BENCİLLİK EVRİMSEL OLARAK SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL

Shaunacy Ferro  08.01.2013

Çeviri: Mustafa Ajlan Abudak

Darwinci eğilimlerin tersine, evrim önceden zannedildiği gibi köpek köpeği yer dünyası benzeri bir süreç olmayabilir. (Richard Dawkins gibi ateistlerce popülerleştirilen Gen Bencildir kanısı) Bencil canlı bir süre hayatta kalmayı başarabilir, fakat yeni oyun teorisi araştırmasına göre, uzun vadeli hayatta kalma işbirliği gerektirmekte. (Bunu birkaç makalemde dolaylı olarak dile getirmiştim. En altta bağlantıları vereceğim.)

Oyun teorisyenleri  geçen yıl Ulusal Bilimler Akademisi Tutanağında yer alan oyun teorisinin klasik bir durumu olan, iki hükümlünün daha az ceza almak için birbirleriyle iş birliği yapmak yada birbirlerine ihanet etme fırsatını konu edinen, ekonomi, psikoloji ve evrimsel biyolojide geniş çaplı olarak araştırılan Tutsak İkilemi oyunu hakkında yeni bir taktik bakış içeren makale yayınlandığında, bilindik Darwinci eğilimleri terk ettiler.

Sıfır belirleyici  yada SB adı verilen bir taktik kullanarak, ( matematiksel modelde belirleyici olarak anılan değerin sıfır olarak düzenlenmesi.) makale  bencil oyuncuların işbirliği yapan oyuncuları yenilebileceğini gösteren, ”ödüllerin tek taraflı adil olmayan  paylaşımını” yürürlüğe koyan iddiayı tartışmaya açtı. Tutsak İkilemi biyolojik fenomenleri açıklamakta kullanıldığından beri, şu soru ortaya çıkmıştı. Evrim bencilleri mi kayırıyor?

Bencillik evrimsel olarak sürdürülebilir değildir. Michigan State Üniversitesi mikrobiyoloji ve genetik profesörü Christoph  Adami ve onun araştırma ortağı Arend Hintze, akabinde SB taktiklerinin evrimin işbirlikçilere göre bencilleri kayırdığını kanıtladığına dair şüphelere sahiplerdi. Nature Communications‘ta bugün yayınlanan bir makalede, çalışmalarında oluşturdukları simülasyona göre, SB taktikleri evrimsel olarak kararlı değiller ve sonuç olarak, bencil oyuncular hayatta kalmak istiyorlarsa işbirlikçi olmalılar.

” Adami basın açıklamasında : eğer cimri ve bencilseniz, evrimin sizi cezalandıracağını bulduk. Kısa bir süre için belirli bir rakip dizgesi karşısında, bazı bencil organizmalar başarı gösterebilir. Fakat bu durum sürdürülebilir değildir.”

Okumaya devam et

HOLİSTİK BİR TARİHSEL BAKIŞLA DARWINİZM NEDİR?

tautology

YADA KAPİTALİZMİN DOĞASI ÜZERİNE..

Totoloji, bir bileşik önermenin kendini oluşturan önermelerin her değili için daima doğru sonuç vermesi durumu. Bir şeyi kendi kapsamıyla tanımlayan tanımlardır. Bu tür tanımlar yeni bir bilgi vermez. Örneğin, ‘Ev evdir.’, ‘adam gibi adam’, ‘totoloji gibi totoloji’ gibi tanımlar kendi başlarına yeni bilgi vermez.

Makalenin ismi Darwin’i anlamak olabilirdi. Makalenin içeriği çok geniş olduğundan mümkün mertebe kısa ve okuyucuyu bilgilendirici olması için disiplinler arası bütüncül (holistik) bir bakış gerekliydi. Darwin kadar günümüz bilimsel düşüncesini, sosyal yapısını etkilemiş az insan vardır. Onun çığır açan düşünceleri ve bu düşüncelerin etkilerini incelemek için onu kısaca tanımak,yaşadığı dönemi bilmek ve teorisini bu bilgiler ışığında ele almak gerekir. Bunun dışındaki tüm çabalar ya ideolojik olur ya da psikolojik.

Roy Weintraub’un , bilimsel teoriler ile ilgili söylediği şu söz makalenin çerçevesini oluşturmaktadır:  “tüm teoriler birer otobiyografidir.”

Darwin kendi evrim teorisini kurgularken, tüm bilim insanları gibi, ilk olarak içerisinde bulunduğu sosyal süreci gözlemleyerek teorisini kurgulamaya başlamıştı. Bu nedenle, Darwin’nin fikirlerini incelemeden önce onun zihnine şekil veren zamanı ve sosyal koşulları incelemek, onu anlamak için yapılması gereken ilk adım olmalıdır. Çünkü her deha zamanının eseridir ve esiridir.

Bu konuda ülkemizde belki en yetkin kişi, o dönem edebiyatını ve toplumunu hayatı boyunca inceleyen Mina Urgan hanımefendidir. Mina Urgan’ın belirttiği gibi (Urgan, M. (2003). İngiliz edebiyatı tarihi. İstanbul: YKY) kavramsal olarak çelişki ve çatışmalarla dolu olan Viktorya dönemini yine çelişki ve çatışmalarla dolu anahtar kelimeler aracılığıyla vermektedir ki bunları aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:

1. Ailevi değerlerle saygıdeğer olma merakı ve bunun getirdiği ikiyüzlülük,

2. Toplumsal durumlardan ve bireysel koşullardan aptalcasına memnunluk,

3. Cinsel konularda yapay çekingenlik ve sevgisiz evliliklerin kutsal bulunması,

4. Dar kafalılık ve dinsel yobazlığa karşın, Hristiyanlığın dibini oyan bilimsel araştırma ve gelişmeler,

5. Para ve madde severlik ve alt sınıfların ve parasızların saygın bulunmaması,

6. Plansız gelişen sanayileşme ve haksızlıklarla dolu çalışma şartları ve adaletsiz ekonomik düzen,

7. Sanata duyulan düşmanlık ve edebiyatın salt eğlence aracı olarak algılanması. 2

Bu maddeler arasında konumuzla yakından alakalı olanlar: 4. , 5. ve 6. maddelerdir. Darwin devrinin insanı olarak, özellikle babası ve eşi ile ilgili özel yaşamında bu maddelerin tümünden az ya da çok etkilenmiştir. Bu başka bir makale konusu olabilir. Biz ilgili maddelere değinelim.

4.Madde Viktorya dönemini özetleyen bir maddedir. Gerçekten de ikiyüzlü bir taassubun toplumun her katmanını sarması,bunun sosyal dokuya olan etkilerini devrin yazarlarının eserlerinde (Charles Dickens vb.) görebiliyoruz. Bu gergin sosyal dokunun asıl sebebi, sanayi devrimi ile gelen toplumsal değişim hızının daha önce hiç tecrübe edilmemiş kadar hızlı ve sarsıcı olması olduğunu düşünüyorum. Bu aşırı değişimin bir tür toplumsal gelişim ve refah olarak sunulması ve rasyonelleştirilmesi çok zordu. Bu değişim hızı, İngiltere gibi kast benzeri geleneklere sahip toplumların üzerine inşa edildiği sosyal dokuyu oldukça zorluyordu. Bunun sonucunda, geleneklere sıkı sıkıya tutunan ama bir yandan da değişime perde arkasından ayak uydurmaya çalışan bir toplumsal hayat vardı.

Okumaya devam et

MÜZİK, REZONANS VE TELEOLOJİ

Eğer evrenin sırlarını bulmak istiyorsanız, enerji,  frekans ve titreşim bakımından tefekkür edin ” Nicola Tesla

ZİHİN VE KOZMOZ

       Mustafa Ajlan ABUDAK

    ATEİST BİR PROFESÖR DARWIN KARŞITI NASIL OLUR?

Thomas NAGEL‘ın son kitabı Zihin ve Kozmoz (Mind & Cosmos) ABD bilim çevresinde ses getirmeyi başardı. Kendisi indirgemeci görüşe olan karşıtlığı ile tanınan bir hukuk profesörü. Bu kitabıyla bilincin ortaya çıkması husunda bilim dünyasındaki hakim paradigma olan Neo-Darwinci görüşlere karşı bir argüman oluşturmakta. Tanınan bir ateist olması ise, kitabının mahiyeti ile ilgili ayrıca merak uyandırmakta.

Bir bilim insanının felsefi ya da dini tercihinin yaptığı çalışmaların değerlendirilmesinde önemli olmaması gerektiğini düşünüyorum. Fakat dünya birçok düşünsel ve fikirsel kamplara ayrılmış durumda ve sanki bir fikrin ve düşüncenin çekirdeğindeki önermenin savunulması, onu savunan kişiyi de facto olarak o düşünceyi taşıyan ister felsefi, ister siyasi, ister dini, ister ekonomik olsun, tüm alt grupların savunucusu ve destekçisi olarak kabul edilmesine yol açıyor.

Toptancılık eğilimi maalesef kendini eğitimli ve elit gören akademik dünyanın genelinde görülen bir metastaz. Bu, akademinin Plato’dan beri ilk kez tamamıyla elitlerin elinden alındığı bir bilgi devrimin içinde yaşadığımız halde, akademik olarak eğitim almayanlara düşünce hakkı bile vermek istemeyen bir tür otokratik refleks. Belki de bu sebeple doğal olarak bir düşüncenin sahibi olmasını beklediğimiz kişilerden ” ezber bozan yaklaşımlar ” duymak, hem şaşırtıcı hemde bu ezberi taşıyanlar için yapı sökücü bir nitelik içeriyor. Bu bakımdan da fikri destekleyen açıklamalardan daha fazla, bu fikri savunan veya eleştirenlerin ilgi alanına girebiliyor. Buda onu daha geniş bir perspektifte değerlendirilmesi için bir fırsat sunuyor.

İşte Thomas NAGEL’ın kitabı  Zihin ve Kozmoz yukarıda bahsettiğimiz niteliğe sahip bir yayın gibi durmakta. Bu sebeple kitabı okumuş ve incelemiş birinden (Casey LUSKIN-Discovery Institute) profesörün ID yani Akıllı Tasarım (Teleolojik Evrim) hakkındaki düşüncelerini kitaptan yapılan alıntılarla incelemek faydalı olabilir.

Okumaya devam et

BİLİMSEL TEORİLERİN MANTIK YAPISI ÜZERİNE

Mustafa Ajlan ABUDAK

Tanımlama ile başlayalım. Bilim veya ilim 1,fiziki ve doğal evrenin yapısının ve hareketlerinin birtakım yöntemler (deney, veya gözlemler) aracılığıyla sistematik bir şekilde incelenmesini de kapsayan entelektüel ve pratik çalışmalar bütünüdür. 2

Sanırım Evrenin, Dünyanın ve canlıların fiziksel yapısı üzerinde yapılan deneyler, bize yalnızca neyi bilmediğimizi gösterir. Mantıksal olarak, kesinlik olanaksızdır. Bilim olarak adlandırdığımız olgunun temelinde ise deney yatar. Deney bize gerçekliğin nesnel yapısının açıklar. Belirli bir konuya ilişkin yeterli miktardaki deneyle doğruyu bulabilir ve doğa yasalarının mantıksal temelini oluşturan kanıtlanabilir ve nesnel kuramlar ortaya koyabiliriz. Koyabilir miyiz?

Kesinlikle hayır. Ancak bu, bilimsel ilerleme kuramını ilk kez ortaya atan Francis Bacon’dan sonra üç yüz yıl kadar egemen olan ‘‘deneysel yöntem” inancıydı. Bacon’un önerisinin ana yapısı şuydu; bir bilim adamı bilinebilir ve bilinemez arasındaki sınırda bulunan bir konuyu ele alır. Denetim altında konumları çok iyi gözlenmiş ve denetlenmiş ölçümlerini yapar, bir başka deyişle ‘‘laboratuvar”ında ”deney” yapar.

Yeterli sayıda deneyin ardından bazı noktaları ortaya çıkarmaya başlayacaktır. Daha sonra bilim adamı, bu noktaları, mantıksal olarak gözlemlerini açıklayan hipotezin doğruluğunu güçlendirmek için kullanacaktır. Bu yeni ve güçlenen hipotez insan bilgisine yeni ufuklar ekleyecek ve bilim adamı daha ileri düzeylerdeki deneylerle bunu sağlamlaştıracaktır. 3

Ockhamlı’nın Usturasını Kullanmak

 Ockhamlı William 1285-1347 yılları arasında yaşamış ünlü bir filozoftur. Ockhamlı’nın usturası, gereksiz spekülasyonları önlemeye, onlara değer vermemeye yarayan, O’nun geliştirdiği bir tutumluluk ilkesidir. Buna göre, herhangi bir şeyi açıklamak üzere öne sürülen birden fazla açıklama söz konusu olduğunda, açıklanmak durumunda olanı, en az sayıda açıklayıcı ilke ve kabulle açıklayan ve olabildiğince çok şeyi açıklamayı başaranın seçilmesi gerekir; en basit açıklama, gerçekliği olduğu şekliyle tarif eden en muhtemel açıklama olma durumundadır.

Ockhamlı’nın bu ilkesi, hem modern bilimin, hem de felsefenin önemli ilkelerinden biri olarak geniş kabul görmüştür. Bu ilke sayesinde “zihnimizde ve dilimizde var olanlar” ile “gerçekte var olanları” ayırt etmeyi öğrenir, gereksiz ve yararsız izahlarla uğraşmaktan korunuruz. Bu ilkenin usturadan söz etmesinin nedeni, bilimsel olarak gereksiz ve varsayıma dayalı olanı kopartıp atmaya yaramasıdır.

Bunların tümü açık ve mantıksal görünmektedir. Öyleyse yanlış nerededir? Önce Bacon’ın ortaya koyduğu ilkeye bakalım. Getirdiği öneri bilimin hayali kavramlara ve duygulara yer vermeden deney ve gözlemle doğruyu bulabileceğin yönündedir. Bunu ‘‘ampirik yöntem” olarak adlandırabiliriz.  4

Okumaya devam et

EVRİM ÖNGÖRÜLEBİLİR Mİ? ŞAŞIRTICI BİR DERECEYE KADAR CEVAP EVET

Mustafa Ajlan ABUDAK

Evrim elde edilen verilerin sürekli desteklediği üzere holistik bir öğrenme sürecidir. Bunu daha önceki birçok yazımızda neden bu şekilde algıladığımıza değinmiştik. Bir daha kısaca özetlemek gerekirse ;

Eğer bizler organizmaları tasarlamak ve uzak zamanda tasarım amaçlarını gerçekleştirmelerini sağlamak istiyorsak, hayatın kendisini içerisinde bulduğu çevrenin sürekli bir değişim ve düzensizlikler yaşadığını hatırlamak zorundayız. Gerçekten de eğer uzak zamanı hesaba katarsak, olası asteroit çarpışmaları gibi potansiyel yıkıcı değişiklikleri de hesaba katmalıyız. Bunun anlamı, gerçekleştireceğimiz tasarımlarımızın, geniş bir yelpazede var olan yaşamsal meydan okumalara karşı yeterince değişken ve uyumlu olarak yaşam formunun içeriğine yerleştirilmelidir. Ve böylesine bir uyumu sağlayan evrimsel mekanizmaların rastlantısal doğasının gereği, evrim önden yüklemeli durum tarafından yapılandırılan bu tip rastlantısal süreçlerce açıklanan bir süreç olacaktır. Gerçekten de daha önceden de önerdiğim gibi evrim bir öğrenme süreci olarak görülebilir.

Eğer bu evrimsel değişen mekanizmaları rastlantısal değil de bunun yerine yönlendirilmişse, demek ki oluşabilecek tüm potansiyel çözümler ve meydan okumalar, esas hücrenin içerisine kodlanarak daha sonra nihai bir kararlılıkla milyonlarca yıl kendisine ihtiyaç duyuluncaya kadar üretilmiştir. Tasarım Matrisi’nde Mike Genenin açıkladığı gibi:

Belki de bir tasarımcı daha iyi bir çözüm geliştirdi. Popülasyon hücrelerini bilgisayar olarak ele alalım. Bu popülasyon en azından “hayatta kal” adlı genetik bir program tarafından birbirine bağlanan bir sinirsel ağ yapısı olarak düşünülebilir. Artık her bir hücreye çevreyi denetleyen ve çevresel meydan okumalara karşı genomda özel değişiklikleri planlayan bir bilgisayar kurmaya gerek yoktur. Bu asli görev rastlantısal şekilde oluşan mutagenetik süreç yoluyla çevresel meydan okumalara karşı çözümleri masaya koyarak, bunlardan işe yarayanların popülasyonu değiştiren ve de popülasyon tarafından değiştirilmesiyle sonuçlanan bir süreçle gerçekleştirilir. Popülasyon içerisindeki değişimleri takip eden doğal seçilim tasarımcının olasılıklar denizindeki yıkımlara karşı uyum sağlama, öğrenme yetenekleri ile donanmış hücreleri çalıştırarak gerçekleştirmiş olabileceği bir strateji türüdür.

Buna ek olarak, yanal gen transferi ve gen duplikasyonu mekanizmalarını ele alın. Bunlar evrim ve uyum sağlamanın varlığından emin olunması adına oldukça akılcı yollardır. Her iki mekanizmada önden yüklemeli bir evrimi yankılamaktadırlar.

Kitabı Tasarım Matrisi’nde yine  Mike Gene:

Gen duplikasyonu yukarıda bahsedilen tasarım sorunlarını basit bir yolla çözer. Çünkü hücreler kendini çoğaltırken aynı zamanda mutasyona uğratıp yeni çözümler ararken, temel tasarlanmış yapıyı koruyabilir. Temel yapıda korunduğu müddetçe, yeni işlev için oluşan yol da korunup çoğaltılabilir. Bu önden yüklemeli tasarımcı için harikulade bir çözümdür. Tek bir süreçle bizler hem orijinal tasarımı üretip çoğaltabilir ve ilk tasarımı silmeden, ikincil tasarımlar için var olan şemayı düzenleyip yeni açılımlar ortaya koyabiliriz. İstikrar (stability) ve değişim. Hepsi tek bir paketin içerisinde mevcuttur. 1

Evrim, çoğunlukla bir dizi rastgele değişiklikler gibi algılanmıştır, fakat aslında yeni araştırma sonucuna göre, evrim oldukça geniş bir yelpazedeki türlerin paylaştığı çevresel bir baskıya karşı üretilen basit ve tekrar eden genetik çözüm tarafından yönlendirilmektedir.

Princeton Üniversitesi, Science dergisinde türlerin genlerinin bilgisinin – ve bu genler tarafından kodlanan proteinlerin dış koşullardan ne derecede etkilendiğini – dış faktörlerin yönlendirmesiyle öngörülebilir evrimsel patikaları belirlemede kullanılabildiğini gösteren bir araştırma sonucu yayınladı. Evrim öngörülebilir mi? Princeton Üniversitesi Evrimsel Biyoloji ve Ekoloji Fakültesi doçenti kıdemli araştırmacı Peter Andolfatto göre:  Şaşırtıcı bir dereceye kadar evet.

Okumaya devam et

İMTİYAZLI GEZEGEN

Mustafa Ajlan ABUDAK

İmtiyazlı Gezegen belgeselini bundan yaklaşık 5 sene önce İstanbul’dan şahsıma gelen teklif üzerine çevirdim. Belgeseli 4 sene önce oldukça güzel bir şekilde çeviriyi gözden geçirip yayına koymuşlar. Bu harika belgeselin konusu ne? İmtiyazlı Gezegen kitabı hakemli dergilerde yayınlanmış araştırma verileriyle ve  astro-fizik dünyasından aldığı geniş kabulle, dünyamızın nasıl olup da Güneş Sisteminde ve hatta Samanyolu’nda ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunu ortaya koyuyordu. Salt determinist paradigmalara göre; Dünya, Güneş sistemi ve tüm hayat alelade bir konumdaydı. Konumumuz herhangi bir ayrıcalık taşımıyordu.Buna Kopernik Prensi adını verdiler.

Samanyolu’nda ve Güneş sisteminde, Güneş sisteminin Samanyolu’nda ki mevkisinde bir ayrıcalık olması son derece saçma bir görüştü. Ve… bu kitap ve yapımdan sonra saçma olan görüş diğer hakim görüşü yerinden etmiş oldu. Bunu gene bilimin bize sağladığı verilerle gerçekleştirdi. Tüm bu veriler gezegenimizin ve Güneş sistemimizin son derece imtiyazlı konumlara sahip oldukları ve tüm bu değerlerin canlılık için gerekli değerleri de kapsadığını gösterdi. Hatta daha da ileri giderek toplamda tüm bu imtiyazlı değerlerin ”bilimsel keşfin akıllı canlılar tarafından yapılması‘‘ için gerekli olan tüm koşulları da içerdiğini kanıtladı.

İlk çeviri metnim ve ilgili makalem:

http://akillitasarim.wordpress.com/2008/09/01/imtiyazli-gezegen-belgeseli-tam-metni/

http://vimeo.com/4115328