ENTROPİ ve AKLIN VARLIĞI
Mustafa Ajlan Abudak
Günümüzde evrim vardır ya da yoktur gibi gereksiz tartışmalara girilmemelidir. Eğer entropi evrenin en büyük kanunuysa buna karşı bu evrende ”hayat” var olmuşsa evrimde vardır. Hatta evrenin ilk anından başlayarak bir evrilmeden söz etmemiz çokda yanlış olmaz. Asıl mühim olan bu ortaya çıkışın kontrollü ve organize olmayı destekleyecek şekilde yönlendirildiğimi yoksa tamamiyle bir ilk nedene gerek duymadan neden-sonuç ilişkisiyle rastlantısal olarak mı hayatı var kılabileceğini düşünmektir. Çünkü yaşam sınırlı alanda entropi arttırarak var olabilmektedir.Yani hayat dışında entropi artırarak var olan tüm süreçler aynı zamanda bozunmayı artırır ve sistemi düzensizliğe iter sadece hayat entropiyi mucizevi bir şeklide organisazyonu artırmada kullanabilmektedir.Kısaca hem entropinin, hem de organizasyonun artması en önemli tasarım delillerindendir.
Eğer sadece Darwinizmive evrimi belirli bir dünya görünüşe tutsak olarak içselleştirmişsek ,hayatı da kabaca tıpkı bir koli dinamit lokumuyla ve birazda şansın yardımıyla, bir kaya parçasından bir saray inşa etmeye benzetebiliriz. Sorun, bu büyük olasılıkları salt doğa içersinde kalıp açıklayıp açıklayamayacağımız ve bizde var olduğu bilimsel bir gerçek olan aklımızla bunu nasıl algıladığımız, anlamlandırdığımızda yatmaktadır. Doğa içersinde açıklasak bile, sürecin böyle olmasını sağlayan kurallarda mı maddenin içeriğindedir yada kendiliğinden rastlantı sonucu kurallar haline gelmişlerdir? Yoksa kurallar belirli bir düzen için organizasyonu artıracak ve nedenselliğe dayalı bir biçimde, üstün bir akıl tarafından düzenlenmiş midir?
Her soru, ya öncesi ile ya da sonrasıyla mutlaka zamanla başlar. Zaman kavramı bizim için bir zorunluluktur. Hatta belki nedensellik ilkesinin vazgeçilemez zorunluluğu. Bu açıdan bakıldığında, zamanın bizim algımızın da ötesinde bir göreceliğe sahip olduğunu düşünürsek, tasarımcı için zaman var olmayabilir, hatta var olmamalıdır. Çünkü tasarımcı bu sistemin dışında kalmalıdır ve aynı özdeği paylaşmamalıdır. (Entropi sorunu) Maddi dünyadaki gözlemlerimiz onun varlığına dair akli ipuçları sunabilir ama kesin bir formülasyon sağlayamaz. Çünkü maddenin kendine has sınırları vardır. Bu sınırların ötesi, maddenin içeriği dışında olduğu için, maddesel nedenlerle de rasyonelleştirilemez. Fakat maddenin varlığının belirli bir sınırı olması diğerini varlıksal olarak zorunlu kılar. Biz kendi referans noktamız olan maddeyle, hiyerarşik süreçleri ancak doğrusal bir zaman çizelgesi ile nedenselleştirebiliriz. Bilim bu sebepten ötürü tarihe bağımlıdır ve genelde yöntem olarak tümevarımı kullanmak zorundadır.
Yaşamın başlangıcından anne karnındaki fetüsün evrelerinden, rahimdeki doğuma hazırlığa değin geçen süreçler bizim için kademelendirilmiş bir düzenin göstergesidir. Yada biz onları ancak bu şekilde algılayıp nedenselleştirebiliriz. Evrenin ilk anından şu satırları okuduğunuz ana değin doğal süreçlerin kaotik yıkıcılığı içinden gene o süreçleri kullanarak yaşamın çıkması, akıl için organizasyonun apaçık kanıtıdır. Bunu maddenin içsel özelliği kabul edip, bizim göreceli zaman kavramımızla harmanlarsak aklın rastlantısal olarak maddenin kendinden türediğini düşünmemek için herhangi bir doğal kanun yoktur, fakat bunun bu şekilde olmasının doğa yasaları içindeki olasılığı, bilinen tüm hesap kabiliyetinin ötesinde ise, bu hesabı ya muğlâk bir ileri zamana atarak görmezden gelmeliyiz ya da aklın kendisi için nedenselleştirmeye çalıştığımızda, illaki tasarımdan ya da indirgemecilikten bahsetmek zorundayız.
Bunu ya bir aklın işareti olarak ya da Darwincilerin yaptığı gibi bir tasarım yanılgısı ve şansın kendi nedenlerinden ortaya çıkan ahenk olarak adlandırırız. Fakat her ne yaparsak yapalım gözlemlediğimiz evreni ve onun canlı yapılarını açıklarken referans noktamız mutlaka ya tasarımdır ya da tasarım gibi görünen şeylerdir. Bundan sonrası ise bilimsel bir tercihten çok kişisel felsefi ya da dini çıkarımlardır…
Not: Turuncu yazan bilim insanlarının isimleri tıklanarak haklarında wiki kaynaklı bilgiye erişebilirsiniz.
Bu satırların yazarı için evrime ve evrene dair en öz açıklamayı yapan bilim adamları William Paley ve Robert Boyle dur.R.Boyle benimde şuan tamamen katıldığım akıl yürütmesinde şöyle demektedir;
Epikürcüler gibi sonsuz boşlukta tesadüfen karşılaşan atomların kendi başlarına bir dünya ve onun bütün görüngülerini oluşturabileceklerini varsaymaktan uzağım: ne de Tanrının bütün madde yığınını ve sabit hareket miktarını bir kez ortaya koyduktan sonra, evreni yapmak için başka bir şeye gerek görmediğini; maddi kısmın, kılavuzdan yoksun kendi hareketiyle kendisini düzenli bir sisteme sokabilecek yetenekte olduğunu düşünüyorum. Benim savunduğum felsefe, yalnızca cismani şeylere ulaşır ve ilk nedenlerle doğanın daha sonraki gidiş yolu arasında ayrım yaparak, maddeye hareketi gerçekten Tanrının verdiğini öğretir. Ancak, bunu başlangıçta, tasarladığı dünyayı oluşturacak madde parçalarını bu şekilde ayarlayacak biçimde, değişik hareketlerini yönlendirerek yapmış ve hareketin kurallarını ve maddi şeyler arasındaki doğa yasaları dediğimiz bu düzeni kurmuştur. Aynı felsefe, evren bir kez Tanrı tarafından yaratılıp hareketin yasaları konulduktan ve bütün bunlar Tanrının ebedi toplayıcılığıyla, genel takdiriyle bir araya getirildikten sonra, dünya görüngülerinin madde parçalarının mekanik özellikleriyle fiziksel olarak üretildiğini ve bunların birbirlerine karşı mekanik yasalara göre işlediklerini de öğretir. Boyle’a göre, “Epikür ve izleyicilerinin çoğu … Kendilerine göre dünya, niyetlenilmiş hiçbir amaç olmaksızın şans tarafından yapıldığından, şeylerin sonlarını [nihai nedenleri] dikkate almayı bırakmışlardır.” Buradaki şans anlayışı, atılan zarların sonuçlarındaki gibi som bir şans anlamına gelmeyip, -tasarımdan kanıtlamaya doğrudan karşıtlık içinde- evrenin, ve böylece doğal ve toplumsal tarihin belirlenmemiş doğasına dayanan bir akıl yürütmedir. Bu yüzden, Boyle, Epikürcü atomculuğun kendi mekanist görüşlerini oluşturmak için zorunlu olan bazı hipotezlerini benimserken, sonuna dek götürülen materyalizmi ve ateizmi reddediyordu. Tersine, Stephen Jay Gould‘un söylediği gibi, “mekanizmi ve dini, her iki tarafa da daha yüksek bir statü bahşeden tutarlı bir sistem içinde düzgünce evlendirmişti.” 1
Özetle Boyle gri tarafı seçmişti. Buna neden belkide o dönemin papaz doğacılarının aşılamaz görünen etkisi (Günümüzde bu etki Darwinci ateistlerin elindedir.) yada belkide kişisel çekişmelerdi. Boyle gibi bir bilim insanının küçük insani zaaflardan etkilenebileceğini hesaba katarak yukarıdaki metni okuduğumuzda dahi, onun yaptığı çıkarımın bu gün bile tazeliğini koruduğunu görüyoruz. Buda akıl yürütmesinin oldukça sağlam temellendirilmiş olduğunu bize göstermekte.
Buradan sonra tasarımcının kimliği genelde Tanrı kavramıyla eş anlamlı hale doğal olarak gelmektedir. Kuşkucu bir nedensellikle yaklaşırsak, beynin mi bir tasarım olarak ”Tanrı” kavramını yarattığı yoksa Tanrının mı ”tasarım dediğimiz” süreçlerle onu kavramaya çalışan akıllı canlılar yarattığı tartışması şuan için bilimsel bir veri gösteremeyebilir ve bizi sadece spekülasyonların içine çeker gözükmektedir. Fakat bizlere aklın ve tasarımın ne olduğu konusunda epey ipucu sağlayacaktır. Bu evrenin bir akıl tarafından tasarlandığını düşünmek için yeterli veri elimizde varsa ve bu güçlü bir olasılıksa, niçin aklın Tanrı kavramının tasarımını yapma potansiyelini önerenler nedenselliği kullanarak bu olasılığı red etmektedirler ve saçma bulmaktadırlar? Aklın bu denli karmaşık bir oyunu kendine oynadığını iddia edenler niçin aynı aklın doğada gördüğü mekanik nedenleri ”dogmatik bir gerçeklikle” akla dayanarak kabul etmektedirler? Sınırlı bir ispat odasında nereye kadar gitmeyi ummaktadırlar. Bu bilimin asli görevi midir? Şahsi kanaatim bilimin görevinin bu yolla bir sağlama (deist ya da ateist) yapmak olmadığıdır.
Esası itibariyle burada tartışmanın odağında ki şey aklın bir kaza sonucu oluştuğunu kabul etmesindeki zorluktur. Akıl kendini ve çevresini kavramak için bahsettiğim kategorik düzleme muhtaçtır. Eğer bu şekilde bir taksonomi, aklın kaza sonucu ortaya çıkan bir tür evrimsel avantaj olduğunu ileri sürüyorsa, bu aklın kendisi için bir avantaj olamaz, o şekilde akıl tarafından kabul edilemez ya da algılanamaz. Çünkü akıl yapısı itibariyle düzene meyillidir. Baktığı her şeyde bir düzen ve organizasyon arar. Kendi kökeninin tamamıyla tesadüflerin kutlu sonucu olduğu çıkarımı, akıl için maddi dünyada algısal bir çıkmaz sokak oluşturur. İrrasyonel bir kaynaktan rasyonel bir çıktı almak anlamına gelen bu durumun aklın kendini anlama serüveninde bizi götüreceği yer, hayatın ve biz insanların toptan bir evrimsel manasızlık olduğumuzdur.
Akıl düzensizlik algıladığı yerde kendi iç dinamiklerini kullanarak yapıları belirli bir hiyerarşiye göre konumlandırarak çevresinde olup biteni anlamlandırabilir. Bu sayede çevresini nedenselleştirebilir. Tıpkı kendi içyapısının aksini dış dünyada arayan bir gözlem evidir. Materyalist süreçse aksine aklın içeriğinin gaz ve toz bulutunda var olan enerjinin yönlendirilmemiş ve tamamen rastlantısal bir türü olduğunu iddia eder. Akıldan böylece en önemli özelliği olan nedenselleştirmeyi kendi dışındaki doğal yıkıcı güçlere emanet ederek gördüğü tanık olduğu organizasyonu açıklamaya çalışması istenir. İlk olarak bunu akıla kategorik olarak anlatmak zordur. Bunun için aklın çok kısıtlı algıladığı zaman ve sonsuz olasılık gibi sonucu rasyonel biçimde belirgin olamayacak olan iki muğlâk değerin kullanılması zorunludur. Böylece yeterince zaman ve olasılık verilirse her şey mümkündür çıkarımı, beynin kabul mekanizmasını irrasyonel bir ortama taşır. Burada da işini belirli bir çıkarım için (ateizm) layıkıyla yapar. Ancak sorunsalımız burada bitmez. Bu açıklama türü başka bir sorunu beraberinde getirir, buda bize evren ortaya çıkmadan önce akıl ve organizasyon potansiyelinin evrenin başlangıç hali ya da özdeğinde olması gerektiğini düşündürür.
Şimdi ortaya çıkan maddeci paradoks şudur; materyalist sürecin iddiası doğru bile olsa, söylemin rastlantısallık iddiası sebebiyle, maddenin ( maddeden oluşan insan kastedilmiştir) akıl özelliğinin madde var olmadığında bile onun için var olmasının gerektirir. Eğer öyle olmasa idi madde rastlantı sonucu bile olsa bu içsel özelliğini (potansiyelini) ortaya çıkaramazdı. Şimdi bu durumda elimizde iki önerme vardır. Ya akıl maddeden önce vardır, ya da maddenin var olması için gerekli ön koşullardan biridir…çünkü potansiyel olarak madde onu içermektedir.
Akıl potansiyel olarak madde içinde yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkânsızdır. Lucretius‘un dediği gibi mekanik süreçler için hiçlikten hiçlik doğar. Çünkü potansiyelin gerçekleşmesiyle biz, geriye dönük nedensellik ilkesini gerçekleştirip bu potansiyelin canlı mekanik kanıtlarını oluşturuyoruz. Peki, bu çıkarımları yapmamız çok mu zorlama olur? Potansiyel olarak var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, aklı meydana getirmiş olabilir mi ? Yönlendirilmemiş bile olsa sürecin bizi nereye götürdüğü açıktır. Aslına bakılırsa tüm sorun ister yönlendirilmiş ister yönlendirilmemiş olarak adlandırılsın aklın rehberliği ile aklın izlerinin sürülmesidir. İster evren ortaya çıkmadan evvel, ister çıktıktan sonra yönlendirilmiş bir rastlantıyla, ister kör şansla olsun , akıl parçası olduğu bütünün içeriğinde mevcuttur ve onu ondan başka anlayabilecek bir yapıda yoktur. Bilimin hayatı anlama mücadelesinde, tümevarım ve tümdengelimin bize sağladığı tüm olanakların ‘‘birlikte’’ kullanılmasının bizlere daha geniş algı olanağı sunacağı ortadadır..
Kaynakça
1. John Bellamy Foster Marx’ın Ekolojisi s.68 Epos yayınları


Daha ikinci cümlede bu şekilde bir iddia ile başlıyor yazınız. Entropi “birşey” değildir, bir etki, kuvvet filan değildir. Bir sisteme ilişkin bir “ölçü” dür. Yani o şekilde evrim ile ilişkilendirilemez.
İkincisi, karmaşıklık ve düzen ise doğada gözlemlenebilen olgulardır. Meşhur dinamit benzetmelerinin hiçbir geçerliliği yok. “Complexity theory” diye kendi başına bir alan var artık. Zahmet edip incelerseniz dediklerinizin artık hiçbir karşılığının olmadığını anlarsınız.
Akıllı tasarım lime lime edildi, bırakın artık, entellektüel ve bilimsel anlamda tam bir hezimet yaşamıştır. Bakınız, Francis Collins in yeni bir kitabı var. İnançlı bir hristiyan kendisi, biliyorsunuzdur, Genome projesinin başında. Güzel güzel anlatıyor evrim teorisinin geldiği aşamada (sizin bahsettiğiniz kuş edilmiş yönlendirilmiş(!?) evrim değil) neden artık inkar edilemiyecek durumda olduğunu, inancına uyumlu olarak. Sizlerde Collins gibi dininizi bilinenlerle çelişmeyecek şekilde yorumlarsanız, bu şekilde kendi dininize de zarar vererek bilimin ortaya koydukları ile çatışıp durmazsınız. Yoksa diğeri bitmiştir, ancak bizim gibi okumayan, merak etmeyen toplumlar içinde itibar görmekten öteye geçebilecek potansiyelde birşey değildir. Get used to it! Alışınız yani.
Sinan Bey
Sizde neden bir çeşit tahamülsüz seziyorum giderek straw manliğe kayıyorsunuz Da vinci kardeşinize benziyorsunuz gitgide.Herşey bitmiştir diyorsunuz oysa daha yeni başladı diyebiliriz :)
Zahmet edin madem siz okuyorsunuz ve araştırıyorsunuz.Sırf bunun için şu iki yayını alıp okuyun sonra sizle konuşalım;
The Design Matrix
The Privileged Planet
Burdan The Privileged Planet’in divx formatndaki belgesel halini torrent olarak indirebilirsiniz ;
Torrent
Bu yayınlarda sizin snobluğunuza şamarlar indirilmiş durumda, okuyun seyredin sonra konuşalım, bunlardan önce dogmatikliğinizle zaman kaybetmeyelim.
Saygılarımla…
Mustafa bey,
Uzun zamandır sitenize girmiyordum. Ne var ne yok diye bakayım dedim ve bir de ne göreyim. Kendimi suçlayıcı bir ifade. Derdiniz nedir Mustafa bey? Açık açık söyleyin. Çekinmeyin.
Aklı başında herhangi bir insan evladı şu sitede benim yaptığım yorumları ve sizinle tartışmalarımıza baktığında kimin “straw man” manyağı olduğunu rahatlıkla görür. Sayısız kere bunu gösterdim. Karşı tarafın argümanına cevap veremediğinizde straw man ile suçlamak sizin en önemli tartışma yönteminiz. Bunu görmek isteyenler Ockhamlı’nın Usturasında Paradigma ve Tümevarım başlıklı yazıdaki tartışmaları takip edebilir. DNA’daki bilginin şifrelenmiş olmadığı yani encrypted information (ciphertext) olmadığı ve bu sebeple yazıda kullanılan temel argümanlardan birinin gerçek dışı bir iddia üzerine kurulu olduğunu gösterdiğimde bunun yazıyla pek de ilgisi olmadığı, yazı içinde önemli bir yere sahip olmadığı, yazının asıl konusu ve argümanının farklı olduğunu iddia ederek beni straw man kullanmakla suçladığınızı herkes gördü. Hatta daha sonra işi daha da komik bir hale sokarak iddianızı savunmak için http://scholar.google.com.tr‘da yaptığınız “DNA şifresi” sözü geçen dokümanları –içeriklerine bakmadan sadece içinde geçen “DNA şifresi” lafı geçmesini temel alarak– kanıt olarak göstermenizi hayatım boyunca unutmayacağım :) Ben şimdi size gümleyeyim de ne yapayım? Tüm bu olanlardan sonra ben sizi nasıl ciddiye alıp da bilimsel tartışmaya gireyim? Bir açığınızı bulup yanlışınızı ortaya koyduğumda “bu yazımın içinde çok önemsiz, ufak bir noktaydı” diyerek (kaldı ki ufak veya büyük, önemli veya önemsiz olması fark etmez, straw man olması için asılda söylenmek istenen sanki farklı birşeymiş gibi göstermek ve karşıdakinin aslında savunmadığı birşeyi savunuyormuş gibi göstermek gerekir) konuyu geçiştirmeyeceğinizi hatta bir de üstüne “yine straw man kullanıyorsun” diyerek beni suçlamayacağınızı nereden bileyim? Böyle olacaksa ben niye sizi ciddiye alıp tartışayım? Bundan sonra benim adımı bu şekilde (suçlayıcı şekilde) kullanmamanızı rica ediyorum. Daha önce yazdığım birşeyden alıntı yapacak olursanız elbette adımı kullanabilirsiniz ama tamamen subjektif şekilde (ortaya nesnel birşey koymadan, bir delile dayanamadan) suçlayıcı ve aşağılayıcı şekilde kullanmamanızı rica ediyorum.
Sayın Da Vinci
Bu yazıyla pek bir alakası olmasda yayınlıyorum.Sizin trajikomik önermeleriniz kendinizi avutmaktan başka bir işe yaramaz.Yorumların hepsi sitede dileyen okur dilediği gibi karar verir.Uslubunuzdan bile hazımsızlığınız açık şekilde görülmekte ben sizin kelimelerinizle ve wikideki Straw man tanımına dayanarak madde madde sıraladım olmayan bişey uydurmuş değilim.Gene siz konuyu başka yöne çekmeye çalışmışsınız.Bu makale başlığı altında değilde orda yazsaydınız demek gerek ama nafile sizin gibi insanlarla tartışmak gerçekten nafile.Beni ciddiye alıp tartışmayın zaten sizden böyle bir talebim yok.Straw man hususnda son sözüm ysizin yazdıklarınızdan yola çıkıldığıdır eklenen bişey yok madde altında maddeye ne denli uyduğu açıkca olan söyleminiz.Bırakalımda okuyanlar karar versin verdikleri karar görede dünyayı algılamaya devam etsin.Manyak kelimesi bile suçlayıcı ve aşağılayıcı iddiasının kime daha çok yakıştığını göstermesi açısından mühim. Bu yorumunuzu yorum hakkınıza binaen yayınlıyorum hemde bir ibret olması açısından buraya konulmuştur.Yorum yapıp yapmamak tamamıyle sizin kendi tercihiniz zaten bugüne değin yaptığınız yorumlar (hatta netteki diğer sitelerdeki diğer yorumlarınız ) nasıl bir kişilk olduğunuzu ortaya koymaktadır.(bu benim içinde geçerlidir) Bu noktadan bakıldığında size çalışmalarınızda başarı diliyorum.Kolay gelsin…
sinan
Bana yonlendirilmemis self organizasyon sistemler gosterebilir misin? Prigogine orneklerini kabul etmiyorum. Yonlendirilmeden ortama giren enerjinin dislinin carklari gibi bir birine uyum saglayarak organize olduguna dair tek bir ornek.
Bu arada Mustafa’nin makalesinin basinda yaptigi kucuk bir mantik hatasini gostermekte fayda var.
Günümüzde evrim vardır ya da yoktur gibi gereksiz tartışmalara girilmemelidir. Eğer entropi varsa evrimde vardır. Çünkü yaşam sınırlı alanda entropi arttırarak var olabilmektedir
Entropi varsa evrim de vardir demek icin delile ihtiyac var. Delil olarak ortaya konacak cumle “yasam sinirli alanda entropi artirarak var olabilmektedir” olamaz.
Yasamin “entropiye ragmen varligini devam ettirmesi” baska sey, yasamin “entropiye ragmen olusmasi” baska seydir. İlkinden yola cikarak ikincisi delillendirilemez.
Kisrak tayin olus sebebi olup varlik sebebi degildir. Kisrak olse bile tay var olmaya devam eder. Cunku tayin varlik sebebi kisrak degil ot, cevre vb. etkenlerdir. Olus ve varlik sebeplerini ayirmaya dikkat etmek gerekiyor.
Hadi ateistler bu kadar ince dusunemez, ama Mustafa’nin dusunmesi gerekirdi:)
Sayın Engerek
Aslında daha öncede bu itirazla karşılaştım.Ben entropinin ap ayrı bir makale başlığı olmasından dolayı ve sitemdede daha önce işlemiş olmamdan ötürü kısa kesmek istemiştim.Sanırım yanılmışım çünkü yanlış anlamalara epey kapı açıyor bu çıkarımım.
Bir iki güne kadar o açıklamayı genişleterek düzenleyeceğim.O zaman daha iyi anlaşılacağımı umuyorum. Bu konuda Roger Penrose’sun Kralın yeni Usu - Us nerede adlı 3. kitabında var olan açıklamalar ve R.Shapiro’nun açıklamlarıyla konuya açıklık getireceğimi umuyorum.
Saygılarımla..