EVRENİN TASARIMINA 40 ÖRNEK

Dr. Caner Taslaman

Evrendeki tasarıma dair birçok veri o kadar yenidir ki geniş kitlelerin bunlardan haberi yoktur. Bu verilerin adedi ise inanılmaz boyuttadır. Bu verilerin sadece 40 tanesini örnek olarak vereceğim. Hiç şüphesiz biyoloji bu konuda en çok örneğin verilebileceği alandır. Ancak bu örnekleri ve bu konunun biyoloji ile ilgili boyutunu bundan sonraki çalışmama bırakarak, listede biyoloji ile ilgili örnek vermiyorum. Listede vereceğim örnekler Dünya’mızdaki canlılığın oluşabilmesi için olmazsa olmaz şartlardır.

1) Evreni meydana getiren patlama biraz daha şiddetli olsaydı, evrendeki tüm madde dağılırdı; eğer patlama biraz daha yavaş olsaydı, bütün madde hemen kapanacaktı. Her iki durumda da ne galaksiler, ne yıldızlar, ne dünyamız, ne de canlılar oluşurdu. Patlamanın galaksileri, yıldızları, Dünya’mızı ve canlıları oluşturacak şekilde olmasının olasılığı havaya atılan bir kurşun kalemin sivri ucu üstünde durması kadar bile değildir.

2) Big Bang’in patlama anında eğer daha fazla madde olsaydı evren hemen kapanacaktı. Eğer patlama anında madde daha az olsaydı patlama galaksileri oluşturmadan maddeyi dağıtabilirdi. Görülüyor ki Big Bang, hem şiddeti, hem madde oranı, hem de bunların birbirine göre düzenlenmesiyle bilinçli bir tasarımın ürünüdür.

3) Big Bang’in başlangıcının çok yüksek sıcaklıkta olması sayesinde atom-altı dünyadaki oluşumlar gerçekleşmiştir. Böylece de galaksilerden canlılara kadar olan süreç mümkün olmuştur.

4) Evrenin başlangıçtaki homojen yapısı da galaksilerin oluşmasının bir şartıdır. Başlangıç homojenliğindeki ufak bir azalma galaksilerin oluşmasına izin vermeyecek ve tüm maddenin karadeliklere dönüşmesi sonucunu doğuracaktı. O zaman da biz var olamayacaktık.

5) Evrende entropi sürekli artmaktadır. Bu ise evrendeki başlangıç anında çok düşük entropili bir başlangıcın olması gerektiği anlamını taşır. Bu olasılığın gerçekleşmesi imkansızdır. Roger Penrose düşük entropili bu başlangıcın gerçekleşme ihtimalini 10 üzeri 123′te 1 olarak hesaplamıştır.

6) Big Bang’den sonra açığa çıkan protonlar ve anti-protonlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için proton sayısının, anti-protonlardan çok olması gerekiyordu ve öyle olmuştur.

7) Aynı şekilde nötronlar ve anti-nötronlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için nötron sayısı, anti-nötronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

8) Elektronlar ve pozitronlar da birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için elektron sayısı, pozitronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

9) Kuarklar ve karşı kuarklar da birbirini yok eder. Oysa yaşamın varlığı kuarkların daha fazla olmasına bağlıdır ve kuarklar karşı kuarklardan daha çok olmuşlardır.

10) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kendi anti-maddelerinden daha fazla olmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre belirlenmiş oranlarda yaratılmış olmaları da gerekmektedir. Bu da canlılığın bir şartıdır.

11) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kütleleri de mevcut şekilde olmalıdır. Bu parçacıkların mevcut kütleleri farklı olsaydı yaşam için gerekli atomlar oluşamayacaktı.

12) Protonlar ve elektronlar çok farklı kütlelerine karşın elektrik yükleriyle birbirlerini dengelerler. Eğer bu denge sağlanmasaydı da canlılık için gerekli atomlar oluşamayacaktı. Elektronun elektrik yükü biraz farklı olsaydı yıldızlar oluşamazdı.

13) Eğer evrendeki nötrino miktarı daha az olsaydı galaksiler oluşamayacaktı. Eğer nötrino miktarı daha fazla olsaydı galaksiler çok yoğun olacaktı. Her iki durum da canlılığın oluşmasını engellerdi.

14) Güçlü nükleer kuvvet çekirdekteki proton ve nötronları bir arada tutar. Bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, hidrojen dışında hiçbir atom, dolayısıyla canlılık oluşamazdı.

15) Zayıf nükleer kuvvet biraz daha güçlü olsaydı, Big Bang’te çok fazla hidrojen helyuma dönüşürdü. Eğer bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, yıldızlardaki ağır elementlerin oluşumu olumsuz etkilenecekti ve canlılık oluşamayacaktı.

16) Elektromanyetik kuvvet daha şiddetli olsaydı kimyasal bağların oluşumunda sorun çıkardı. Eğer daha zayıf olsaydı kimyasal bağların oluşumu sorunlu olurdu ve canlılık için mutlak gerekli olan karbon ve oksijen atomları yetersiz kalırdı.

17) Çekim gücü daha kuvvetli olsaydı, tüm yıldızlar bu kuvvetin gücüne direnemeden kara deliklere dönüşürdü. Eğer daha zayıf olsaydı, ağır elementleri oluşturacak yıldızlar oluşamayacaktı. Her iki durumda da canlılık oluşamazdı.

18) Zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvet ve yerçekimi kuvveti belli kritik değerler gözetilerek yaratılmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre uygun oranlarda da yaratılmaları gerekmektedir. Bu hem galaksilerin ve yıldızların, hem de tüm canlıların var olabilmesi için gerekli çok hassas bir dengedir.

19) Canlılığın oluşabilmesi için yıldızlar arası mesafe belli bir büyüklükte olmalıdır. Eğer yıldızlar birbirlerine daha yakın olsaydı çekim gücünün fazlalığı gezegenlerin yörüngelerini bozacaktı. Eğer yıldızlar birbirlerine daha uzak olsaydı süpernovalar tarafından evrene saçılan ağır atomlar çok geniş bir alana yayılacaktı ve yaşam için gerekli atomlar yeterli düzeyde olamayacaktı.

20) Hayat için gerekli atomlardan en önemli ikisi karbon ve oksijendir. Bu atomlardan karbonun oksijen atomunun enerji seviyesine olan oranı daha yüksek olsaydı canlılık için gerekli oksijen yetersiz olurdu. Eğer mevcut oran daha düşük olsaydı canlılık için gerekli karbon yetersiz olurdu.

21) Hayat için büyük önemi olan karbon ve oksijen atomları birbirlerinin enerji seviyelerine bağlı oldukları gibi, helyum atomunun enerji seviyesine de bağlıdırlar. Helyumun enerji seviyesi yüksek olsaydı yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olurdu, eğer helyumun enerji seviyesi düşük olsaydı yine yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olacaktı.

22) Süpernova patlamalarının uzaklığı, yakınlığı ve sıklık derecesi de canlılık için çok önemlidir. Örneğin bu patlamalar çok yakın olsaydı oluşacak radyasyon canlılığı yok edebilirdi. Eğer bu patlamalar çok uzak olsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar yeterli seviyede olmayacaktı.

23) Dünya’mızda canlılığın oluşabilmesi için galaksimizin belli oranda maddeye sahip olması gerekmektedir. Eğer madde oranı fazla olsaydı Güneş’in yörüngesi değişirdi. Eğer daha az madde olsaydı, Güneş’imiz gibi yeterli zaman yaşayacak bir yıldızın var olması mümkün olmayacaktı. Ayrıca galaksimizin büyüklüğü, şekli ve başka galaksilere uzaklığı da canlılığın oluşması için çok önemlidir.

24) Jüpiter gezegeninin büyüklüğü ve mesafesi de Dünya’mızdaki canlılığı mümkün kılan koşullardan biridir. Eğer Jüpiter şu andaki yerinde ve büyüklüğünde olmasaydı, Dünya’mız meteor yağmurlarına karşı bu kadar güvenli olmazdı. Ayrıca mevcut yörüngemiz de değişirdi. Bu iki durum da canlılık için ayarlanmış çok özel koşulları bozardı.

25) Dünya’mız, Güneş’e daha uzak olsaydı, yaşama olanak tanımayan bir soğuk ve buzullarla karşı karşıya kalırdık. Eğer Güneş’e daha yakın olsaydık yeryüzündeki su buharlaşır ve yaşam mümkün olmazdı.

26) Dünya’mızın çekimi daha fazla olsaydı, amonyak ve metan oranının artması gibi durumlar yeryüzünün canlılığa elverişli bir ortam olmasını engellerdi. Eğer Dünya’mızın çekimi daha az olsaydı atmosfer çok su kaybeder ve canlılık için elverişli ortam kalmazdı.

27) Dünya’mızın çevresindeki manyetik alan da çok özel olarak ayarlanmıştır. Eğer bu manyetik alan daha güçlü olsaydı, Güneş’ten gelen canlılık için yararlı ışınları da engelleyebilirdi. Eğer bu manyetik alan daha zayıf olsaydı, Güneş’ten gelen zararlı ışınlar yaşamın oluşmasına olanak tanımazdı.

28) Yeryüzünden yansıtılan ışık ile yeryüzüne çarpan ışık da belli bir oranda olmalıdır. Eğer bu oran daha büyük olsaydı yeryüzü buzullarla kaplanırdı. Eğer bu oran daha küçük olsaydı sera etkisiyle aşırı ısınan yeryüzü yaşama elverişli olmazdı.

29) Yaşam için yer kabuğunun kalınlığı da önemlidir. Yer kabuğu daha kalın olsaydı, atmosferden yer kabuğuna oksijen transferiyle oksijen dengesi bozulurdu. Yer kabuğu daha ince olsaydı yer kabuğunun her yerinden sürekli volkanlar fışkırırdı. Bu ise hem iklimi değiştirir, hem de canlılığı yok ederdi.

30) Atmosferdeki oksijen miktarı da yaşam için kritik bir değerde yaratılmıştır. Bu değer eğer yüksek olsaydı, yeryüzünde sürekli yangınlar çıkardı. Bu değer eğer alçak olsaydı solunum yapmak imkânsız olurdu.

31) Atmosferdeki karbondioksit oranı da yaşamı mümkün kılacak bir değerde yaratılmıştır. Karbondioksit daha fazla olsaydı sera etkisi oluşacaktı. Eğer daha az olsaydı bitkilerin fotosentez yapması mümkün olmayacaktı.

32) Dünya’mızdaki ozon miktarı da çok kritik bir değerde yaratılmıştır. Eğer bu değer daha yüksek olsaydı yüzey sıcaklığı çok düşerdi. Eğer bu değer daha düşük olsaydı hem yüzey sıcaklığı çok yükselirdi, hem de yaşamı yok edecek şekilde ultraviyole artardı.

33) Yaşam için atmosfer basıncının da belli bir değerde olması gerekmektedir. Eğer atmosfer basıncı daha düşük olsaydı, buharlaşan su miktarı artacak ve bu sera etkisi oluşturacaktı, atmosferdeki su buharı azalacak ve dünya çölleşecekti.

34) Atmosferdeki havanın solunabilmesi için havanın belli bir basınçta, akışkanlıkta ve yoğunlukta olması lazımdır. Atmosferin yoğunluğunda ve akışkanlığındaki ufak bir değişiklik nefes almamızın imkânsız olmasına sebep olabilirdi.

35) Canlılık için olmazsa olmaz şart olan karbon atomunun, yıldızların içindeki oluşumu çok kritik değerler altında meydana gelmektedir. Bunun için iki helyum atomu birleşip 0,000000000000001 saniye gibi kısa bir süre berilyum atomuna dönüşürler ve üçüncü bir helyumun eklenmesiyle karbon atomu oluşur. Bahsedilen atomların enerji seviyelerindeki ufak bir farklılık karbon atomunun ve canlılığın ortaya çıkışını imkânsızlaştırırdı.

36) Tüm canlılar karbon atomunun diğer elementlerle bileşikler yapması sayesinde var olmuşlardır. Karbon, yaşam için gerekli olan bileşikleri ancak dar bir sıcaklık aralığında gerçekleştirebilir. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’nın sıcaklığıyla tam uyumludur. Oysa evrende yıldızların içindeki milyarlarca derece sıcaktan mutlak sıfır olan -273 dereceye kadar geniş bir aralık mevcuttur.

37) Karbon atomunun oluşturduğu kovalent bağlar gibi zayıf bağlar da ancak belli bir sıcaklık aralığında gerçekleşebilirler. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’da var olan sıcaklık aralığı ile tam uyumludur. Zayıf bağlar gerçekleşmese hiçbir canlı var olamazdı.

38) Yaşam için bütün şartları yerine getiren Dünya’mızın, yaratılma zamanı da yaşama tam uygun olarak seçilmiştir. Dünya eğer daha önce yaratılsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar (karbon, oksijen gibi) yeterli miktarda bulunmayacaktı. Eğer Dünya’mızın yaratılışı daha sonraya kalsaydı, Güneş sistemimizi oluşturacak yoğunlukta ham madde kalmamış olacaktı.

39) Canlılığın mümkün olabilmesinin şartlarından biri de suyun belirli bir yüzey gerilimine sahip olmasıdır. Bitkilerin suyu topraktan emmeleri ve en üst noktalarına kadar iletebilmeleri bu gerilimin tasarlanmış olması sayesindedir. Bu gerilim daha farklı olsaydı ne bitkilerden, ne de diğer canlılardan söz edebilirdik.

40) Suyun reaksiyon kabiliyeti de canlılığın diğer şartlarından biridir. Su ne bazı asitler gibi parçalayıcı özellikler gösterir, ne de argon gibi hiçbir reaksiyona girmeden durur. Suyun akışkanlık değeri, suyun katı halinin sıvı halinden daha hafif olması da yeryüzündeki canlılığa büyük katkıda bulunur.

Bu makaledeki verileri tamamlayıcı bir akademik çalışma olması bakımından sitemizdeki  İmtiyazlı Gezegen adlı makaleninde incelenmesinin oldukça faydalı olacağını düşünüyoruz. Makaleye ulaşmak için yukarıdaki renkli yazılmış kısmı tıklamanız yeterlidir.

ÖNEMLİ!

İngilizce bilenler BBC’nin muhteşem belgesellerinden Yeryüzü: Gezegenin Gücü ( Earth: The Power of The Planet) adlı serinin  Nadir Yeryüzü (Rare Earth) bölümünün 6 parçalı halinin ilk kısmını aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirler.Yukarıda bahsedilen verilere dair güzel bir belgesel.

http://akillitasarim.wordpress.com/2011/11/06/rare-earth-nadir-yeryuzu/

Bu bölüm Yeryüzünde  aşırı karmaşık ve çeşitlilikte yaşamın oluşması için gerekli olağanüstü koşulların neler olduğu ve bunların nasıl olup hem hayatı hemde evrimi düzenlediği ile alakalı. Geri kalan 5 bölümü Medya kısmından diğer videolarla birlikte izleyebilirsiniz.


About these ads

EVRENİN TASARIMINA 40 ÖRNEK” üzerine 9 düşünce

  1. Evrenin hesaplanan, gözlemlenen parametreleriyle hayatın varlığı arasında nasıl bir bağlantı olduğunu gösteren güzel ve yararlı bir bir yazı olmuş.

    Selamlarımla

  2. Geri bildirim: Evrenin Tasarımına 40 Örnek « Son sultan'ın Dünyasına Hoş geldiniz…

  3. üzgünüm, bu 40 madde ancak ortaokul öğrencilerini ikna edebilecek kadar becerili. “şu olmasaydı bu olmazdı” grameri üzerine kurulu, ilahi koronun her vurguda hissettirildiği bu süslü cümlelerin anlatmaya çalıştığına idrak etmek noktasında bizlerde yorgunluk baş gösteriyor. hem yazan hem de “yaratan” için neden bu kadar zahmet?…

    • Evrenin evrimine gelmeden yeryüzündeki yaşamın kaynağı ile ilgili Neo-Darwinci bir bilim adamının hakemli bir yayınından abiogenesis ( abiogenesis or biopoesis is the study of how biological life arises from inorganic matter through natural processes) günümüzdeki anlamı ile ilgili bir alıntıyı aşağıda veriyorum.

      Robert Shapiro ;

      Problem şu analojiyi akla getirmektedir: 18 delikli bir sahada golf oynayan bir golf oyuncusu düşleyin, daha sonra farz edelim ki top oyuncu olmadan kendi kendine bu sahada oyuna devam etsin. İşte bu çalışmada böyle bir olasılığı göstermektedir. Prebiyotik sentezin, nükleotidleri oluşturması için doğal güçlerden meydana gelen (depremler, rüzgârlar, kasırgalar, seller vs gibi) bir birleşimin golf sahasındaki topun gerçekleştirdiği sonucu yeterince zaman verilirse gerçekleştirebileceğini kabul etmek zorundadırlar. RNA’nın kendi kendine oluşumunu engelleyecek herhangi bir doğa yasası bulunmamaktadır, fakat bunun gerçekleşmesi için gerekli şans gerçektende devasadır.

      http://akillitasarim.wordpress.com/2007/08/01/hayatin-baslangici-icin-daha-basit-bir-baslangic-fikri-uzerine/

      iyi çalışmalar…

  4. E-Posta mesajımı dikkate aldığınız için çok teşekkür ederim.
    Gerçekten Türkiye’nin ender sitelerinden biride sizin siteniz.
    Sizinle her konuda anlaşmasam da – en içten tebriklerimi ve en iyi dileklerimi sunuyor, herkese tavsiye ediyorum.
    Siteniz, daha çok düşünen, tartışan ve anlaşan bir toplum olabilmemiz yolunda değerli bir katkı niteliğinde.

    Saygılarımla.

    • Sayın Yener,

      İlk önce yorum katkınız için çok teşekkür ederim. Okurlar ve çevremdeki dostlarımdan aldığım bazı yapıcı eleştiriler sonucu makalelerimi daha kısa ve öz anlatıma sahip, jargondan arınmış olmasına gayret gösteriyorum.bu nedenle olsa gerek, kurduğum analojileri derinlemesine açmıyor, bazende genellemeler ile attığım fikir tohumlarını kullanıyorum. Böylece benim işaret ettiğimden farklı açılımlara sebep olan yeni fikirlerin yorumlarla ortaya çıkması mümkün olabiliyor. sizin yorumunuzda bu şekilde bir yorum olmuş. Makalemin özünü iyi anlamış ve ifade etmek istediğimiz terminoloji ile daha net bir şekilde aktarmışsınız.

      “kamu” eliyle ivmesi artırılan ve desteklenen bir kontrolsüz büyüme var ve aslında sistemin defalarca tıkanmaya müsait olduğunun ve her seferinde kapitalizmin krizleri aşarak kendini yenilediğinin farkındalar. Tabii bu döngülerin de kısalmasını (Kondratieff eğrileri) ve dünyanın daha da tahrip olmasını sağlıyor; buraya dair bir “sorumluluk” hissedilmiyor (dışsallaştırma), daha doğrusu bu yük herkesin sorumluluğuymuşcasına davranılıyor, kabul ettiriliyor.

      Bu gibi yorumları makale içinde parantez dahilinde müsaadeniz ile kullanmak istiyorum.Böylece daha geniş bir yelpazedeki okura fikir üretimi için açık-kapalı pencereler sunabiliriz. Sizin itiraz ettiğiniz noktanın yani kamu müdahalesinin de ben piyasa koşullarınca belirlenmiş doğasından ötürü kamu tarafından yapıldığını düşünmüyorum.Bu bir yanılsama.Piyasa tüm ulus devletlerden daha büyük bir güç haline geldiği için şu an o kamu müdahaleleri işlemiyor.

      Yorumunuzun ikinci kısmına iki farklı cevabım olacak. Siz;

      önerdikleri ve sizin de çözüm olarak kabul ettiğiniz “yeşil enerji çalışmaları, yeşil ekonomi modelleri” buna nasıl deva olabilir? Paradigma ve model aynı şekilde devam ettikçe sistemin yan tedavilerle ömrünün bir X yıl uzaması ne kadar sahici bir çözüm olabilir?

      İlk olarak esas sorunun bu modeller ve paradigmalar ışığında dünyayı anlamlandırmaya çalışmak olduğunu düşünüyorum.Bu modeller C.Meriç üstadın dediği gibi insan zihnine giydirilmiş deli gömlekleri.birtür insan kibridir. Ait olduğu ekolojik sistemin ürününün o sistemin tümünü kendi aklı çerçevesinde anlamlandırabileceğini düşünmek naif bir çaba. Çünkü o akıl o sistemin sınırları çerçevesinde şekil almış bir son ürün. Ne demek istediğimi daha net anlatan iki makalemi önereceğim;

      http://akillitasarim.wordpress.com/2011/07/05/teorinin-sonu-veri-madenciligi-bilimsel-metodu-gecersiz-kildiginda/

      http://akillitasarim.wordpress.com/2011/09/29/tum-modeller-yanlistir-ve-onlarsiz-da-yapabildigimizi-goreceksiniz/

      Paradigma ve model aynı şekilde devam ettikçe sistemin yan tedavilerle ömrünün bir X yıl uzaması ne kadar sahici bir çözüm olabilir?

      Makale içerisinde buna cevap verdim ama tabi açılması gerekli.Buda teleomeraz olayının detaylı açıklamasını gerektiriyor. Kısaca makale içersindede açmam gerekli olduğunu anladım. Şöyle ki Telomeraz enzimi, somatik hücrelerde az olarak bulunur. Bu yüzden normal bir hücrenin her bölünüşünde, telomer boyu yaklaşık 100 baz çifti kadar kısalır. Telomer kısalması, hücre bölünmesini zamanla durdurur. Bunun esas görevi hücre bölünmesinin kontrol edilmesi ve kontrolsüz büyüme olan kanserin önlenmesidir diyebiliriz.bunun bedeli de eninde sonunda bu koruma programının kısalarak bir sona varmasıdır. Biz buna yaşlılık diyoruz. Böylece kanserden çabuk ölmemiz yerine yaşlanarak ölüyoruz.Bu yapı bize sürdürülebilir bir büyüme sağlıyor. Yeşil enerji çabalarını sadece rüzgar,dalga ve güneşle sınırlı tutmayın. Craig Venter ve ekibinin çalışmaları sentetik genoma sahip yeni tür alg benzeri canlıların bizim için gelecekteki enerjiyi sağlayıp oksijen miktarını arttırması söz konusu.bu konudaki çalışmalar oldukça umut verici. Ben bu tip çalışmaların teknoloji-ilerlemenin sürdürülebilir bir hayam döngüsüne katkısı sağlayabileceğini göstermek istedim.Tabii ki ”Gattaca” gibi senaryolarında hazırda bekletildiği unutulmamalı.Sanırım bu insna iradesinin metafiziksel mutasyonu ile olacak. Ekolojik parçası olduğumuz Dünyanın ya kanseri ya anlamlı bir parçası olacağız.Şimdilik gidişatımız kanser olduğumuz şeklinde..

      Bana yeni yorum pencereleri açan yorumunuz ve katkınız için tekrar çok teşekkür ederim.

  5. Geri bildirim: ateistlere cevaplar | Gözde.net

Yorumlar kapalı.