniz.Kısaca özetleyelim;

ISU başkanı George Gregory Geoffroy linkte tenure verilmemesinin nedeni olarak şunu söylemiş; ”did not show the trajectory of excellence that we expect” mealen ” Çalışmalarında (Gonzalez) umduğumuz mükemmelliği gösteremedi”. (Bunu söylerken yüzünde utanma, sıkılma olduğunu sanmıyorum.Olsa olsa görev bilinci ve sorumluluğunun mağrur hali vardır.)

Bu link makaleyi yazdıktan sonra elime geçti; Tenure verilip verilmemesinin ne olduğu bilinmeyen bir durum değil. Ben burda kasti olarak , yapılan haksızlığı ve açıkça ortaya konana hazımsızlığı, atılma ve kibarca işten çıkarma olarak tanımladım. Bu tanımlamamı benim aleyhime argüman olarak kullanmaktan bu makalenin amacı olan çalışmaya cevap veremeyen materyalistlerin burada ve Mustafa Akyol‘un sitesinde ve burada, mesnetsizce , küçümser bir tavırla Gonzalez’in çalışmalarını eleştirdirdiler, yok saydılar. Tenure alamamasının onun”bilimsel yetersiziliğinin” açık bir sonucu olduğunu söylediler.ISU başkanın kararlarının  savunuculuğunu yaptılar.  Hemen aşağıda verilen linkle materyalist akademisyenlerin, Gonzalez , onun çalışmaları ve tenure olayı ile ilgili söylemlerini yani kısaca ”gerçek yüzlerini” görebilirsiniz. Bu e-mailler bu makalenin başından beri savunulan materyalist akademik tahakkümün ne derece irrasyonel ve dogmatik bir şekilde gerçekleştirildiğin de ayan beyan kanıtlardır. Hemde itiraza mahal bırakmayacak şekilde, bizzat kendi ağızlarından;

http://lamp.iowastatedaily.com/ID_EMail.PDF

Kaynağa binaen 2001 (o meşhur üniversiteye giriş tarihi) - 2007 arası 68 onaylanmış peer-reviewed (Discovery Institute Gonzalez’in katıldığı tüm çalışmaları hesaba katmıştır.Detaylı veri bilimsel profile tıklanıp elde edilebilir.) makale (Bu Iowa State Uni. istediği tenure gerekliliğini yüzde 350 oranında alaşağı etmiş demektir) ve diğer astro fizik yayınlarında çalışmaları 144 kere alıntı olarak kullanılmıştır.Bu verilerde bu konuda en yakın rakibi Martin Pohl’dan (103) daha verimli ve bilimsel işler yaptığını gösterir. (2001 den ISU’ya girdiğinden beri) Yolladığım linkte karşıt eleştiriler ve düşüncelerin çok daha fazlasıda mevcut. Dileyen küçük bir araştırmayla çok daha fazla yazıyı aşağıdaki yorum kısımlarında bulabilir.

Rasmusen sitesi ve ilgili tartışmalar

Guillermo Gonzalez’sin yetersiz Bilimsel Profili

Gelin belgeseli indirin ve üniversite rektörünün bu savların ne kadar doğru olduğunu yada yanlış olduğuna siz karar verin. Makaleleri hakemli dergilerde yayınlanan , bilimsel çevrelerde öne sürdüğü teori ve hipotezler araştırma konusu olmaya devam eden, Amazon gibi dünyanın en büyük kitap satıcısı konumunda olan bir sitede, kitap 2004 yılında yayınlanmasına rağmen hala;

bilimsel kitaplar popülaritesinde aşağıdaki konumda olan

#33 in Books > Science > Physics > Cosmology
#36 in Books > Professional & Technical > Professional Science > Astronomy > Cosmology
#45 in Books > Science > Astronomy > Cosmology

bir bilimadamını bu şekilde işinden edilmesi ne demektir karar verin. Buna benzer çirkin olaylar, maalesef sadece ülkemizde yaşanır zannederdim. Meğerse militarist ateizm heryerde aynıymış. Umarım belgesel, sizlere evreni yorumlamakta diğer bilim insanlarına yaptığı gibi yeni ufuklar açar ve keşfetmekten hiç bir zaman vazgeçmememiz gerektiğini hatırlatır…

Kaynakça;

1. Science

~ yazan: Mustafa Ajlan ABUDAK Şubat 8, 2008.

33 Yanıt to “İmtiyazlı Gezegen Modern Dogmaya Karşı”

  1. Mustafa Ajlan Bey, Gonzalez Iowa State’ten atilmadi ya da kovulmadi, tenurunu (genelde docentlige yukselme, ABD’de ogretim uyeleri icin omur boyu is garantisi anlamina geliyor) alamadi sadece. Tenurunu alamadigi icin de ayrilmak zorunda kaldi. Bunu disiplin uygulamasiymis gibi yansitip dramatize etmek ayip.

    Yardimci docent duzeyinde arastirma yapmak, makale basmak, ve universiteye proje parasi getirmek yerine populer kitap yazmakla ugrasan birinin tenur alamamasi gayet normal, populer kitabinda neyi savundugu cok da onemli degil. Bunun nedeni de hicbir “merit” kriterine gore degerlendirilmeyen populer yayinlarin yaptiginiz arastirmanin kalitesine dair en ufak fikir vermemesi.

    Ama Akilli Tasarim taifesinin mazlum edebiyatindan baska siginacak seyi olmadigi icin, kitapla tenur alinmayacagini bile bile sovmenlik yapan bu insanlar, zaten haketmedikleri tenuru alamadilar diye sehadet mertebesine cikariliyorlar.

    Uzgunum ama, daha yazinizin basinda okuyucunuzu iki kez yaniltmis oluyorsunuz: “Geçtiğimiz yıl militarist materyalistleri son derece rahatsız eden bir çalışmanın sahibi bilim adamı G.Gonzalez IOWA Üniversitesindeki işinden kovuldu.”

    1. Universitenin adi Iowa Universitesi degil, Iowa State Universitesi. Ikisi farkli universitelere.

    2. Gonzalez kovulmadi, sadece tenurunu alamadi.

    Eger okuyucunuza dogru bilgi aktarmak gibi kaygilariniz varsa, Amerikan yaradiliscilarinin propagandalarini ezbere Turkceye aktarmamanizi tavsiye ederim.

  2. Ayrica, bu kitapla gosterildigi soylenen “evrende gerçektende Kopernik öncesinde de inanıldığı gibi evrenin merkezi olmasada , evrendeki ve Samayolundaki yerinin gerçekten “özel tasarlanmış” olduğunu bilimsel olarak ortaya koyuyor” iddiasinda ciddi bir mantiksal hata var.

    Bir gozlemci, neyi gozle(ye)medigini bilmeden, kendisinin gozlemek icin ne kadar iyi bir konumda oldugunu degerlendiremez.

    Bunu M. Akyol’un konuyla ilgili yazisinin altinda da israrla sordum, kabul etti, “degerlendiremez” dedi; peki oyleyse bu iddianin neye dayandigini sordum, her nedense gerisini getirmedi.

    Anlasilmayan sudur: Kopernik’ten sonra Kopernik oncesine donemezsiniz. Kopernik kapiyi acti, oradan ciktik, daha genis bir dunya gorduk, artik zihnimizi kimse eskiden buldugumuz kucucuk odaya hapsedemez.

    Gorunen o ki, bu kestirmeden “evrende cok ozel konumda oldugumuz” sonucuna varma cabasindaki insanlar, Kopernik’ten zerre ders almadiklari, ve gozlerini kendi inanclarini bilime dikte ettirme hirsi burudugu icin boyle basit mantik hatalarini bile gormezden geliyorlar.

    Ama evet, bu kadar basit: Ne gozleyemediginizi bilmiyorsaniz, konumunuzun ne kadar ozel oldugunu da bilemezsiniz.

    Onun icin bu konuda vardiginiz hicbir sonuc, hicbirseyi “bilimsel olarak ortaya” koymaz. Bunun adi ya propaganda, ya da en iyi ihtimalle “wishful thinking”dir.

    Saglam argumanlar ortaya koyulamadigi icin de, gercege dayanmayan saptirmalarla hamaset edebiyatina siginilmasi kacinilmazdir.

    “Militan yaradiliscilik”a aldanmamak da insanlari “militan ateist” yapmaz, merak etmeyin, insanlarin gonulden inanmak icin boyle sarlatanliklara ihtiyaclari yok.

  3. Sayın Balbazar

    Kopernik’in açtığı kapıdan kimsenin döndüğü yok ilk önce kitabı okuyun yada belgeseli seyredin sonra fikir sahibi olun.Sadece Kopernik sürecini (hatta Darwinizmi) militarist inanç düşmanlıkları sebebiyle aşırı şekilde tesadüfe ve tesadüfü ”yaratıcı” kudretine bağlayanlara bir cevap niteliğindedir bu çalışmalar. Koperniğin (burda kendisinin bilime katkısı değil onu takip ettiğini ileri sürenlerin dogmatizmine saldırılmaktadır) açtığı kapıyla sizin gibi insanların kuvvetle sarıldığı principle of mediocrity savının bilimsel olarak çürütülmesi ve geçersiz kılınmasıdır.Nedir peki bu sizin principle of mediocrity argümanınız;

    The mediocrity principle is the notion in the philosophy of science that there is nothing special about humans or the Earth. It is a Copernican principle, used either as a heuristic about Earth’s position or a philosophical statement about the place of humanity. (wikipedia ilgili madde)

    İşte bu kitap ve belgesel bunu yıkıyor hemde olabilecek en bilimsel haliyle paramparça ediyor. Gözlemcinin konumuylada alakası yok bilimsel verilerin gerçekliği ile alakası var. Bu mu sizi çileden çıkartıyor neden koperniğin açtığı kapıdan ateizme yada salt materyalizme gidilebilirken, Gonzalezin açtığı kapıdan teolojik açılımların ortaya çıkmasısizleri neden bu kadar rahatsız ediyor, çileden çıkartıyor. Eğer iddia ettiğiniz gibi gerçekten bilimin ışığına inanıyorsanız ? Cevabını biliyoruz…

    Tenure ne çok iyi biliniyor merak etmeyin.Bakın Wiki de durum nasıl açıklanmış;

    Tenure commonly refers to lifetime tenure in a job, and specifically to a senior academic’s contractual right not to be fired without cause

    bir başka yerde de ;

    A status accorded members of University faculty who have demonstrated high ability and achievement in their dedication to the growth of human knowledge.

    http://www.ir.pitt.edu/factbook/fbweb99/general/DEFIN.htm

    Demek Gonzalez yukarıdaki durumları gerçekleştirememiş :) İnsanlığın bilgi dağarcığınıa materyalist katkıda bulunamamış cause da bu oluyor tenure alamak için zannedersek. Iowa (State) Üniversitesininbu kararı nasıl verdiğinin nedenlerini okuyunca, bu yapılanın işten kovmaktan başka bir anlama gelmediği açıkça ortadadır ve belli bir hazımsızlığı (sizdede görülen) yansıttığı açık.Iowa (State) Üniversitesi yada Iowa üniversitesi olması ortaya koyduğu bilimsel gerçeklerin yapısında sanırım sizin için bile fazla bir değişiklik oluşturmaz :) Siz kitabın içeriğindeki teorilere varsa bir söyleyeceğin ondan bahsedin yoksa bu şekilde ancak kendinizi avutursunuz.Tenure alamamak demenin Amerikadaki anlamı izalasyon ve bir tür bilimsel afarozdur bununda Türkiyedeki karşılığı işten kovmaktır.

    Bunu burada böyle yazmak (sizin açıklamarınızıda hesaba katarak) bir yanlış olduğunu düşünmüyorum aksine lafı eveleyip gevelememek ve doğrudan ortada olanı sergilemek oluyor. Eğer bu kadardetaylara dikkat ediyorsak, indirelim belgeseli saçmalık dediğiniz ve Science gibi kılı kırk yaran bir dergide öne sürdüğü güneş tutulması spekturumu ve GHZ üzerinde makale yayınlanan bir bilimadamının verilerini konuşun.

    ”Uzgunum ama, daha yazinizin basinda okuyucunuzu iki kez yaniltmis oluyorsunuz”

    Bir Materyalist daha dayanamayarak Straw manliğe başladı hayırlı olsun;

    # Quoting an opponent’s words out of context — i.e., choosing quotations that are not representative of the opponent’s actual intentions (see contextomy and quote mining).[2] Wiki Straw man maddesi

    Sizin gibi insanların Strawman’liğine bu blogta alışığız (ana konu yerine başka maddi hata gibi gördükleri şeyler üzerinden argüman geliştirenlere) Blogumu tam bir okuyun ezbere militarist AT saldırısı yapmamış olursunuz. Gonzalez’sin söylemine adam aklıllı itirazınız olursa cevaplayalım (makaledeki asıl maksat) yoksa susunda biliyorsunuz zannetsinler…

    Not: Üniversiteyi Iowa state olarak düzeltelim daha fazla Strawmanlik ile uğraşmayalım.( Daha Da vinci var.. Sinan Bey var..)

  4. çok güzel bir yazı tebrikler mustafa bey ayrıca teşekkürler bu zarif çalışmadan ötürü, dogmatizmin nelere yol açabildiğini gösteren çok yetkin bir çalışma olmuş

  5. Merhaba,

    Gonzales’in kitabını merak ettim doğrusu. Ayrıntılarını öğrenmek isterdim. Ama sizin aktardıklarınıza bakınca ortaya attığı iddiaların bilinen şeyler olduğunu görüyorum. Özel bir yerimiz olmasaydı zaten varolamazdık. İnsalcıl ilke de bunu söylüyor zaten. Bu tür bulgulara rastlamak o kadar zor değil. Bazı fiziksel sabitlerin ‘tam ayarında’ olması gibi.

    Ama Gonzales’in işinden atılması tuhaf bir durum. Belki de sadece kişisel çatışmalardan kaynaklanıyordur. Bizim ülkemizde olduğunu biliyorum ama Amerika’da olur mu bu türlüsü bilemeyeceğim.

    selamlar

  6. Sayın Emre Bey

    Aslında insani ilkeleri Gonzalezin çalışmaları tartışmaya mahal vermeyecek ölçüde bilimsel şekilde kanıtlıyor önemi buradan kaynaklanıyor.Özellikle GHZ çok mühim SETI araştırmaları açısından. Güneş Tutulmasındaki durum zannetiğiniz kadarda basit bir durum değil ben mümkün olduğunca basitleştirerek anlattım. Gonzalez işiden resmen kovulmadı ama Tenure alamaması demek zaten üzerinde sürekli bu baskıyı hissetmesi ve bu baskıya göre bilimsel çalışma gerçekleştirmesini zorunlu kılıyor o sebeple normal süreçte o işiden ayrıldı ama Tenure vermeyerek kibarrca işten kovdular.Ya bu çalışmaları yapmazsın tenure alırsın yada yaparsan çalışmalarına ne fon veririz ne akademik olarak ilerlemene izin veririz dediler olay bu kadar basit. Hazımsızlık ciddi boyutta.Üniversitesinin Tenure vermemesinin asıl nedeni bilimsel olarak Gonzalezin akameik olarak yetersiz görülmesi vs..görülüyor ki yobaz materyalizm heryerde aynı şekilde işliyor.Bu denli belli edilmemesi gereken durumlarda bile içlerinde ki hazımsızlık ve kin akli ve stratejik davranmalarını engelliyor. Aşağıdaki linkte Gonzalez olayının apaçık bir hazımsızlıktan ve materyalist bir kumpastan kaynaklandığını resmi veriler ışığında görebilirsiniz;

    According to a Smithsonian/NASA astrophysics database, Gonzalez’s scientific articles from 2001 to 2007 rank the highest among astronomers in his department according to a standard measure of how frequently they have been cited by other scientists. He has published 68 peer-reviewed articles, which beat the ISU department’s standard for tenure by 350 percent. He has also co-authored a standard astronomy textbook, published by Cambridge University Press, which his faculty colleagues use in their own classes.

    Yet in turning down Gonzalez’s appeal, ISU president Gregory Geoffroy claimed that the astronomer “did not show the trajectory of excellence that we expect.” nedene bakın linkteki diğer verilere bakın fazla söze gerek yok…

    http://www.rasmusen.org/x/2007/06/10/the-guillermo-gonzalez-tenure-case-at-iowa-state/

    Selamlar..

  7. Peer-reviewed makale sayısı 68 denmiş ki bu tamamen “yalan”. http://scienceblogs.com/strangerfruit/2007/12/guillermo_gonzalezs_publicatio.php adresinde bir grafik halinde gerçek değerler verilmiş durumda. İsteyen girer bakar.

    6+4+2+2+3+2+1=20

    7 yılda 20 makale :)

    ISU’ye geldikten sonra öncesine göre önemli bir düşüş var. Akıllı tasarım hareketiyle ilişkisi başladıktan sonra nedense(!) bilimsel etkinliğinde ciddi bir düşüş olmuş. Neden acaba :))

    Bu arada blogumda bu yazıyı ve imtiyazlı gezegen argümanını ele aldığım bir yazıyı bu hafta sonuna veya önümüzdeki hafta başına yetiştirmeyi umuyorum. Bitirdiğimde burada haber vereceğim.

  8. Sayın Da Vinci

    Uslubunuz gene hazımsızlık içeriyor.Bu duruma alışığız.Siz bir militarist olarak belkide sürekl öyle dolaşmak zorundasınız.Verdiğiniz linkteki kaynak John M. Lynch is an evolutionary biologist and an historian of biology at Arizona State University.den

    Tamamen ”yalan” dediğiniz kaynak; According to a Smithsonian/NASA astrophysics database, Gonzalez’s scientific articles from 2001 to 2007 rank.

    Düşüşü sadece AT ile bağlamlandırmak sizin sığılığınızın göstergesi.Bir bilim insanında özel hayatı sorunları yada sağlıkla ilgili dertleri olabilir.Bu düşüşü hakkında hiç birşey bilmediğiniz biri hakkında doğrudan ve tamamen AT ye bağlamak sizin dogmatikve militarist yanınızın açık göstergesidir. Vicdanı olanlar karar versinler söyleminiz hakkında.Bu tip şeyleri söylemeden önce kaynağın objektifliğine bakalım.Yalan dolanla ilgili kişi kendinden bilir işi demekle yetinelim…

    Çalışmanızda (Strawmanliğinizde) kolay gelsin diyoruz…

    son yorumunuzu sitemdeki yorum kurallarına binaen yayınlamıyorum yoksa pek bişey ifade edemiyorlar acziyetten başka.Nasa database ile ilgili şu linke bakmanızı öneririm :)

    http://adsabs.harvard.edu/cgi-bin/nph-basic_connect?qsearch=Guillermo+Gonzalez&version=1

    sorted by normalized citations dur
    dilerseniz sort by date olarakta yapabilirsiniz.

  9. balbazar ve davinci’nin dunya gorusune uymayan seylere karsi gelmeleri cok dogal degil mi? Sonucta onlar birer ateist. Bagnazlik yapmamalari anormal olurdu zaten.

  10. Engerek kardesim, karsinizdakinin fikirlerine bakarak inanci hakkinda cikarim yaparken, ezberlerinizi birkez daha gozden gecirmenizi tavsiye ederim. Kimin neye inanip inanmadigina kendi varsayimlariniza gore karar vermek haddinize degil, Islami teamullere gore de gunah.

    Ayrica, bir fikri ifade edenin “ateist” olmasi o fikri gecersiz kilmiyor, eger fikre karsi fikirle mucadele edebiliyorsaniz, onu deneyin. Yaftacilik kolaydir, ama hepimize zarar verir. Belki sizi sasirtacak ama ben Akilli Tasarim’in materyalist/pozisitivist bir dusunme bicimi oldugunu dusunuyorum.

    Not: Mustafa Ajlan Bey, Da Vinci bana nerede akil vermis? Bulamadim da. Ha bir de, ben sizin icin hicbir yerde “yaradilisci” terimini kullanmamisim. Siz benim icin bol bol “materyalist”, “militarist, “militan ateist” kullandiniz ama.

  11. Sayın Balbazar

    Ben size cevap yazarken aynı zamanda Anonymous’a da hitaben olacaktı yani o gönderimim aslında ona size değil yanlışlıkla yazılmıştır . Kendisini sonra kaale almamayı düşündüm ve yazmadım adını.Burda haklısınız sonraki versiyonda düzeltim sanırım ve yolladım ama ilk versiyonu yorum olarak çıktı.Bunun için kusura bakmayın. Söyleminizde açıkça Yaratılışcılarla aynı kefeye koyuyorsunuz,argümanınız içersinde o sebeple bu şekilde yazıldı AT sizin için belli ki materyalistlerce söylenegekdiği gibi new-creationist movement yani yeni yaratılışcı bir söylem.Ayrıca yorumlarınızdaki straw manlik yüzünden maalesef makalenin ana konusu olan GHZ yada diğer peer-review almış teorilerini tartışmak yerine abuk sabuk bir hal aldı. Birde Bush hükümeti teizmi dayatıyor demedim o yöne meyilli dedim.Sizde canınızın istediği gibi yorumluyorsunuz elbette çünkü baştan beri bunun üzerine argüman kurdunuz.G.B onca gücüne rağmen bunu doğrudan yapamaz.Bunu sizde çok iyi biliyorsunuz dayatma dediğiniz ancak el altından Discovery medya desteği yada arada söylemlerinde görülen üstü kapalı gönderimlerdir.Buda son derece doğal adamlar zaten evangelist bir hükümet. Yoksa ABD kurumlar birilerinin geçiçi görevleri sonucu değişikliğe uğrayacak kadar kök mahsunu değillerdir. Her birinin temelinde belli bir ideoloji ve dünya görüşünün izleri vardır. Texas Üniversitesi ile Berkeley’in dünya yorumu elbet farklıdır. ABD ‘nin ilk 5 üniversitesinin durumuda ortadadır.Bu başka bir tartışma konusu.Dediğim gibi siz kendinizin ne olduğunu açıkca ortaya koymazsanız o tür ithamlara maruz kalmanız çok doğal heleki söyleminiz o gemidekilerle parelellik sergiliyorsa. Size Akyolda verdiğim cevaplar yetmediyse burdan bildirin daha detaylı verebilirim.

  12. Yazınızın başlığı yanlış, size yalan söylemişler, düzeltirsiniz umarım.
    Teori peer-review almaz, makaleler peer-review alır. peer-review almak, peer lar, yani aynı alandaki komşu insanlardan görüş/”review” almaktır, makalenin içeriği doğrudur şöyledir böyledir gibi bir anlamı yok illaki. Görüşün tartışıldığı süreçtir. Anlaşılan o ki peer-review in önemini biraz kavramışsınız, ama tam olarak anlamamışsınız. GHZ yada eski adıyla interstellar HZ zaten olması gereken birşey. Hiçkimse heryerde yaşam vardır demiyor, olasılığı düşük birşey olduğunu kabul ediyor. Elbette bizim kendimizden bildiğimiz(bizim gibi) bir yaşam bizim bulunduğumuz koşullara yakın yerlerde olmalı, yani heryerde bulunmayan koşullara. Şu şöyle olsaydı olmazdı bu böyle olmasaydı şöle olurdu, azıcık şöyle yapsan böyle olur gibi şeylerin hiçbir anlamı yok. Tamamen saçma. Gelişme sürecinde etken olan şeyi oynatırsanız elbette sonuç olan şey bundan etkilenecektir. Nasıl bir akıl yürütme bu anlamış değilim. Ama doğrudur, olasılıklar elbette düşüktür, fakat galaksi sayısının akıl almaz boyutlarda olduğunuda unutmamak lazım. Gördüklerimiz de hiçbir şaşırtıcı birşey yok yani. Gonzalez beyefendidie Discovery altında ün peşinde koşacağına son gelişmeler ile kendisini güncellesin.

    Ve AT nin bilimsel teorisi diye sunmanız çok komik kaçmış. Tasarıma işaret eden hiçbir şey yok. Tam tersine doğanın kendi hallerine yada beceriksiz, kaynak ısraf eden ve tasarım değil izlenimi vermek için didinen bir tasarımcıya işaret ediyor(sizi kandıramamış anlaşılan-hadi iyisiniz). Doğal olanda beklenmesi gereken şeyi görüyoruz. Eğer dünyamız hayata hiçde uymayan(nereden bileceğiz?) koşullar içersinde olsaydı uzayda, o zaman mutlaka şöle şöle olmuş olmalı gibi belki düşünülebilirdi. Ama değil, ve tam bize uygun, çünkü ona uyan biziz sonuçları olarak. Onun içinde gelişip değişiyoruz. Bizler ortamımızın ürünü olduğumuz için, bu sanki size ortam bize uymuş gibi geliyor. Akıl yürütmelerinizi tersine çevirseniz herşey halolacak gibi. Weinberg bunu çok güzel açıklıyor, youtube yapıp izleyin fizikçiden.

    Genel lagaluga dışında spesifik birşey varsa Mustafa beyin blogunda tartışmak isterim. Hatta sizi gaza da getireyim, bu argümanları çiğ çiğ yerim, “yüreğiniz varsa” teker teker formüle edip atın bakalım önüme, üslub tanıdık gelmiş olabilir, sizden esinlendim :)

    Not:
    İnsanların sizi yaratılışcı olarak görmesine kızıyorsunuz. Ama “The Crackpot Creationist Club - ARN” diye anılan yerden bol bol kaynak veriyorsunuz insanlara. Ne bekliyorsunuz ki? Görüşleriniz ve temel argümanlarınız yaratılışcılarla tıpatıp aynı - dünyanın yaşı maşı işleri teknik teferruat sadece.

  13. Sayın Fuat Bey

    İlk olarak tenure verilmeme nedenlerini ve bunun altında yatan sebeleri bizzat ISU başkanından öğrendikten sonra tenure verilmemesinin kibarca işten kovulmak olduğu açık daha doğrusu G.Gonzalezin bilimadamı kişiliğine yapılan doğrudan bir hakaret albet herkes tenure almak zorunda değil alıp alınmamasıda o üniversitenin kendi iç mevzuhatıdır. Fakat ISU başkanı George Gregory Geoffroy tenure verilmemesinin nedeni olarak şunu söylüyorsa; ”did not show the trajectory of excellence that we expect” mealen ” Çalışmalarında (Gonzalez) umduğumuz mükemmelliği gösteremedi”. Sizin gibi insanların algı dünyasında elbet ”işten kovmam demek” tamamıyle yanlış yada yanıltıcı olur.bu tepki elbette çok doğal çünkü kavramlar sizin amaçlarınıza hizme tetmek için var olmadıkça sizin için mana ifade etmeyecektir. ISU dayapılan açıkça bir ”cezalandırma” bir ” göz korkutma”dır.AT üzerine yapılan materyalist baskının en irrasyonel ve en pervasız halidir.Bu sebeple sizin ve sizin gibilerin o kampın görüşlerinin içselleştirmiş olduğunu düşünürsek yukarıda verilen cevaptan daha fazlasını beklemek zaten hata olur.(Da Vinnci bu konudaki tek umudum ama ondan da çok büyük bir süpriz beklemiyorum.)

    Yapabildiğiniz god of the gaps muhabetini sürekli ortaya yılmadan koymak.Aslına bakılırsa temel sorun sanırım şu; Pi filmindeki matematikçi Maximillian Cohen’in öğretmeni olan profesörün dediği gibi; insanlar dünyayı algılamak için fiziki nesnelerde bir matematiksel açılım ve bunun ortaya çıkardığı bir şeklin peşindeyken, sürekli gözlemledikleri şeylerde patikalar, desenler, kalıplar ve tasarımlar görmeye güdümlü mü ? Bu güdümün evrimsel olarak var olmasının sebebi nedir? Ya da gerçekten bu yapılar, fiziksel varlığı matematiksel dille meşrulaştıran evrensel kurallar kitabının temelleri mi? Sitemde yorum yazarken de çiğ çiğ yerim o konuları demişsiniz.Buyrun burdada cevaplamak istemişsiniz. GHZ dahil tüm teori ve peer-review almış makaleler scholarda.Yapabiliyorsanız kendinizce bişeyler yapmanızı isteriz, bekliyoruzda.Aydınlatın bizi.Yanıldığımızı öğrenmek, öğretimi temel güdüsü. Böylelikle okursak karar da verebiliriz.

    Beni ısrarla Yaratılışcı göstermek sizin egonuzu tatmin edecekse benim içinde sorun yok.Sitemde defalarca kez (nerdeyse her makalemde) kendi görüşümü tarif ettim.Fakat bir türlü anlaşılmak istenmiyorum. Bir kez daha burda deneyelim.Umulur ki birileri sizin algı dünaynızın çarpıklığının farkına varır.;

    Benimde şuan tamamen katıldığım akıl yürütmesindeİngiliz bilim adamı Robert Boyle şöyle demektedir;

    Epikürcüler gibi sonsuz boşlukta tesadüfen karşılaşan atomların kendi başlarına bir dünya ve onun bütün görüngülerini oluşturabileceklerini varsaymaktan uzağım: ne de Tanrının bütün madde yığınını ve sabit hareket miktarını bir kez ortaya koyduktan sonra, evreni yapmak için başka bir şeye gerek görmediğini; maddi kısmın, kılavuzdan yoksun kendi hareketiyle kendisini düzenli bir sisteme sokabilecek yetenekte olduğunu düşünüyorum. Benim savunduğum felsefe, yalnızca cismani şeylere ulaşır ve ilk nedenlerle doğanın daha sonraki gidiş yolu arasında ayrım yaparak, maddeye hareketi gerçekten Tanrının verdiğini öğretir. Ancak, bunu başlangıçta, tasarladığı dünyayı oluşturacak madde parçalarını bu şekilde ayarlayacak biçimde, değişik hareketlerini yönlendirerek yapmış ve hareketin kurallarını ve maddi şeyler arasındaki doğa yasaları dediğimiz bu düzeni kurmuştur. Aynı felsefe, evren bir kez Tanrı tarafından yaratılıp hareketin yasaları konulduktan ve bütün bunlar Tanrının ebedi toplayıcılığıyla, genel takdiriyle bir araya getirildikten sonra, dünya görüngülerinin madde parçalarının mekanik özellikleriyle fiziksel olarak üretildiğini ve bunların birbirlerine karşı mekanik yasalara göre işlediklerini de öğretir. Boyle’a göre, “Epikür ve izleyicilerinin çoğu … Kendilerine göre dünya, niyetlenilmiş hiçbir amaç olmaksızın şans tarafından yapıldığından, şeylerin sonlarını [nihai nedenleri] dikkate almayı bırakmışlardır.” Buradaki şans anlayışı, atılan zarların sonuçlarındaki gibi som bir şans anlamına gelmeyip, -tasarımdan kanıtlamaya doğrudan karşıtlık içinde- evrenin, ve böylece doğal ve toplumsal tarihin belirlenmemiş doğasına dayanan bir akıl yürütmedir. Bu yüzden, Boyle, Epikürcü atomculuğun kendi mekanist görüşlerini oluşturmak için zorunlu olan bazı hipotezlerini benimserken, sonuna dek götürülen materyalizmi ve ateizmi reddediyordu. Tersine, Stephen Jay Gould‘un söylediği gibi, “mekanizmi ve dini, her iki tarafa da daha yüksek bir statü bahşeden tutarlı bir sistem içinde düzgünce evlendirmişti.” 1

    Sadece GHZ’nin SETI araştırmalarında (Gonzalez’in kendiside bu araştırma programı içinde uzun yıllar bulunmuş) çok önemli bir adım olduğunu söyleyebiliriz. Artık bizim bildiğimiz şekilde zeki hayatın (karbon temelli) galaksilerin belirli sınırları içinde var olabildiğini ”bilimsel”olarak ortay koymuş durumdayız. Materyalistlerin bilimsel iki yüzlülüğünü ortaya koymak için Dembskinin blogunda yorum yapan birinin sözlerini buraya koyuyorum.İnsan dünyasına ait tasarlanmış şeylerin arkasında ister makro ister mikro düzeyde olsun ister kimyasal ister koda bağlı olsun bir ”zekanın” yada ”aklın” olduğu muhakkatır. Bakın bu gerçek belirli bir dünya görüşünün boyunduruğundaysa nasıl bir keyfiyete bürünüyor. İşte bu keyfiyet sizin gibilerin keyfiyetidir.Keyfiyete mahal vermesin diye , bu sefer çevirmeden koyuyorum;

    ”The SETI initiative is science because it employs the science of design detection.

    The ID initiative is science because it employs the science of design detection.

    The SETI project sits well with materialist ideology and is subsequently accepted by the scientific materialist community as science. Biological ID does not sit well with materialism and is subsequently rejected as science. The difference is not science but ideology.” (2)

    Straw man husunda gerçektende belgeler sitemde durmakta Strawman başlığı altındaki açıklamalardaki maddelerin aynen söylem olarak bir materyalistçe ( Da Vinci) nasıl bir tartışmada teker teker kullanıldığını ortaya koydum. Sitem ve yazılarım orda sizde yapabiliyorsanız buyrun derim..

    Son olarak ”Hem bu şekilde bloke edilmiş bir sitede yazdıklarımız boşa gitmez ve argümanları tek tek ele almış oluruz.”

    demişsiniz. Bu belirli misyona sahip insaların yapabileceği birşey.Site site forum forum dolaşıp belli bir ideolojinin yılmaz savunuculuğunu 24 saat yapmak gibi bir saplantım yok , olamazda.Kendi sitem dışında bir tek Mustafa beyin sevdiğim için sitesinde yazıyorum.Amaçımda Da Vinci gibilere göre çok mütevazı. Bu yazıları oraya koyarak çok büyük kitlelere ulaşayım materyalistlerin nasıl varlıklar olduğunu dünya aleme duyurayım diye bir çabamda yok. Bir çok kez sitemde belirttiğim gibi okuduklarımı bağlam kurduğum şeyleri insanlarla paylaşıyorum.Temldede sizin iddia ettiğiniz gibi insanları yanıtlma gayretim asla yok.Sayın Da Vinci çeviriden kaynaklanan hatalarımı gösterdiğinde (konuların tümünü hakim değiliz elbette) hemen kendisine teşekkür edip düzeltiyorum.Bunu kendisinede sorun ısrarlı kasti bir durum hiç olmadı. Elbette tamamen doğru yada yanlış değilim istediğim farklı bir bakış acısı koyabilmek.Aldığım çok olumlu tepkilerdende bunu gerçekleştirdiğimi düşünüyorum. Bu denli çok sayıda materyalistinde sitemde durmadan yorum yapmasına bakılırsada, onlarıda rahatsız ediyor olmalıyım.Nasipse etmeyede devam edeceğim…

    Şimdi ortaya çıkan maddeci paradoks şudur; materyalist sürecin iddiası doğru bile olsa, söylemin rastlantısallık iddiası sebebiyle, maddenin ( maddeden oluşan insan kastedilmiştir) akıl özelliğinin madde var olmadığında bile onun için var olmasının gerektirir. Eğer öyle olmasa idi madde rastlantı sonucu bile olsa bu içsel özelliğini (potansiyelini) ortaya çıkaramazdı. Şimdi bu durumda elimizde iki önerme vardır. Ya akıl maddeden önce vardır, ya da maddenin var olması için gerekli ön koşullardan biridir…çünkü potansiyel olarak madde onu içermektedir.

    Akıl potansiyel olarak madde içinde yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkânsızdır. Lucretius‘un dediği gibi mekanik süreçler için hiçlikten hiçlik doğar. Çünkü potansiyelin gerçekleşmesiyle biz, geriye dönük nedensellik ilkesini gerçekleştirip bu potansiyelin canlı mekanik kanıtlarını oluşturuyoruz. Peki, bu çıkarımları yapmamız çok mu zorlama olur? Potansiyel olarak var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, aklı meydana getirmiş olabilir mi ? Yönlendirilmemiş bile olsa sürecin bizi nereye götürdüğü açıktır. Aslına bakılırsa tüm sorun ister yönlendirilmiş ister yönlendirilmemiş olarak adlandırılsın aklın rehberliği ile aklın izlerinin sürülmesidir. İster evren ortaya çıkmadan evvel, ister çıktıktan sonra yönlendirilmiş bir rastlantıyla, ister kör şansla olsun , akıl parçası olduğu bütünün içeriğinde mevcuttur ve onu ondan başka anlayabilecek bir yapıda yoktur…

    İyi çalışmalar…

    1.John Bellamy Foster Marx’ın Ekolojisi s.68 Epos yayınları
    2.http://www.uncommondescent.com/intelligent-design/highlights-from-mike-genes-the-design-matrix/

  14. Değerli Ziyarteçiler..

    Sayın Da Vinci bu yazıma karşı bir yazıyı bloğunda yayınladı. Okunması dilerim;

    http://bilimfelsefedin.blogspot.com/2008/02/imtiyazl-gezegen-ve-tasarmc-hezeyanlar_17.html

    Yanıt metni;

    Sayın Da VinciÇok uğraşmış teşekkür ederim :).Guillermo Gonzalez‘in çalışmalarında ortaya koyduğu şeylere  sadece ”kendince” cevap vermiş kanımca kendi avuntularını ortaya koymuş.Gonzalez’in çalışmaları AT’ye girinceye kadar Astro-Fizikçiler arasında son derece geniş kabul gördü. Nedense AT ‘ye girdikten sonra tüh kaka oldu G.Gonzalez. Schlolardan bu ”önemsiz yardımçı doçentin”  hemen hemen tüm çalışmalarını bulabilirsiniz.Sayılar…sayılar makaleller .Bununla yetinmeyenler içinG.Gonzalez’in akademik çalışmalarına SAO/NASA Astrophysics Data System (ADS) ‘den çalışmalarına ulaşılabilir.Ezik edebiyatı girişinize cevabendaha öncede başka bir materyaliste yazdığım şu cevabı yenileyeyim.  AT girdikten sonra Gonzalez’in çalışmalarının ”diğerakamemisyenlerce” var olan yoğun baskından ötürü daha az refere edilmesi daha az incelenmesidir.Ayrıca çalışmalarının peer-review olma olasılığı AT çalışmalarına ne kadar gönderimde bulunmadığına bağlıdır.ABD de yada Dünya’nın her hangi bir yerinde kimse Akademik Dünyada materyalist-ateist bir sansür mekanizması yok diyemez. Bunu diyebilecek kadar aşırı uçtaysanız yorumlarla fikir alış verişi yapmamız son derece manasız olmakta. Zaten üslubunuzdaki alaycı yaklaşım Gonzalez’in çalışmalarında ki bilimsel verilerin genel kabul edilirliğinin tartışılmamasından.Siz sadece benim ”yorumlarım” zannetiğiniz kısma saldırı yapmaktan öteye gidemiyorsunuz.Şimdi ilk olarak Galactic Habitable Zone ile ilgili çok küçük bir bilgi verelim ;

    Galaxy in which it has been hypothesized that conditions are best suited to the development and survival of life as we know it. The GHZ was first proposed in 1991 by Guillermo Gonzalez of Iowa State University and Donald Brownlee and Peter Ward of Washington University, and has subsequently been endorsed by a number of other researchers, including Charles Lineweaver. Outside the galactic habitable zone (GHZ), the theory goes, various factors make the existence of complex (multicellular) life difficult if not impossible. The current GHZ is said to extend from 7 to 9 kiloparsecs (23,000 to 29,000 light-years) from the galactic center, is widening with time, and is composed of stars that formed between 4 and 8 billion years ago. The GHZ is analogous to the much more well established concept of the habitable zone of a star.According to the GHZ hypothesis, the width of the GHZ is controlled by two factors. The inner (closest to the center of the galaxy) limit is set by threats to complex life: nearby transient sources of ionizing radiation, including supernovae and gamma ray bursters, and comet impacts. Such threats tend to increase close to the galactic center. The outer limit is imposed by galactic chemical evolution, specifically the abundance of heavier elements, such as carbon. Sanırım burda sadece ”Samanyolun’dan” bahsedilmiyor…

    Ayrıca Gonzalezin GHZ çalışması 1991′den bu yana International Journal of Astrobiology gibi bu konuda en yetkin kurumların yayınlarında hala popülerliği korumakta.Bunlardan Cambridge kaynaklı metnide dileyen inceleyebilir.Tenure olayında heyeyanın kimin tarafından ortaya konduğunu bizde istatisliki veri ile ortaya koyalım .Bir bilim adamının önü sadece AT destekçisi olduğu için nasıl kesiliyormuş bir bakalım, edebiyatıda başkalarına bırakalım;”Gonzalez’s failure to obtain research funding has been cited as afactor in the decision. “Essentially, he had no research funding,” said Eli Rosenberg, chairman of Gonzalez’s department. “That’s one of the issues.”[22] According to the Des Moines Register, “Iowa State has sponsored $22,661 in outside grant money for Gonzalez since July 2001, records show. Inthat same time period, Gonzalez’s peers in physics and astronomy secured an average of $1.3 million by the time they were granted tenure.”On February 7th, 2008, his appeal to the Board of Regents was denied”  kaynak İlgili Wiki maddesi…

    Spectrum ve Güneş Tutulması ile alakalı animasyon bile yapma zahmetine girmiş Sayın DaVinci teşekürederiz. Bu konuda durum Dünyaya özgü olarak kısaca şöyle;”Gajendra Pandey and N. Kameswara Rao are working with UT Austin’s David Lambert on the origin and evolution of stars deficient in hydrogen. They are investigating the possibility of an evolutionary connection between such stars and normal stars and also testing the proposed scenarios for the formation of these enigmatic stars by estimating their chemical composition. Jagdev Singh visited the Kitt Peak National Observatory in Arizona in 1984 to work with W.C. Livinston and J. Harvey on solar physics. They analyzed the excellent coronal spectraobtained during the total solar eclipse of 1983 at Tanjung Kodok, Indonesia, to study the flow of plasma in the polar regions of the corona to understand the heating processes in the solar corona. The team also found that it is possible to study the variation of the sun’s rotation rate with time. (The sun does not rotate like a rigid body; it rotates faster at the equator and slower at the poles.”Gonzalez yukarıdaki veriye ne eklemişti ; Tam tutulma anında, gelen ışık spekturumu, ancak dünyada görülebilen şekliyle  güneşimizin kronosferinin tam bir spekturumuydu. İçinde heliumu barındıran foton skalası ile birlikte. Buradan yola çıkarakta şu mantıksal sonuça varıyordu; bu güneş tutulması olgusu, aynı zamanda ”şu kutlu tesadüfe” bakın ki yaşamın ortaya çıkabilmesi için gerekli olan birkaç şemayıda içermektedir; yani evrenin herhangi bir yerinde ”bize benzeyen” karbon temelli akıllı bir hayatın oluşması ,büyük bir uydusu olan gezegen ve belirlenmiş bir mesafedeki yıldızı gerektirir. Bir güneş tutulması için gerekli koşulların tümü, aynı zamanda akıllı yaşamın varlığı içinde gerekli olmaktadır. Kısaca güneş sisteminde gözlemlenebilen en iyi güneş tutulmaları, bunu gözlemleyebilecek en iyi gözlemcilerin olduğu yerde ve en mükemmel haliyle , bilimsel keşfi ortaya çıkaracak şekilde oluşmaktadır. Sayın Da Vinci’nin de sonda belittiği gibi onun yazısınada cevap yazmak uzun alacak. Zaten kendisini çok ciddiye almak olur, sanırım bunada gerek yok.Son olarak Da Vinci bey’in algısıyla kendi algım arasındaki farkı açıkça ortaya koymak için gene çok büyük bir bilimadamın yürekten katıldığım metnini buraya koyuyorum.İngiliz bilim adamı Robert Boyle şöyle demektedir;

    Epikürcüler gibi sonsuz boşlukta tesadüfen karşılaşan atomların kendi başlarına bir dünya ve onun bütün görüngülerini oluşturabileceklerini varsaymaktan uzağım: ne de Tanrının bütün madde yığınını ve sabit hareket miktarını bir kez ortaya koyduktan sonra, evreni yapmak için başka bir şeye gerek görmediğini; maddi kısmın, kılavuzdan yoksun kendi hareketiyle kendisini düzenli bir sisteme sokabilecek yetenekte olduğunu düşünüyorum. Benim savunduğum felsefe, yalnızca cismani şeylere ulaşır ve ilk nedenlerle doğanın daha sonraki gidiş yolu arasında ayrım yaparak, maddeye hareketi gerçekten Tanrının verdiğini öğretir. Ancak, bunu başlangıçta, tasarladığı dünyayı oluşturacak madde parçalarını bu şekilde ayarlayacak biçimde, değişik hareketlerini yönlendirerek yapmış ve hareketin kurallarını ve maddi şeyler
    arasındaki doğa yasaları dediğimiz bu düzeni kurmuştur. Aynı felsefe, evren bir kez Tanrı tarafından yaratılıp hareketin yasaları konulduktan ve bütün bunlar Tanrının ebedi toplayıcılığıyla, genel takdiriyle bir araya getirildikten sonra, dünya görüngülerinin madde parçalarının mekanik özellikleriyle fiziksel olarak üretildiğini ve bunların
    birbirlerine karşı mekanik yasalara göre işlediklerini de öğretir. Boyle’a göre, “Epikür ve izleyicilerinin çoğu … Kendilerine göre dünya, niyetlenilmiş hiçbir amaç olmaksızın şans tarafından yapıldığından, şeylerin sonlarını [nihai nedenleri] dikkate almayı bırakmışlardır.” Buradaki şans anlayışı, atılan zarların sonuçlarındaki gibi som bir şans anlamına gelmeyip, -tasarımdan kanıtlamaya doğrudan karşıtlık içinde- evrenin, ve böylece doğal ve toplumsal tarihin belirlenmemiş doğasına dayanan bir akıl yürütmedir. Bu yüzden, Boyle, Epikürcü atomculuğun kendi mekanist görüşlerini oluşturmak için zorunlu olan bazı hipotezlerini benimserken, sonuna dek götürülen materyalizmi ve ateizmi reddediyordu. Tersine, Stephen Jay Gould‘un söylediği gibi, “mekanizmi ve dini, her iki tarafa da daha yüksek bir statü bahşeden tutarlı bir sistem içinde düzgünce evlendirmişti.” 1

    Şimdi ortaya çıkan salt materyalist çıkmaz şudur; materyalist sürecin iddiası mutlak kesin olarak doğru bile olsa, söylemin rastlantısallık iddiası sebebiyle, maddenin (insan kastedilmiştir) akıl özelliğinin madde var olmadığında bile onun için var olmasını gerektirir. Eğer öyle olmasa idi, madde rastlantı sonucu bile olsa, bu içsel özelliğini (potansiyelini) ortaya çıkaramazdı. Şimdi bu durumda elimizde iki önerme vardır. Ya akıl maddeden önce vardır, ya da maddenin var olması için gerekli ön koşullardan biridir…çünkü potansiyel olarak madde onu içermektedir. Akıl potansiyel olarak madde içinde yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkânsızdır. Lucretius‘un dediği gibi mekanik süreçler için hiçlikten hiçlik doğar. Çünkü potansiyelin gerçekleşmesiyle biz, geriye dönük nedensellik ilkesini gerçekleştirip bu potansiyelin canlı mekanik kanıtlarını oluşturuyoruz. Peki, bu çıkarımları yapmamız çok mu zorlama olur? Potansiyel olarak var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, aklı meydana getirmiş olabilir mi ? Bu sorunun cevabını Da Vinci açısından biliyoruz.

    Ayrım en temelde burdadır. Pi filmindeki matematikçi Maximillian Cohen’in öğretmeni olan profesörün dediği gibi; insanlar dünyayı algılamak için fiziki nesnelerde bir matematiksel açılım ve bunun ortaya çıkardığı bir şeklin peşindeyken, sürekli gözlemledikleri şeylerde patikalar, desenler, kalıplar ve tasarımlar görmeye güdümlü mü ? Bu güdümün evrimsel olarak var olmasının sebebi nedir? Ya da gerçekten bu yapılar, fizikselvarlığı matematiksel dille meşrulaştıran evrensel kurallar kitabının temelleri mi?Bu sorulara verilen yanıtlar  hayatın kökenine olan algımızıda şekilendirmekte. Ben tasarımı William Paley ve R.Boyle gibi düşünenlerdenim evrende tasarımlar görüyorum Da Vinci beye göre tasarım heyezanları yada yanılsamaları. Evrenin ve Yaşamın ”evrimini” gün be gün anlarken ”en uçlarda” ( ateist ve fundementalist inançlar) dolaşmanın gerçeği bulma adına yapılabilecek en beyhude çabalar olduğunu düşünüyorum.Hayata dair gerçeğin uçlarda barınmadığınıda biliyorum…

    Dileyen buradan  belgeselin torrentini indirebilir dileyende kitabını Amazon‘ dan temin edebilir. Böylece öğrenmeden farazi algılara sahip olunmamış olur kanaatindeyim.Sayın Da Vinci ye çalışmalarında başarılar dilerim…

    1.John Bellamy Foster Marx’ın Ekolojisi s.68 Epos yayınları

  15. mustafa bey eğer GHZ ile alakalı söyledikleriniz da vinci nin ki ile aynı makaleden ise bunun üstüne gitmeniz gerekir çünkü eğer dediğiniz gibi ise bu durumda ortada çok büyük bir çarpıtma var var burda yanılsama olamaz yani samanyolu ile tüm evren farklı şeylerdir

  16. Murat Bey

    GHZ elbette farklı galaksiler için farklı parsek rakamları verecektir.Her galaksinin kendine özgü büyüklüğü şekli yapısı vs vardır;

    Ben ne demişim;

    ”Sonuç bizim için geçerli olan koşulların nerdeyse aynısınında diğer galaksiler için geçerli olduğuydu. Bu keşif, onu güneş sisteminin ”Samanyolu” galaksisindeki konumunu sorgulamaya itti. Burada karşılaştıkları ise çok daha sarsıcıydı. Galaksilerin tümü için tıpkı samanyolumuzda olduğu gibi yaşamın oluşması için belirli bir bölgenin imkan tanıdığı ortaya çıkarıldı. Bu (GHZ) galaksinin kendine özgü büyüklük ve yapısına göre farklılık gösterse de, yaşam bilinen şekliyle ancak tüm galaksilerin ancak belirli bir alanında oluşabilirdi. Science dergisinde çıkan son araştırma bulgularına görede teyit edilen bu kuşağa Galaktik Yaşanabilirlik Kuşağı ( Galactic habitable zone ( GHZ ) ) adı verildi. Yapılan son derece karmaşık hesaplamalara göre, bu kuşak tüm galaktik merkezden (İlk olarak bu kuşağın alanı Samanyolunun tüm galaktik merkezinden demek tir.Galaktik merkezler merkezi kendilerine has kinematik etkilere sahip olduğundan sınırları 2×2 gibi kesinleştirilebilen şeyler değil. Burada o bahsettiğiniz anlam olsa ”var olan diğer bütün galaksiler” derdim. Hemen yukarda yazdığım küçük açıklama zaten galaksilerin kendine göre GHZ değişmektedir diyor.Bu anlamı çıkarmak için kötü niyet taşımalı insan. Argüman tarzı belirli olan birine yakışan bir durum.) yaklaşık 7 ila 9 kiloparsek uzaklıkta olmalı (1 parsek = 3.26 ışık yılı 1 kiloparsek = 1000 parsek) ve içerdiği yıldızlarda 4 ila 8 milyar yaşında olmalıydı. ”

    Sayın Da Vinci ise;

    (The Galactic Habitable Zone and the Age Distribution of Complex Life in the Milky Way) sadece Samanyolu galaksisini konu alıyor. Yani Abudak’ın belirtmiş olduğu değerler sadece Samanyolu için geçerli.

    diyerek ben bu veriyi evrendeki tüm galaksiler için söylemişim demeye getirmeye çalışıyor kendince.. Makale Samanyolu üzerine elbette ama GHZ tüm galaksilere uygulanabiliyor.Ben güneş tutulmasından ve dünyadan bahsettiğim için GHZ yide Samanyolu üzerinden verdim.GHZ’nin belirlenmesindeki kriterler SETI araştırmaları içinde bir çığır açtı. Akıllı canlılarca ”tasarlanmış” olma ihtimali olan sinyallerin galaksilerden ”gelebileceği” alanlar galaksinin özelliklerince belirlenebiliyor. Samanyolumuza benzer yapıdaki diğer sprial galaksilerdeki GHZ verileri üzerine Cambridge‘ te yayınlanmış bir çalışma var.Dilerseniz ”galactic habitable zone other galaxies” tıklayarak scholardaki makalelere ulaşabilirsiniz. Artık çarpıtmanın kimin tarafından geldiğini size bırakıyorum.

    Saygılarımla..

  17. Cevabımı blogumda verdim. İlgilenenler cevabıma buradan ulaşabilir.

  18. fuatogldan alıntı:Şu şöyle olsaydı olmazdı bu böyle olmasaydı şöle olurdu, azıcık şöyle yapsan böyle olur gibi şeylerin hiçbir anlamı yok. Tamamen saçma. Gelişme sürecinde etken olan şeyi oynatırsanız elbette sonuç olan şey bundan etkilenecektir. Nasıl bir akıl yürütme bu anlamış değilim. Ama doğrudur, olasılıklar elbette düşüktür, fakat galaksi sayısının akıl almaz boyutlarda olduğunuda unutmamak lazım. Gördüklerimiz de hiçbir şaşırtıcı birşey yok yani.

    başta hiçbir anlamı yok diyor daha sonra doğru olasılıklar düşük diyor (gonzalez gibi)ondan sonrada(evrenin büyüklüüğünden de bahsediyor alınsize bilinmezlerden gücünü alan materyalist modeli) şaşırtıcı bişi yok diyor :) son zamanlarda internette forumlarda okuduğum en absürd yorum bu walla mustafa bey size helal olsun şu yorumnu bile kale alıp dinleyip cvplıyorsunuz ALLAH sabır versin

  19. Sayın Da Vinci

    Cevabınızda açık cevap verebildiğiniz hiç bir yer yok. Kendinizi ikna etme çalışmalarınız açısından uzun ve verimli bir çalışma olmuş. Bu durum süpriz de değil.Alıntı kaynaklarınıda sitemdeki cevap metninde bulabilirsiniz.Çoğunu linkledim. Bazıları hata üzerine linklenmemiş olabilir.Bulursanız söyleyin gönderelim.Şimdi üzerinde sürekli ahkam kestiğiniz bilim ve bilimadamlığı üzerinde en basit ve yalın şekilde düşünelim.Bilim adamı kimdir, öncellikli olarak ne işle meşguldür?

    Bilim İnsanı kimdir en temel özellikleri nelerdir?

    Kısa özetle;
    Stephan Zweig, “Bilimde körlük yanılgı değil, ‘korkaklık’dır.” der. Bilim adamının korkaklarla, ürkeklerle işi ya da saygıdan ötürü gerçeği görmemeye hakkı yoktur.

    Bilim adamı;

    • Evrensel düşünen kişidir,
    • Objektiftir,
    • Ahlaki sorumluluğu yüksek olan kişidir,
    • Aydınlanmış kişidir,
    • Öngörüsü yüksek olan kişidir.
    . Pragmatist…?

    http://www.elyadal.org/PiVOLKA/12/oguy.htm

    Demek ki biliminsanın temel özellikleri buymuş.O alıntıyı neden verdiğimi anlayamamış olmanız hiçde şaşırtıcı değil:) Öncelikli olarak Gonzalez’e tenure vermemenin temel nedenini oraya indirgenecek kadar ucuz bir söylem olmasından. Demek Einstein ünlü teorilerini ortaya koyarken son derece pragmatist bir şekilde o teorinin sonuçlarından elde edilecek paraya konsantre olmalıydı.Nede olsa getirilen para bilimsel kimliğin niceliğini belirliyor değil mi? Sanırım işte o zaman ”Einstein” olamazdı. Aslında itiraf edeyim balıklama atlayacacığınızda bildiğim için koymuştum o alıntıyı, eve gelince ve cevabınızı okuyunca küçük bir tebbesüm ettim.Geleceği gördüğümüz filan yok ama sizi az çok tanıyorum.Bu eleştiriyi yapan ID eleştirmeni Myers gibi bilimi ‘’sadece” getirdiği maddi temele indirgeyen ve tamamen pragmatist bir insan olduğunuzu ortaya koymanız açısından teşekkür ederim.Sizi kendi söyleminizle bir kez daha öğrenmiş olduk. Ayrıca bilim=para yada üniversiteye sağlanan ”grant-money” peer review getirdiği dolarlarmış… gerçi bir materyalisten beklenmeyecek bir cevap değill ama bilimi din yapmış biri için etik açıdan da iç acıcı bir durum değil…

    Bakın wiki maddesindeki bilimsel sözlerin sahibi bilim insanı Myers neler demiş;

    http://www.evolutionnews.org/2007/05/guillermo_gonzalezs_denial_of.html

    Tenure olayında burada alehte ve redde bir sürü link belge vs veririz.Sadece ilgileneler AT blogumda size verdiğim cevabın linkli halindeki yerlere girerek bile Gonzalezin bilimsel açıdan konu üzerindeki çalışmalarını ve yeterliliğini görebilirler. Bu IOWA State Harward yada Yale Berkeley ile aynı kılasmanda ise yeterli değildir tabi:) materyalist yüzlerin süslü lafların arkasındaki gerçek yüzlerini görmek isteyenler bu linki gizli e-mektuplardaki korku , hazımsızlık ,itiraf dolu mesajları mutlaka okusun.Ayrıca bunu okumakla yorumun başında başında Stephan Zweig dediği ve bilim adamının bir özelliği olan; Bilim adamının korkaklarla, ürkeklerle işi ya da saygıdan ötürü gerçeği görmemeye hakkı yoktur. Söyleminin Gonzalez tüm baskı ve dayatmalara rağmen bu riski aldığınıda öğrenebilirsiniz;

    http://lamp.iowastatedaily.com/ID_EMail.PDF

    Site takipçileri için çok daha uzun ve detaylı yazmak gerekebilir ama nafile çabalara ayıracak çok zamanım yok. Birçok kez belirttiğim gibi sizin gibi misyon insanıda değilim.(ateizmin yılmaz savunucusu) Bloklanmış bir sitede kendi çıkarımlarımı paylaşmaktan öte iddiam yok. Ayrıca yukarıda verilen linkler vicdan sahibi bir insana yeterde artar.

    Son olarak şunu soralım söylemi tamamen olasılıkların hesaplanamaz yaratıcı güçüne dayanan biri konu o hesaplara gelince saçmalık der? Olasılık hesapları sizin için anlamsızsa, siz neden salt şansa dayanan kör olasılıklara iman ediyorsunuz?

    Çok teşekkür ederim .Çalışmalarımla rahatsızlık verdiysem özür dilerim..

  20. Sayın Da Vinci bu yorumuna sitesinde cevap vermiş. Bende kendisine nihayi olarak bu cevabı veriyorum;

    Sayın Da Vinci

    Dansözlük gibi benzetmelerle alaka kurmanız çok hoşuma gitti. Bu hiddetinizin arttığını ve çaresizliğinizin boyutunu gösteriyor. İşleyecek argüman kalmayınca çamur at izi kalsın taktiğiniz devreye girmiş. Tartışma üslubunuzun seviye noksanlığını da ayan beyan ortaya koymanız bakımından da önemli (gerçi nette bu konuda da bolca yazılı metin mevcut). Bu konuda yorum yaptıkça seviyenizdeki düşmede o derece artıyor. Sizin kusura bakmayın sazanlığınızı da örtmekte gerçekten başarılı diyemeyeceğim. Ben İngilizce öğretmeniyim. Anadolu Lisesi Mezunu, İngilizce Öğretmenliği Fak. Mezunu ayrıca İtalyanca ve Latince bilen(Ankara Üniversitesi DTCF) yani yabancı dilde neyi okuduğunu az çok anlayabilecek biriyim. Fakat her konuda uzman değiliz elbette. Tabi bunu sizin her konuda ahkam kesebilen muhteşem ötesi kimliğinizi ve üstün zekanızıda hesaba katarak söylüyorum. Cevabınıza bakınca benim özellikle belirttiğim noktaların es geçildiği blogumda linkleriyle verdiğim bilgiler sanki yokmuş ta sadece size yem olarak sunduğum kısım varmış gibi davranmanızda bunu ortaya koymakta. Science makalesinin verilmesi peer-review da en kasıntı dergilerden birinde Samanyolu ile ilgili olarak GHZ kabul gördü demektir. Yani GHZ 1991′de Gonzalez onu ortaya koyduğundan beri resmen kabul görmüştür. Science makalesinin verilişi bunu göstermeye yöneliktir. Oysa sizin söyleminizle sanki GHZ , sadece Samanyolu için geçerliymiş izlenimi verilmeye çalışıyor. Sizdeki maksat nedir? Cevabı bilinen bir soru…

    Gonzalez ”kompleks hayatla” uydumuz ay arasında ilişki kurmuyor tarzında güzel saçmalamışsınız.Bu asıl sizin ne belgeseli seyrettiğiniz nede kitapla ilgili söylediğiniz gibi detaylı okuma yapmadıınızı gösterir. Oysa belgeselde ve kitapta aynen şu savunulmakta ;

    ‘’Gonzalez discovered that the size of the moon is precisely what allows solar eclipses to be scientifically rich experiments. If it were slightly smaller, or larger, we could not observe solar flares (and starlight bending from the sun’s mass, a major confirmation of Einstein’s theory of relativity). Furthermore, it is the moon’s precise mass that stabilizes the Earth’s axis to maintain a temperate climate whereby ‘’ complex life forms can exist.’’

    Olasılık hesaplarını sadece sizin kullandığınızı unutmuşum özür dilerim.Siz sadece Gonzalez yada benim değil Oxford teorik fizik profesörü Roger Penrose gibi bir bilim adamının olasılık hesaplarına bile itiraz edebilecek kadar konuya hakim birisiniz. Sizin nihai amaçlarınıza hizmet etmedikçe kimin ne söylediği umurunuz da değil bilimsel de değil.. bakalım tanım neymiş;

    ‘’American Heritage Dictionary defines Probability Theory as the branch of Mathematics that studies the likelihood of occurrence of random events in order to predict the behavior of defined systems.’’

    Olasılık konusu gerçektenden ‘’assumptions’’ ve ” constant’’ kavramını hiç bilmediğinizi ve birbirleri ile alakalı yapıların belirlenmiş bir sistemde kimyasal yada fiziksel bağlamdaki etkileşimlerinin farkını göz ardı ettiğinizi (3 boyutluluk, reaksiyon hızı, kütle çekimi vs) açıkca ortaya koyuyor.Yoksa oyun kağıtlarından olasılık hesaplarının anlamsızlığını kanıtlamak gibi yüzeysel bir hata içine girmezdiniz . . Sırf oyun kağıtları üzerinden yapılan bir hesaplama tıpkı Dawkinsin kör saatçide bilgisayar simülasyonu ile yaptığı naif çabaya benziyor. Çünkü mutlak rasgeleliğe dayalı olduğu izlenimi veren bu çabalar, aslında mutlak bir rastgeleliğe dayanmıyor. Olasılıkların bile kendi içersinde, diğer kurallar ile bağlantılı ‘’örüntüleri’’ var. Bu örüntüler ya akıllı canlıların (tasarladığı) programa dayalı simülasyonlar ile yada biyolojik yapılarda yani savunduğum tasarım cephesinde front-loadingle açıklanıyor.

    ‘’ By necessity, probabilistic experiments require computer simulation of random events. It must sound as an oxymoron - a computer (i.e., deterministic device) producing random events - numbers, in our case, to be exact. See, if you can convince yourself that your computer can credibly handle this task also. A knowledgeable reader would, probably, note that this is a program (albeit deterministic) and not the computer that does the random number simulation. That’s right. It’s me and not your computer to blame if the simulation below does not exactly produce random numbers.’’ sayfada küçük bir deneyde var…Avidaya ithaf olunur :)

    http://www.cut-the-knot.org/probability.shtml

    Fakat sizin için bu durumda bir iki yüzlülük var. Şöyle ki biyolojik sistemlerde ve kendi Darwinci iddianızda mutasyon olasılıklarını, evrim üzerindeki yegane bilgi üretici güç olarak görüyor ve kabul ediyorsunuz. Öyle ki, cansız inorganik yapıdan canlı organik yapıya geçiş için gerekli olan birbiriyle ilintili son derece büyük olasılıkları, doğal olarak kabul edebilirken. Mekan evren olduğunda birden bu olasılık hesaplamaları ve olasılıklar ‘’ manasızlaşmakta’’. Bu nasıl bir yaman çelişkidir? Olasılıklarla ilgili olarak ‘’tamamen ‘’ olasılıkların yaratıcı gücüne dayanan biri, konu onları rasyonel şekilde anlama gayreti olan hesaplamalara gelince neden saçmalık der? Olasılık hesapları sizin için anlamsızsa, neden salt şansa dayanan, tamamıyla kör olasılıklara, biyolojide ve evrimde iman ediyorsunuz?

    Bu olasılık konusu karşılıklı olarak uzar gider.Okuyanlar verilen bilgilerden kendi çıkarımlarını yapsın..

    Birde bu makalede verdiğiniz kaynaklar http://www.epicidiot.com/ gibi tamamen tek-yönlü, amacı belli olan (Sizin gibi) misyonlu kuruluşlardan.Objektiflikle yakından uzaktan alakaları yok. Bakın ben size aşağıda NASA’dan daha önceki yorumda Cambridge’den yada scholardan veriyorum hangisini ciddiye almak lazım ?

    ‘’Grant money’’ kısmıyla yaptığım, sadece parasal nedenler ve kendilerince az onaylanmış makale, bilimsel kriterler gibi son derece mesnetsiz iddialarla, siz materyalistlerin tenure olayındaki yaklaşımlarının ne kadar indirgemeci olduğunu göstermektir. Zaten aşağıda verdiğim e-mailleşmelerde bu mesnetsizliği ve hazımsızlığı ISU’dakilerin kendi ağızlarından kanıtlıyor. (Siz hala itiraz edersiniz bence işte asıl pişkinlik )Bilim adamlığını para kazanmaya eşitleyen bir mantığın bilimin savunuculuğunu yapmasına örnek gösterdim. Siz Strawman kişiliğinizle… işte bir yanlış yakaladım deyip onu argüman olarak kullanacağınızı bilmek daha önceki tecrübelerime binaen hiçte zor olmadı..Sizin makalenizde Gonzalez’in verilerine akıllı uslu bir cevap görebilen varsa tebrik ederim.Öyle animasyon giflerle olmuyor. Hele karşınızdaki Gonzalez gibi gerçek bir bilim adamıysa. Sizin pişkinliğinizin yanında bu küçük argüman taktiğinin esamesi okunmaz.(oda sizin gerçek özelliğinizi birkez daha ortaya koymak için) Materyalistlerin iç yüzünün ayan beyan ortaya çıktığı ISU ‘’bilim anlayışını ortaya koyan’’ 38 sayfalık e-mailleşmelerin hesabını verin bir bakalım. Bugüne kadar ki söylemimi , materyalist ”e-mail”ler teker teker kanıtlıyor. Kimin bilimin arkasına gizlenip süslü edebiyat yaptığını da ortaya koyuyor :)..Yüreğiniz yetiyorsa okursunuz ve cevaplarsınız ne diyelim ;

    http://lamp.iowastatedaily.com/ID_EMail.PDF

    Siz benim sorularımı her zamanki gibi teğet geçmişsiniz ama ben sizinkini geçmeyeyim. Verdiğiniz o koşulların hepsinde canlılar olabilir. Akıllı olup olmayacakları yada bizim bildiğimiz formlarda olup olmayacakları tartışmaya açıktır. Tam Güneş tutulması şuanki durumda bile ‘’her zaman ‘’ ya da her tutulmada oluşan bir durum değil. Aşağıdaki NASA verileri yalan söylüyorsa o başka siz düzeltirsiniz. Sizin akıllı canlılar konusundaki önermeniz Dünyanın 5 milyar yıldır uydusuyla sahip olduğu tüm değerlerin ve etkileşimlerin değişmesi anlamına gelir. Bunun öngörüsünü yapmak bilimsel olamaz. Siz benden rakamsal verilerle bilimsel olmayan bir çıkarım talep ediyorsunuz. Eğer kendiniz yapabiliyorsanız bu veriler olmuş olsaydı durum ‘’tam’’ anlamıyla nasıl olurdu açıklayın. Ben burada sadece Ayın Dünyadaki yaşamı şekillendiren önemli etmenlerden biri nasıl olduğu ile ilgili küçük bir çalışma önereyim;

    ‘’ The Moon And The Origin Of Life- Earth is unusual in bearing life, and in having a large Moon.A number of authors have suggested a possible connection between the two,e.g., through lunar stabilisation of the Earth’s obliquity,or through the effects of the oceanic tides.The various suggestions are reviewed.’’

    http://www.springerlink.com/index/W411M6585338J000.pdf

    Tüm insani İlkeler birbirlerine korelasyonlarla bağlı maddelerdir. Hepsi birlikte değerlendirildiğinde genel çerçeveyi ve tasarımı kanıtlarlar. Güneş tutulması elbette o durumlarda da olur ama bu halinde olduğu kadar ‘’mükemmel ‘’ olamaz. Chrona’yıda o denli bilimsel keşfe yol açacak şekilde izleyemeyiz. Belgeseli seyrettiğiniz halde sorabiliyorsunuz o daha da ilginç. Buradan kısaca argümanınızın içinin ne kadar kof olduğunu gösterelim, ama anlamlandıramayacağınız bilerek;

    ”There is an ‘’amazing cosmic coincidence’’ that the Moon is about 400 times closer to the Earth than the Sun. At the same time, the Sun is about 400 times larger than the Moon. What this means is that the size of the Sun and Moon as seen from the surface of the Earth is about the same in the sky. When viewed from the surface of Earth, both the moon and sun appear to be about one half degree in size – that is, about the size of your thumbnail when you extend your arm.In astronomical terms, the Sun and Moon have roughly the same angular size. This makes it possible for a solar eclipse to occur. No other planets in our solar system enjoy the same one-to-one ratio.”

    http://www.eclipse-chasers.com/about.htm

    Birde NASA’dan belge;

    ‘’Annular vs. Total Eclipses: Lovely solar eclipses are possible because of a lucky coincidence. Although the Sun is about 400 times larger than the Moon, it is also about 400 times farther away. From our point of view, the Sun and the Moon seem to be the same size: 0.5 degrees wide — but not always! The Moon’s orbit around our planet is an ellipse, not a circle, so the width of the Moon waxes and wanes each month by ±7%. Earth’s orbit around the Sun is elliptical, too. The angular diameter of the Sun varies by ±2% throughout the year. When the Moon happens to be the same size as or bigger than the Sun, total eclipses are possible. When the Moon is smaller, eclipses can be only annular or partial. On May 31, 2003, the Moon will be smaller than the Sun, and the maximum eclipse will be annular.”

    http://science.nasa.gov/headlines/y2003/30may_solareclipse.htm

    Görebilen gözler için yeterince açık veriler. Bu alıntının en altında Annular (halka biçiminde) ve Total (tam) tutulmaların resmide var. animasyon değil ama idare edin:) Tam Chrona’yı hangisinde görüyoruz ?

    Yazının başında da ; A total eclipse can change your life.Partial eclipses, on the other hand, are just plain fun.”
    Denmiş. işte tamda Gonzalez’in başına gelen şey ama sizin belkide algı yapınızdan dolayı hiç bir zaman yaşayamayacağınız olay…

    Sizi muhteşem bir şekilde özetleyen bu satırlarla buradaki yorumlarıma son vereyim;

    Stephan Zweig, “Bilimde körlük yanılgı değil, ‘korkaklık’dır.” der. Bilim adamının korkaklarla, ürkeklerle işi ya da saygıdan ötürü gerçeği görmemeye hakkı yoktur.

    Diğerlerine kendinizce nasılsa bir kulp bulursunuz hatta NASA’ya bile bulursunuz. Sizden sadece ve sadece ISU E-maillerine cevap vermenizi diliyoruz…tabi yapabilirseniz…

    Bir şey değil…

  21. Sayın Da Vinci ‘nin cevabı yayınlandı;

    Benimde son olarak kendisine verdiğim kısa cevabı ekliyorum;

    Sayın Da Vinci

    Yazdığınız onca saçmalıktan sonra gerçekten gerçek kimliğinizi ortaya koymuşsunuz sadece E-maillere cevap verin yeter dedim.Yine es geçilmiş alışılmadık bir durum değil… onun dışında herşeye ”güya vermiş”izlenimi vererek kendinizi ikna yolunda tutarlı bir şekilde ilerlemişsiniz.

    Baştan sona okuduğumda bir insanın şartlı reflekse dönmüş bir şekilde irrasyonel bir din düşmanlığını nerelere götürebildiğini görmek açısından faydalı oldu.Gonzalez’in çalışmalarının ”bilimselliğin” den çok benim argümanı sunuşum ve kendi eğlentileriniz üzerinde durmuşsunuz. Heleki Avida konusundaki saçmalıklarınız kahkaha atmama sebep oldu. Kısaca neden değineyim ; ilk olarak ben simüslayonlar belirli bir program dahilinde rasgelelik üretirler mutlak determinizmle değil dedim.Yani programcı ne isterse onu üretiyorlar aslında rasgelelilik bir örüntü sahibi oluyor’onu programlayanların” örüntüsü siz almış nelere getirmişsiniz.

    Ayrıca ben konulara hakimim demedim.Ne öyle bir iddiam nede isteğim var.İnternetin bilimsel otoritesi olarak yerinize göz dikmişte değilim:) okuyan sorgulayan biriyim.Evrime, ortak ataya inanan mekanik süreçlerin nedenselliğini bilimsel metodun önündeki fener olarak gören ama bunları mutlak bir felsefi yada dini düşünceye temel yapmayan(sizin ateist olarak yaptığınız gibi)Sizin gibi her konuda mutlak otorite herşeyden anlayan olduğunu idda eden biride değilim.Yanılmak beni sıkmaz mutlu eder.Düzeltmektende bugüne kadar hiç gocunmadım.Birçok kezde düzeltim size ve başka ilgililere teşekkür ederek. Fakat bu durumda sizin Strawman argümanınızı sitenizde de kanıtlamak için bu gerekliydi.Sizin Strawman husunda nasıl biri olduğunuzu madde madde blogumda kanıtlamışken burda da kendi açımdan teğit etmek hoş oldu.Grant money husun tenure sebebi olarak görülmediği ISU tarafından açıklandıktan sonra (ISU tenure kurulunca, tenure verilmemesinin gerçek nedeninin Gonzalez’in çalışmalrındaki ”bilimsel yetersizlik ” olduğunun defalarca altı çizildikten sonra ) yapılan bu argümanı yemeniz size yakışmadı:) Peki benim tasarım argümanım sizi neden bu denli rahatsız ediyor tek sebeple ”inanca” kapı açtığından işte tamda bu sebeple o e-mailleri cevaplayamıyorsunuz . Yüzleşemiyorsunuz gerçeklerle. GHZ dahil Gonzalez’in araştırmaları önemli dergilerde yayınlanmış mı ? Evet .Kendisi astro-fizik camiasında kabul gören biri mi ? Kesinlikle evet . Birçok makalesi hakemli dergilerde yayınlanmış cited edilmiş mi? İmtiyazlı Gezegende ileri sürülen GHZ, solar eclipse ilgili bulguları yine hakemli dergilerde birçok kez yayınlanmış mı evet…

    İşte yazınızın sonundaki söyleminiz ne kadar iki yüzlü şekilde davranabildiğinizi ortaya koyuyor.Bunlar açıkça ortada iken bile bunlar safsataymış gibi davranarak kendi ideolojinizi dogmatik olarak kutsuyorsunuz.Birde tenure olayında ISU’nun söylemine katılarak bilimsel etiği ve hür düşünceyi ayaklar altına almaktan çekinmiyorsunuz.Gerçi Gonzalez’in çalışmalarındaki verileri bu denli kendi görüşünce yorumlayabilen biri için bilimsel etik ne kadar geçerlidir kuşku götürür?

    Onca laf salatasını kendiniz yapmışsınız NASA belgesindeki verileri bile dediğim gibi kendinize yontmayı becermişsiniz ve yine dediğim gibi e-maillere cevap verememişsiniz. Myers’tan falan linkleyebilirdiniz belki :)

    Bu yorumları okuyanlardan küçük taleplerim olacak;

    1. Blogumda linki verilen İmtiyazlı Gezegen belgeselini indirin ve seyredin.

    2. Tenure verilemesi ile ilgili nedenleri okuyun ve bunları yorumlarda verilenlerle karşılaştırın.

    3.Verdiğim ISU’daki e-mailleşmeleri okuyun.(hani Da Vinci beyin yüzleşemediği)

    4.Da Vinci’nin söylemini benim verdiğim kaynak linklerdeki veri ile karşılaştırın.Blogumda Da Vinci’nin Strawmanlik hikayesini okuyun.

    5.Bunlarla yetinmeyin google da eğer sizde ingilizce biliyorsanız, her iki tarafın konu ile alakalı söylediği şeylerdeki yeni gelişmeleri takip edin.

    6.Elinizi vicdanıza koyup, karar verin

    Bunları yaptıktan sonra dilediğiniz şekilde dünya algısına devam edin…

  22. Cevabımı İmtiyazlı Gezegen ve Tasarımcı Hezeyanlar (bölüm 2) başlıklı yazımda ve altındaki yorum bölümünde bulabilirsiniz.

  23. Yakında (bir haftaya kadar) Da Vinci’nin bir başka uzmanlık alanı olan İnsani ilkeler SETI ve biyolojik tasarım tanımlarını konu alan bir makale yayınlayacağım.Fakat ondan önce Da Vinci ile İmtiyazlı Gezegen tartışması sırasında yaptığım okumalarda, site ziyaretçileri için faydalı gördüğüm bir kaç kısa yorum alıntısını (ingilizce) paylaşacağım. Umarım değerlendirmelerde faydalı olur…

    ”Iowa State University professor Guillermo Gonzalez’s support of the theory of intelligent design damaged his prospects for tenure long before his peers voted on the job promotion, according to e-mails from at least one professor in his department to those who decided Gonzalez’s tenure request.

    The e-mails were provided to The Des Moines Register by ISU officials in response to a request for public records pertaining to the tenure case.
    Advertisement

    The disclosure of the e-mails is contrary to what ISU officials emphasized after Gonzalez, an assistant professor in physics and astronomy, learned that his university colleagues had voted to deny his bid for tenure.

    “I think Gonzalez should know that some of the faculty in his department are not going to count his ID work as a plus for tenure,” physics and astronomy professor Bruce Harmon wrote in an e-mail dated November 2005 - a year before the department voted on the tenure case.

    “Quite the opposite,” Harmon added.

    In May, Eli Rosenberg, chairman of the ISU Department of Physics and Astronomy, told the Register that Gonzalez’s tenure denial was “not political” and that journalists were wrong to suggest that Gonzalez’s tenure review was based on anything other than his scientific qualifications.

    Later that month, however, Rosenberg told World Magazine, a Christian publication, that Gonzalez’s book, called “The Privileged Planet,” played a role in the tenure decision-making process. But the book was not an overriding factor, Rosenberg added.

    http://www.desmoinesregister.com/apps/pbcs.dll/article?AID=/20071201/NEWS02/712010318/1001/NEWS

    I should not be surprised – yet I am – at the narrow-mindedness of the supposedly “learned” ones of the population. First of all, evolution is a theory, not a fact. It is a theory that has often been refuted by archaelogical facts. Intelligent design is also a theory. However, there are no archaelogical fact that refute its truth. Who among us has the right to pick and choose those theories that students should learn, and those that we should hide? I thought college was a place to look at and examine ideas objectively? As far as the comment about teaching “a flat earth,” it seems to me that the person who first stated that it was round was regarded as a fool and persecuted by his peers. Hmm… maybe you should consider that. The most correct piece of information here is that tenure is not given fairly. It is most definitely a ‘popularity contest.’ And, if you hold an unpopular view, you may as well give up any hope of gaining tenure. We are not in the business of creating equality, independence or free thinking. We are in the business of teaching students that everyone and every idea should be treated fairly, as long as everyone and every idea fits into the nice little boxes created by the majority. Pity the next Einstein or Edison.

    — Carrie Harrison May 16, 03:37 PM #

    I just wanted to make clear, since you link to my blog, that it was not me but a couple of commenters who remarked on the worth or quality of Gonzalez’ scholarship; I did not, as I’m not in a position to evaluate that question. For all I know, Gonzalez may have written a set of brilliant papers. The point I was making myself was that tenure is a crapshoot in general, a process that is highly subjective and for which there is no objective set of criteria (no matter how much a university may want to pretend so). If you have someone in a department advocating a fringe idea that 99% of those in his field reject, it should never be a surprise when his colleagues don’t want him representing their department or university. That’s not persecution, it’s just human nature.

    In the case of forensics, trying to determine what caused an event to happen: Was the death of Ms. Jones caused by an intelligent being (i.e. was she murdered) or did she accidentally back into a knife on her kitchen counter that managed to drive into her all the way up to the handle.
    So if determining if something (flagella, blood clotting, etc.) was caused, which is EXACTLY and ONLY what ID tries to do, is religion then there are a LOT more people of faith out there then I thought.

    — Ken May 19, 12:25 PM #

    http://chronicle.com/news/article//?id=2318/

    Posted by: TJ | Dec 10, 2007 2:55:07 PM

    People who support ID at this time are at a significant disadvantage, comparable to Susan B. Anthony fighting for suffrage in a man’s world. Gonzalez and the Discovery Institute are fighting a war on someone else’s home turf. And the scientists have the politicians that decide the curriculum of the youth so convinced that evolution is LAW instead of theory that other theories must not even be considered as creditable. I enjoy the ignorance of the previous commentator: as though evolution is a theory formulated based on “testable predictions.” It’s battles like the one between Iowa State and Gonzalez that are important in the development of a movement. In all truth, there’s nothing ethically wrong in being a creationist scientist. The weaknesses in evolution must be exposed for a true picture of the theory. Then scientists (biased by majority in support of evolution) can work to strengthen those weak spots and bolster the theory. The same can be said in the case of Intelligent Design, but until all weaknesses of evolution are addressed, ID will likely never go away and vice versa.

    http://blog.wired.com/wiredscience/2007/12/astronomers-ten.html

    daha fazlası için ;

    http://www.uncommondescent.com/the-design-of-life/gonzalez-tenure-case-university-admins-credibility-in-shreds-as-truth-emerges/

  24. Sayın Da Vinci

    Strawman argümanı ile alaklı e-mailleşmelerimizi yayınlamış. Bence ikimiz açısından oldukça faydalı e-mailleşmeler oldu.İlk olarak ben Strawmanlikle alakalı daha çok şey öğrendim ve belkide ilerde bunu sayın Da Vinci’nin çok iyi becerebildiği gibi fazla hissetirmeden kullanabilirim:) Ayrıca Bu hafta sonu izlediğim medya programlarında da bu argümanın yoğun şekilde yazılı-görselve bilişim medya kartellerimizce ”belirli amaçlar doğrultusunda ” kasıtlı olarak kullanıldığını anlamama da çok yardımcı oldu bu e-mailleşmeler.

    Ben Sayın Da Vinci’yi Strawman argümanıyla suçlarken karnımdan konuşmuş değilim.Bizzat kendisinin bir makalemde bana geliştirdiği argümanın Wikideki Strawman maddesi içeriği ile madde madde nasıl örtüştüğünü ortaya koyduktan sonra bunu yaptım.Ockhamlı’nın Usturasında Paradigma ve Tümevarım adlı makalemin başında sonuna kadar okursanız, bu tartışmanında neden kaynanlandığını rahatlıkla anlayabilirsiniz.Fakat Da Vinci’nin sitesinde imkan yüzünden küçük bir bölümünü verdiği yorumlar (madde kısmını) sizi tartışmayı anlamaya itmeyecektir. Makalenin başından o yorumu yaptığım yere kadar olan karşılıklı yorumlar ancak okunursa bir anlam taşıyacaktır.Eğer sadece bunla yetinilirse objektif bir okuma olmayacağını düşünmekteyim.Sonuçta kendisi sürekli olarak bloguma yorum yaptığından (ben daha önce belirttiğim gibi ne kendisi gibi bir uzmanım nede blog ve site forum dolaşarak bir misyonun elçiliğini yapan görevli biriyim) benide arada bu argümanla suçladığından ötürü, konu üzerinde birşeyler öğrendiğimde, bunun hissetirilmeden bana yapılan şey olduğunu gördüm ve bunu kanıtladığımı düşünüyorum. Elbette bunda yanılıyor olabilirim karar okuyanlarındır..

    Zamanı olanlar tüm yorumlaşmaları okuyarak tam bir fikir elde edebilirler.Bu en sağlıklı karar için sanırım gerekli. Hatalarımı bizzat ajlan.abudak@gmail.com yazarsanız müteşekkir kalırım.Şimdiden teşekkürler…

  25. ”The SETI initiative is science because it employs the science of design detection.

    The ID initiative is science because it employs the science of design detection.

    The SETI project sits well with materialist ideology and is subsequently accepted by the scientific materialist community as science. Biological ID does not sit well with materialism and is subsequently rejected as science. The difference is not science but ideology.”

    SETI ile ID arasindaki “design detection” farkina bakalim:

    - SETI, eger baska yerlerde zeki hayat formlari varsa bizim aklimizla tasarladigimiz seylere benzer seylere tasarlayabilecekleri varsayimindan hareketle, bizim tasarladiklarimiza benzer seyler (anlamli sinyaller) arar. “Ille de vardir”, “olsa olsa boyle olur” demez, yani hicbir kisitlayici yargiya dayanmadan “olabilecegi” ihtimalini degerlendirmeye calisir.

    - ID, mevcudattaki hayatin bizim tasarladigimiz seyler ile benzerlikler gostermesinden hareketle, bu ikisi arasindaki ciddi farklara hic aldiris etmeden, hayatinda olsa olsa bizim gibi zeki bir varlik tarafindan tasarlanmis olacagi sonucuna ulasmaya calisir. Kisitlayici bir yargiyla, diger butun ihtimalleri goz ardi ederek, ve kendi iddiasina yonelik negatif delilleri gormezden gelerek.

    SETI ile ID arasindaki fark bu.

    “Fark bilimsel degil ideolojik” diye bas bas bagirinca oyle olmuyor.

  26. Bir golde bir kurbaga ile bir balik arkadaslik ederlermis.

    Kurbaga buyuyunce golun disina cikip dunyayi kesfetmeye karar vermis.

    Geri dondugunde, baliga gorduklerini anlatmis.

    “Kuslar vardi” demis, “rengarenk kanatlariyla ucuyorlardi”. Baligin kafasinda, yine pullari ve yuzgecleriyle bir balik belirmis, rengarenk kanatlari olan, su icinde kanat cirpan.

    “Inekler vardi” demis, siskoydular, siyah benekleri, boynuzlari, toynakli ayaklari vardi. Baligin kafasinda tarife uygun bir balik belirmis.

    Kurbaga anlattikca, baligin kafasindaki resim su sekli almis:

    Insanin evrendeki hali, o baligin o goldeki halinden farksiz.

    Gordugu, duydugu, bildigi herseyi kendi dar cercevesinden, kendi dunyasina dayanarak kurdugu modellerden, kendi algisiyla sinirli imgeleminden yararlanarak yorumlayabiliyor, bunun otesine gecmekte zorlaniyor.

    Kopernik bize bunun boyle olmayabilecegini, evrenin bizim kestirebildigimizden ote anlamlari, boyutlari olabilecegini gosterdi. Biraz gozumuzu acti.

    Darwin ise ille de bir hedef olmamizin gerekmedigini, bizim gibi milyarlarca canlinin ayni surecten gectigini, bizim sadece bu surecin herhangi bir sonucu olabilecegimizi gosterdi. Biz de bundan esinle, dogaya ve evrene kendi dar cercevemizden degil de, tepeden, yani insanin, dunyanin, ve evrenin bircok olasi konfigurasyonun tek bir hali olabilecegini hesaba katan perspektiften bakmaya basladik.

    Insanoglu icin alistiklarinin disinda dusunmek, dogru bildiklerini temelden degistirip yepyeni bir perspektif kazanmak zor, huzursuz, rahatsiz edici seyler. Bundan dolayi, bu goz acici bulgulara ve bakis bicimlerine karsi hakli olarak direnis gosteriyoruz.

    ID de bu direnisin bir uzantisi. Felsefi tutuculugu politik motivasyonlu bir cirkinlik ve saldirganlikla birlestigi icin haliyle son derece sevimsiz bir havasi var.

    ID’cilerin anlayamadiklari ise, edinilen bilginin unutulamayacagi: You cannot undo learning. Adem-i merkeziyetciligin tek yol olmadiginin farkina varmis birini, herseyi unutturup, Adem-i merkeziyetciligin tek yol olduguna inandiramazsiniz. Bu kadar basit!

  27. Sanirim resim cikmadi, su adresten ulasilabilir: http://www.pbs.org/newshour/bb/entertainment/carle/images/fish.jpg

  28. Sayın Balbazar

    Netteki sorun sebebiyle yorum yazılarınıza ancak şimdi yanıt verebiliyorum. ilk önce sizin ”Bu kadar basit!” neticesinden başlamak istiyorum.Bu motto tüm materyalislerin ortak mottosu sanırım.Sayın Da Vinci’de sıklıkla bu mottoyu kullanıyor. Ben bunun oldukça indirgmeci bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Bu kendi söylemini kendine ispat etmek isteyen bir yaklaşımın tezahürü gibi geliyor.

    Kopernik , antroposantrizm ; kısaca insanı dünyanın merkezi sayma ve onu yaradılışın sonuçlu sebebi olarak görme eğilimini yok etti diyorsunuz.Kopernik aslen güneş merkezli bir sistem önerdi daha öteye geçmedi.Bunu onun yerine skolastik ortaçağ düşüncesine karşı ayaklanan ”aydınlanmacı” lar yaptı.Herkesin ister inansın ister inanmasın, bir peygambere yada havariye ihtiyaçı oluyor sanırım. Koperniğin gerçekleştirdiği Hristiyan teolojisi açısından geçerli bir durum.Strabona kadar giden ve Klise babalarının resmi dogmasına dayanan hazır kalıp bir düşünceyi yok etti. Eğer siz Tasarım=AT= Hristiyanlık diyorsanız bu da sizi bağlar. Bu makaledede bahsettiğim dogma ”principle of mediocrity”dir.Özetle Carl Sagan’nın dünyayı Voyagerın Güneş sisteminden çıkarken çektiği fotoğraftaki ”küçük soluk mavi nokta” olarak tanımladığı ve Dünyaya evrende alelade bir yer ve konum bahşeden anlayış. Gonzalez çalışmaları işte bu açıdan önemli. Nedeni bilimsel verilerle giderek ortaya çıkan şeyin bu iddianın söylediği şekilde doğru olmadığıdır. Yaşamın ve bizlerin herhangi bir noktada olmadığımızdır.Bunun insanın kibriyle ve dini inanışlarıylada alakası yok.Gonzalez GHZ ile karbon temelli hayatın galaksiler içersindeki olabilirlik sınırını çizmiştir. Bilim dünyasıda bunu teyit etmiştir.Güneş sisteminde Dünyanın lokasyonuda, keza hayatın oluşması için gerekli tüm koşulları olması gerektiği gibi olacağı bir yerdedir. Kısacası eğer yaşamdan bahsediyorsak evrende lokasyon herşeydir. Konumunuz sizi var yada yok kılar. Kopernik hristiyanlığın kanımca en büyük hatalarından ve açmazlarından biri olan antroposantrizm yok etmiştir.(Maalesef M.Denton bile bu şekilde yorum yapmaktan kendini alıkoyamamaktadır. Bu yüzden İsa peygamberi tanrı yapmışlardır ve evrenin nihai amaçının o olduğunu söyleyip , buna inanmaktadırlar.Bu bakımdan evangelist ID tayfası üzerine sözlerinizin belli haklılığı vardır.) Bunun kanımca, dini zararları en az bilime verdiği zararlar kadar büyüktür.Fakat bu anlayışın ne tasarımla nede makalede bahsettiğim mantıksal çıkarımlarla alakası vardır.Hele ki bilimsel açıdan. Ben mekanik süreçlerin tanrılaştırılmasına karşıyım.Bunun sebebinide birçok kez yazdım hatta sizlere sorular sordum yanıt alamadım.Bilimden bahsediyorsak mekanik ve maddesel süreçlerin limitlerinden bahsetmemiz gereklidir.Limiti olmayan şeylerin ölçümü olanaklı mıdır? Mekanik süreçler nedensellikleri dolayısıyla belli limitler dahilinde üretkenliğe sahiptir.Potansiyellerinde olmayan bir şeyi ortaya çıkarma güçleri yoktur.

    ”ID de bu direnisin bir uzantisi. Felsefi tutuculugu politik motivasyonlu bir cirkinlik ve saldirganlikla birlestigi icin haliyle son derece sevimsiz bir havasi var.”

    Bu görüşünüzün evangelist ID için geçerli olduğu kanaatindeyim.Haklı olduğunuz yerler var ama hazır kalıp düşüncenizden ötürü aradaki farkı anlayamama gibi bir sorununuzda var.

    ”ID’cilerin anlayamadiklari ise, edinilen bilginin unutulamayacagi..”

    Bunu sizden isteyen kim ? Sadece eski veriye dayanan ve bununla inşa edilmiş bir ideolojinin prangalarından kurtulabilecekmisiniz mesele o ? Gonzalez akademik olarak linç ediliriken undo learning yapılmıyor mu? Tasarım yargısına ukaştıran ve modern bir dogmata dayalı görüşü sorgulanmasına yol açan araştırmaların önü güya bilimsellik naskesi altında ideolojik olarak kesilmiyor mu?

    Mesela forensics (adli tıp bilimini) ele alalım. Faili belli olmayan bir olayın(kaza eylem vs) eldeki ipuçlarından failin kimliğini ortaya çıkarmak için ipuçlarının bilimsel yöntemle izlenerek kimlik teşhisine çalışılmasıdır.Bilimsel Tasarım argümanıda buna benzer olarak eldeki bilimsel verilerin ve o verilerin yeterlilik kapasitelerinin bilgisiyle ortada duran eylemlerin (biyolojik yapıların) failinin kim yada ne olduğunun araştırılmasıdır.Siz eldeki veriler ışığında evde kimse yok diyorsunuz.(burda juri konumundasınız) biz ise eldeki veriler hassas dengeler ile birbirine bağlı bir tasarımı işaret ediyor diyoruz.Bunu yaparkende bahsettiğiniz gibi salt felsefi verilere ve sizin klişeleşmiş iddianız olan god of the gaps argümanına dayanmıyoruz.Dedektifler gibi araştırma sonuçlarına (mesela Gonzalez’inki gibi) dayanarak bir failin olma olasılığının olmama olaılığından daha büyüktür diyerek bir mantıksal çıkarımda bulunuyoruz. (ki bu olmama olasılığının geçerliliği için sonsuz olasılıkların olabilirliğine mutlak bir gereksinim var).Burda bilim ne iddia makamı ne juri nede failin kendisidir.Bilim bir dedektiftir, eldeki ipuçlarından fail yada failler hakkındaki gerçekleri arar.Mekanik süreçlerde siyah-beyaz bir gerçekliğin olmadığını ve bunları anlamak ve anlamlandırmada bilimin hala detektiflik süreçinde olduğunu iddia ediyoruz.Oysa belirli bir ideolojini tahakkümü altındaki hakemli dergilerin ve akademik dünyanın çoğunluğu eldeki veriler yeterde artar biz kararımızı verdik size ne oluyor diyor ? Bu yüzden bu kadar basit” mottosu çokça kullanılıyor ve kendi şiarının borazanlığının resmi sloganı olmaktan öteye geçemiyor.
    Aslında materyalistlerle aramdaki farkı bir önceki yazımda açıkça ortaya koymuştum sizin için bir kez daha dile getirmek gerekli oldu;

    ”Benim savunduğum felsefe, yalnızca cismani şeylere ulaşır ve ilk nedenlerle doğanın daha sonraki gidiş yolu arasında ayrım yaparak, maddeye hareketi gerçekten Tanrının verdiğini öğretir. Ancak, bunu başlangıçta, tasarladığı dünyayı oluşturacak madde parçalarını bu şekilde ayarlayacak biçimde, değişik hareketlerini yönlendirerek yapmış ve hareketin kurallarını ve maddi şeyler arasındaki doğa yasaları dediğimiz bu düzeni kurmuştur. Aynı felsefe, evren bir kez Tanrı tarafından yaratılıp hareketin yasaları konulduktan ve bütün bunlar Tanrının ebedi toplayıcılığıyla, genel takdiriyle bir araya getirildikten sonra, dünya görüngülerinin madde parçalarının mekanik özellikleriyle fiziksel olarak üretildiğini ve bunların birbirlerine karşı mekanik yasalara göre işlediklerini de öğretir. Boyle’a göre, “Epikür ve izleyicilerinin çoğu … Kendilerine göre dünya, niyetlenilmiş hiçbir amaç olmaksızın şans tarafından yapıldığından, şeylerin sonlarını [nihai nedenleri] dikkate almayı bırakmışlardır.” Buradaki şans anlayışı, atılan zarların sonuçlarındaki gibi som bir şans anlamına gelmeyip, -tasarımdan kanıtlamaya doğrudan karşıtlık içinde- evrenin, ve böylece doğal ve toplumsal tarihin belirlenmemiş doğasına dayanan bir akıl yürütmedir.” R.Boyle

    Şimdi sizden şu çıkarımıma tutarlı bir yanıt bekliyorum.Görüşleriniz ve getirebileceğiniz karşıt yorumlar benim için önemlidir;

    ”Akıl düzensizlik algıladığı yerde kendi iç dinamiklerini kullanarak yapıları belirli bir hiyerarşiye göre konumlandırarak çevresinde olup biteni anlamlandırabilir. Bu sayede çevresini nedenselleştirebilir. Tıpkı kendi içyapısının aksini dış dünyada arayan bir gözlem evidir. Materyalist süreçse aksine aklın içeriğinin gaz ve toz bulutunda var olan enerjinin yönlendirilmemiş ve tamamen rastlantısal bir türü olduğunu iddia eder. Akıldan böylece en önemli özelliği olan nedenselleştirmeyi kendi dışındaki doğal yıkıcı güçlere emanet ederek gördüğü tanık olduğu organizasyonu açıklamaya çalışması istenir. İlk olarak bunu akıla kategorik olarak anlatmak zordur. Bunun için aklın çok kısıtlı algıladığı zaman ve sonsuz olasılık gibi sonucu rasyonel biçimde belirgin olamayacak olan iki muğlâk değerin kullanılması zorunludur. Böylece yeterince zaman ve olasılık verilirse her şey mümkündür çıkarımı, beynin kabul mekanizmasını irrasyonel bir ortama taşır. Burada da işini belirli bir çıkarım için (ateizm) layıkıyla yapar. Ancak sorunsalımız burada bitmez. Bu açıklama türü başka bir sorunu beraberinde getirir, buda bize evren ortaya çıkmadan önce akıl ve organizasyon potansiyelinin evrenin başlangıç hali ya da özdeğinde olması gerektiğini düşündürür.

    Şimdi ortaya çıkan materyalist paradoks şudur; materyalist sürecin iddiası doğru bile olsa, söylemin rastlantısallık ve gayesizlik iddiası sebebiyle, maddenin ( maddeden oluşan insan kastedilmiştir) akıl özelliğinin madde var olmadığında bile onun için var olmasının gerektirir. Eğer öyle olmasa idi madde rastlantı sonucu bile olsa bu içsel özelliğini (potansiyelini) ortaya çıkaramazdı. Şimdi bu durumda elimizde iki önerme vardır. Ya akıl maddeden önce vardır, ya da maddenin var olması için gerekli ön koşullardan biridir…çünkü potansiyel olarak madde onu içermektedir.”

    Bu durumda R.Boyle felsefi olarak ilk neden yaklaşımı tamamen rastlantıya ve kör süreçlere dayanan bir yaklaşımdan ” daha rasyonel” olmuş olmuyor mu? Bu yaklaşım adem-i merkeziyetçiliğin dayanılmaz hafifliğinden mi yoksa bilgiden mi türetiliyor ?

    Saygılarımla…

  29. mustafa bey evanjeliklere yapılan ağır ateist eleştirilere katılır mahiyette yazdığınız yazı bizce doğru değil. belki belli şeylerde bariz hatalar yapıyo olabilirler ama bu onların bağnaz veya cahil olduklarını göstermez nas